MİLLET VE KÜLTÜR’Ü TAMAMLARKEN- I

Mart 2007 - Yıl 96 - Sayı 235

 

Teoriyle Pratik

Haziran’dan bu yana, bu sayfalarda, Millet- milliyetçilik ve kültür konusundaki düşüncelerimi belli bir plan içinde okuyucularımla paylaşmaya çalışıyorum. Bundan sonra millet ve devlet ilişkisini ele almayı düşünüyorum. Bu yazıda bir durup, bugüne kadar söylediklerimi yeniden gözden geçirme ihtiyacı hissettim. Millet ve kültür konusunu kapatmadan önce eksik kalan, daha bir açıklama isteyen noktalar kaldı mı diye...

Temel konuları ele almanın bir açmazı var... Temellere girdiğinizde zaman zaman aktüaliteden uzaklaştığınızı hissediyorsunuz. Tersine aktüalite ile ilgilenmeye kalkarsanız, yazdıklarınızın ömrü de onunla sınırlanıyor; yani aktüaliteyle. Değerli milliyetçi Kâmil Turan, yazdıklarının aylar içinde güncelliğini kaybettiğinden şikâyet etmişti ki onun dış politika olsun, çalışma hayatı olsun, yazıları okuyucuyu bu konuların temeline götürürdü.

İki uç da doğru değil aslında. Teorisiz pratik, pratiksiz teori olmaz. (Bu da Mao’nun sözü sanırım.) Bilgi sahibi olmadan, kanaat sahibi olmak; kanaat geliştirmeye gerek duymadan bilgi sahibi olmak... Belki “Bilmeden düşünmek tehlikeli, düşünmeden bilmek faydasızdır” en güzel ifade!

Yazdıklarımı tarayınca gerçekten ihmal ettiğim konuların çoğunun bugünle yakın ilişkili olduğunu görüyorum. Dolayısıyla bu yazıyı, şimdiye kadar anlattıklarımın güncele uygulanması diye de alabilirsiniz.

 

Türkiye’de Bölücülük ve Gellner’in Millet Oluşma Mekanizması

Gellner’in millet ve milliyetçilik teorilerinin mükemmel olmadığını görmüştük. Hangi sosyoloji teorisi mükemmel olabilir ki? İnsan ve insanın kurduğu cemiyet bu kadar karmaşıkken... Fakat yine o teori bir yol haritasıdır. Öyle bir harita ki, falan yükseltiyi, filan vadiyi atlamış olabilir ama her şeye rağmen arazinin genel yapısını aksettiriyor.

Milletler kolay teşekkül etmiyor. Millet ile etnik grup katiyen aynı şey değil. Her etnik grubun sonunda bir millet olabileceği hayalden ibaret. Millet ise çok sayıda etnik gruptan teşekkül edebiliyor. Bugün dünyanın en güçlü milleti- üniter devleti A. B. D., buna en güzel misal. Dünyada millet sayısı yüze varamazken bir sayıma göre 5000’in, bir başkasına göre 7000’in üzerinde etnik grup var.

Gellner, milliyetçilikle endüstri çağına geçişi ilişkilendirir. Fakat millet teşekkülü için daha da ayrıntılı bir mekanizması vardır: Bir topluluk endüstrileşip zenginleşebilmek için başta dilin yer aldığı bir ortak yüksek kültüre tırmanmak zorunda. Bunu başaran millete komşu veya onun içinde yaşayan bir başka grup, bu ortak yüksek kültüre dâhil olmada engelle karşılaşıyorsa, bu gerilim ikinciyi de milletleşmeye götürüyor. Bu engel tabiî ki kültür farklılığı ve en başta ve ağırlıklı olarak dil farklılığı; ama asıl unsur birincilerin ikinciyi itmesi, içine almaması. Öyle anlaşılıyor ki millet teşekkülü sadece bir grubun çekim gücünden değil, diğerinin itme gücünden de faydalanıyor.

O halde, bir bölücü hareketin geleceği var mıdır sorusu sorulduğunda biri teoriye, diğeri pratiğe dayanan iki ölçüt kullanabiliriz: Bir halk, bir başkası tarafından itilmekte, endüstri çağının nimetlerine kavuşması, endüstrileşen halkın içine girmesi yasaklanmakta mıdır? Bu Gellnerci mekanizmanın teorik ölçütüdür.

İkinci ve daha pratik soru da şu: O millet olacağı iddia edilenler daha önce üniter bir devlet kurmuş mudur?

Türkiye için iki soruya da olumlu cevap vermek mümkün değildir. Sosyoloji açısından iş burada biter.

Bu sorular sorulduğunda alınan cevapların ayrıntısı da üniter devletin stratejisini ortaya koyar: Bir an önce, sınırları içindeki bütün insanların ortak yüksek kültüre ve endüstri çağının getirdiği refah düzeyine yükselmesini sağlamak. Neyle? Her şeyden önce millî eğitimle ve sonra da medyayla.

Samimî kanaatim şudur: Türkiye televizyon yayınlarına 1960’ların sonunda değil de, Amerika ve Avrupa gibi 1940’ların sonunda ve 50’lerde başlasaydı bugün dış kaynaklı veya iç kaynaklı herhangi bir bölücülük hareketinin yapay solunumla bile yaşatılması mümkün olmazdı. İki tarih arasındaki farkın tam bir nesil ettiğine dikkatinizi çekerim.

 

     *  *  *

Hemen farkına varılacak ikinci bir nokta, Türkiye- Avrupa ilişkileriyle ilgili. Avrupa’da merkezi ve çekirdeği teşkil eden iki ülke, Almanya ve Fransa, Türkiye’ye karşı net bir engelleme, itme politikası içindedir. Biraz sosyoloji ve biraz Gellner, bu itişin, Türk milliyetçiliğini yükselteceğini hemen görür.

       *  *  *

Sosyoloji böyle söylüyor diye rahatlayalım mı? Kesinlikle hayır!

Sosyoloji, dünya siyasetinin gidişini belirler mi? Evet ve hayır... Bu biraz da “Evrim dünyada hangi canlıların hayatta kalacağını belirler mi?” sorusuna benziyor. Sosyologlar da evrim biyologları da inceledikleri sistemin başka sistemlerden izole olduğunu kabul ederler. Yani onların ideal deney grubu dışardan etki almamaktadır...

Altmış milyon yıl önce dünyanın hâkimi, çok sayıda türü ile dinozorlardı. Hangi evrim ve uyum teorisi gökten düşen bir meteorun onları yok edeceğini; onlardan geriye sadece kuşların kalacağını tahmin edebilirdi?

Amerikan yerlilerine birkaç bin yıl; hattâ belki birkaç yüz yıl daha verilseydi, onlar da buhar gücünü, çeliği keşfeder ve belki gemilere binip Avrupa’yı keşfe gelirlerdi. Ama öyle olmadı. Bütün bir kıta halkının yok edileceğini hangi sosyolog, hangi teoriyle açıklayabilir?

Hiçbir toplum, hiçbir medeniyet tek başına değildir. Bazen dış müdahale, sosyologların o çok sevdikleri iç dinamikleri darmadağın eder ve belirleyici olur.

İran’ın demokrasi olup olmayacağını sadece sosyoloji mi belirledi? Acaba İngilizlerin ricasıyla seçilmiş başbakan Musaddık’ı deviren ABD’nin ve CIA’nin bu yol çatağındaki etkisi nedir?

*  *  *

Kuzey Irak ekonomisi mi dediniz? Eski CIA istasyon şefi Robert Baer, Barzani’nin oğlunun ABD’den ricasını anlatıyor: “Sırf 100 dolarlık banknot gönderiyorsunuz. Biraz da bozukluk gönderin. Burada bir somun ekmek de, bir bisiklet de 100 dolara satılır oldu!”[1] Fakat genç Barzani’nin tavsiyesine uyulmadığı ve işgali izleyen 14 ayda 363 ton yeni basılmış 100 dolarlık banknotun Irak’ta “kaybolduğu” ortaya çıkıyor.[2]

Irak’ın geleceği, Irak toplumunun sosyal evrimiyle mi belirlenecek dersiniz? Irak’ın geçmişi sosyolojiye göre mi şekillendi?

Fakat geri kalmış ülke aydınlarının düştüğü tuzağa düşüp, her şeyin süper güçler, istihbarat teşkilatları ve gizli cemiyetler tarafından planlanıp gerçekleştiği fantezisine de kapılmayalım. Sosyal yapı ne kadar aciz kalırsa kalsın, dış darbelerden sonra da rolünü oynuyor ve gücünü hissettiriyor. Tarihinde apartmanına yönetici bile seçememiş bir topluma demokrasi getirme çabaları, akıllı füzeler ve yüz dolarlık banknot balyalarının desteğiyle de gerçekleşemiyor.


         

[1] Robert Baer, “See No Evil- The True Story of a Ground Soldier in the CIA's War on Terrorism”, Crown- Random House (2002)

[2] The Guardian, 20 Mart 2006 ve aynı gazete, David Pallister, 8 Şubat 2007. http://www.guardian.co.uk/Iraq/Story/0,,1734939,00.html ve oradaki bağlantılar.


Türk Yurdu Mart 2007
Türk Yurdu Mart 2007
Mart 2007 - Yıl 96 - Sayı 235

E-Dergi: Ücretsiz

Sayının Makaleleri İncele