NÖRAL ANLAMDA YARATICILIK

Mayıs 2007 - Yıl 96 - Sayı 237

 

  

        İnsanoğlunun şu an gelmiş olduğu nokta “gelişmişlik” olarak kabul edilirse, bu gelişmenin itici gücünü insanın yaratıcı yanının oluşturduğu söylenebilir. Eğer insanoğlunun yaratıcı yanı olmasaydı, ortaya koyduğu kültürün düzeyi karıncaların, arıların, kuşların vb canlıların oluşturduğu hayat tarzından çok farklı olmayabilirdi. Hala mağarada yaşıyor olabilirdi, giysisiz dolaşabilirdi, toplayıcılıkla veya avcılıkla geçinebilirdi. Korunmasını fiziksel imkânlarıyla sağlayabilirdi. Kısacası hayatını içgüdülerinin denetimi altında sürdürebilirdi. Ancak insanoğlu mevcut haliyle diğer tüm canlıları denetimi altına alabilecek donanıma sahip bulunmaktadır. Hatta kendi türünü bile denetim altında tutma yollarını bilmektedir. İnsanoğlunun bu farklılığı nereden kaynaklanmaktadır? İnsana bu üstünlüğü sağlayan bir biyolojik temel var mıdır?

İnsanoğlunun kavram kapasitesinin fazlalığı ona diğer türler karşısında bir üstünlük sağlamaktadır. Bu üstünlüğün temelinde nöronlar yer almaktadır. Yapılan araştırmalar “Türlerin kavram kapasiteleri ile nöron sayıları arasında doğrudan bir ilişki bulunduğunu” ortaya koymaktadır.1 İnsanoğlunun kavram kapasitesinin fazla olması nöronlar arası bağlantı (sinaps) miktarıyla açıklanabilir. İnsan beyninde bir milimetre küplük bir alanda yaklaşık 600 milyon sinaps bulunmaktadır. İnsanın sahip olduğu bu imkân onun hıfzetme, analiz etme ve karar verme kapasitesini artırmakta ve dolayısıyla diğer canlıları denetim altına alma imkânları da artmış olmaktadır.

İnsan Yaratıcı Olmaya Mahkûm mudur?

“Kolorado üniversitesinden Magdanela Pospesco başkanlığında yürütülen bir çalışma sonucu insanın bilişsel yeteneklerinin gelişiminde etkili olan bir gen keşfedilmiştir. MGC8902 olarak kodlanan bu genin, “yenilikçilik” ve tekâmül konusunda önemli bir role sahip olduğu belirtilmektedir. Bu genin en önemli özelliklerinden biri beynin üst düzey bilişsel işlevleriyle ( dil, bilinç, temsil yeteneği vb.)  ilgili bölgelerindeki (alın, çeper, şakak ve occipital loblar) bir protein grubunun (DUF1220) sentezlenmesini sağlamasıdır. Bir başka özelliği ise, DUF1220’lerin nöron hücrelerinin bünyesinde ve onların dallanmalarında veya dendritlerde çok bol olmasıdır.”2 Bu araştırmanın sonucuna göre insanoğlu biyolojik olarak istese de istemese de yenilik yapmak zorundadır.

Nöral Anlamda Yaratıcılık Nedir?

Sözlüklerde “yaratıcılık” kavramı “yaratma yeteneği, keşfetme yeteneği, yeni ve özgün görüşleri bulma yeteneği, özgün tasarılar ortaya koyma, kişisel yapıtlar tasarlama ve gerçekleştirme yeteneği ve eğilimi” şeklinde tanımlanmaktadır. Psikolojik anlamda ise “Her bireyde var olduğu kabul edilen, bir şeyi yaratmaya iten varsayımsal yatkınlık” olarak ifade edilmektedir. Yaratıcılık bir anlamda yeni bir şey yapabilme yeterliliği olarak da kabul edilebilir. Özgün bir ürün ortaya koymak “yaratıcılık” kavramıyla açıklanabilir.   

Özgün ürünün meydana gelebilmesi için hem zihinsel hem de eylemsel bir süreç gerekmektedir. Bu süreç bazen kısa bazen de uzun olabilir. Sürecin uzun ya da kısa olması önemli değildir, önemli olan bu süreç sonrasında özgün ve farklı bir ürünün ortaya çıkartılmasıdır. Bu ürün somut olabileceği gibi soyut da olabilir.

İster somut ister soyut olsun ortaya çıkan her ürün temelde beyinsel faaliyetlerin bir sonucudur. Beyinsel faaliyetler ise bir anlamda nöronlar arası ilişkilerin sonucunda ortaya çıkmaktadır. “Nöronların dört temel görevi bulunmaktadır: İçeriden veya dışarıdan gelen bilgilerin aktarılması, bu bilgilerin analizi, hafızaya kaydedilmesi [dönüştürülmesi] ve son olarak da kararın kaslara gönderilmesi.”3 Bütün bu işlemler saniyenin onda biri kadar süreden daha kısa bir zamanda gerçekleşmektedir.

 “Birey öncekiler tarafından denenmiş teknikleri yeniden keşfetmez. Bu teknikleri ağır ağır gerçekleşen buluşçu bir öğrenme sırasında kazanır. Nöron bağlantıları toplumsal davranışlar sayesinde tekrarlanan düzenli işlevsellikle şekillenir. Sinaptik değişkenliği engellemenin tek yolu tekrardır.”4 Bu durumda insanın toplumsal boyutu yaratıcılığının gelişmesinde ya da gelişmemesinde önemli bir yere sahiptir. Bireyin ailesiyle ve içinde yaşadığı toplumla kurduğu ilişki yeni bir ürün ortaya koymasında belirleyici olmaktadır. Aile ve toplum bireyi yeni ürün ortaya koyma konusunda teşvik ederse veya en azından engel olmaya çalışmazsa, birey daha rahat ortamlarda çalışmalarını sürdürme imkânını sağlamış olur.

“Birey çocukluğundan itibaren inşa ettiği kendi zihinsel sistemine bağlı kalarak faaliyetlerini sürdürür. Ancak zihinsel sisteminin inşasında içinde yaşadığı kültürün baskınlığı önemli bir role sahiptir.”5 Birey zihinsel sistemini kültürün kendisine dayattığı koşullara uygun olarak kurmak durumundadır. Aksi halde ağır bir bedel ödemekle karşı karşıya kalabilir. Ortaya koyduğu değerin toplum tarafından anlaşılması ya da toplumun bu değerin farkına varması bazı durumlarda ödenen ağır bedel sonunda olabilir. Bilim tarihi benzer örnekler bakımından zengin bir geçmişe sahiptir. O halde yaratıcılık bir anlamda alışkanlıklara karşı gelebilmektir. Bunun beyin bağlamındaki anlamı ise farklı nöron bağlantıları oluşturmak şeklinde açıklanabilir. Michel, yaratıcılık kavramını “Kültürün dayatmasıyla oluşan bir nöron bağlantısını engelleme iradesi” olarak ifade etmektedir.  “Çocukta, yaratıcı yetişkindeki gibi, çevresel değişikliklere uyabilmek için nöronsal esnekliği sürekli uyarma ihtiyacı bulunmaktadır.”6

Hafıza İle Yaratıcılık Arasında Bir İlişki Var mıdır?

 Deneyimlerimizle kazandıklarımızın aradan geçen zaman içinde şu ya da bu biçimde zihinde tutulma işlevine hafıza diyoruz.7 “Hafıza beyinde tek bir merkezde değildir, parçalar halinde beynin tamamına dağılmış durumdadır. Hafızanın tek bir anında; görsel, işitsel, kokusal, tatsal, dokunsal, duyuşsal olmak üzere bir hayli olay vardır. Bunların her birinin çok sayıda bileşenleri bulunmaktadır. Örneğin bakma renkleri, hareketleri, ışıkları, uzaydaki konumu işler.”8 Dolayısıyla, kazanılan bir hatıranın parçaları beynin hemen her yerine dağılmış durumdadır.

“Her bireyin doğumundan itibaren (hatta fetüs döneminden) geçirdiği deneyimleri depolayan geniş bir hafıza sistemi vardır. Bu deneyimler bir anlamda bireyin içinde bulunduğu ve hayatı boyunca yaşadığı olaylar ve bu olaylar arasındaki ilişkilerden meydana gelen dünyayı yansıtır. Beyin, hafızanın bu muhtevasını esas alarak, karşılaştığı yeni deneyimler hakkında her an kestirimlerde bulunur ve muhtemel değişikliklerden sonra onları kaydeder. Bu hafıza-tahmin sistemi algılamaları, yaratıcılığı ve bilinci düzenlemek suretiyle insan zekâsının esasını oluşturmaktadır.”9 Yalnızca öğrendiğimiz bilgilerin depo yeri olmakla kalmayan ve zekâmıza da temel teşkil eden hafızanın besin kaynağını yenilikler oluşturmaktadır. Bilindiği gibi yenililikler ise yaratıcı becerilerin ürünleri olarak ortaya çıkmaktadırlar. O halde bu verilerden hareketle beynimizi geliştirmenin bir anlamda hafızamızı geliştirmek olduğunu söyleyebiliriz. Londra’da bulunan UCL beyin bilim enstitüsü araştırmacılarından Düzel, İngiliz ve Alman araştırmacılarla birlikte yaptıkları araştırmanın sonuçlarını “Yeni deneyimlerin sergilenmesi hafızayı geliştirmektedir, öğrenme sırasında yeni unsurlar hafıza üzerinde sıradan uyarıcılara göre daha etkili olmaktadırlar. Yalnızca yenilikler bütünüyle mezansefal bölgesinin güçlü bir biçimde uyarılmasını sağlamaktadır” şeklinde ifade etmektedir. 

Mezansefal bölgesinin motivasyon düzeyimizi ve dopaminin beynin alın ve şakak bölgelerinde meydana getirdiği dengelemelerin, tahmin etme kapasitemizi düzenlediğini söyleyen Düzel, yenilik-beyin ilişkisiyle ilgili tespitlerini şu şekilde özetlemektedir:   “Biz yeniliğin bu bölgeyi uyardığını kanıtladık. Bize göre, bir yenilikle ve buluşla karşılaşma dopamin düzeyimizde güçlü bir etki meydana getirmektedir. Yeni bir şey gördüğümüzde onun bize göre dengelenme potansiyelini belirliyoruz. Yeniliklere bağlı bu potansiyel dengeleme için çevremizi araştırmada bizi motive etmektedir. Beyin, uyarıcı bilindik hale geldikten sonra denge arayışını bırakıyor ve bu potansiyelini kaydediyor. Bu nedenle, yalnızca tamamıyla yeni nesneler mezansefal bölgesini aktive etmekte ve dopamin düzeyimizi artırabilmektedir.”10 Bu veriler bize, beyin tarafından tercih edilen içeriklerin beklenmedik ve yeni durumlarla ilgili olduklarını göstermektedir.

Yaratıcılık Geliştirilebilir mi?

Yaratıcılığın geliştirilmesinde başta bireyin kendisi olmak üzere, bireyin içinde yaşadığı aile, ailenin mensup olduğu toplum ve toplumun eğitim sistemi birinci derecede etkili olmaktadır. Birey yenilik yapma konusunda istekliyse, bu tutumu içinde bulunduğu toplumsal yapı tarafından destek görüyorsa, bu isteğini rahat bir biçimde uygulamaya geçirebilir, aksi halde rahat bir biçimde alışkanlıkların denetimi altında hayatını sürdürebilir. Birey zaten yaratıcılık açısından donanımlı olarak dünyaya gelmektedir. Ancak içerisinde bulunduğu ortama uyma zorunluluğu ve ortamın da yeniliklere bakışı belirleyici olmaktadır.

 Ansermet ve Magistretti,11 artzamanlı eğitim sisteminin eşzamanlılıkla desteklenmesiyle yaratıcılığın gelişebileceğini belirtmektedirler. Yazarlara göre, “Eğitim sistemi artzamanlılık üzerinde temellenmiştir zira bir hikayeyi aktarmanın en kolay yolu onu bölümlemektir. Eşzamanlı bir bilgi aktarılabilir mi? İki bakış açısını yürütmek eğitim bilimlerinin işidir. Eğitim senaryosu bilginin eşzamanlı olarak aktarılabileceğini öngörmektedir. Bu nedenle, artzamanlı yaklaşım bizi bir yanılsamaya hapsetmektedir. Artzamanlı yaklaşım ile eşzamanlı yaklaşımın birlikte kullanılması keşfetmeyi kolaylaştırmaktadır (çok kaynaktan hareketle bir anda oluşan keşif).”

İnsanoğlu her nitelik gibi yaratıcılıkla ilgili niteliklerini de geliştirebilir. Bunun için içinde bulunulan ortam ve ortamı oluşturan şartlar önem arz etmektedir. Birey tarafından ortaya konan yenilikler toplumsal boyutta desteklenirse veya en azından engellenmezse her birey belli bir düzeyde yaratıcılığını gösterme ve geliştirme imkânını kullanabilir. Bununla birlikte yaratıcılığın öznesi bireydir. Eğer birey meraklı, araştırıcı, kendine saygısı ve güveni varsa, yenilikten ve yeni şeyler üretmekten hoşlanıyorsa, toplumsal engellemelere rağmen bir yolunu bulup yaratıcılığının ürünü olan yeniliklere imza atabilir.

DİPNOTLAR

1.3.4.5.6. MİCHEl, E. (2003). Les neurones et la créativité. » Lieux d’être, n° 36, Güz 2003. İnternet’ten 10.11.06 tarihinde elde edilmiştir: http://daniel.calin.free.fr/publications/neurones.html

2. LE FİGARO (23.09.2006). “Un gene clé dans l’évolution du cerveau.” İnternet’ten 10.11.06 tarihinde elde edilmiştir: http://www.lefigaro.fr/sciences/20060901.FIG000000022_un_gene_cle_dans_l_evolution_du_cerveau.html

7. ÖZAKPINAR, Y. (1997). Hafıza.s.7. İstanbul: Özal Matbaası.

8. CERVEAU DROİT (2006). “Puissance et complexité, Les fonctions du cerveau”.  İnternet’ten 10.11.06 tarihinde elde edilmiştir: http://cerveaudroit.ouvaton.org/article.php3?id_article=9

9. BAQUİAST, J-P. (2006). “Le cortex et le fonctionnement du cerveau”. İnternet’ten 10.11.06 tarihinde elde edilmiştir: http://www.admiroutes.asso.fr/philoscience/cortex.htm

10. DÜZEL, E. (2006). “La nouveauté, clé de l'apprentissage”. İnternet’ten 10.11.06 tarihinde elde edilmiştir: http://cordis.europa.eu/fetch?CALLER=NEWSLINK_FR_C&ACTION=D&QF_RCN=2618

11. ANSERMET, F. ve MAGİSTRETTİ, P. (2005).“Le cerveau et la plasticité.” Groupe Intelligence Collective de la Fing. İnternet’ten 16.12.2006’da elde edilmiştir: http://openfing.org/fing/WEB INF/fichiergw/le20cerveau20et20la20plasticite_1125054454979.pdf#search='regarder%20et%20cerveau


Türk Yurdu Mayıs 2007
Türk Yurdu Mayıs 2007
Mayıs 2007 - Yıl 96 - Sayı 237

E-Dergi: Ücretsiz

Sayının Makaleleri İncele