DEVLER ÜLKESİNDE DEVLER SAVAŞI ÇANAKKALE

Mart 2007 - Yıl 96 - Sayı 235

 

Son yıllarda, Çanakkale Savaşını konu alan yayınların çoğunlukla, müttefik orduları mensuplarının halet-i ruhiyesini konu aldığı okuyucularının malumlarıdır. Geçtiğimiz yıl konunun bu yönüne işaret eden araştırma ve incelemelere, kamuoyunu uzun süre işgal eden bir de belgesel eklenmişti. İşgal kuvvetlerinin nazarından savaşı anlatan bu yayınlar, 1915 yılı içerisinde gerçekleşen ve tarihin en kanlı çarpışmalarının yaşandığı vakıayı, savaş olgusundan ziyade, tarafları arasında duygusal anların yaşandığı, eşine az rastlanılır bir hoşgörü buluşması şeklinde sunmaya gayret göstermişti. Buna karşın, “tarihin en romantik savaşı” şeklinde takdim edilen savaşın, İngiliz romantizmi mi, yoksa doğu romantizmi mi içerisinde telakki edildiği, bu kavramın müellifleri tarafından açıklığa kavuşturulmamıştır. Bilindiği gibi her iki romantizm telakkisi arasında, savaşla barış kavramlarının taşıdığı zıtlık ölçüsünde bir farklılık mevcuttur.

Tanıtmaya çalışacağımız kitap, bizzat savaşta bulunmuş bir İngiliz subayı ile savaşın gerçekleştiği tarihlerde ABD’nin İstanbul Büyükelçiliği görevini yürütmüş kişinin anılarını içermektedir. Savaş yıllarında İngiliz ordusunda istihbarat subayı olarak görev yapan Aubrey Herbert’in anıları kitabın 143 sayfalık kısmını teşkil etmektedir. Türkçe bilen, şiir ve edebiyata meraklı bu İngiliz yarbayı, cephe gerisindeki lojistik kuvvetlerin tanzimiyle görevliydi. Bozcaada ve çevre adalarda yaşayan Yunanlıların, İngiliz istihbaratçıya bu çalışmaları sırasında verdiği destek, kitapta önemli bir yer işgal etmekte. Türklere karşı, Amerikalı Morgenthau’ya nazaran daha objektif olabilen Herbert, düşmanının kahramanca savaştığını defalarca belirtmektedir. Buna karşın “İstanbul’a ve Harem’e giden…” şeklinde tarif ettiği hayallerini de anılarına konu etmekten geri durmamıştır. Kendisinin sorguladığı esir Türk askerinin, cesaretinin asla kaybolmadığını ve savaşı kazanacaklarından emin olduklarını söyleyen Herbert, bir ağaç altında esir aldıkları Türk subayının, bir XVI. yy. İngiliz şairinin sözlerini ezbere kendisine aktarmasını hayretle anılarına kaydetmiştir. Sadece bu anekdot bile Çanakkale’de yitirdiğimiz neslin birikim ve yeterliliğini gösterir niteliktedir. Bunun dışında Türk keskin nişancılarının savaşın seyrini nasıl değiştirdiği yolundaki tespitler ve müttefik ordularının, “Müslümanların kendilerini gaz atarak öldüreceği” yolundaki paranoyaları anlatan satırlar, Çanakkale Savaşına yönelik az bilinen bilgiler olması açısından önemlidir. Savaş müddetince ve düzenli aralıklarla Türk mevzilerine giderek “Bu savaşın Almanlarla kendileri arasında olduğu ve Türklerle düşmanlıkları olmadığı” yolunda propaganda yapan Herbert, bu sonuçsuz girişimleri sırasında, savaş öncesi “Türklerin vahşi olduğu” şeklinde beyinleri yıkanan Yeni Zelandalı ve Avusturyalı askerlerin, savaş ilerledikçe mevcut ön yargılarından kurtulup, düşmanlarını, “kahraman insanlar” olarak görmeye başladıklarına şahitlik etmiştir. Herbert savaşı,  politikacıların bir eseri olarak görür.

Kitabın ikinci kısmını ise Amerikalı Büyükelçi Henry Morgenthau’nun anıları teşkil etmektedir. Yahudi asıllı Morgenthau, ABD Başkanı Wilson’un seçimi kazanmasında mali destekleriyle önemli katkısı olmuş zengin bir işadamıdır. Bu katkılarının karşılığını, İstanbul Büyükelçisi olarak gören Morgenthau, Türklere pek dostane duygular beslememektedir. ABD’nin o dönemdeki sözde tarafsızlık politikasına karşın büyükelçi, müttefiklerin Osmanlı İmparatorluğu’ndaki çıkarlarının temsilcisi olduğunu itiraf eder. Morgenthau’nun kitapta yer alan anıları, Çanakkale Savaşı sırasında, Müttefik gemilerince bombalanan sivil Türk köylerinin yok edilmesini önlemek için, Enver ve Talat Paşa’nın, bu köylere İstanbul’daki İngiliz ve Fransız vatandaşlarını yerleştirmek istemesi ve kadim insan hakları mücahidi büyükelçinin, bu barbarlığı(!) önleme çabalarından ibarettir. Savaş karşıtı büyükelçinin anıları, gerçekliğinden şüphe duyulacak ölçüde, Türk yöneticilerine sergilediği küstahlıklarla doludur. Türklere karşı kesin ön yargıları bulunan büyükelçinin hezeyanlarını iyimser bir süzgeçten geçirirsek, anılarından zihnimizde, ülkeyi kurtarmak isterken yönetim inisiyatifini kaybeden, İttihat ve Terakki yöneticilerinin nafile çırpınışları kalmaktadır.

  Muhterem okuyucunun, kitabın yayıncısının önsözünde belirttiği üzere “savaşın o yoğun duygusal ortamını” yukarıda arz ettiğimiz içeriğe rağmen hissedebilmesini; ayrıca, iyi niyetli olduğunu var saydığımız bu konudaki çevirileri de, Çanakkale’deki kahramanlarımızın destanına halel getirmeyecek bir algılamayla değerlendirmesini temenni ediyoruz.

 


Türk Yurdu Mart 2007
Türk Yurdu Mart 2007
Mart 2007 - Yıl 96 - Sayı 235

E-Dergi: Ücretsiz

Sayının Makaleleri İncele