ZİYA GÖKALP’IN “FELSEFE DERSLERİ”

Şubat 2007 - Yıl 96 - Sayı 234

 

 

                Ziya Gökalp’ın  “Felsefe Dersleri” neşir hayatına girdi. Konya’daki  Çizgi  Yayınevi böyle 940 sayfalık  bir kitabı neşretmek cesaretini göstermiş. Doğrusu kendilerini tebrik ederiz ve teşekkür borçlu olduğumuzu söylemek isteriz. Çünkü böyle kitaplara yatırım yapmak, cesaret işidir. Bu bir ideoloji meselesi değil, bir  ideal ve inanç  meselesidir. Zaten aynı yayınevinin felsefî eserler dizisi başlatıp bunlardan bir hayli yayımladığını da görüyoruz. Böylece felsefî düşüncenin ve felsefe kültürünün Türkiye’de yaygınlaşmasına katkıda bulunan  yayıncılar kervanına Çizgi  Kitabevi de kalın bir  çizgi  ile  katılmış  olmaktadır. Hayırlı olsun.

                Kitap “Çizgi Felsefe” dizisinin 9. eseri olarak basılmış. Demek ki daha önce sekiz  felsefe kitabı çıkmış. Kitabın ilk 460 sayfası esas metin. Kalan 453 sayfası da esas metnin sadeleştirilmiş şekli. Ayrıca sonunda sekiz  sayfalık Gökalp’ın el yazmasından fotokopi olarak örnek var. Baş tarafta ise eseri sadeleştiren Atatürk Üniversitesi Fen-Edebiyat Fakültesi Felsefe bölümünden Yrd. Doç Dr. Ali Utku ile aynı fakültenin Türk Dili  Edebiyatı bölümünden  Erdoğan Erbay’ın kitapla ve sadeleştirilme ile ilgili on sayfalık izahatı yer almış. Bu izahattan önceye de Gökalp’ın bir sayfalık hayatına ve eserlerine dair bilgi yerleştirilmiş. Bir de Gökalp’ın resmi  konulmuş.

                Gökalp’ın “Felsefe Dersleri” Malta sürgünü esnasında çok  ağır şartlar altında hazırlanmış ve Malta’da sürgünde bulunan aydınlara dersler olarak takrir edilmiştir. Eserin baş tarafında (3 Kânûn-i Sâni/Ocak 1921) tarihi mevcut. Sadeleştirenlerin tahminine göre bu tarih, eserin müsveddesinin bitiş tarihidir. Zira bu tarihten üç  ay sonra sürgün hayatı sona ermiştir.

 Düşünce tarihimiz, felsefe hayatımız ve Gökalp’ın felsefî cephesi bakımından büyük ehemmiyet  taşıyan böyle bir eserin, 83 sene kaybolmuş muamelesi görmesi veya ihmal edilmesi, affedilir hata  değildir. Ziya Gökalp bu takrir notlarını gözden geçiremeden  vefat  etmiştir. Daha sonra Türk Tarih Kurumu ailesinden Gökalp’ın külliyatını neşretmek üzere satın  almıştır. Fakat orada bugüne kadar karanlıkta kalmıştır. İşin garip  tarafı, damadı Ali Nüzhet Göksel’in “Ziya Gökalp’ın neşredilmemiş Yedi Eseri ve Aile Mektupları” eserinde  Malta’da verilen bu “Felsefe Dersleri”nden hiç bahsetmemesidir. Aynı şekilde “Ziya Gökalp’ın  Tamamlanmamış Eserleri” adlı kitabında Şevket Beysanoğlu da bahsetmemektedir. Ben rahmetli Beysanoğlu ile Diyarbakır’da görüştüm, sonra da uçakta beraber Ankara’ya döndük. Bana da bu eserden hiç bahsetmemişti. Her ne hâl ise, Ali Utku ve arkadaşı, bu  on iki defterlik büyük eseri keşfetmişler ve gün yüzüne çıkarmışlar. Eserin doğru  okunması, metnin  doğru  tespiti , aydınlatıcı notlar konulması ve dikkatli bir şekilde sadeleştirilmesi gibi  faaliyetler, hem çok zor, hem de o derecede büyük mesuliyet isteyen faaliyetlerdir. Ali  Utku ve Erdoğan Erbay, batılıların collaboration/müşterek eser yazma dediği cinsten müşterek bir çalışma örneği vermişler. Çünkü bizde  müşterek çalışma anlayışı pek gelişmiş ve yerleşmiş sayılmaz. Çok kimse özel çalışmasında büyük keşif  yapacağını sanarak çalışmalarını gizler. Bu aynı zamanda intihal ahlaksızlığından da korkmanın bir ifadesi  sayılabilir. Ama her  hal ü kârda müşterek ilmî çalışma anlayışı yaygınlaşmalıdır. Bu gençleri böyle büyük ve zor işler gerçekleştirdikleri için de ayrıca tebrik ediyoruz. Çünkü  bir çok tercümeleri ve yakın dönem felsefî  düşünce hayatımıza dair mühim metinleri sadeleştirip yayımladıkları için de düşünce hayatımıza ve kültürümüze büyük  katkılar  sağlamaktalar.

                                                               xxx

Eserin muhtevası: “Felsefe Dersleri”, bir felsefeye giriş kitabıdır. Batı’da görülen örneklerden biridir. Bu tarz kitaplarda yazarın temayülüne ve tercihine göre felsefe problemlerinin bir kısmı ele alınır, yahut, sadece  bir felsefe problemi mesela bilgi meselesi ele alınır, genişçe işlenen bu mesele etrafında diğer meseleler  döndürülür. Gökalp’ın bu kitabı, bir çok felsefe meselesini ayrı ayrı ele almıştır.

Türk Tarih Kurumu’nun arşivindeki numaralamaya göre “Felsefe Dersleri”nin VI. Defteri mevcut değil, yedi numaralı defter de sekiz numaralı defterle yer değiştirmiş. Böylece bu muhalled eser (Ebedileşecek eser) okuyucuya ulaşmış olmaktadır.

Eserin muhtevasında  yer  alan esas başlıklar şunlardır:

Başlangıç: İlim ve Felsefe. Ruhiyat (Psikoloji), Lisan ve sanat, mantık, Ahlak, Mâ-ba’de’t-tabiiyye/Metafizik.

Şimdi bir de alt başlıklara göz atalım:

Başlangıç: İlmin menşei, mevzu’u, ilmî bilginin seciyeleri, ilimlerin tasnifi, felsefenin ilimden farkı

Rûhiyat: Şuur, hassasiyet bahsi veya hayat-ı hissiye: haz ve elem, heyecanlar, temayüller, ihtiraslar

Hayat-ı zihniye: İhtisaslar, ben bilgisi ve şahsiyet, ruhî olaylarda tasfiye (ıstıfa), fikirlerin mücadelesi  kanunu, bağlılık ve çağrışım kanunu, fikirlerin çağrışımının izahı, taklit, hafıza, dikkat, soyutlama genelleme fikirler yahut kavramlar, kaplam ve içlem, hüküm ve muhakeme, bilginin yönetici ilkeleri empirizm, akılcılık, ilkelerin oluşumu ve evrimi, sebep  fikri ve nedensellik ilkesi, gaye sebep fikri ve gayelilik ilkesi, mutlak fikri.

Faile(aktif hayat/eyleme yetisi): İçgüdü, alışkanlık, irade ve arzu, irade ve zihin, hürriyet, determinizm çeşitleri ve tenkidi

Dil  ve  Sanat: Göstergeler, dilin kökeni, güzellik ve sanat

Mantık (Metodoloji): Mantığın konusu ve kısımları, metot, matematik bilimlerde metot; matematik  bilimlerin konusu, gayesi ve sınıflandırılması, asıl matematik bilimlerin metodu., biyolojinin konusu ve gayesi, biyolojide gözlem ve deney, sınıflandırma, tanım, analoji, bilimlerde keşif ve yaratma, teoriler, psikolojinin değeri, sosyal  bilimlerde metot; sosyolojinin konusu ve gayesi, sosyolojinin metodu, siyasî bilimlerin metodu, tarih; tarihin konusu ve gayesi, tarihin metodu, tarihsel eleştiri.analiz, tarihsel  inşa: sentez, tarihin değeri

Ahlak: Giriş: Ahlâkın konusu ve metodu.

Teorik ahlak, ahlakî vicdan, vicdanın değişimleri ve evrimi, vicdanın oluşumu ve tabiatı, insanın  eyleme yetisinin gayeleri, haz ve menfaat ahlakları; rasyonel ahlak, hak, uygulamalı ahlak: Vazifeler ve haklar  teorisi, bireysel ahlâk ve toplumsal ahlak, aile ahlakı, ailenin faydaları, vatanî ahlâk.

Metafizik: Hakikat-hata: Bilginin sınırı ve değeri, pragmatizm, şüphecilik, madde, maddenin genel  anlayışı, hayat, hayat problemi, ruh: ruh ile bedenin birliği, Allah: Allah telakkileri ve varlığının delilleri, ruhun bekası ve ölümsüzlük meselesi.

Bu alt başlıklara bağlı pek çok alt başlık da mevcuttur. Artık onları kitabı okuma zahmetine  katlanacaklar kitabı okurken görürler.

                                                               xxx

Gökalp, yabancı dilden kavramları olduğu gibi kullanmamış, imkan  nispetinde Türkçe karşılık bulmuş ve kullanmıştır. Yalnız Gökalp, her zaman olduğu gibi bu konuda Arapça ve Farsça’dan da istifade etmiş. Karşıladığı kavramlara bazı örnekler verebiliriz: Mesela bizde bugün umumiyetle empirizme tecrübecilik veya deneycilik karşılığı kullanılmaktadır. Halbuki Gökalp buna “ihtiyariyye” terimini getirmiş. Aktif hayat karşılığı “fâile” demiş. Karakter karşılığında “seciye”, metot karşılığı “usûl”, pragmatizm karşılığı “fi’ilcilk”, biyoloji karşılığı “hayatiyyat”, idealizm karşılığı “fikircilik”, animizm yahut spiritüalizm karşılığı “cancılık” kullanmış.  Panteizme “Hep-Allahçılık”, ruhçu paralelizme “ruhî-muvazîlik”, monadçı spiritüalizme “vâhideci ruhçuluk”, ontolojiye  “vücudiyyat” alkolizme “kuhl-perestlik/içkiye tapıcılık” gibi karşılıklar getirmiş. Bunların bir kısmı o zaman kullanılıyordu, fakat bir kısmı kendi bulduğu karşılıklardır.

Gökalp’ın bu eseri, kuru bir bilgi nakli veya taklit değildir. Ele aldığı  her konuda tenkit yapmaktan, bu  konudaki münakaşaları özetledikten sonra kendi fikrini belirtmekten geri durmaz. Bizde umumî bir kanaat vardır: Felsefe akılla yapılır ve akla dayanır. Bilhassa bir kısım felsefeciler bunun üzerinde ısrarla  dururlar. Gökalp böyle düşünmüyor. Ona göre ilim akla dayanırken felsefe  “akıl ile his ve bunların mecmuu olan kalbe  istinat eder. İlimden beklediğimiz, aklımızı tatmîndir. Felsefeden beklediğimiz aklımızı, ruhumuzu, irademizi  tatmin etmesidir.” (s.12.) Bana öyle geliyor ki burada düşüncenin merkezinin kalp olduğunu söyleyen  Gazalî’den bir tesir olduğunu  söylemek yanlış olmasa gerektir. Şu hâlde Gökalp, batılılardan faklı düşünebilmiş ve pozitivizmin kurucusu Auguste Comte’un üç hal kanunu anlayışını ve metafiziğe yönelttiği itirazlarını dahî  tenkitten geri durmamıştır. Bunun gibi maddeciliği, determinist felsefelerin hürriyet anlayışlarını da tenkit etmiştir. Aynı şekilde hedonist ahlâkın zararlarını belirtirken insan hayatının gayesinin zevk olmadığını ortaya  koymuştur.

Alkolizm ve Gökalp: Gökalp, bildiğim kadarıyla, Türkiye’de ilk  defa bir felsefe kitabında alkolizme yer veren felsefecidir. Felsefeyle alkolizmin ne ilgisi vardır, denebilir. Mühim olan bu ilgiyi kurabilmektir. Çünkü alkolizmin insanlığın başının belası olduğu bilinmekte ve dolayısıyla bütün dünya ülkeleri bununla  mücadele etmekteler. 1919’dan 1932 senesine kadar ABD’de içki kullanılmasının yasaklandığı  bilinmektedir. Ben bir Fransızca felsefeye giriş kitabında ahlakî bir mesele olarak alkolizme genişçe yer verildiğini  biliyorum. Kitap 1907’de Paris’te basılmıştı. Bugün Türkiye’de bir felsefeye giriş kitabında alkolizme yer verilse, kıyametler  koparılır, ne devrimler  kalır, ne de laiklik, maazallah, hepsinin elden gideceği söylenir!

Gökalp neden bu konuya yer vermiştir? Bir defa Gökalp şuurlu bir materyalizm ve materyalist hayat  düşmanıdır. Ruhun maddeden mücerret varlığını kabul etmeyip ruhu ve manevî değerleri maddeye ve maddî  hayata irca eden her anlayışa karşıdır. Maddeci hayat anlayışının bir başka yansıması olan hedonizmin (Hazza  dayanan bir ahlâk ve hayat anlayışı) ahlakî hayatımıza, aile ve millet hayatı ile bütün insanlığa verdiği zararları  bilmektedir. Bundan dolayı “kühul-perestlik” dediği alkolizmin fertte ve toplumların manevî, maddî ve bilhassa iktisadî hayatta açtığı yaraların hem psikolojik hem de sosyolojik açıdan tahlil ve tenkidini yaptığını görüyoruz. Darısı başkalarının başına…

Gökalp’in bir felsefe kitabında alkolizme yer vermesi, Türk rakısı içmekle Türklüğünü ispata çalışan ve  Türklüğe hizmet ettiğini zanneden kişilere kötü bir haber sayılır. Ola ki tesir alırlar.

Değerlendirme: Bizce bu eser hem Gökalp’ın fikir  hayatını daha iyi ve yakından tanımak, hem yakın  dönem fikir tarihimiz, hem de felsefe maceramız bakımından büyük ehemmiyet taşımaktadır. Eser sadece bir felsefeye  giriş kitabı değil, aynı zamanda sistematik bir Batı felsefesi tarihidir.

Bu eserin belki de en mühim hususiyeti, sosyal bilimler metodolojisine temel teşkil edecek tarzda sistemli olarak meselelerin ele alınmış olmasıdır. Felsefe dersleri aynı zamanda Gökalp’ın felsefe anlayışını  doğru olarak tespit edebilme imkanı vermesinin  yanında , eserin mevcudiyeti günümüze kadar  bilinmediğinden, Gökalp’ın sosyolojik görüşlerinin, zannedilenin aksine, felsefî temellerinin de mevcut olduğunu görme imkanı    vermektedir. Böylece onun siyasî ve içtimaî fikirlerinin felsefî temelleri de ortaya konmuş olmaktadır. Zengin  kavram çerçevesine sahip olan bu eser , mutlaka okunmalıdır. Ama nasıl?

“Felsefe Dersleri”, felsefe metinlerinden sıkılan fakat Gökalp’i de seven kimselerce özellikle okunmalıdır. Bu eser onların fikrî muhtevalarını artırdığı gibi, görüşlerine derinlik de kazandıracaktır.

Bu eser, evvela, sadeleştirilmiş metninden aralıklarla dikkatlice bir kaç defa okunabilir. Sonra bir kaç defa da sadeleştirilmemiş asıl metninden okunmalıdır. Neden? Türkçeyi ve bu milleti seven herkes, Türkçenin ve fikir hayatımızın son yarım asırlık dönemden ibaret olmadığını unutmamalıdır. Buna binaen diyebiliriz ki 1900, 1910, 1920’li yılların Türkçe metinlerini aslından okuyamayan ve anlayamayan kişiler, kendilerine milliyetçi  dememelidir. Bugün bir Fransız veya Alman genci, Descartes’ı, Hugo’yu, Balzac’ı, Goethe’yi ve Kant’ı sadeleştirilmemiş asıl  metinlerinden doğrudan okuyup anlayabilecek şekilde yetiştirilmektedir. Bizim öğretim sistemimiz böyle şeyleri irtica sayıyor ve Osmanlıya dönüş kabul ediyor. Köksüz  bir ağaç gibi sallanıp durmak  bize mukadder midir? Herkes noksanını kendisi tamamlamak zorundadır. Bizim batı ülkelerinin gençlerinden neyimiz noksan? Noksanımız yok, fazlamız var. O da tembelliğimiz ve bedavacılığımız. Bunları yenemezsek yeni fikir adamları yetişmez ve herkes aynı şeyi tekrar edip durur. Artık Mevlânâ hazretlerinin dediği gibi, bugün  yeni bir gündür ve yeni bir şey söylemek lâzımdır. Yeni şeyler de eskileri iyi bildikten sonra söylenebilir.


Türk Yurdu Şubat 2007
Türk Yurdu Şubat 2007
Şubat 2007 - Yıl 96 - Sayı 234