BİTİREMEDİĞİM KİTAPLAR

Haziran 2007 - Yıl 96 - Sayı 238

 

            Kitaplarla, bir okuyucu olmanın ötesindeki ilişkim başlayalı kırk yılı geçti. Doğrusunu isterseniz, ben Türk okuyucularını, hele başına milliyetçi sıfatı eklenenlerini anlamakta hâlâ zorluk çekiyorum; neyi, niçin okurlar, bir ilkeye bağlayamıyorum.  Elbette ki bu kırk yıl içinde çok şey değişti. Bu değişmelerin okuyucu tercihlerine yansıması doğal; ancak değişmeyen, değişmeyecek olan ve değişmemesi gereken şeylerin varlığı da kesin. Mesela Türkçe sevgisi, güzel Türkçe duyarlığı, değişmeyecek olanların başında. Öyle ise hele edebiyat alanında güzel bir Türkçe ile yazılmış, övülmeye değer bir üslûp taşıyan eserlerin daima ve artan bir sayıda okunmaları gerekmez mi?  Hayır, okunmuyor!

            Toplumun edebiyat ilgisi zayıfladı desem, o da değil; çok, çok satan edebiyat ürünleri var. Türkçe ve üslup duyarlığı kayboldu, okuyucunun düzeyi çok düştü desem, haksızlık etmiş olurum. Dedim ya, işin içinden çıkamıyorum.

            Anar’ın “Beş Katlı Evin Altıncı Katı” isimli romanı çıkalı yıllar oldu; eline alan yok.  Ben mi bu kadar mürekkebi boşuna yalamışım bilemiyorum. Bu kitap dünya aşk edebiyatının önde gelen romanlarındandır. Nasıl görülmez ? Bu romanı okumayanlar ne okurlar bilmem...

            Kemal Abdulla’nın, Dedem Korkut’u romanlaştıran kitabı, Eksik El Yazması adıyla çıktı. Hem roman olarak, hem Türk Dünyasının ortak değeri Dede Korkut tiplemesi açısından üzerinde çok durulması ve tartışılması gereken bir eser. Hele içine bir Şah İsmail romanı yerleştirilmiş ki tadına doyulmaz. Ayrıca, Alevi-Şii gaybubet anlayışı ve Şah sevgisi açısından özellikle dikkat edilmesi gereken bir örgüsü var. Çıt çıkmıyor!

           Türk okuyucusu Elçin’i doğru dürüst tanımıyor!

           Eski solcuların ve Araptan gayri Müslüman tanımayan bazı çevrelerin “ sükût suikastı”  bu durumu açıklamaya yetmez...

           Bir de bu çevreler, Orhan Pamuk’un Nobel ödülüyle alay edince, komplo teorilerine sarılınca, gülmeli mi, ağlamalı mı şaşırdım... 

                                *              *

                                                       *

           Bazı kitapları bitiremem, bitirmeye kıyamam, yani bitecek diye korkarım; bitecek ve ben bu güzellikten yoksun kalacağım. Kitap okumayı bir çeşit tüketim gibi algılamak ne derece doğrudur bilemiyorum; ama güzel bir kitabı, çocukların tatlı bir meyveyi yedikleri gibi okuma meylim vardır; bitecek korkusuyla. Her kitabın tadı kendine hastır; ne bir başka kitapta, ne de ikinci okuyuşta alabilirsiniz.

           Güzel bir romanın tam keyfine, bir oturuşta okumakla varabilirsiniz. Romanları kiralayarak okuduğumuz zamanlardan kalma böyle bir alışkanlığım vardır. Hem ucuza gelir, hem de en hırslı ve keyifli kitap okuduğum o zamanlarımda, heyecandan, öfkeden, merhamet yahut meraktan coşup kabardığım bir kitabı niçin yarım bırakayım ki?

           Buna rağmen bazı kitapları hemen bitirmeye kıyamam. İlk kere, Behçet Necatigil çevirisinden Kunt Hamsun’un Göçebe’sini okurken bu duyguya kapıldığımı sanıyorum. Türkçe ve üslup güzelliği bu duyguyu yaşatıyordu.

           Geçtiğimiz Ramazan’a Orhan Okay hocanın, “Bir Başka İstanbul”u ile girdim. Balat ve çevresi merkez olmak üzere çocukluk ve ilk gençlik yıllarını yaşadığı İstanbul’un hayatını/kültürünü anlatır.  Her akşam birkaç sayfa okuyup, kapattım. Ramazan geçti; kitap bitmedi. Geçen akşam dayanamadım, Üsküdar Rüyası’ndan başlayıp on beş yirmi sayfa okudum. Geriye bir yudumluk şey kaldı. Sonunda onu da okuyup hatimesini çektim.

           Dili güzelleştiren, tadını veren üsluptur. Hele ana dilinin bütün imkânlarını kullanabilen bir ustanın üslubu ise dil bütün güzelliklerini sergiler. Orhan Okay hocanın üslubu böyle. Ben ana dilimin lezzetini bir de Yusuf Ziya Ortaç’ın kısa yazılarında böyle derinden duymuşumdur. Orhan Okay son derece iddiasız, doğal bir akış içinde yazıyor; fakat bu berrak suyun durulmuş derin bir kaynaktan geldiğini anlıyorsunuz. En sıradan konuları yazdığında bile arkasındaki büyük kültürel birikimi hissediyorsunuz. Bu birikim, üslubu tadına doyulmaz kılıyor. Hoca’yı tanıyanlar, kişiliğindeki zarafet, zenginlik ve sevginin bu üslubu biçimlendirdiğini söyleyebilirler. Doğrudur; eskiler “Üslub-u beyan ayniyle insan” dememişler mi... ?

           Bitirmeye kıyamadığım ikinci kitap, Anar’ın “Dede Qorqut”udur. En son bir iki sayfa daha okuyup bıraktım. Zaten incecik bir kitap; yarım saatlik canı var.  Biliyorum, her şey gibi bir gün o da bitecek; ama mümkün olduğunca uzun sürsün istiyorum. Çünkü bu kitaptaki Türkçe güzelliği bir daha ele geçecek gibi değil.

           Anar üslup sahibi büyük bir romancı, fakat “Dede Qorqud”, özellikle bir üslup çalışması. Ötüken Yayınevi kitabı özgün şekliyle yani Azerbaycan Türkçesi ile yayımlamış. “Köksü yaşıl ulu dağlar bele vuruş görmemişdi. Dibi derin dar dereler bele döyüş bilmemişdi.” diye başlayan bu kitabı, ya bir solukta bitirirsiniz yahut benim gibi bitiremezsiniz.  

            Kitap çıkalı yıllar oldu. Anar’ın Dede Qorqud’unu okuyan kaç kişi oldu dersiniz?

                                          *            *   

                                                       *

    Şehir kitabı güzellerinden biri de Sevinç Çokum’un  “Kayıp İstanbul”u. Okurken çocukluğumun kasabasını hatırladım; ilişkilerdeki o sıcaklığı, insanlardaki cana yakınlığı bir kere daha yaşadım. Dahası l960’lı yıllarda İstanbul’da öğrenci olduğum için, bazı sokakları ve iş yerlerini hatırladım gibi...

    Çokum’un kitabının önemli bir özelliği malzeme zenginliği. Demek ki hikâyeci yaratılmış bir insanın hafızası da ona göre oluyor. Ayrıntılar tablonun tamamını, diyelim ki Beşiktaş’taki bir yokuşun bütününü güzelleştiriyor. Fark ediyorsunuz ki büyüyen şehirlerde “acele hayat” yüzünden ayrıntıları yaşayamıyorsunuz ve çevre soğuklaşıyor.

“Kayıp İstanbul”da, sanki biraz tedirgin gibi başlayan üslup, sayfalar ilerledikçe kıvamını buluyor ve okuyucuyu sarıyor.

Ayrıntılar deyince bir başka şehir güzeli, Kadir Üredi’nin “Bir Şehrin Beş Hali” akla geliyor. Bir insan bir kentin bütün kültürünü, suyolu onarımcılarının usullerinden, hanımların hamam safâlarına, faytoncu kültüründen Ramazan gecelerine kadar hayatın bütün ayrıntılarında nasıl bilir şaşırıyorsunuz.  Bütün bunlar o kadar rahat bir üslupla yazılmış ki, sanırsınız Sivas hayatının fezlekesi çıkartılmış,  yazsın diye Kadir Üredi’ye verilmiş. Yedinci Şehir’in yazarı Özkan Yalçın’ın sevdiğim bir ifadesiyle, Kadir Üredi Sivas’ta yaşamamış, Sivas’ı yaşamış.

     Hangi kentimizin geçmiş yahut yaşayan kültürünü bu denli kapsamlı ve kalıcı anlatan bir kitap var, bilemiyorum. İmrenmemek ve sevmemek mümkün değil. Kadir Üredi Yazarlar Birliği’nin ödülünü, hakkıyla kazanmıştır.

                                                       *                    *

                                                                  *

                   Bu yazıyı bitirmiştim ki,  Mitat Enç’in “Selamlık Sohbetleri” geldi; safa geldi, hoş geldi.  Hala okuyorum; yani her akşam, bir bölümünün bir kısmını, eğer kendimi tutamazsam tamamını okuyorum; ama daha ileri gitmiyorum.

                   Şehir kitapları diye nitelenen türün bizdeki piri Ahmet Rasim üstadımız olmak gerekir. Tabii Evliya hazretleri her türlü sınıflamanın üstündedir ve semasında tek yıldızdır. Fakat sanırım benim neslimin bu türe ilgi duyması ve peş peşe denemeler vermesi Mitat Enç hayranlığındandır. Onun Uzun Çarşının Uluları’nı bilip de okumamış olanlar, okur-yazarlıklarını unutmuş olabilirler yahut daha önemli bir mazeretleri vardır.

                   Selamlık Sohbetleri de bu büyük ustanın çocukluğunun geçtiği bir konak çevresindeki Antep hayatını anlatır; Antep Savaşını, Seferberliği, Ermeni meselesinin gerçek yüzünü, bütün sadeliği ve perde arkası görüntüleriyle bu üslup güzelinde okuyabilirsiniz.

                   Selamlık sohbetlerini okurken, Orhan Hoca hakkında söylediklerimi hatırladım;  o yer yer çarpıcı,  güzel üslubun arkasında büyük bir kültür birikimini görüyorsunuz. Bu birikim, öğrenim çağında gözlerini kaybeden bir insana ait olunca,  hayranlığınız sınırları zorluyor...  

                    Mekânı cennet olsun.

 


Türk Yurdu Haziran 2007
Türk Yurdu Haziran 2007
Haziran 2007 - Yıl 96 - Sayı 238

E-Dergi: Ücretsiz

Sayının Makaleleri İncele