KERKÜK’ÜN KİMLİĞİ

Mart 2007 - Yıl 96 - Sayı 235

 

 

Eski zamanlarda zengin bir adamın iki karısı ve tek bir çocuğu vardır. Adam bir süre sonra ölünce, mirasa sahip olabilmek için iki kadın da çocuğun kendisine ait olduğunu iddia eder. Anlaşmazlık hakime intikal eder. Hakim işin içinden çıkamayınca, keskin bir bıçak getirilmesini emreder ve bıçağı eline alıp“Başka çare kalmadı, çocuğu ortadan ikiye bölüp, her birinize yarısını vereceğim” der. Kadınlardan biri hemen atılır ve “Aman hakim bey yapma, ben mirastan da çocuktan da geçtim, çocuk benim değil şu kadınındır” der. Ve çocuğun kimin olduğu anlaşılır.

Kerkük’ün kimin olduğu da besbelli aslında; ama birileri düzenbazlıkla, zorbalıkla, göz göre göre asli sahibinden koparmaya, başka birileri adına tescil etmeye kararlı gözüküyor.

“Bir şehrin kimliğini demografisi değil, kültürü ortaya koyar.” Bir şehre birkaç ayda yüzbinlerce insan yerleştirilebilir; ama o şehrin asırlar sonunda oluşan kültür dokusunu değiştirmek ne mümkün!

Türkmenlerden başka Kerkük’e türküler yakan, hoyratlar söyleyen var mı? Acaba Türkmen olmayan kaç tane Iraklı ressam Kerkük ve Kalesi’ni ya da yıktırılan Taşköprüsü’nü tablolarına konu yaptı? Türkmen olmayan kaç tane yazar-şair gizemli şehir için kitaplar-şiirler yazdı?... Var mı, Türkmen kadar Kerkük’e sevdalı olan, Kerkük’ü kutsallaştıran, vatan bilen!

Hayır; bir şehri bir asırda üç kere talan edenler, o şehrin gerçek sahibi olamaz. Bir asır içerisinde defalarca etnik yapısına müdahale edilmiş bir şehrin kaderi, o şehrin kozmopolit halkına bırakılamaz!

***

Mahir Nakip, ‘Kerkük’ün petrolünü değil, insanını, toprağını ve kültürünü sevenlere’ ithaf ettiği kitabında; Kerkük’ün kimliğini tüm yönleriyle, abartmadan ve çarpıtmadan ortaya koyuyor. Kitabın önsözüne de imza atan İlber Ortaylı’nın ifadesiyle “Kimseyi incitmeden ve kırmadan, efendice bir gerçeği göstermeye çalışıyor.” Kitabın her satırında, Kerkük’ün gaspedilişine isyan edişin ötesinde, gönül verilen bir şehrin talan edilmesinden, yozlaştırılmasından dolayı duyulan ızdırabın izleri var.

Bilgi Yayınevinden çıkan kitabın ilk bölümlerinde, Kerkük’ün tarihi ve siyasi kimliğine dair kaynaklar inceleniyor. Ele alınan 10 İngiliz, 10 resmi, 4 ansiklopedik ve 12 Arapça toplam 36 kaynak Kerkük’ün en az 500 yıldır bir Türk şehri olduğunu gösteriyor. Özellikle, Kanuni devrinde kayda alınan Kerkük Livası Tahrir Defteri’nde geçen kişi ve yer isimleri, şehrin etnik ve kültürel yapısını tartışılmaz biçimde ortaya koyuyor. Aslında Kerkük’ün Türklüğünü tescil eden kaynak ve belgeler bunlardan ibaret değil; ama sözgelimi Cumhuriyet sonrası Türkiye’de yayımlanan kaynaklara yer verilmemiş, tarafgir davranıldığı düşünülmesin diye.

Bu bölümlerde ayrıca, Kerkük’te Türklere yapılan katliamlar anlatılıyor ve Kerkük’le ilgili temelsiz iddialara belgelere dayalı cevaplar veriliyor. Sonraki bölümlerde ise, Kerkük’ün kültürel kimliğini oluşturan ne varsa; kütüphaneleri, kitapçıları, mimarisi, edipleri, şairleri, bestekarları vs. edebi ve nostaljik bir üslupla anlatılıyor ki, kitap bu yönüyle edebi bir eser niteliğine de bürünüyor.

Kerkük’ün Kimliği; Irak’ta, özellikle Kerkük’te yoğunlaşan bir kaosun yaşandığı son günlerde, tabiatiyle ayrı bir anlam kazanıyor ve yine Ortaylı’nın da belirttiği üzere, bir an önce yabancı dillere çevrilmesi gerekiyor.

Bu arada, sonraki baskılarda düzeltileceği ümidiyle, küçük bir eleştiride bulunmak boynumuzun borcu: Kitapta yer verilen etnik ve siyasi haritalar, boyutlarının çok küçük olması ve siyah-beyaz basılması sebebiyle maalesef yeterince anlaşılmıyor.

 

 

 

 

 

 


Türk Yurdu Mart 2007
Türk Yurdu Mart 2007
Mart 2007 - Yıl 96 - Sayı 235

E-Dergi: Ücretsiz

Sayının Makaleleri İncele