DİNK CİNAYETİ VE TOPLUMSAL YARILMA

Mart 2007 - Yıl 96 - Sayı 235

 

Hrant Dink cinayeti çeşitli yönleriyle olayın olduğu günden bu yana Türkiye’nin gündeminde. Cinayet zanlısı gazeteler yansıyan bir açıklamasında “Bu kadar büyük bir etki yapacağını düşünmemiştim,” demişti. Televizyonların hemen olayın ardından canlı yayına geçmeleri, cenaze törenini baştan sona yayınlamaları, tüm siyasilerin, okuryazar çevrelerin olayla ilgili yorumlarda bulunmaları, gazetelerin günlerce tansiyonu yüksek bir yayıncılık gerçekleştirmeleri nasıl anlaşılmalı? Türkiye’de daha önce de politik cinayetler işlendi, hemen ardından toplumsal tepkiler yükseldi ama herhalde bu olay ölçüsünde bir süreç yaşanmadı. O zaman üzerinde durulması gereken bu olayın farklılığı. Bu farklılık hem bir hedef olarak Dink’le, hem de aslında bu olay üzerinden toplumun derinliklerinde var olan karakteristiklerle ilgili.

Dink, Ermeni kökenli bir Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı. Hayatına baktığımızda, yetimhanede geçen bir çocukluk, yoksul bir gençlik görüyoruz. 1980 öncesinde sol örgütlerin içinde yer alan Dink, sonrasında Türkiye’deki Ermeni cemaatinin içe kapalılığına son verme, yaşanılan toplumla bağlar kurma, kendini anlatma misyonunun bir temsilcisi olarak çalışmalara başlıyor ve bunun için Agos gazetesini kuruyor. Diasporadaki Ermenilerin Türkiye’ye “soykırımı kabul ettirme” doğrultusundaki uluslar arası çabaları dolayısıyla yaşanan kaotik süreçte, Dink ve arkadaşları kendilerine özgü bir politik çizgi geliştirmeye çalışıyorlar. Bir yandan diasporadaki Ermenilerin sergiledikleri uzlaşmaz tutum, saldırgan dil eleştiriliyor, diğer yandan ise Türk kamuoyuna Ermeni tezleri yumuşak bir üslupla anlatılmaya çalışılıyor, bu konunun müzakere edileceği bir iklim inşa edilmek isteniyor. Dink bu arada yetimhaneden tanıştığı, yine kendisi gibi yetim bir kız olan Rakel’le evleniyor.

Dink’in hayat hikâyesinde bir insan olarak olumlanacak ve saygı duyulacak birçok olay var. Yetimhanede büyümüş olmak, bu milletin kalbiyle anladığı ve bildiği bir durum. Öksüzlüğe ve yetimliğe karşı derin bir hassasiyeti olan, öksüzü ve yetimi neredeyse kutsallaştıran toplumsal gelenek, elbette yetimhanede büyüyen Dink’i de, hele cinayete kurban giden acıklı sonu da hesaba katıldığında, merhametinin bağlamına yerleştirip, oradan değerlendirmiştir. Bu kişisel hayatın saygı değer bir başka yönü, tıpkı kendisi gibi öksüz ve yetim bir kızla evlenmesi ve kader birliği yapmasıdır. Milletin yüreğine dokunan bir başka görüntü, Agos’un önünde vurularak düşmüş olan Dink’in üzerine serilen örtüden taşan ayaklarıdır. Ayakkabılarından birisinin altı deliktir. Herhalde yetmiş beş milyonun önemlice bir kısmı delik ayakkabıyı, oradan giren yağmuru, çamuru, yoksulluğu, kahrı bilir. Bu delik ayakkabı sadece yoksulluğun değil, aynı zamanda kendisini bir meta olarak pazar ilişkilerinin içine koymayan bir samimi duruşun ifadesi olarak da görünmüştür milletin gözüne. Nihayet Dink, kendisinin de açıkça söylediği gibi etnik kökeni itibariyle soykırım konusunda farklı düşünse de, Türkiye’ye, bu topraklara adeta sarsılmaz bir imanla bağlıdır ve başka bir ülkeye gidip diasporanın desteğinde zengin bir hayat sürmektense burada kalmayı, bu coğrafyanın kaderinin bir parçası olmayı tercih etmiştir. Onu bu topraklara bağlayan politika değil, her şeyden önce bir insan olarak kendi hayatı, dostları ve ilişkileridir. Bu kişisel özelliklerinin millet nezdinde insani bir karşılığının oluşu Dink cinayeti etrafında gelişen toplumsal tansiyonun kaynakları arasındadır.

“Milliyetçilik Yükseliyor”

Diğer taraftan, Ermeni soykırımı tartışmaları dahil bir dizi gelişme, kimilerinin “milliyetçilik yükseliyor” diyerek kolaycı bir sınıflamaya tabi tuttuğu toplumsal-politik hareketliliği artırmaktadır. 1980 sonrasında Türkiye’nin kendi sosyal realitesine yönelik iç tartışmalar, kolektif kimliğe ilişkin itirazlar, PKK terörü, Türkiye’ye yönelik çeşitli taleplerin ortaya konması, bölgedeki gelişmeler, Kıbrıs, Irak, AB eksenli olaylar bir tür tehlike ve kaygı ortamı doğurmuştur. Bunun mukabil toplumsal gelişmeleri uyarması, tehlikeye karşı insanların bir ortaklık ekseninde buluşarak Türkiye’nin kaderine sahip çıkma iradelerini ortaya koymak istemeleri anlaşılır bir gelişmedir. Burada dikkat edilmesi gereken sadece bir takım insanların milliyetçilik adına mahkeme önlerinde gösteri yapması, sürekli çeşitli olaylar vesilesiyle gündeme gelmeleri değildir. Asıl önemli olan toplumun sessiz ve derin dünyasında yaşanan kaygılar ve tepkilerdir. Bir de bütün bunlarla birlikte ama bunları aşkın bir şekilde, uzun bir tarihi müktesebat çerçevesinde teşekkül etmiş milliyetçilik ekseni vardır. Milliyetçiliğin ana damarı diyebileceğimiz bu ekseni, sadece bir takım kaygı doğurucu gelişmelere bağlamak, onlara duyulan tepkilerin ürünü olarak şekillendiğini düşünmek tarihen tekzip edilen yanlış bir düşüncedir. Bir fikrin bu kadar yaygın ve uzun tarihini sadece “tepki” ile açıklamak ikna edici bir akıl yürütme biçimi değildir.

Her yerde olduğu gibi Türkiye’de de toplum heterojendir. Sosyolojik gelişmişlik farklılıkları, ideolojik saflaşmalar, gelire, harcamaya dayalı tabakalaşmalar, köyde ya da şehirde yaşama, yukarıda zikredilen gelişmeler karşısında da nitelik farklarına sahip öbekleri, tahayyülleri doğurmaktadır. Bu sorunların kapsamlı bir yeniden yapılanma projesi ile aşılacağını düşünenler olduğu gibi, sorun kaynaklarını hasım, düşman olarak gören, herhangi bir müzakerenin gereğine inanmayan, süreci savaşçı metaforlarla okuyan çevreler de toplumda yer almaktadır. Tüm bu çevreleri milliyetçi adlandırması altında toplayanlar kitle ile iletişim kurmanın kolay bir yolu olarak, ya da milliyetçiliğe ilişkin genel itirazlarını haklılaştıracak uygun örnekler bulma düşüncesiyle bu çözümleme yöntemini tercih etmiş olabilirler. Sebep ne olursa olsun bu popüler mantık toplumu, olayları, gelişmeleri anlamakta, geleceğe ilişkin projeksiyonlar ortaya koymada tutarlı olamaz.

Dink cinayeti ilk başta, zanlının medyaya yansıyan açıklamaları, birlikte hareket ettiği kişilerin değerlendirmeleri üzerinden milliyetçilikle ilişkilendirilmek istendi. “Milliyetçi duygularla cinayeti işlediği” şeklindeki değerlendirmeler, zanlının görüntülerinde öne çıkartılan bayraklı fotoğrafları bu yöndeki yorumlara destek olarak kullanıldı. Daha sonra ise tartışma kulvar değiştirdi, milliyetçilikten derin devlet tartışmasına geçildi. Devlet içinde devlet şeklinde örgütlenmiş bir derin devlet kendine durumdan vazife çıkartıyor ve gizli faaliyetlerde bulunuyordu. Dink cinayeti de bu manada derin devletle bağlantılı bir işti. Bu tartışmanın bir kanadının derin devleti sanık sandalyesine oturtmaya başlamasından itibaren, o genel “milliyetçiler” denilerek sınırları belirsiz bir kesime yönelik itham edici tutumda da bir zayıflama oldu. Çünkü ortada örgütlü bir yapı varsa, hele bu yapı “derin” ise, onunla bağlantılı olmaları düşünülemeyecek “milliyetçi”lerin suçlanması çok akla uygun olmazdı. Çünkü milliyetçilerin 12 Eylül 1980’den sonra devlete mesafeli bir duruş edinmelerinin neredeyse yirmi beş yıllık bir geçmişi vardı. Yine milliyetçiler de devlete yönelik eleştirilere sahiptiler. Buna karşılık “derin devlet” statükonun, içe kapanmanın bir aracı olarak görülüyordu. Ancak yine de “yükselen milliyetçilik” cinayete ilişkin değerlendirmelerde bir fon olarak kullanılmaya devam edildi.

Toplumsal Yarılma

Dink cinayeti, Dink’in etnik kimliği, bu etnik kimliğin Türkiye için çok canlı bir sorun alanını işaret etmesi, tartışmaların uluslar arası boyutunun olması, Dink’in gazeteciliği, politik yeri açılarından içeride ve dışarıda ciddi yankı yaptı. Şu çok açık, bir acının yaşanıyor oluşu siyaseti durdurmuyor. Siyaset her hal ve şartta yeni değerlendirmeler, konumlandırmalar, güç ilişkilerini tayin etmeler çerçevesinde akıp gidiyor. Dink cinayeti de böyle bir bağlama “hemen” yerleşti. Bu manada politik konumlanmaların da bu yankıya katkı yaptığını görmek gerek. Bizim toplumumuz açısından ise öteden beri var olan bir temel yarılma bu vesileyle daha açık seçik ortaya çıktı. Türkiye’de bir yanda küreselleşmeci, AB’ci, ülkeye böyle bir çizgi üzerinde rol ve yer biçenler var, diğer yanda ise, bu kesimin tüm ittifaklarına, onların müzakere girişimlerine, tartışmalarına, eleştirilerine, beklentilerine şüpheci bir şekilde yaklaşan, bu yöndeki çabaları ülkenin birliğine ve bağımsızlığına yönelik tehlikeler olarak gören daha yerli, çıkarını ve geleceğini daha bağımsız bir Türkiye’ye bağlamış geniş bir kesim var. Bu iki kesim arasındaki çatlak gün geçtikçe büyüyor ve her ikisinden de olmayan, arada bir yerlerde bulunan insanlar da bu saflaşma karşısında daha uç tercihlere zorlanıyorlar. İşte cinayet, nüfusumuzun çok büyük bir kısmını ilgili ve ilişkili hale getiren bu saflaşmaları da hareketlendirdiği, onları “söylemler”in bir parçası haline getirdiği için bu kadar yüksek bir seslendirmeyle tartışıldı ve halen tartışılmaya devam ediliyor.

“Yarılma”nın önemli sonuçlarından birisi, tarafları birbirinden uzaklaştırması, bağlam ortaklığını ortadan kaldırması, karşılıklı anlamaya imkân verecek köprüleri yıkmasıdır. Türkiye için asıl sorun, etnik, dini tartışmalar değil bu toplumsal ve politik yarılmadır. Türkiye’nin okuryazarlarının işte tam da burada yarılmayı önleyecek, hiç olmazsa stabil tutacak bir rolü yerine getirmeleri, keskinleştirecek her tür değerlendirmeden de kaçınmaları önemli ve ahlaki bir yükümlülüktür. Bu sadece bir fikretme değil aynı zamanda bir üslup meselesidir. Ancak daha önemlisi okuryazarların politik angajmanlarını aşkın bir şekilde “toplumun vicdanı olma”larıdır. Toplumun vicdanı olmak demek, olup bitenleri değerlendirirken, her kesimin, her kategorinin haklılık, meşruluk iddiaları kadar naif hissiyatlarını da hesaba katan bir aklın vesayetinde düşünmek ve konuşmak demektir. Bu mümkün mü? Evet. Bunu mümkün kılacak hususlardan birisi okuryazarların vicdani konumu, ama diğeri de herkesin kendi inandıklarına, düşündüklerine, kabul ettiklerine aykırı düşen sözlere de açık olmaları, ne denildiğini “reddetmekten önce” anlamaya çalışmaları. Unutmayalım ki, bir anlayış toplumsal iklimi oluşturmada herkese düşen görevler var.

 


Türk Yurdu Mart 2007
Türk Yurdu Mart 2007
Mart 2007 - Yıl 96 - Sayı 235

E-Dergi: Ücretsiz

Sayının Makaleleri İncele