EROL GÜNGÖR’ÜN TEFEKKÜRÜNDE TARİH ANLAYIŞINA BİR BAKIŞ

Mayıs 2007 - Yıl 96 - Sayı 237

 

 

Sadi’nin “Bahtiyar o kimsedir ki ilim, adalet ve iyilikle ün kazansın. Bu geçici dünyaya her gelen mutlaka gidecektir. İnsan ne ektiyse onu biçecektir. İnsana iyi ve kötü isminden başka bir şey kalmaz”[1] tespitinden pay sahibi olmuş kişiler vardır. Millî ruhun mütemadi teşekkülü, tazelenmesi, millî mefkûrenin devre ve ihtiyaca göre anlam kazanması bu seçkin dimağlar sayesinde olmuştur. Karl Popper; “Bilim öncesi düzeyde yanlış teorilerimizle birlikte kendimizde yok olur, ayıklanırız; yanlış teorilerimizle birlikte biz de ortadan kalkarız. İlmi düzeyde ise; kendimiz sistemli bir biçimde yanlış teorilerimizi ayıklamaya çalışırız. Bizim yerimize yanlış teorilerimizin ölmesini sağlarız”[2] demektedir. Bu cümleden Erol Güngör, Osman Turan gibi münevverler, millet hayatının ve kültürünün bu siyakta müceddidleri, müdafileri ve musahhihleri olmuşlardır.

 Türk ilim ve fikir hayatında sonraki nesiller için de bir ilham şulesi olan Erol Güngör, ilmî yönü yanında, ‘üniversitenin dışına çıkarak sokaktaki adamla ve kahvedeki entelektüelle iç içe yaşamayı seven, bu yolla, toplumun kılcal damarlarına kadar yayılan yeni fikirleri, yeni eğilimleri ve yeni heyecanları asıl kaynağında yakalayabileceğini bilen bir kişiydi.’[3] Ancak ne denirse densin bu insanları anlatmakta bunaltan kalemler hep acze düşmüşlerdir. Türk Milletinin sahip olmakla iftihar edeceği, kendisine vefa borcunu ödemekte acze düşeceği evlatlarından birisi de merhum Erol Güngör’dür. Erol Güngör, Türk Milletinin değerlerine bağlı, aynı zamanda çağının farkında ve şuurunda bir ferdiydi. Bu itibarla o, milletimizin sadra şifa gördüğü ve yetişmesini beklediği münevver tipidir. Hoca’nın tefekkür dünyasının kökleri çok geniş bir sahaya yayılmıştır. Türk Millî kültürünün modern çağda düştüğü meseleleri kendi gelişim ve değişim yönleriyle tarihi arka planlarıyla ele almıştır. Aynı zamanda modern dünyanın anlayışlarıyla kendi değerlerimizi mukayese etmiş ve zamanımıza uyarlama mevzularında ciddi bir imal-i tefekkür eylemiştir. Doğu ile Batı arasında muallâkta kalan bir millete ne idiğini, ne hâle geldiğini ve ne olabileceğini anlatmaya çalışmıştır. Türk Milletinin tarih defterine düştüğü kültür notlarını bugünkü durumla karşılaştırarak meselelere atıflarda bulunmuştur. O kökü mazide olan atiydi dense sezadır.

Erol Güngör zihinleri karıştıran sosyal olayların, sosyal ilim metoduyla tahlilini yapan bir ilim adamı ve münevverdi. O günü birlik heyecanları işleyen, kalem kavgalarıyla uğraşan bir münevver olmadı. Ona göre,‘Türkiye’nin talihsizliği henüz kitle cemiyetinin teknolojik seviyesine erişemeden avamî kültürün yaygınlaşmasıdır. Yüksek seviyede kültür sahibi bir azınlık aydın grubu hiç yaratamadan, vülgarizasyonlar veya kulaktan dolma bilgi kırıntılarıyla yetinmeye çalışan Türkiye adeta bir çıkmaz içinde görünmektedir. Türkiye modern bir kültür yaratmak zorundadır ama bunun için öncülük yapacak kalitede bir aydın zümresine sahip değildir. Kitlelere gelince, onların bir kültür yarattığı hiç görülmüş değildir.’[4] Çağdaş bir Türk millî kültürü kurmanın gereği ve bunun yolları üzerinde kültür meselelerinde derin tecessüsü hocanın tefekkür dünyasının önemli meselelerindendi. Türkiye’de yıkıcı akımlara karşı millî bünyeyi kuvvetlendirici tedbirler üzerinde çalışmayı mefkûre hâline getirmişti. Türkiye’nin son yüzyıllarda geçirdiği değişmeler; kültür, tarih ve bunların gelişimi, batılılaşma, modernleşme, çeşitli alanlardaki buhranlarımız gibi meseleler onun belli başlı çalışma sahaları olmuştur.

Kültür meseleleri, Erol Güngör’ün çalışmalarının mihveri olması yanında kanaatimizce üç saç ayağından da biridir. Bir yönüyle kültür meseleleriyle ilgilenirken Türk milletinin ruh haritasını çizmeye çalışmıştır. Bu yolla geçmişten geleceğe giderken uğranılan duraklarda alınan ve verilenlerin tespitiyle değişimin dinamiklerini anlayıp çözümler üretmeye çalışmıştır. Kültür meseleleriyle ilgilenirken istifade ettiği en önemli kaynaklardan biri tarih olmuştur. Ona göre tarih: “Bir milletin hayatıdır; yani hayat içinde karşılaşılan ve büyük ölçüde başkalarınınkinden farklı olan şartların ve bu şartlara yapılan tepkilerin hikâyesidir; kültür ise bu tepkilerden doğan inanç, norm ve davranış özellikleridir. Avrupalılaşmayı işte imkânsız kılan şey işte budur. Biz her milletin tarih ve kültürünün o millete mahsus olduğunu kabul ettiğimize göre her milletin modern teknolojiyi benimseme ve kullanma tarzının da kendine mahsus olacağını kabul etmeliyiz.”[5]  Hocanın millet, tarih ve coğrafya anlayışı devrî değildir. Yani Türk tarihini bir bütün içinde görmektedir: “Bugün Türk denince Türkiye Cumhuriyeti sınırları içinde yaşayan ve ana dili Türkçe olup da bizim sınırlarımızın dışında yaşayan milyonlarca insan vardır. Demek ki Türklerin bugünkü Türkiye’ye gelmeden önce de bir tarihleri vardır. Bu tarih boyunca çok çeşitli ülkelere yayılmışlar, oralarda devletler kurmuşlardı.”[6] “Tarih canlıdır; bu onun özerk bir faaliyet alanına sahip olarak insanları kendi hükmüne boyun eğdirmesinden ötürü değil; insanların kendi tarihlerini hayatiyet sahibi kılacak iradeyi ve dirayeti gösteriyor oluşlarındandır. Bir milletin sırtına yabancılar tarafından giydirilen bir elbise olarak tarih ilk bakışta gösterişli ve yakışmış görünse bile bir esaret, mahkûmiyet elbisesidir. Buna mukabil bir milletin kendi varlığını kendinde bulmak için eliyle biçip, dikip giydiği bir elbise olarak tarih beynelmilel sahada gösteriş yapmaya fazlaca müsait olmasa bile, o milletin özgürlüğünün güvencesidir. Gerçek tarihini benimsemiş bir millet Hegel’in anladığı tarzda –Tarihsizlik talihsizliktir- tarihin hükmü yüzünden esarete düşse bile varlığını korudukça, kurtuluş yolunu açık tutmuş olacaktır.”[7] Yorumu bir yönüyle Erol Güngör’ün tarihe yaklaşımını da izah eder. O, modern zamanlarda millete hayatiyet verecek irade ve dirayeti bulma yolunda tarihe yönelmiştir. Erol Güngör, Tarihte Türkler[8] adlı eserinde, İlk Türklerin kimliğinden başlayarak bir Türk dünyası profili oluşturarak; Türk kültürünün ayakları yere basan, tarihi gerçekliği olan, hamasi, ideolojik yaftalardan ibaret olmayan bir yapı olduğunu ortaya koymaya çalışmıştır. Erol Güngör, tarihle ilgilenirken bir sosyolog ve millet ruhunda açılan gedikleri kapama gayretinde bir usta anlayışında olmuştur. Tarihle sırf bir tatminsizlikten dolayı değil Türkiye’nin aleyhine olduğunu düşündüğü değişmede, nerede sürçtüğümüzü, hata ettiğimizi anlamak maksadıyla ilgilenmiştir. “Tarihi düşünce bize eski tecrübelerden çıkardığımız hayal kırıklığı ve yeis hükümleri kadar, yine o tecrübelerden aldığımız cesaret ve başarı imkânlarını vermektedir. Bu tecrübeler içinde dağılıp kaybolmak mümkün olduğu gibi onların birikmiş gücünün yardımı ile geleceğe doğru en büyük ve cesaretle atılmak da mümkündür”[9] mülahazaları Erol Güngör’de de rastlanan tarihe bakış açısıdır. Erol Güngör durumdan şikâyetçidir. Hangi saikler durumumuza sebeptir arayışının önündeki engellerden biri olarak tarihin saklanması ve bunun kasıtlı olarak yapılmasını görür. Ona göre objektif çalışmalar kadar, sübjektif yaklaşımlar da tabiidir. Esasen objektif olgular pek az istisnasıyla her zaman meydandadır. Tarihten asıl kast edilen şey bu olguların bir mana ifade edecek şekilde yorumlanmasıdır. Bu yorumların birbirinden farklı olması kadar tabii bir şey yoktur. Ona göre bu engellemelerin müntehası fikir hürriyeti davasıdır. Yani geçmişe yönelmenin önünde böyle bir imkânsızlık ya da fikir hürriyeti imkânının olmaması vardır.  Erol Güngör tarihe yönelme sebeplerini şöyle izah eder: ‘Mazide özlenen şeyler bizim bugünkü hayatta mahrum kaldığımız kıymetlerdir. Mazinin hangi devrinde o kıymetler en yüksek mevkide ise o devre hasret çekiyoruz. Saadeti tarihte arayanların dayandığı çok kuvvetli bir temel vardır; Tarihimizin büyüklüğü ve zenginliği.[10] Tarihimizin büyüklüğü bizim için hem kuvvet, hem zaaf kaynağı olmaktadır. Derme-çatma bir millet olmadığımız için, bazı aydın çevreleri bütün yürek karartıcı sefaletine rağmen, gururumuz ayakta kalıyor ve gelecek için büyük ümitler besleyebiliyoruz. Dün büyük olduğumuz gibi yarın da büyük olabileceğimizi düşünüyoruz. Kısacası büyük bir tarih, büyük bir millet anlamına gelmektedir. Bize böyle bir şahsiyet sağlayan geçmişimizi tebcil etmekten, ona bağlılık ve saygı duymaktan daha tabii ne olabilir.’[11] ‘Modern tarih ilminin ortaya çıkışına kadar insanlar tarihi başlıca iki maksatla kullanıyorlardı. Bunlardan birincisi yaşanmakta olan hayatı geçmişle temellendirmek suretiyle ona bir meşruluk kazandırmak, bir mana vermekti. İkinci gayesi ise geçmişe bakarak gelecek hakkında kehanette bulunmak,”kader”in neden ibaret olduğunu anlamaktı. Bugün tarih iki büyük maksada hizmet etmekten ziyade, yoruma daima açık vakaların objektif bir tespiti şeklinde anlaşılmaktadır. Bu anlamda tarih sosyal ilimlerden biridir ve ilim tarihi, sosyal tarih, iktisat tarihi, kültür ve medeniyet ilh. gibi dallar hâlindedir.[12]  

Erol Güngör tarihle ilgilenirken karşılaşılması muhtemel sıkıntıları tespit etmiş ve tarihle avunma alışkanlığına karşı ikazda bulunmuştur: ‘Fakat geçmişimiz bazen istikbali göremeyecek kadar gözlerimizi kamaştırıyor ve gereği kadar gerçekçi olamıyoruz. Tarihte değil bugünde yaşadığımız dolayısıyla karşımızdaki problemleri ancak bugün geçerli olabilecek bilgi ve teçhizatla çözebileceğimizi adeta unutuyoruz. Geçmişimizin bütünü içinde yeri olan şeylerin hayata olduğu gibi aktarılması mümkün değildir; ancak yeni hayat içinde o özelliklerin nispeten farklı bir mana kazanacağı, bazı noktalar da ise tamamıyla kaybolacağı bilindiği takdirde, geçmişe gerektiği gibi yaklaşabiliriz. Geçmişten istediğimiz her şeyi alıp bugüne aktarmamız kafamızda kolay görünse bile gerçekte imkânsızdır. Türkiye’de idrak yanılması sadece tarihe dönmek isteyenlerde değil, ondan kaçmak isteyenlerde de görülüyor. Geçmişimizden hoşlanmayanlar, o geçmişin kolayca geri gelebileceğinden korkuyorlar. Bu yüzden geleneklere bağlı olanları eski devri “hortlatmak” niyetiyle suçluyorlar. Eğer onların vehimleri gerçek olsaydı, yani geçmişi diriltmek mümkün olsaydı, o geçmiş zaten ortadan kalkmaz, bugün de devam ederdi. Ölünün dirildiği görünmemiştir. Ancak ölünün hatıraları pekâlâ devam edebilir ve bu hatıraların aziz tutulması hiç kimseye zarar vermez.’ [13]  

 Erol Güngör, tarihin yorumlanması ve millî şuur kaynağı olması yönünden tahlilini şöyle yapar: ‘Tarih araştırması dışında ilgi konusu olan tarihin bir sosyal fonksiyonu olmalıdır. Tarih yorumları insanın kendisine ve dünyaya bir mana vermesine imkân sağlamak bakımından büyük bir ihtiyaca cevap vermişlerdir. Tarihin belli bir tarzda yorumu, insanın kendi hüviyeti ve görev konusunda belli bir fikre varması demektir. Bu da onun ileri de ne yapacağını belirleyen esas faktördür. Sosyal olayların ve müesseslerin çoğunlukla insan hayatını aşan bir tarihleri vardır; bu yüzden daha iyi bir perspektif kazanmak isteyenler, kendi tecrübelerinin sınırlarını aşıp daha geriye gitmek “tarihe eğilmek” zorundadırlar. Bir şeyin izahını yapmak, her şeyden önce onun tarihine bakmak demektir. Sosyal olaylar tarihî olaylardır, yani bir zaman süreci içinde meydana gelirler ve bu zaman bazen çok (bir insan ömrünü aşacak kadar) uzundur. Hiç kimse şimdi gördüklerinin tarihini daha önce “ne” olduğunu öğrenmeden yapamaz.’[14]  

‘Tarih şuuru, tarihin akışı hakkında belli bir görüş sahibi olmak demektir. İnsan tarih olaylarını manalı bir bütün içindeki parçalar hâlinde gördüğü anda “tarih şuuru” kazanmış olur. Millî devletler “millî tarih şuuru” üzerinde kurulur. Millî tarih şuuru millete ait tarihin basit vakalar yığınından ibaret değil de bugünkü kaderi çizen manalı bir zincirin halkaları hâlinde anlaşılması demektir. Milliyetçilerin savunduğu bir millî tarih şuuru o milletin insanlarını belli bir millî benliğe sahip kimseler hâline getirecek, bu da ortak tarihe sahip insanların yine ortak çalışma ile kuvvetli bir istikbal verebilecekleri fikrini kuvvetlendirecektir. Tarih şuuru sayesinde arkamızda sonsuz bir geçmişin bulunduğunu ve önümüzde sonsuz bir geleceğin bulunabileceğini düşünebiliyor, bu düşüncenin verdiği azim ve metanet içinde hareket edebiliyoruz.’[15]Ortak tarih şuurunun doğması sadece bugünkü mevcut olan şeylere meşruluk ve güç kazandırmakla kalmaz. Mazi birliği, yeniliklere temel bulmakta da faydalı olabilir. Bugünkü hayatımızda var olmayan bir şeyin kaynağı çok eski geçmişimizde bulunduğu veya gösterildiği takdirde o da bir çeşit meşruluk kazanır, yerli ve millî olur. Fakat herhangi bir yeniliğe eskiden kök bularak meşruluk kazandırmak, her şeyden önce eskinin tanınmış ve benimsenmiş olmasıyla mümkündür.  Geçmişten kök bulmak, yeni hâle getirmekle aynı mânâya gelir. Şu hâlde geçmişin hiç değilse bir “sosyal hafıza” hâlinde bugünkü hayatımızda bulunması şart oluyor.’[16]

Erol Güngör tarihin millet hayatı açısından kıymetine şöyle temas etmiştir; ‘Millet için hayatı denince tarihi, hayat tecrübesi denince de kültürü anlıyoruz. Millet ile tarih arasındaki ilişki milliyetçilik için iki bakımdan önem taşır; birincisi, tarihin millet hayatında objektif bir önemi vardır. Biz pek çok şeyimizle birlikte bugüne gelmişizdir. İkincisi millet-tarih ilişkisine tarih şuuru diyoruz. Tarih şuuru, millet fertlerinin kendi tarihleri hakkındaki düşünceleridir. Bu düşünce bazen gerçek tarihe uygun olabilir, bazen olmayabilir. Fakat millet fertlerinin millî şuur sahibi olmaları gerçek tarih ortaklığından daha çok bu tarih şuurunun herkeste veya büyük çoğunlukta bulunmasına bağlıdır. Bu yüzden tarih şuuru, tarih birliğinden ve eskiliğinden önemlidir. Geçmişten kök bulmak, yeni hâle getirmekle aynı manaya gelir. Şu hâlde geçmişin hiç değilse bir “sosyal hafıza” hâlinde bugünkü hayatımızda bulunması şart oluyor. Tarihin millî hayat içinde kullanılması çeşitli şekiller gösterir. Bunlardan biri de tarihin bazı unsurlarına sembol kıymeti vermek ve o sembol etrafında bir takım duyguların uyanmasına çalışmaktır. Sağlam bir tarih şuuru verebilmek objektif olaylarla sübjektif tarih anlayışını mümkün olduğu kadar birbirine yaklaştırmaya çalışmakla başarılabilecek bir iştir. Milliyetçiliğin doğuşu bir bakıma millî tarihin doğuşu demektir, bazen bu tarih objektif gerçeklerden çok efsanelerden ve arzulu düşüncelerden (hülya) ibaret olsa bile daima aynı fonksiyonu görür; insanları millet denen bir sosyal bütünün parçaları olduklarına inandırmak, böylece onlar arasında birlik ve dayanışma sağlamak.’[17]  

Erol Güngör, ‘Bugün gençlerimizin bir kısmında Türk tarihine karşı görülen ilgisizliğin veya karşı çıkışın başlıca sebeplerinden biri vaktiyle tarih adına anlatılan şeylerin feci yanlışlardan ibaret olduğunun anlaşılmasıdır’[18] diyerek tarihe karşı ilgisizliğin sebeplerine de dikkat çekmiş ve usul meselesine değinmiştir. Onun tarih yaklaşımı madalyonun her iki yönünü de gören, gerçekçi, tarafsız ve millî akıl süzgecinden geçirilmiş bir yapı arz etmekteydi. Yukarıda dikkat çekilmeye çalışan yönleriyle tarih anlayışı millet, kültür, millî kültür gibi onun tefekkür dünyasının temel taşlarını manalandırmaya yönelik bir mahiyette idi. Erol Güngör Dünden Bugünden Tarih, Kültür, Millîyetçilik[19] ve Kültür Değişmeleri ve Millîyetçilik[20] başlıkları altında iç içe olan bu yapıları kendi tefekkür süzgecinden damıttıktan sonra Türk milletinin hizmetine sunmuştur. 

Erol Güngör’ün tefekkür dünyasının diğer bir ayağını Türk milletinin medeniyet dairesini ve değerler sisteminin kısm-ı azâmını teşkil eden İslam ve modern devirlerdeki meseleleri oluşturmuştur. Erol Güngör, İslam’ın yenidünyada nasıl yorumlanacağı, yani bugün nasıl bir din hayatı yaşamak gerektiği sorusuna kendi yaklaşımlarıyla cevap aramıştır. İslâm’ın Bugünkü Meseleleri[21] ve İslâm Tasavvufunun Meseleleri[22] isimli çalışmalarında İslâm ve medeniyetinin bugünü meselesini tahlile çalışmıştır. Bu mevzuları incelerken kıymet hükümlerimize konu olmaları, sûfîlerin kültür içinde oynadıkları roller gibi kendi tefekkür alanı içindeki yönlerden incelemiştir. İslâm’ı tasavvufî yorumları da dâhil olmak üzere derinliğine kavranmadıkça Türk toplumunu karakter çizgilerini anlamanın mümkün olmadığını çok iyi bildiğinden bu meselelere eğilmiştir.[23] Bu işi kendi sorumluluğu sınırlarında yapmış, gerisini ilgililere bırakma erdemini gösterecek kadar ilim etiği taşıyan bir insan olmuştur. Erol Güngör Türk milletinin harsî ve dinî meselelerini tahlile yeni zamanlarda yapılması gerekenler üzerinde durmuş, çözüm yolları aramıştır.

Erol Güngör’ün ilmî çalışmalarının diğer önemli bir yönü çağını anlama ve millî meselelere çözümlerde bu yolla daha gerçekçi olmadaki dikkatidir. O, devrini iyi idrak etmiş bir münevverdi. Ona göre: ‘Bugün, Avrupa’dan neyi alacağımızın tartışmasından ziyade neleri aldığımızın bir bilânçosunu yapmak durumundayız. Bugün yapılacak iş, Batı medeniyeti için en uygun sansürün veya kontrol mekanizmasının ne olduğunu aramak yerine-ki böyle bir şey zaten mümkün değildir.- Türkiye’de sağlam bir millî kültür kurmanın yollarını araştırmaktır. Batı ile-veya herhangi bir yabancı ülke ile- bu derece yakın ve kesif bir münasebete giriştikten sonra, oradan istenilen şeylerle birlikte istenmeyenlerin de gelmesi kadar tabii bir şey olamaz. Üstelik nelerin iyi nelerin kötü olduğunu kararlaştırmaya kalkmak, ister istemez antidemokratik ve gayri ilmî yolların denenmesini gerektirir. Önemli olan, yerli kültürün bunlarla kolayca yer değiştirecek şekilde zayıf kalmasını önlemektir. Türkiye’ye gelince onun asıl talihsizliği bu medeniyet alışverişinde kendi millî kültürünün dıştan ziyade içten tahribata uğraması böylece batılılaşmanın bozucu tesirlerine tamamen açık kalmasıdır.’[24] Erol Güngör, Millî Akılla modern devirleri tahlil ve tefsir etmiştir. Batı Düşüncesindeki Büyük Değişim[25], Dünyayı Değiştiren Kitaplar[26], Yirminci Asrın Manası[27] gibi tercümeler hep bu gayretin ürünleridir. Bu durum aynı zamanda Erol Güngör’ü ütopik, hayalci, hamâsî olmaktan kurtaran unsurlardan biri olmuş ve olaylara daha geniş bir perspektiften bakmasını sağlamıştır. Bu yön Türk münevverlerince ihmal edilen bir durumdur. Çağını anlayamamış zihinler kavramları, düşünceleri ve ürettikleri akıl ile içinde kaldıkları düşünce sisteminin bağlamında bir yön çizerler ki bu genelde milleti geriletmekten başka bir işe yaramaz. Erol Güngör bu yönüyle umumdan ayrılmıştır. O, doğuyu ve batıyı iyi anlamış bir münevverdi. Kendi medeniyet ve kültür meselelerine vâkıf, modern dünyada neler olduğundan haberdar bir ilim adamı portresi çizmiştir. Yaptığı fikir savaşına tam donanımlı olarak çıkmıştır. Çalışmalarında ele aldığı Millî kültür, İslâm, Çağdaş Dünya başlıkları kendi devresini aşmış bir fikir muhtevasını yakalamasını sağlamıştır. Erol Güngör, mevcut kültür kargaşalığında millî kültürü zayıflatıldığı bir ortamda millî nizamını kuramamış bir cemiyette; Millî kültür meselesini halledip, kendi millî kıymetler nizamını kurmasının böylece dev bir medeniyet karşısında kuvvetli bir unsur olmanın mücadelesini millî kültür ve meseleleri bağlamında vermiş bir münevverimizdir. O, kendi millî estetiğimizi kurmanın yorulmak bilmeyen âlim bir sanatçısı olmuştur. Bir hocasının (Mümtaz Turhan) ifadelerinden mülhem olarak Hoca, çay bardağının musikisinde bir milletin sosyal psikolojisini bestelemiştir.  

Onun fikirleri, Türk milletinin ruh toprağına atılmış birer tohumdur. Bu nüvenin vakti gelince elbet bahara yürüyeceği, sümbülleneceği, Türk İslâm medeniyetinin bir şaheseri olarak tavsif ettiği Osmanlının medeniyet eserlerimizin ve kültür kıymetlerimizin adeta imbikten geçmiş numunelerini vermiş ve yaratıcı gücümüzün en yüksek sembolü hâline gelmiş olmakla milletimize sonsuz bir ilham kaynağı olacağı muhakkaktır mülahazalarının bir gün millet ruhuna ilham olacağı demler de gelecektir. Elif gibi yapayalnız yaşayıp sabreden sessizlerin yüreğinden bir çığlık kopacaktır. Esas olan hakkın kapısına eli boş, ama yüreği umutla gidebilmektir.  Ümit ederiz merhum hocamız hem eli, hem yüreği dolu dolu ötelere uçmuştur. 

Batar, çıkar, gideriz, çaresiz, yorulsak da

Evet, belirmede, yer yer, birer sevimli ada;

Nedir ki arkası umran, filan değil, heyhat,

O, çöl dedikleri aylarca bitmeyen nakarat!

                                                                       M.A. Ersoy

         


         

[1] Sadî-i Şirazî, Bostan, (Haz. Sadık Yalsızuçanlar), İstanbul, 1999, s.54.

[2] Orhan Türkdoğan, Sosyal Hareketlerin Sosyolojisi, Ankara, 1988, s.11.

[3] Beşir Ayvazoğlu, Defterimde 40 Suret, İstanbul, 1996, s.124.

[4] Robert Browns, Dünyayı Değiştiren Kitaplar, (Ter. Erol Güngör), İstanbul, 1994, s. 9.

[5] Erol Güngör, Kültür Değişmesi ve Milliyetçilik, İstanbul, 1989, s. 25

[6] Erol Güngör, Tarihte Türkler, İstanbul, 1989, s.11.

[7] İsmet Özel, Tahrir Vazifeleri -5, İstanbul, 1992, s.10.

[8] Erol Güngör, Tarihte Türkler, İstanbul, 1989.

[9] Hilmi Ziya Ülken, Felsefeye Giriş, Ankara, 1963, s.20–21.

[10] Güngör, Kültür Değişmesi, s. 62.

[11] Güngör, Kültür Değişmesi, s. 64–65.

[12] Güngör, Kültür Değişmesi, s. 68–69.

[13] Güngör, Kültür Değişmesi, s. 65–68.

[14] Güngör, Kültür Değişmesi, s. 73.

[15] Güngör, Kültür Değişmesi, s. 75.

[16] Güngör, Kültür Değişmesi, s. 80.

[17] Güngör, Kültür Değişmesi, s. 78–80.

[18] Güngör, Kültür Değişmesi, s. 86.

[19] Erol Güngör, Dünden Bugünden Tarih- Kültür-Milliyetçilik, İstanbul, 1990.

[20] Erol Güngör, Kültür Değişmesi ve Milliyetçilik, İstanbul, 1989.

[21] Erol Güngör, İslâmın Bugünkü Meseleleri, İstanbul, 1996.

[22] Erol Güngör, İslam Tasavvufunun Meseleleri, İstanbul, 1989.

[23] Ayvazoğlu, a.g.e., s. 125.

[24] Güngör, Kültür Değişmesi, s. 40–46.

[25] Paul Hazard, Batı Düşüncesindeki Büyük Gelişme, (Ter. Erol Güngör), İstanbul, 1994.

[26] Robert Browns, Dünyayı Değiştiren Kitaplar, (Ter. Erol Güngör), İstanbul, 1994.

[27] Kenneth Boulding, Yirminci Asrın Manası, (Ter. Erol Güngör), İstanbul, 1980.


Türk Yurdu Mayıs 2007
Türk Yurdu Mayıs 2007
Mayıs 2007 - Yıl 96 - Sayı 237

E-Dergi: Ücretsiz

Sayının Makaleleri İncele