Irak Türklüğü Bir Mücadele Adamını Daha Yitirdi Sadun Köprülü

Eylül 2014 - Yıl 103 - Sayı 325

         

         

                    15 Temmuz 1959’da Kerkük Türklerine uygulanan katliam vuku bulduğunda, Sadun Köprülü henüz iki yaşında bir bebekti ve ailesi ile birlikte Kerkük yakınlarındaki Altunköprü’de oturuyorlardı. Çocukluğu o günlerin acıları içinde geçti. İlk okuldan itibaren okumaya, araştırmaya meyletmişti. Irak rejiminin uyguladığı baskı ve zulümle ilgili anlatılanlarla görüp gözlemledikleri ise geleceğini şekillendiriyor, giderek bir karaktere bürünüyordu. O günlerde nemrutlaşmaya başlayan Saddam’ı ve bugünlerin nemrutları olan Talabani ve Barzanileri daha çocuk yaşta tanıdı.

         

                    22 Ekim 1967 günü Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin Başbakanı Süleyman Demirel Kerkük’ü ziyaret ediyordu ve beşiktekinden eşiktekine kadar Kerkük Türkleri yollara dökülmüştü. O sırada henüz on yaşında olan Sadun da arkadaşları ile birlikte ön saflarda idi ve dillerinde eski bir Kerkük Türküsü’nün mesajlarla yüklü yeni versiyonu ile yeri göğü inletiyorlardı:

         

                    “Kerkük’ün bu sarayı/Ağam Süleyman/Acep noksandı neyi/Gözüm Süleyman?

                    Asılmıştı bayrağı/Ömrüm Süleyman/Hani be yıldızı ayı/Paşam Süleyman?

                    Ağam Süleyman/Paşam Süleyman/ Men sana hayran…”

         

                    Bu ve benzeri nakaratlara “Bozkurt Atatürk”, “Yaşasın Türkeş”, “Yaşasın Türkiye” nidaları da ekleniyor ve ortalık inliyor, Kerkük’te tam bir bayram yaşanıyordu. Ne yazık ki bayram yalnızca bir gün sürdü ve ertesi gün pek çok kişi ve emsali çocuklarla birlikte henüz on yaşındaki Sadun’u da alıp götürdüler ve sekiz ay on dört gün işkenceli bir tutukluluktan sonra serbest bırakıldı. Anca o ve ailesi damgayı yemişlerdi bir kere. İlkokul sıralarında ve Başbakan Süleyman Demirel’in ziyaretinden altı yıl sonra gerçekleşen Cumhurbaşkanı Fahri Korutürk’ün ziyaretleri sırasında Saddam’ın muhaberatının gözleri hep üzerlerinde idi.

         

                    Bu arada arkadaşı İsmail Fatih’le birlikte kaçak olarak Türkiye’ye de giriş yaptılar ve Kerkük’teki büyüklerinden Başbakan Süleyman Demirel’le orada çok sevilen MHP lideri Alparslan Türkeş’le Nihal Atsız’a durumlarını anlatan mektuplar getirdiler. Kaçak gelmişlerdi ve dönüşleri de kaçak olacaktı. Yanlarına o zamanın ülkücü yayın organlarından Devlet, Bozkurt dergileri, rozetler, bazı kitap ve broşürler alarak Suriye üzerinden Bağdat’a kadar gitmekte olan trene gizlice bindiler. Maceralı yolculuk bitmiş, eşyaları ile birlikte Kerkük’e ulaşmayı başarmışlardı. Ancak ne var ki kazasız belasız atlatılan Türkiye seyahatinin verdiği moral ve getirdiği bayram havası uzun sürmedi. Sadun ve daha pek çok kişi tutuklanarak Saddam’ın meşhur Abu Garip Hapishanesi’ne konuldular. Akıl almaz işkenceler altında on altı yıl orada kaldıktan sonra Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Gözlemcileri’nin raporları doğrultusunda 1996 Şubat’ının son gününde serbest bırakıldı. Oralarda duramazdı. Önce Türkiye’ye, sonra da yine Birleşmiş Milletler’in gözetimi altında Amerika Birleşik Devletleri’ne götürüldü. Gözünde gönlünde hep Türkiye vardı ve 22 Ekim 2003 tarihinde yeniden Türkiye’ye döndü.

         

                    O bir mücadele adamı idi. Burada da boş durmadı. Irak Türkmen Cephesi’nde görev aldı ve bir yıl da Başkanlık yaptıktan sonra konferanslar vererek, sempozyumlarda konuşmalar yaparak Irak Türklüğünün meselelerini anlattı. Ancak ne var ki dert dert üstüne geliyor, Irak Türklüğünün sahipsizliği onu iyice kederlendiriyordu. Irak’ın kuzeyinde oluşturulan ama adı henüz resmen konulmamış Kürt Devleti, Kerkük, Telafer, Altunköprü gibi öz be öz Türk yurtlarından Türklüğün izlerinin siliniyor olması, son çıkan IŞİD belası ve belki de bazı dostlarının vefasızlığı onu iyice kahretti. 2015’in Ramazan ayında ve 1959’da vuku bulan Kerkük Türk katliamının 55. Yıldönümünün yaşandığı günlerde orucuna niyetli olarak sessiz sedasız ebedi âleme göç ediverdi. Bu haliyle O, İnşallah şehit mertebesindedir.

         

                    Ben kendisi ile 2006 yılının son günlerinde tanışmıştım. Adımı söyleyince “Ben sizi Bozkurt dergisinden tanıyorum.” demişti. Dostluğumuz öyle başladı. Çocukluğundan beri mücadele içinde geçen hayat hikâyesini, hatıralarını yazmıştı. Hepsini bana verdi ve kitaplaştırmamı rica etti. 2007 yılında yayımladığım “Kerkük Gönlümde Aşk Yüreğimde Sızıdır” isimli belgesel roman işte Sadun’un hatıralarından yola çıkılarak oluşmuştu. Ruhu şad olsun.

         


Türk Yurdu Eylül 2014
Türk Yurdu Eylül 2014
Eylül 2014 - Yıl 103 - Sayı 325

E-Dergi: Ücretsiz

Sayının Makaleleri İncele