5574 SAYILI TÜRK PETROL KANUNU

Mart 2007 - Yıl 96 - Sayı 235

 

Yeni Petrol Kanunu

Türkiye’de petrol kaynaklarının aranmasını, geliştirilmesini ve değerlendirilmesini düzenleyen 16.03.1954 tarih ve 6326 sayılı Petrol Kanunu 17.01.2007 tarihinde T.B.M.M. tarafından 5574 sayılı Türk Petrol Kanunu olarak değiştirilmiş ve Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer’in onayına sunulmuştur.

50 yıldan fazla bir süre önce ve o günün koşullarına göre düzenlenmiş 1954 tarihli Petrol Kanununun günümüz koşullarına göre yeniden düzenlenmesi tartışmasız bir ihtiyaçtır. Herşeyden önce 1954 tarihli kanunda geçen bazı tanımların en azından günümüz terminolojisine uygun hale getirilmesi bakımından yeni bir kanuna ihtiyaç duyulmaktaydı. Ayrıca, Petrol Kanununun yabancı sermaye yatırımlarını teşvik edecek şekilde yeniden düzenlenmesi doğrudan yabancı sermaye yatırımlarını petrol arama faaliyetleri yoluyla ülkemize çekmek için iyi bir yol olarak gözükmekteydi.

Yeni Kanunda gerçekten de yabancı sermayeyi teşvik edici unsurlara yer verilmiş, Petrol İşleri Genel Müdürlüğü’nün yerli ve yabancı girişimcilerin yatırım yapmalarını özendirerek petrol arama ve üretim yatırımlarının bir program dahilinde, rekabetçi, şeffaf, güvenli ve istikrarlı bir ortam içinde yapılmasını temin edeceği belirtilmiştir.

Yeni Kanunda askeri yasak bölgeler ile güvenlik bölgelerinde yapılacak işlemlerle ilgili izin verilmeden önce Genelkurmay Başkanlığının olumlu görüşünün alınması, petrol işlemi sona eren petrol hakkı sahibinin bu işlem için kullandığı araziyi 3 ay içinde ıslah etmesi ve araziye verdiği zararları karşılaması, araştırma izni ve ruhsatnamelerin verilmesinden önce petrol işlemleri esnasında doğabilecek zararları karşılamak üzere teminat alınması gibi milli menfaatleri koruyucu hususlara da yer verilmiştir.

Ayrıca yeni Kanuna göre, petrol arama izni ve ruhsatnamesi alan işletmeciler, istihdam ettikleri yabancı sayısının yüzde 25'inden az olmamak üzere Türk vatandaşlarına, (devlet memurları hariç) petrol işlemlerinin her safhasında ihtisas kazanmaları için yabancı ülkelerde veya Türkiye'de bilimsel ve meslekî kurum ve işletmelerde eğitim ve staj yaptıracaktır.

Yukarıda belirttiğimiz olumlu hususlara rağmen yeni Kanun, konuyla ilgili çeşitli uzman kişi ve kuruluşlar tarafından milli menfaatler ve memleket ihtiyacının büyük ölçüde gözardı edildiği yönünde eleştirilere maruz kalmıştır.

 

Cumhurbaşkanı’nın İade Gerekçeleri:

Nitekim, Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer 06.02.2007 tarihinde 5574 sayılı "Türk Petrol Kanunu"nu kısmen TBMM'ye iade etmiştir. Cumhurbaşkanlığı Basın Merkezi'nden yapılan açıklamaya göre, Sezer, Yasanın 2, 4, 19 ve geçici 1. maddelerinin bir kez daha görüşülmesini istemiştir.

Sezer, Yasanın 1. maddesinde Yasanın amacının, ülke petrol kaynaklarının hızlı, sürekli ve etkili biçimde aranmasını, geliştirilmesini ve üretilmesini sağlamak olarak belirlendiğini, 1954 tarihli ve 6326 sayılı Petrol Yasası'nın 2. maddesindeki gibi amacın gerçekleştirilmesinde ulusal çıkarlara uygun olma ölçütüne, 3. maddesinde petrol hakkının elde edilmesi için yapılan başvurunun değerlendirilmesinde 6326 sayılı Yasa'nın 4. maddesindeki gibi istemin ulusal çıkarlara uygun olması gereğine, diğer maddelerinde de 6326 sayılı Yasa'nın 12 ve 13. maddelerinde olduğu gibi ulusal çıkarların nasıl korunacağına ilişkin kurallara yer verilmediğinin saptandığını kaydetmiştir.

                Sezer, incelenen Yasanın ilgili maddelerinde ulusal çıkarların korunacağına ilişkin açık kural bulunmamasının bu konuda yapılacak uygulamalarda ulusal çıkar ve kamu yararının gözetilmesi zorunluluğunu ortadan kaldırmayacağı, bu zorunluluğun Anayasa’nın ilgili maddeleriyle güvence altına alındığını belirtmiştir.

Sezer, Yasada Ülkemizde üretilen petrol ve doğalgazın bir bölümünün, ulusal güvenlik ve ulusal çıkarlar gereği Ülke gereksinimi için ayrılmasını zorunlu kılan bir kurala yer verilmediğini belirtip, Türkiye'de üretilen petrolün yarıdan fazlasının ülke gereksinimi için ayrılmasına ilişkin kuralın, Türkiye Cumhuriyeti’nin Kıbrıs Barış Harekatı sırasında ve sonrasında uygulanan ambargo nedeniyle uçaklarına yakıt bulmakta zorlanmasının ardından, ulusal çıkarlarını korumak için 28.03.1983 günlü, 2808 sayılı Yasa'yla düzenlendiğini ifade etmiştir.

Cumhurbaşkanı, yurt içi tüketimi karşılamakta yetersiz olan az sayıdaki kaynaktan elde edilen petrol ve doğalgazın tümünün yurt dışına satışına olanak tanınarak, daha sonra Ülke gereksiniminin tümünün dış alım yoluyla karşılanmasının, ulusal gelire ve Ülkemizin uluslararası kriz dönemlerindeki enerji gereksiniminin giderilmesine olumsuz etki yapacağını kaydederek bu nedenle, Ülkemizde üretilen ham petrol ve doğalgazın yurt dışına satılmasına sınır getirilmesi, başka bir deyişle bu üretimin belli bir kısmının 'memleket ihtiyacına' ayrılması konusunda Yasaya kural konulmasının ya da en azından Yasa ile bu konuda Bakanlar Kurulu'na, durumun gerektirdiği önlemleri ve kararları alma yetkisi verilmesinin ulusal çıkarlara ve kamu yararına daha uygun düşeceğini belirtmiştir.

Sezer, Yasa'nın 19. maddesine göre, devletin gereksinim duyduğu petrolün piyasa fiyatından satın alınması zorunlu iken, petrol üreticilerinin ödeyeceği devlet payının kuyubaşı fiyatından hesaplanmasının da ulusal çıkarlarla bağdaşmadığını kaydetmiştir.

Cumhurbaşkanı Sezer, Yasanın, üretilen petrol miktarına göre devlet hissesi oranlarını düzenleyen 19. maddesi hükmünü anımsatarak, bununla petrolün türüne, yerine, tutarına, kalitesine ve üretim yöntemine bağlı olarak devlet payı oranının yüzde 2'ye, hatta kimi durumlarda yüzde 1'e kadar düşürülmesine olanak sağlandığını kaydetmiştir.

Yasanın geçici 1. maddesiyle 6326 sayılı Yasa döneminde alınan arama ve işletme ruhsatlarının da incelenen Yasanın kurallarına bağlı olmasının sağlandığını belirten Sezer, şöyle devam etmiştir:

"Dünyada birçok ülkede, esasen yüksek olan devlet payının daha da yukarılara çekilmesi için uğraş verilirken, Ülkemizde bu oranın yüzde 2'ye, kimi durumlarda yüzde 1'e kadar düşürülmesi haklı bir nedene dayanmamaktadır.

                Cumhurbaşkanı Sezer, Yasanın 19. maddesi hükmü ile karadaki üretim alanlarından elde edilen ham petrol ve doğalgaz karşılığı vergi dairesine yatırılan devlet payının yarısının işletme ruhsatının bulunduğu ilin özel idare hesabına aktarılacağının öngörüldüğünü belirterek devlet payının yarısının işletme ruhsatının bulunduğu ilin özel idaresinin hesabına aktarılmasının, Ülke kaynağının tüm toplumun çıkarı yönünde kullanılması yerine bir ya da birkaç ilin hizmetine sunulmasına yol açacağına ve bunun da, petrol zengini iller yaratarak bölgesel dengesizlikleri artıracağına işaret etmiş, diğer gelirler yönünden il ayrımı yapılmazken doğal kaynaklardan elde edilen gelirler söz konusu olduğunda böyle bir ayrıma gidilmesinin haklı bir gerekçesi olamayacağını belirtmiştir. Nitekim, Cumhurbaşkanı’nın iadesi üzerine Kanun, Meclis komisyonunda yeniden görüşülmüş ve yatırılan devlet payının yarısının işletme ruhsatının bulunduğu ilin özel idare hesabına aktarılacağına ilişkin hüküm kaldırılmış, ne var ki Kanunda geçen diğer hükümler hiç bir değişiklik yapılmadan eski haliyle kabul edilmiştir.

 

Uluğbay’ın Tespitleri:

Bunun yanında, Hikmet Uluğbay’ın Cumhurbaşkanı’nın da Kanunla ilgili iade gerekçelerine zaman zaman referans teşkil ettiği tespit edilen 27.01.2007 tarihli makalesinde yeni Kanunla ilgili son derece önemli tespitlerde bulunulmuştur.

Uluğbay makalesinde, özellikle son on yıl zarfında Çin ve Hindistan’ın enerjiye ve bu bağlamda petrol ve doğal gaza yönelik taleplerindeki hızlı artış, ABD’deki Katrina fırtınasının ABD petrol rafinelerine verdiği zarar ile petrol dünyasındaki diğer gelişmelerin “üretim zirvesi”ne ulaşıldığı tartışmalarına yol açtığını belirterek, kimi uzmanlara göre dünya petrol üretiminin tavan yaptığını, diğer bazı uzmanlara göre ise üretimin tavan yapmasının 2010 yılı dolaylarında gerçekleşeceğini ifade etmiştir. Uluğbay’a göre üretimin tavan yapma noktasına geldiği endişeleri bir çok ülkeyi petrol varlığı olan ve keşfedilmeyi bekleyen ülkelerde arama ve üretim yapma hakkı elde etme yarışına sevketmiştir. İşte Türk Petrol Kanunu petrolün stratejik öneminin bu denli arttığı bir ortamda çıkarılmıştır. Uluğbay makalesinde yeni kanunla ilgili aşağıdaki hususlara yer vermiştir:

                “Yeni Petrol Kanunu ile, Petrol İşleri Genel Müdürlüğünün petrol sahalarının işletmeye açılması işlemleri sırasında TPAO’na sahalarla ilgilenip ilgilenmediğini sorma yükümlülüğü kaldırılmıştır. TPAO ilgilendiği sahalarla ilgili olarak kendisi teklifte bulunabilir ancak yönetim kadrosu Hükümetçe atanan bu kuruluşun böyle bir insiyatif kullanma olasılığı çok zayıftır. Kaldı ki, enerji sektörüne ve bu bağlamda petrol sektörüne yönelik özelleştirme yaklaşımları göz önüne alındığında bu kuruluşun da yakında özelleştirmeye konu edilmesi sürpriz olmayacaktır.

             Arama sahalarının limiti karada 100,000, denizlerde 1,000,000 hektara çıkarılmıştır. Denizlerdeki boyutun bu düzeye çıkarılması petrol kaynaklarının aranmasında rekabet fırsatlarını azaltacak ve tekel durumları yaratacak görünümdedir. Örneğin Doğu Karadeniz’de 1 milyon hektarlık bir saha petrol veya doğal gaz vaadeden bölgede kaç firma tarafından arama yapılmasına imkan verecektir?

Yeni Yasa işletme ruhsatı verilme süresini 30 yıla çıkarırken iki kez 10 ar yıl uzatılabilme olanağını da korumuştur. Dünya’da petrol ve doğal gaz yataklarının işletilme hakkını 30-50 yıl süre ile vermeye devam eden kaç ülke kalmıştır?“

 

Diğer Eleştiriler

Yeni Kanunla ilgili Cumhurbaşkanı ve Uluğbay’ın eleştirileri böyle iken, Hükümetin kanunu çıkarma gerekçlerinden birinin de asılsız olduğu ortaya çıkmıştır. Hükümetin AB'ye uyum gerekçesiyle çıkardığı Türk Petrol Yasası'nın, AB mevzuat ve uygulamalarıyla bağdaşmadığı tespit edilmiştir. Türkiye'de yeni Petrol Kanunu ile petrol gelirlerinden "memleket ihtiyacı" olarak alınacak tutar kaldırılırken, AB'nin, bu direktife atıfta bulunulan enerji mevzuatında bütün ülkelerde 90 günlük ulusal stok sisteminin oturtulmaya çalışıldığı görülmektedir.  Ayrıca, Norveç'in Statoil'i, İtalya'nın ENI'si, Fransa'nın Total'i hep kamu şirketleri iken yeni Yasada “AB’ye uyum” adı altında kamu tasfiye edilmektedir.

Bunun yanında AB'nin petrol, doğalgaz ve hidrokarbonlara yönelik 94/22 sayılı direktifinde, "Üye ülkelerin kendi topraklarındaki hidrokarbon kaynaklarının kendi egemenliklerinde olduğu" hüküm altına alınmıştır. Oysa yukarıda da belirtildiği gibi, Türk Petrol Kanunu'nda, ulusal çıkarlar kavramı metinden tamamen çıkarılmıştır.

Yeni Kanunun eleştiri getirilen hususlarından birisi de yabancı petrolcülerin Kabotaj Kanunu’ndan (sularımızdaki egemenlik hakkımız) muaf tutulmasıdır. Yeni Kanunla yabancı petrol şirketleri her türlü arama masraflarını hatta açtıkları kuyuları kapatma masrafını da vergiden düşebileceklerdir.

 

Irak’taki Petrol Yasa Tasarısı

Ülkemizde Petrol Kanunu ile ilgili bu gelişmeler yaşanırken, işgal altındaki komşumuz Irak’ta çıkartılmaya çalışılan yeni petrol kanununun içeriği, Türk Petrol Kanunu’na farklı bir boyut kazandırmaktadır.

Cengiz Çandar’ın 09.01.2007 tarihli yorumunda belirttiği üzere, 1972’de millileştirilen Irak petrolünün yeniden yabancı petrol şirketlerine açılması “radikal” bir dönüşü ifade etmektedir. Çandar yorumunda, Irak’taki bu radikal dönüşün ideolojik bakış açısıyla, “emperyalist iştahı doyuracak” bir düzenleme olarak algılanmaya uygun olduğunu, ne var ki, dünyanın üçüncü büyük petrol rezervlerinin sahibi Irak’ta petrol endüstrisinin acınacak hale geldiğini ve bu yüzden günümüzün teknolojik koşulları ve küresel ekonominin rekabet şartlarına uyabilmesi için mevcut şartlarda bu petrol yasasından başka çaresi kalmadığını söylemektedir. Oysa, Irak işgal altında bir ülkedir ve basına yansıyan bilgilere göre, Irak’ın yeni petrol yasasının taslağı bir ABD danışmanlık şirketi tarafından hazırlanmış, önce büyük petrol şirketlerince daha sonra da IMF tarafından incelenmiştir. Diğer bir kaynakta yer alan haberlere göre ise Irak Hükümeti, yeni yasa uygulamaya geçtiğinde uygulayacağı üretim paylaşım anlaşmalarına ilişkin modelleri görüşmek üzere önde gelen petrol şirketlerinin temsilcileri ile görüşmeler yapmaktadır. Uluğbay’ın belirttiğine göre konuyla ilgili yazdığı makalede Juhasz, Irak’ın uygulayacağı petrol anlaşmaları için görüşmelerini niye komşuları ile değil de büyük petrol şirketleri ile yaptığı sorusuna da şu yanıtı vermektedir;

               “Komşuları Kuveyt, İran ve Suudi Arabistan millileştirilmiş bir petrol politikası uygulamakta ve petrol yataklarının yabancılarca geliştirilmesini yasaklamış bulunmaktadır. Bu ülkelerden hiçbiri üretim paylaşım anlaşması yapmamakta, yabancı petrol şirketlerini zaman zaman ve geçici süre ile bazı belirli hizmetleri almak için  istihdam etmektedirler.”

 Görüldüğü üzere, Çandar’ın söylediğinin tam tersine bugünün küresel rekabet şartlarında  dünyanın en önemli petrol rezervlerine sahip ülkelerin hiç birisinde Irak’ın henüz taslak halindeki petrol yasasına benzer bir petrol yasası mevcut değildir.

Diğer taraftan, Irak’taki Petrol Yasa Tasarısı, Türk Petrol Yasası ile önemli benzerlikler ve paralellikler göstermektedir. Independent Gazetesi’nde yer alan bilgilere göre, tasarı Türk Petrol Kanunu’na benzer şekilde, yabancı petrol şirketlerine Irak’ın petrol yataklarını en az 30 yıl süre ile işletme hakkı tanıyacaktır. Yine Türk Petrol Kanunu’na benzer şekilde, Irak’ın petrol yataklarının işletilmesinde alacağı Devlet Hissesi (Royalty) yüzde 12.5 düzeyinde olacaktır. 

 

Sonuç

17.01.2007 tarihli ve 5574 sayılı Türk Petrol Kanunu’nu Meclisten çıkartan iradenin, yeni Kanunla Türkiye’deki petrol kaynaklarına yabancı sermayenin ilgisini çekmek gibi aklıselim sahibi herkesin benimsediği bir gerekçe yanında, millî menfaatleri ve memleket ihtiyacını göz ardı etmemesi gerekir.

Geçtiğimiz günlerde Devlet Arşivleri Genel Müdürlüğü’nün yayınladığı ‘Osmanlı Döneminde Irak’ adlı kitapta yer alan Sultan 2’nci Abdülhamit’in 106 yıl önce hazırlattığı Petrol Haritası Türkiye sınırları içerisindeki önemli petrol yataklarını ayrıntılı bir şekilde ortaya koymaktadır. Diyarbakır, Mardin, Bismil, Hazro Çayı etrafı, Sinan, Batman Çayı etrafı, Dicle Bölgesi, Midyat, Bedran, Tulan, Siirt, Botan Çayı etrafı, Habur, Fındık, Cizre, Habur Çayı etrafı, Bitlis Çayı kıyısı ve Hakkâri’de ciddi petrol rezervlerinin bulunduğuna dikkat çeken harita, “Bugüne kadar bu bölgelerdeki petrol niçin çıkarılmadı?” sorusunu gündeme getirmiştir. Tabii Abdülhamit’in hazırlattığı haritaya göre bahsi geçen bölgelerde gerçekten ciddi petrol rezervlerinin bulunup bulunmadığını konunun uzmanlarının günümüz imkanlarıyla detaylı olarak araştırması gerekmektedir.

Diğer yandan Irak Anayasası’nın, petrol ve gaz konusunu düzenleyen 12'nci maddesinin ikinci bendi şöyledir: “Federal Hükümet, üretici bölge ve vilayet hükümetleri ile ortaklaşa olarak, piyasa ilkelerinin en ileri tekniklerini kullanarak ve yatırımı teşvik ederek, Irak halkının en yüksek yararına olacak şekilde, gerekli stratejik politikaları formüle ederler.” Irak’ta şu anda “anayasal” konumda tek bölge hükümeti, Kuzey’de Kürdistan bölge hükümetidir. Anayasa’nın 141'inci maddesi, petrol yasası görüşmelerine katılmış olan bu hükümete şu güvenceyi sağlamaktadır: “Kürdistan bölgesinde 1992’den beri çıkarılmış olan yasalar ve Kürdistan bölgesi hükümeti tarafından, mahkeme kararları ve sözleşmeler dahil olmak üzere alınmış kararlar, Kürdistan bölgesi yasaları gereğince, bölgedeki geçerli oluşum tarafından iptal edilmedikleri ve değiştirilmedikleri takdirde ve Anayasa ile çelişmedikçe yürürlükte kalacaklardır.” Dolayısıyla Kuzey Irak’taki petrol gelirleri görünen o ki büyük ölçüde Barzani Yönetimine bırakılacaktır.

Irak’taki petrol yasa tasarısı ile birlikte bu tasarının Türk Petrol Kanunu ile paralellikleri ve  Türk Petrol Kanunu’nda devlet payının yarısının işletme ruhsatının bulunduğu ilin özel idare hesabına aktarılacağına ilişkin hüküm bir arada düşünüldüğünde, Türk Petrol Kanunu’nun Türkiye’nin Güney Doğusu ve Irak’ın Kuzeyi ile ilgili inanmak istemediğimiz bir senaryonun parçasıymış izlenimi uyandırmış, ancak en azından yatırılan devlet payının yarısının işletme ruhsatının bulunduğu ilin özel idare hesabına aktarılacağına ilişkin hükmün kaldırılmış olması yüreğimize su serpmiştir.

Ancak diğer üç maddenin komisyonda aynen geçmesi, Genel Kurulda düzeltilmesi gereken bir husustur. Üstelik Cumhurbaşkanı’nın gerekçelerinde son derece net olarak belirttiği gibi, yeni kanunda eksik bırakılan çeşitli hükümler Anayasa’nın ilgili maddeleriyle güvence altına alınmıştır. Bu nedenle Kanun bu haliyle çıksa bile Anayasa Mahkemesi tarafından iptal edilme olasılığı bulunmaktadır.

Sonuç olarak, yeni Türk Petrol Kanunu ile ilgili olarak Meclis’te yapılacak Genel Kurul görüşmesinde dikkate alınması gereken hususlar aşağıdaki şekilde özetlenebilir:

 

  1. Yasanın 1. maddesindeki amaç kısmına, amacın gerçekleştirilmesinde milli menfaatlere uygun olma ölçütünün aranacağına ilişkin hüküm eklenmelidir.
  2. Bu doğrultuda, petrol üretimin belli bir kısmının 'memleket ihtiyacına' ayrılması konusunda 1954 tarihli yasadan daha düşük oranlarda olmak koşuluyla yasaya kural konulması ya da en azından yasa ile bu konuda Bakanlar Kurulu'na, durumun gerektirdiği önlemleri ve kararları alma yetkisinin verilmesi milli menfaatlere ve kamu yararına daha uygun düşecektir.
  3. Yasanın, üretilen petrol miktarına göre devlet hissesi oranlarını düzenleyen 19. maddesi hükümü yeniden ele alınmalı, devlet payı oranının en azından yüzde 12'lerde muhafaza edilmesi sağlanmalı ve gereğinde Bakanlar Kurulu’na bu oranları yükseltme yetkisi verilmelidir.
  4. Yeni Kanunun 19. maddesine göre, petrol üreticilerinin ödeyeceği devlet payının kuyubaşı fiyatı yerine piyasa fiyatından hesaplanması, devletin gereksinim duyduğu petrolü piyasa fiyatından satın alacağıı düşünüldüğünde rekabet eşitsizliğini giderme açısından daha doğru bir yaklaşım olacaktır.
  5. 1954 tarih 6326 sayılı Petrol Yasasındaki gibi Petrol İşleri Genel Müdürlüğü’ne, petrol sahalarının işletmeye açılması işlemleri sırasında TPAO’na sahalarla ilgilenip ilgilenmediğini sorma yükümlülüğü getirilmelidir.
  6. Yeni Kanununda petrol arama sahalarının limitini belirleyen madde ruhsat sahibine  denizlerde 1,000,000 hektara kadar arama yetkisi vermektedir. Denizlerdeki boyutun bu düzeye çıkarılması petrol kaynaklarının aranmasında rekabet fırsatlarını azaltacak ve tekel durumları yaratacağından bu rakam en az yarı orananında düşürülmelidir.
  7. Yeni Kanun işletme ruhsatı verilme süresini 30 yıla çıkarırken iki kez 10 ar yıl uzatılabilme olanağını da korumuştur. İşletme ruhsatı verilme süresi Dünya’da önemli petrol rezervlerine sahip diğer ülkelerin işletme sürelerine paralel olmalıdır.  

 


Türk Yurdu Mart 2007
Türk Yurdu Mart 2007
Mart 2007 - Yıl 96 - Sayı 235

E-Dergi: Ücretsiz

Sayının Makaleleri İncele