TERİM MESELESİ ÇERÇEVESİNDE ANA DİLİ VE ANA DİL TERİMLERİNE BİR BAKIŞ

Mart 2007 - Yıl 96 - Sayı 235

 

                                                                                              Veli Savaş YELOK- Salih Kürşad DOLUNAY

               

Terimler, bir bilim veya bilgi dalının anahtar kelimeleridir. Bu anahtar kelimeler sayesinde bilimler daha sağlam bir zemine oturur. İlim adamları birbiriyle ve akademik dünya ile olan iletişimlerini bu anahtar kelimelerle kurarlar. Sempozyum, kongre gibi ilmî toplantılarda konuları ile ilgili açıklama yaparken terimlerden yararlanırlar; üniversitelerde öğrencilerine ders verirken yine birtakım terimler kullanırlar. Terimler, üniversitelerin yanı sıra ilk ve ortaöğretimde de kullanılmaktadır. İşte bu bakımdan terimler, gerek akademik hayatta, gerek eğitim ve öğretim dünyasında son derece önemli bir yere sahiptir.

                Yazımızın konusu olan ana dili ve ana dil terimlerine geçmeden önce, terim kelimesinin manası üzerinde durmak gerekir. “Anlamları dar ve sınırlı olan terimler, bilim dallarının, sanat ve meslek kollarının mensupları arasında kısa yoldan anlaşmayı sağlayan sözlerdir.” Terimler, bu tanımda da ifade edildiği gibi “kısa yoldan anlaşmayı sağlama” özelliğine sahiptirler ve öyle de olması gerekir. Ancak maalesef ülkemizde terim konusunda geçmişten günümüze kadar yaşanan tartışma ve anlaşmazlıklar, terimlerin bir anlaşma vesilesi değil, anlaşamama sebebi olduğunu göstermektedir.

                “Bugün terim sorununa genel olarak bakıldığında, başta ders kitapları olmak üzere eğitim ve öğretimle ilgili terimlerde tutarsızlıkların ortaya çıktığı görülecektir. Eğitici ve öğretici durumunda bulunan kimseler terim konusunda farklı görüş ve tutum içine girmişlerdir. Yazarların ısrarlı tutumlarından ileri gelen durum yazdıklarıyla öğrencilere ulaşmış, farklı terimlerle yetişmiş insan grupları oluşmuştur. Millî Eğitim Bakanlığı ile Türk Dil Kurumu arasındaki eski iş birliği bozulmuş, bazı yıllar çeşitli eleştirilerle basına da yansıyan kutuplaşmalar doğmuştur. Kurumlar arasında sıkı bir iş birliği kurulmadıkça, konuya inançla sahip çıkılmadıkça bu alanda yol alınamaz.”

Hamza Zülfikar’ın 1991 yılında Türk Dil Kurumu tarafından yayımlanmış Terim Sorunları ve Terim Yapma Yolları isimli eserinden yukarıya aldığımız bu açıklamalar, o tarihten bugüne kadar ülkemizde terim konusunda pek bir şey değişmediğini göstermesi bakımından dikkate değerdir. Millî Eğitim Bakanlığı, Türk Dil Kurumu ve Yükseköğretim Kurulunun iş birliği yaparak terim meselesinde ciddi çözüm arayışlarına girmesi gerekmektedir. Nitekim ders kitaplarında kullanılan terimlerle özel dershanelerde ve ÖSYM’nin yaptığı Öğrenci Seçme Sınavlarında kullanılan terimlerin birbirinden farklı olduğu görülmektedir. Bu durum, öğrencileri zor durumda bırakmakta; onların okul-özel dershane-sınav üçlüsü arasında bocalamasına sebep olmaktadır.

Türkiye’de terim meselesi ile ilgili olarak vurgulamamız gereken başka bir husus da Millî Eğitim Bakanlığı-Türk Dil Kurumu-Yükseköğretim Kurulu arasındaki koordinasyon eksikliğidir. Millî Eğitim Bakanlarının iktidar partisi mensubu olarak siyasi bir şahsiyete sahip bulunmaları, Türk Dil Kurumu ile Yükseköğretim Kurulu Başkanlarının da atama yoluyla iş başına gelmeleri birtakım anlaşmazlık ve sürtüşmeleri beraberinde getirmekte, bundan da Türk eğitim ve öğretimi zarar görmektedir. Mesela, Öğrenci Seçme ve Yerleştirme Merkezinin yaptığı Öğrenci Seçme Sınavlarında Türk Dil Kurumunun hazırladığı Yazım Kılavuzu değil, başka bir yazım kılavuzu esas alınmaktadır. Bu durum özel dershaneler için de geçerlidir. Öğrenci okulda Türk Dil Kurumunun Yazım Kılavuzu’ndan sorumluyken, özel dershanede ve ÖSS’de başka bir kılavuzdan sorumlu olmaktadır. Okulda “yardımcı cümle, yan cümle, takısız isim tamlaması, edat tümleci” gibi terimler öğretilmezken, öğrenciler üniversiteye giriş sınavında bu tip terimlerle karşılaşmaktadır.

Terimlerin eğitim ve öğretim açısından ne kadar önemli olduğunu Hamza Zülfikar,  yukarıda adı geçen eserinde şu şekilde dile getirmiştir: “Dil ile düşünce arasındaki bağ söz konusu edildiğinde, dili meydana getiren kelimeler ve onların karşıladığı kavramlar akla gelmektedir. Bu bakımdan eğitim ve öğretim hayatında kelimelerin rolü büyüktür. Aktarılan bilgiler, üretilen yeni düşünceler, ilerlemeler, buluşlar kelime ve terimlerle anlatılır. Durum böyle olunca eğitim ve öğretim amacıyla verilecek çeşitli bilgilerin, görüş ve düşüncelerin doğal olarak ana diline dayalı olması beklenir. Ders kitabını yazan bilim adamı, bu duruma bağlı kalır, her cümlesinde dilin anlaşılır, kurallı, çağdaş olmasını gözetir. Dilimizin içinde bulunduğu durum göz önüne alınırsa bu yolda çok daha titiz olmamız gerekmektedir. Birtakım bilgileri, çeşitli kavramları öğrencinin anlamadığı terimlerle bildirmek, öğrenci ile öğretmen arasına engel koymak, öğretmeni soyutlamak demektir. Eğitim ve öğretimin amacı topluma hizmet olduğuna göre, öğrenenle öğreten arasında iyi bir alışverişin olması gerekir. Kullanılan dilin açık ve net olması beklenir. Kullanılan terimler ortak dilin köklerine ve eklerine dayalı değilse, arada kopukluk olur, öğretme görevi yeterince ve gereğince yerine getirilemez.”

Bugün ülkemizdeki bilim dallarının hemen hemen hiçbirinde terim konusu tam manasıyla hâlledilememiştir. Bu bilim dalları arasında Türkçe ve Türk dili ve edebiyatı sahaları ile bunların eğitimi ve öğretimi ile uğraşan bilim dalları da bulunmaktadır. 

Hamza Zülfikar’a göre “Bir kavrama birden çok Türkçe karşılığın bulunması öğrenciyi uğraştırmakta ve bezdirmektedir. Bilim dalları arasında ortak terimlerin kullanılması sağlanmalıdır. Kişisel terimlerde direnmekle de bir yere varılamaz. Bilim dallarının yetkilileri, özellikle ilgili alanda söz sahibi olanlar terimlerde ve onların tanımlarında bir birlik kurabilirler. Eğitim ve öğretimde sürekliliğin, verimliliğin sağlanması büyük ölçüde bu birliğin ve karşılıklı anlayışın kurulmasına bağlıdır.” Ancak bu tespit ve tavsiyelere rağmen dil öğretimi, Türkçe eğitimi ve öğretimi, Türk dili ve edebiyatı eğitimi ve öğretimi gibi alanlarda kullanılan ana dili ve ana dil terimlerinin bazen birbirinin yerine kullanıldığını görmekteyiz. Hâlbuki bu iki terim birbirinden tamamıyla farklıdır.

Ana dili ve ana dil terimlerini daha iyi kavrayabilmek için bunları ayrı başlıklar hâlinde ele almakta yarar vardır. Böylece bu iki terim arasındaki temel farklılıklar, yerimiz el verdiği kadarıyla değişik kaynaklardan istifade edilerek ortaya konulmaya çalışılacaktır.

1. Ana Dil Terimi

                Ana dil terimi, bir dil bilimi ve dil bilgisi terimidir. Bu terimin, konuyla ilgili kaynaklarda gayet net bir şekilde açıklandığını ve ifade ettiği anlam bakımından da kaynaklarda bir müştereklik bulunduğunu görüyoruz. Ana dil terimiyle ilgili olarak baktığımız birkaç kaynakta yer alan açıklamalara şöyle bir göz atalım:

                Zeynep Korkmaz, Gramer Terimleri Sözlüğü adlı eserinde ana dil terimini şu şekilde açıklamıştır: “Bugün ses yapısı, şekil yapısı ve anlam bakımından birbirinden az çok farklılaşmış bulunan dil veya lehçelerin, kök bakımından bilinmeyen bir tarihte birleştikleri ortak dil: Ana Türkçe, Ana Moğolca, Ana Altayca, Roman dillerine kaynaklık eden Latince gibi. Başlıca dünya dilleri, sayıları sınırlı birtakım eski ana dillerin zaman içinde lehçeler ve müstakil diller hâlinde dallanarak farklılaşmasından oluşmuştur.”

                Berke Vardar yönetiminde hazırlanmış olan Açıklamalı Dilbilim Terimleri Sözlüğü’nde ise ana dil terimi yukarıdaki tarifle aynı paraleldedir: “Bir ya da birçok dilin kaynaklandığı dil. Örneğin Latince Roman dillerine göre bir ana dildir.”

                Türk Dil Kurumunun Türkçe Sözlük’ünde ana dil terimi, “Başka diller veya lehçeler türetmiş olan dil.” olarak açıklanmıştır.

                Buna benzer bir açıklama da Kâmûs-ı Türkî’nin sadeleştirilip genişletilerek yeni Türk harfleriyle yayımlanmış şekli olan Temel Türkçe Sözlük’te yer alır. Buna göre ana dil “bir başka dile veyâ dillere kaynaklık eden dil anlamında kullanılır.”

                Yukarıdakilere benzer açıklamalardan birini de Anlatım Terimleri Sözlüğü adlı eserinde Beşir Göğüş yapmıştır. Göğüş’e göre ana dil, “Kendisinden birçok diller türemiş olan dil; İtalyan, Fransız, İspanyol dillerinin türediği Latince gibi.”

                Görüldüğü gibi yukarıya aldığımız beş kaynakta da ana dil terimi birbirine benzer ifadelerle açıklanmıştır. Bu sebeple, kaynakların, ana dil teriminin ifade ettiği mana bakımından aynı görüşte olduklarını söylemek zor değildir.

                2. Ana Dili Terimi

                Ana dili terimi bir dil bilimi veya dil bilgisi terimi gibi görünse de daha ziyade eğitim bilimlerinin dil öğretimi alanında kullanılan bir terimdir. Bu terim de ana dil terimi gibi değişik kaynaklarda şüpheye yer bırakmayacak şekilde izah edilmiştir. Şimdi aşağıda vereceğimiz birkaç kaynakta, ana dili teriminin nasıl açıklandığını göstermek istiyoruz.

                Bu kaynaklardan Eğitim ve Eğitim Bilimleri Sözlüğü’nde, ana dili maddesinin karşısında şu cümleler yer almaktadır: “İnsanın içinde doğup büyüdüğü aile ya da toplum çevresinde ilk öğrendiği dil.

                Aile ocağında kullanılan ve küçükken öğrenilen dil.”

                Ana dili terimini Zeynep Korkmaz şöyle açıklamıştır: “İnsanın doğup büyüdüğü aile ve soyca bağlı bulunduğu toplum çevresinden öğrendiği, bilinç altına inen ve kişilerle toplum arasındaki ilişkilerde en güçlü bağı oluşturan dil.”

                Beşir Göğüş’e göre ana dili, “Bir kimsenin ailesi içinde ve çevresinde ilk öğrendiği, somut ve soyut kavramların karşılığını anlatma olanağı kazandığı dil”dir.

                Açıklamalı Dilbilim Terimleri Sözlüğü’nde ise ana dili terimi, “İnsanın içinde doğup büyüdüğü aile ya da toplum çevresinde ilk öğrendiği dil. Ana dili bilinci, dili yabancı ögelere karşı savunur.”  şeklinde açıklanmıştır.

                Temel Türkçe Sözlük’teki ana dili maddesinin yukarıdaki açıklamalardan farklı olmadığını görüyoruz. Buna göre, ana dili “İnsanın çocuklukta âile ocağında öğrendiği, kendi ülkesinin ve soyca bağlı bulunduğu milletin dili”dir.

                Türk Dil Kurumunun Türkçe Sözlük’ünde ise ana dili maddesi şu şekilde açıklanmıştır: “İnsanın çocukken anasından, evindekilerden ve soyca bağlı olduğu topluluktan öğrendiği dil.”

                Prof. Dr. Doğan Aksan, “Anadili” isimli makalesinde ana dili ve ana dil terimlerinin birbirine karıştırıldığını belirttikten sonra, “Ana dili, başlangıçta anneden ve yakın aile çevresinden, daha sonra da ilişkili bulunulan çevrelerden öğrenilen, insanın bilinçaltına inen ve bireyin bir toplumla en güçlü bağlarını oluşturan dildir.” tarifini yapar.

                Yukarıdaki ana dili ile ilgili kısa açıklamalarda da görüleceği gibi kaynakların bu konuda da bir görüş birliği içinde olduklarını söylemek mümkündür.

                Ana dili ve ana dil terimlerinin ifade ettikleri manalar bu kadar açıkken ülkemizde bu terimleri birbirinin yerine kullananlar bulunmaktadır.  

Ana dili terimi yerine ana dil terimini yanlışlıkla kullananların olduğu görülmektedir. Bunun yanı sıra ana dil terimini ana dili terimi yerine özellikle kullananlar da vardır. Onların bu şekilde davranmasının sebebini Türkiye’nin içinde bulunduğu hassas durumla açıklayabiliriz. Devletimizin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğüne, üniter devlet yapımıza karşı olan mihraklar, her zaman var olmuştur. Ancak vatanını ve milletini seven insanlar oldukça, güçlü bir ordumuz ve dirayetli yöneticilerimiz bulundukça, bu mihraklar emellerine ulaşamayacaklardır. Ana dil terimini kullananların ülkemizle ilgili bu tür hassasiyetlerine elbette ki biz de katılıyoruz. Ancak onların, devletimiz konusundaki hassasiyetlerine bağlı olarak kullandıkları “ana dil öğretimi” teriminin yerine, “ana dili öğretimi” terimini kullanmaları gerektiğini düşünüyoruz.

                Anayasa’mızın 3. maddesinde devletimizin dilinin Türkçe olduğu ifade edilmiştir. Bu hüküm, değiştirilemeyecek ve değiştirilmesi teklif dahi edilemeyecek hükümler arasında yer almaktadır. Yine Anayasa’mızın 42. maddesinin son fıkrasında, “Türkçeden başka hiçbir dil, eğitim ve öğretim kurumlarında Türk vatandaşlarına ana dilleri olarak okutulamaz ve öğretilemez.” denilmektedir. Hâl böyleyken, “ana dili öğretimi” yerine “ana dil öğretimi” demenin yanlışta ısrar etmek anlamına geldiğini belirtmeliyiz. Ancak ana dili ve ana dili öğretimi gibi terimler ülkemizde kötü niyetle, yani bölücülük yapmak maksadıyla kullanılacaksa o zaman biz de bu terimin yerine “millî dil, millî dil öğretimi” terimlerinin kullanılmasını teklif edebiliriz. Nitekim önemli Türkologlarımızdan Muharrem Ergin, liseler için yazdığı Türk Dili Dersleri-I adlı eserinde ana dili öğretimi ve ana dili terimleri yerine “millî dil, millî dil öğretimi” terimlerini özellikle kullanmıştır:

                “Aydın insan kendi dilini iyi kullanan insan demektir. Hayatta başarının ilk şartı da kullandığı dile hakkıyla vâkıf olmak, onu iyice bile bile kullanmaktır. Onun içindir ki her millette bütün öğretimin temeli millî dilin öğretimidir. Hiçbir millet, çocuklarının yalnız çevrede öğrendiği pratik dil ile yetinmez. Her millet onları ayrıca okullarında kendi millî dilinin yapısını iyice belleten bir dil bilgisi öğretiminden geçirir. Böylece diğer bütün derslerin ve hayatta her sahadaki başarının temel şartı sağlanmış olur.”

                Muharrem Ergin’in devlet ve millet dili ile ilgili olarak yaptığı şu tespit ve açıklamalara katılmamak mümkün değildir: “Bazen bir memlekette ayrı soydan gelmiş topluluklar bulunabilir. Fakat ırk farkı ve ırkçılık gözetmek doğru değildir ve çağ dışıdır. Böyle durumlarda da müşterek yazı dili, umumî devlet ve millet dilidir. Meselâ Amerika’da İngiliz, Alman, İtalyan vs. değişik asıllı kütleler var, fakat tek bir Amerikan millet ve devlet dili vardır. O da İngilizcedir. Hülâsa bir memlekette esas dil, ayrı dil olarak veya ayrı ağız olarak görülen bölge dili değil, müşterek edebî dildir.”  Ülkemizde de esas dil, devlet ve millet dili Türkçedir. İlk ve ortaöğretimde Türk çocuklarına verilen Türkçe ile Türk Dili ve Edebiyatı derslerinin gayesi de onların ana dilimiz ve aynı zamanda millî dilimiz olan Türk dilini en güzel şekilde öğrenmelerini ve millî bir şuur kazanmalarını sağlamaktır.

                Netice itibarıyla ana dili ve ana dil terimlerinin birbirine karıştırıldığını, terim kullanımında dikkatli olunması gerektiğini belirtmemiz gerekir. Yukarıda da ifade etmeye çalıştığımız gibi ana dil ile ana dili terimleri birbirinden tamamıyla farklıdır. Bunlar birbirinin yerine kullanılmamalıdır. Şayet “ana dili veya ana dili öğretimi” terimlerinin, devletimizin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğüne yönelik olarak kötü maksatlı kişilerce kullanıldığı veya kullanılacağı düşünülürse o zaman “millî dil veya millî dil öğretimi” terimlerinin kullanılması, ülkemizin içinde bulunduğu sosyal ve siyasi şartlar düşünüldüğünde daha doğru olacaktır. Eğitim ve öğretimde mevcut olan terim karmaşası, öğretmen ve öğrencilerle ilgili olarak birtakım anlama ve anlatma problemlerinin ortaya çıkmasına yol açmaktadır. Bu yüzden bir kavramı birden çok terimle ifade etmek yerine doğru ve herkesin üzerinde anlaştığı terimleri kullanmalıyız.

 

KAYNAKLAR

AKSAN, Doğan. “Anadili”, Dilbilim ve Türkçe Yazıları, Multilingual, İstanbul, 2004, s. 175.

ERGİN, Muharrem. Türk Dili Dersleri I, Millî Eğitim Bakanlığı Devlet Kitapları, İstanbul,1976, s.10,14.

GÖĞÜŞ, Beşir. Anlatım Terimleri Sözlüğü, Kurtuluş Ofset Basımevi, Ankara, 1998, s. 7-8.

GÖZÜBÜYÜK, A. Şeref. Anayasa Hukuku, 7. Bası, Turhan Kitabevi Yayınları, Ankara, 1998, s. 355, 367.

KORKMAZ, Zeynep. Gramer Terimleri Sözlüğü, Türk Dil Kurumu Yayınları, Ankara, 1992, s. 8.

ÖNCÜL, Remzi. Eğitim ve Eğitim Bilimleri Sözlüğü, C. 1, Millî Eğitim Bakanlığı Yayınları, İstanbul, 2000, s. 43.

Temel Türkçe Sözlük ( Kâmûs-ı Türkî’nin sadeleştirilmiş ve genişletilmiş basımı), C. 1, Tercüman Genel Kültür Yayınları, İstanbul, 1991, s. 40.

Türkçe Sözlük, C. 1, 9. Baskı, Türk Dil Kurumu Yayınları, Ankara, 1998, s.104.

VARDAR, Berke (editör). Açıklamalı Dilbilim Terimleri Sözlüğü, Multilingual Yabancı Dil Yayınları, İstanbul, 2002, s. 17.

ZÜLFİKAR, Hamza. Terim Sorunları ve Terim Yapma Yolları, Türk Dil Kurumu Yayınları, Ankara, 1991, s. 19-20, 24-25.        

 

               

               

                 


Türk Yurdu Mart 2007
Türk Yurdu Mart 2007
Mart 2007 - Yıl 96 - Sayı 235

E-Dergi: Ücretsiz

Sayının Makaleleri İncele