BEDEN EĞİTİMİ, SPOR VE AİLE

Ocak 2007 - Yıl 96 - Sayı 233

                                                                                           

                                                                                                  Özbay GÜVEN* - Erman ÖNCÜ**

 

Giriş

Beden eğitimi, genel olarak, hareket etmeyi öğrenmek ve hareket yoluyla öğrenmek biçiminde tanımlanabilir. Bir başka deyişle, beden eğitimi, fiziksel hareketlerin planlı bir gelişme doğrultusunda yaşantıya dönüştürülmesi olarak açıklanabilir.56 Başka bir tanıma göre de beden eğitimi; oyun, cimnastik ve spor gibi eğitici bütün bedensel etkinlikleri içeren genel bir kavram olup, “bedensel etkinlikler içinde ve bedensel etkinlikler aracılığı ile eğitim” şeklinde tanımlanabilir.35 Spor ise, beden eğitimi etkinlikleri altında insanların tek başına ya da toplu olarak fiziksel, psikolojik ve düşünsel kâbiliyetlerini, önceden saptanmış bir düzen ve belli kurallar içinde geliştirip ortaya koymaya yönelik eylemlerinin tümüne denir.44 Spor yapan(sporcu) açısından kazanmaya dönük teknik ve fizik bir çaba; seyreden açısından yarışmaya dayalı estetik bir süreç; toplum genelince oluşturulan bütün içinde de, yerine göre o toplumun çelişki ve özelliklerini olduğu gibi yansıtan bir ayna, yerine göre onu yönlendirebilen etkili bir amaç, ama son tahlilde, önemli bir toplumsal kurumdur.53

            Günümüzde beden eğitimi ve spor aktiviteleri; sağlık, serbest zamanları değerlendirme, performans, kendine güven/özgüven, kişiler arası ilişkiler ve aktif yaşam tarzı alışkanlıkları’nın kazandırılması amaçlı yapılmaktadır.37 İnsanın beden ve ruh sağlığını geliştirmek ve iradesini güçlü kılmak beden eğitiminin temel amaçları arasında yer aldığı gibi aynı zamanda sosyal ve ekonomik kalkınmanın da temel unsurları arasında yer almaktadır. Beden eğitimi ve spor, iradeyi güçlendirerek, insanın kendine güven duymasını sağlayarak kişiliğin oluşmasını kolaylaştırır. Bireyin keşfedilmemiş özelliklerinin ortaya çıkmasına ve yaratıcı yönünü harekete geçirmesine imkan sağlar.17 Beden eğitiminin temel amacı; çocukların fiziksel etkinlikler/hareketler yoluyla eğitimini sağlayarak her öğrencinin hareket kapasitesinin en üst düzeyine çıkmasına yardımcı olmaktır.56

              Şiclovan’a göre (1979), beden eğitimin genel amaçları şunlardır:

  • Vücudun uyumlu olarak büyümesi ve gelişmesi.
  • Temel motorik becerilerin ve özelliklerin oluşturulması ve iyileştirilmesi.
  • Sosyal hayatta sergilenen olumlu ve çağdaş kişilik özelliklerin geliştirilmesi.
  • Çeşitli spor branşların uygulanması için ilginin arttırılması.
  • Serbest, rekreasyon ve yarışma amaçlı olarak fiziksel egzersizlerin uygulanması için ilginin arttırılması.52 

            Baumgatner ve Jackson (1987) da, beden eğitimin temel amaçlarını şu şekilde sıralamıştır5:

  • Organik gelişim, bu amaç kuvvet, güç, dayanıklılık ve kalp, dolaşım sistemi dayanıklılığı gibi, fiziksel uygunluk öğelerini içerir.
  • Sinir-adale uyumu gelişimi; koordinasyon motor performans, sportif beceri ve diğer hareket aktivitelerini içerir.
  • Kişisel sosyal gelişim; olumlu davranışları, liderliği ve demokratik davranışları içerir.
  • Zihinsel gelişim; bu amaç bilgileri, stratejileri ve anlama kâbiliyetini içerir.

 

            Beden eğitimi ve spor ortamı içinde birey kendi kâbiliyeti ve başkalarının kâbiliyetini tanımayı, eşit koşullarda yarışmayı, yenilgiyi kabullenerek başkalarını takdir edebilmeyi, kazandığı zaman mütevazı olabilmeyi, başkalarına yardım etmeyi, doğayla ve zamanla yarışarak zamanını ve emeğini en uygun şekilde kullanmayı öğrenir. Bu anlamda beden eğitimi ve spor, insanı çok yönlü olarak hayata hazırlamayı amaçlayan modern eğitim sisteminin de önemli bir aracıdır.47

            Bireylerin beden eğitimi ve spor dünyasını görmesini sağlayan ilk birim ailedir. Ailenin sosyalleşme üzerindeki bu etkisi, çocuğun beden eğitimi ve spor aktivitelerine katılıp katılmayacağını ve katılıyorsa da ne şekilde katılacağını belirlemektedir.34

            Aile, biyolojik ilişkiler sonucu insan türünün devamını sağlayan, toplumsallaşma sürecinin ilk ortaya çıktığı, karşılıklı ilişkilerin belirli kurallara bağlandığı o güne dek toplumda oluşturulmuş maddî ve manevî zenginlikleri kuşaktan kuşağa aktaran, biyolojik, psikolojik, ekonomik, toplumsal, hukuksal ve benzeri yönleri bulunan toplumsal bir kurumdur.49 Aile, aynı zamanda tüm toplumda bütün diğer kurumların, işleyebilmeleri için katkısına muhtaç oldukları bir müessesedir.15 Çünkü, ailenin görevlerinden en önemlisi insan türünü üretmek ve devam ettirmektir. Aynı zamanda, aile başka kurumların da kaynağıdır. Günümüzde başka toplumsal kurumlar tarafından üstlenilen bir takım hizmetler –örneğin; ekonomik etkinlikler, toplumsal denetim, eğitim, eğlence ve dinlenme- önce aile içinde gelişmektedir. Ailenin bir toplumsal kurum olarak gelişmesi, kendine yeterli bir örgüt olmaktan çıkıp yavaş yavaş genişleyen toplum içinde özel görevleri olan bir birim haline gelmesiyle olmuştur. Ailenin temel bir kurum olmasının bir başka nedeni de sosyalleşmede çok önemli bir role sahip olmasından kaynaklanmaktadır. İnsanın sosyal/kültürel bir varlık olmasını sağlayan bu süreç, önce ailede başlamakta sonra diğer kurumların da yardımıyla gelişmektedir.46

     Bir çocuğun sosyalleşmesini sağlayan araçlar; başta ailesi olmak üzere, komşuları, oyun arkadaşları, okul arkadaşları, öğretmenleri ve kitle iletişim araçlarıdır.45 Kişilerin beden eğitimi ve spor etkinliklerine katılmaları üzerinde en kuvvetli etki gösteren faktörler ise; aile, birincil gruplar, referans grupları, meslekleri, gelirleri, yaşları, cinsiyetleri ve serbest zaman faaliyetlerine imkan verecek ortamın varlığı şeklinde sıralanmaktadır.50 Ailelerin beden eğitimi ve sporla ilgili olması, çocuğun bu aktivitelere katılımında hatta fiziksel aktivitelerin toplumun çoğunluğunca yapılmasında da olumlu bir etkendir.47

            Çocuğun gelişiminde anne-baba tutumlarının etkisi büyüktür. Kişilik gelişimi her ne kadar insanın yaşamı boyunca süregelse de kişilik gelişiminin temelinin çocukluk döneminde atıldığı gerçeği geçerliliğini korumaktadır. Anne-babanın ve ailenin diğer bireylerinin çocukla olan etkileşimi, çocuğun aile ve sosyal hayat içindeki rolünü ve yerini belirlemektedir.Çünkü bu yaklaşım ve etkileşim çocuğun ileride nasıl bir birey olacağını etkilemektedir.2 Bebek, çocukluğa doğru geliştikçe yeni beceriler kazanmaya, davranışlarını kendi denetimi altına almaya başlar. Bu dönemde ailenin rehberliği çocuğun gelişimi üzerinde çok etkili olur.Hatalı anne baba tutumu ve bozuk aile yapısı, sağlıksız bir gelişimin ve uyumsuzlukların başlıca kaynağı olabilir. Anne-baba, bazen çocuğa çok şey vererek onun kendi gelişimine yön vermesini engeller. Bazen de çok az şey vererek ona gerekli desteği sağlayamaz ve uygunsuz davranış örüntülerinin gelişimine neden olur.20

Çoğu tutumların kökeni çocukluk dönemine dayanmakta ve genelde doğrudan deneyim, pekiştirme, taklit ve sosyal öğrenme yoluyla edinilmektedirler.32 Birçok araştırma da, anne-babaların ve çocukların tutumları arasında yüksek korelasyon olduğunu ortaya çıkarmıştır.41 Çocuklar anne-babalarıyla birlikte çok zaman harcarlar ve bir süre sonra, onları etkileme yönünde bilinçli bir çabaları olmasa bile yalnızca onları taklit ederek, onların inandıklarına inanmaya başlarlar.19 Çocuk doğumdan itibaren okul dönemine kadar öncelikle aile üyeleriyle ilişki içerisindedir. Her şeyi onları taklit ederek öğrenir. Konuşma şekli, yemek yeme alışkanlığı, uyku düzeni, okuma isteğinden, müzik, sinema ve spora ilgi duymaya kadar tüm ihtiyaç ve ilgileri aile içerisinde taklit yoluyla şekillenir. Bu nedenle anne ve babasını kitap okurken gören çocuk kitap okumaya yatkın olacak, dişlerini fırçaladığını gördüğünde diş fırçalama alışkanlığını kazanacak, spor yaptığını gördüğünde de aktif olarak spora katılacaktır.47

            Çocukluğun erken dönemlerinde ailede çevreyi algılama ve aile üyelerini taklitle başlayan, daha ileri yaşlarda sistemleşerek kişilik oluşumunda yer alan bir süreç olan özdeşleşme de çocukların beden eğitimi ve spor aktivitelerine başlamalarında oldukça önemlidir.24 Gelişmekte olan çocuk, toplumda yer ve rol alabilmek için benliğine örnek olacak özdeşleşme objesini en yakınları arasından seçer (anne, baba, dede, hala, teyze, komşu vb. gibi). Onların davranış kalıplarını benimser, özdeşleştiği kişiye benzemeye özendiği, olayları özdeşleştiği kişinin gözüyle görmek istediği zaman, onu “anlamaya”, kendine yararlı bir amaç bulmaya çalışır. Bu düzen, çocukluk ve gençlik çağındaki toplumsallaşma sürecinde çok önemli bir rol oynamaktadır.33

            Çocuğun fiziksel aktivitelere ilk katılımı oyun yoluyla olmaktadır. Hareket ihtiyacını karşılamasını sağlayan oyunlarla ilk tanıştığı yer ise aile çatısı, dolayısıyla ilk oyun arkadaşları da aile üyeleridir.

Oyun, fiziksel ve zihinsel kâbiliyetlerle sosyal uyum ve duygusal olgunluğu geliştirmek amacıyla gerçek yaşamdan farklı bir ortamda yapılan, sonunda maddî bir çıkar sağlamayan, kendine özgü belli kurallara sahip, sınırlandırılmış yer ve zaman içinde süren, gönüllü katılım yoluyla toplumsal grup oluşturan ve katılanları tümüyle etkisi altında tutan eğlenceli bir etkinliktir.56 Oyun, çocuğun kendini, duygularını ifade edebildiği, yaratıcı potansiyelini kullandığı, dil, zihin, sosyal, duygusal ve motor becerilerini geliştirebildiği en önemli fırsattır. Kısaca oyun, çocuk için en doğal en aktif öğrenme ortamıdır.38 Ayrıca içinde yaşanılan kültürün önemli etkilerinden olan araştırma duygusunun ve kurallara uymanın öğrenildiği ve geliştirildiği yer de oyunlardır. Oyunlar önce bebeğin kendi bedensel duyumlarının araştırılması şeklinde çok küçük bir alanda başlamakta, sonra yakın çevresi içinde sürmekte ve daha sonrada büyük sosyal ortamlarda gerçekleştirilmektedir.55 Sonucu düşünülmeden, eğlenmek amacıyla yapılan hareketler olarak da tanımlanabilen oyunun, çocuğun dünyasındaki önemi oldukça büyüktür. Oysa, birçok aile, bu faaliyetin çocuğun gelişim ve eğitimindeki etkisini düşünmeden, oyun için harcanan zamanı boşa harcanan zaman olarak değerlendirmektedir.57 Çocuk, kavramları, cisimleri, toplumsal kuralları, haklarını ve mücadele etmeyi oyun içerisinde önce algılar, sonra anlar, sonra da öğrenir ve geliştirir. Oyun, genel olarak çocuğu birçok yönden etkiler (fiziksel, sosyal, psikolojik, zekâ) ve gelişmesine katkıda bulunur.28

            Çocukların fiziksel aktivitelere katılmalarında ve fiziksel aktivitelerin çocuklar için cazip hale gelmesinde anne-babaların çok büyük ve hayati bir etkisi vardır.48 Çocukların fiziksel aktivitelere katılıma yönlendirilmesi uzun yıllardan beri araştırmacılara konu olmuştur.4,8,43 Konuyla ilgili ilk araştırmalardan birisi Orlick (1974) tarafından yapılmıştır. Araştırmacı spora katılımla ilişkili çevresel faktörleri incelemiş, çocukların ailelerinden bir rol modeli olarak olumlu yönde etkilendiği sonucuna ulaşmıştır. Ayrıca küçük yaşta spora başlayan erkek çocukların anne-babalarının ya spor yapan ya da sporla ilgili kişiler olduklarını bulmuştur.43 Aynı zamanda ailelerin bazı tutumları da çocukların fiziksel aktivitelere katılımını engelleyebilmektedir. Güneydoğu Amerika’da minik tenisçiler ve anne-babaları üzerinde yapılan bir araştırma; anne-babaların sportif oyunlarda kazanma üzerine odaklanması ve çocuklarına karşı utandırıcı davranışlar sergilemesinin, hem erkek ve hem de kız çocuklarının fiziksel aktivitelere katılımını olumsuz yönde etkilediği sonucunu ortaya çıkarmıştır.12

            Bu çalışmada; beden eğitimi ve spora katılımda aile faktörünün önemi ve ailelerin, çocuklarının beden eğitimi ve spor etkinliklerine katılımına yönelik düşünceleri değerlendirilerek ortaya konulacaktır.

 

Tartışma

            Çocukların beden eğitimi ve spor aktivitelerine katılımı, büyük ölçüde anne-babalarının konuya olan bakış açısıyla ilgilidir. Ailelerin bu konudaki yaklaşımı, çocuklarının bu aktivitelere katılıp katılmamaları noktasında neredeyse en belirleyici unsurdur. Bazı aileler, beden eğitimi ve sporun çocuk gelişimi ve sosyalleşme süreci üzerindeki olumlu etkisinin bilincinde olup çocuklarının bu aktivitelere katılımını desteklerken çoğu aile ise; çocuklarının bu faaliyetlere katılımına sıcak bakmamaktadır.

            Gelişmiş ülkelerde sportif aktiviteler, sosyalleşmenin önemli bir aracı olarak kabul edilmektedir. Amerika Birleşik Devletlerinde, bu düşüncede olan yetişkinler, oyunlu aktiviteler düzenlemekte, beceri geliştirmeyi ve ödül alma başarısının önemini vurgulayan spor programlarına katılması için çocuklarını teşvik etmektedirler.10

            Çocukların (5-9 yaş) beden eğitimi ve spor etkinliklerine katılımı üzerinde ailenin etkisini belirlemek amacıyla 2001 yılında Hong Kong Üniversitesi Spor Bölümü tarafından yapılan bir araştırmada şu sonuçlara ulaşılmıştır: Çocukların %57’sinden fazlası aile üyeleriyle, %14’ü karşılıklı olarak arkadaşlarıyla, %20’si sınıf arkadaşlarıyla ve %5’i de kendi başlarına sportif aktiviteler içinde bulunmaktadırlar. Aile üyeleriyle birlikte spor yapan çocukların da %42’si anne-babalarıyla, %11’i kardeşleriyle ve %4’ü diğer akrabalarıyla birlikte spor yapmaktadırlar.18 Elit genç sporcuların, spora katılımları üzerinde ailelerinin etkisini belirlemek amacıyla İngiltere’de yapılan bir başka araştırmada da; yüzücülerin %70, jimnastikçilerin %42 ve tenisçilerin de %57 oranında bu sporlara başlamalarında ailelerinin etkili olduğu sonucu ortaya çıkmıştır.6 İstanbul ilinde 14-16 yaş grubu genç basketbolcüler üzerinde yapılan bir çalışmada,  sporcuların basketbol oynamaya teşvik edilmesinde ailenin, %46 oranında önemli bir rolü olduğu tespit edilmiştir.14 15 değişik spor branşında 451 sporcu üzerinde yapılan bir başka araştırmada da; ilgili spor branşına teşvik eden unsurlara ilişkin görüşlerin sıralanmasında aile (anne-baba ve kardeşler) ilk sırada yer almaktadır.54

            Toplumumuzda genel bir kanı haline gelen sporun akademik başarıyı olumsuz yönde etkilediği fikri ve sakatlanmalara neden olduğu düşüncesi, ailelerin çocuklarının beden eğitimi ve spor aktivitelerine katılımına yönelik olumsuz tutum sergilemesinde başlıca etkenler olarak karşımıza çıkmaktadır.

            Sporun akademik başarıyı olumsuz yönde etkilediğine dair çok net bulgular olmamakla birlikte aksine pek çok araştırmada11,16,36,51 beden eğitimi ve spor etkinliklerine katılımın akademik başarı üzerinde olumlu etkileri bulunduğu yönünde sonuçlar elde edilmiştir. Ancak gerekli bilinçlendirmenin yapılmaması ve eğitim sisteminin akademik ve spor yaşamının birlikte yürütülmesine yeteri kadar müsait olmaması, ailelerde bu yönde olumsuz fikirler oluşmasına neden olmaktadır.

            Okul ve sporun birlikte, sağlıklı bir şekilde yürütülebileceğinin en güzel örneği;  dünyanın en kaliteli basketbol ligi NBA’in uygulamalarıdır. Birkaç yıl öncesine kadar NBA’ de oynamak için üniversitede okuyor olmak ya da üniversite mezunu olmak ve bir alt lig olan NCC (Üniversitelerarası Basketbol Ligi)’de oynamış olma şartları aranıyordu.   

            Son yıllarda ülkemizde uygulanan eğitim politikaları sonucu, ilk ve ortaöğretim öğrencilerinin serbest zaman imkanları oldukça kısıtlanmıştır. Üniversitelere giriş sınavından sonra liselere giriş sınavının da uygulamaya konmasıyla birlikte ‘dershane’ kavramı eğitim sistemimizin ayrılmaz bir parçası haline gelmiştir. Özellikle ilköğretim 8. sınıf ve lise 3. sınıftaki öğrencilerinin sosyal etkinliklere ayıracak zamanları hemen hemen hiç kalmamıştır. Lise son sınıfta beden eğitimi dersinin seçmeli 2 saat, ilköğretim son sınıfta da zorunlu 1 saat ve seçmeli 2 saat olması nedeniyle beden eğitimi ders saatlerinin de amaca hizmet edecek şekilde yeterli olmadığı görülmektedir.

            Oysa Cumhuriyet’in ilk yıllarında beden eğitimi ve spor, devlet politikası haline getirilerek herkes tarafından yapılmaya başlanmış, spora verilen önem artmış, spor branşlarının federasyonları açılmış, her dalda az da olsa spor tesisleri kurulmuş ve inşa edilmiştir. Beden eğitimi ve spor, millî eğitimin ana öğelerinden biri olarak ele alınmış ve disipline edilmiştir. Atatürk, beden eğitimi ve sporda gerçekleştirdiği uygulamalarla, Türkiye’de beden eğitimi ve spor etkinlikleriyle grup dinamiği oluşturarak bunun millet dinamiğine ulaştırılmasını amaçlamıştır.25

            Ulusal Beden Eğitimi ve Spor Birliği (NASPE) tarafından 2000 yılında Amerika’da ilkokul, ortaokul ve lise öğrencilerinin anne-babalarının üzerinde  yapılan bir araştırmada; araştırmaya katılan anne-babaların %81’i, çocuklarının beden eğitimi aktivitelerine her gün katılmalarını istediklerini, %41’i de çocuklarının bu aktivitelere her gün katıldığını belirtmişlerdir.31

            Ayrıca sınavlara girecek öğrencilere zaman yaratmak amacıyla ailelerin ve okul yönetimlerinin, beden eğitimi dersiyle yakından ilgili bazı çabalarını da göz ardı etmemek gerekir. Ailelerin çocuklarına beden eğitimi derslerine katılmamaları için sağlık raporu almaları ve beden eğitimi ders saatlerinin sınavlara hazırlık amacıyla başka derslerle doldurulması bu çabaların başında gelmektedir.   

            Üniversite ve liselere giriş sınavlarının beden eğitimi ve spor etkinliklerine yönelik bir başka olumsuz etkisi de; sınavlara girecek öğrencilerin okul takımlarında yer almak istememesidir. Beden eğitimi öğretmenleri okul takımlarını oluştururken bu yönde oldukça problem yaşadıklarını, öğrenciler istese bile ailelerinin buna müsaade etmediğini, okul yönetimlerinin de bu durum karşısında kayıtsız kaldığını belirtmişlerdir.7 Genelde eğitim seviyesi yüksek olan çocukları Anadolu liselerinde okuyan öğrencilerin anne-babaları bile, spor faaliyetlerinin çocuklarının derslerini olumsuz yönde etkileyeceği düşüncesiyle çocuklarının okul takımlarına girmesini istememektedirler.23

            Amerika’da yapılan bir araştırmada anne-babaların %96,9’u, okullar arası spor aktivitelerine katılımın çocukları için yararlı olduğunu yine aynı çalışmada anne-babaların %56,3’ü de, okullar arası spor aktivitelerine katılım süresince çocuklarının akademik başarı durumlarının daha iyi olduğunu belirtmişlerdir.27

            Beden eğitimi ve spor aktiviteleri, yaralanma, hastalanma ve sakatlanma riski taşıyan aktivitelerdir. Bu nedenle, bazı aileler çocuklarının bu aktivitelere  katılımına müsaade etmemekte müsaade edenler de bu konuda ciddi şekilde kaygı duymaktadırlar. Beden eğitimi ve spor etkinliklerinde meydana gelen yaralanma, hastalanma ve sakatlanmaların nedenleri genel olarak aşağıdaki gibi sıralanabilir:

* Çocukların, beden eğitimi ve spor aktiviteleri için uygun malzeme donanımına sahip olmaması.

* Öğretmen ve/veya antrenörlerin spor sakatlıkları konusunda yeterli bilgi donanımına sahip olmaması.

* Beden eğitimi ders ve/veya antrenman programlarının, çocukların gelişim özellikleri göz önünde bulundurulmadan düzenlenmesi.

* Çocukların beden eğitimi ve spor aktivitelerinde başıboş bırakılması.

* Beden eğitimi ders saatlerinin ders programlarına gelişigüzel yerleştirilmesi.

* Spor salonlarının sayıca ve işlevsel açıdan yeterli olmaması.

* Açık beden eğitimi ve spor alanlarının özellikle zemin açısından aktivitelere uygun olmaması.

* Çocukların spor sakatlıklarıyla ilgili öğretmen ve/veya antrenörler tarafından teorik olarak bilgilendirilmemesi.

            Toplumumuzda erkeklerin sportif etkinliklere katılmalarına bayanlara kıyasla daha sıcak bakılmıştır. Kız çocukları sportif faaliyetlerde, fiziksel özellikleri ve geleneksel sebeplerden dolayı hep ikinci planda kalmışlardır. Bu da aktif bayan sporcu sayısının düşmesine ve geleceğin anneleri olacak kişilerin beden eğitimi ve spor konusunda eğitilmelerinin engellenmesine sebep olmaktadır.29 Bir toplum içinde kadının spora katılımı, kadının o toplum içerisindeki genel statüsünün bir yansımasıdır.47 Her konuda olduğu gibi, sporda da cinsiyet üstünlükleri söz konusudur. Spor dallarında, farklı yüzde performans düzeyleri ile bir dominant taraf mevcuttur. Ancak gelişim düzeyleri farklı toplumlarda bu konuya olan bakış açısı değişmekte, endüstrileşmiş ülkelerde kadınların spora katılım oranı fazla iken gelişmekte olan ülkelerde ise bu oran düşüktür. Çünkü bu toplumlarda kadın, hala dişi cinsin yalnızca doğurganlık için yaratıldığı, ter yerine parfüm kokması, aktif yaşam yerine pasif yaşamı seçmesi düşünülmektedir. Spora katıldığında ise, kadının tenis, yüzme, paten gibi artistik ve estetik branşları seçmesi önerilmektedir.1 Kadın hareketleriyle birlikte belirli ölçüde sosyal değişim sağlanmasına rağmen hala yarışma sporlarına katılımda, çalışma ve serbest zamanları değerlendirmede sporun yer alışı bakımından kadın ve erkekler arasında büyük farklılıklar vardır. Ancak belli bir sosyo-ekonomik ve kültürel seviyeye sahip aileler, kız çocuklarının spor yapması için çaba sarf etmekte ya da kendisi geçmişte spor yapmış anneler kız çocuklarını spor yapmaya teşvik etmektedir. Buna rağmen spora başlayan kız çocuklarının spor yapma süreleri ve düzeyleri yine toplumun yapısına bağlı olarak erkek çocuklara kıyasla daha düşük olmaktadır.47

            Nisan 2006 verilerine göre ülkemizde Gençlik ve Spor Genel Müdürlüğü’ne bağlı federasyonlarda aktif olarak spor yapan yaklaşık 214 bin erkek sporcuya karşılık bayan sporcu sayısı yaklaşık 92 bin civarındadır.21 Oysa 2000 yılı verilerine göre Türkiye nüfusunun %51’ini erkekler %49’unu da bayanlar oluşturmaktadır.13 Avustralya’da 2002 yılında yapılan bir araştırmaya göre beden eğitimi ve spor aktivitelerine erkeklerin %78,7, bayanların ise %77 oranında katıldığı tespit edilmiştir.3 Amerika’da yapılan başka bir araştırmada da, 1971 yılında liselerde okuyan 27 kızdan 1’inin sportif aktivitelere katıldığı 2006 yılında ise 3 kızdan 1’inin sportif aktivitelere katıldığı belirtilmiştir.42

            Kadın, anne olarak aile ile toplum arasındaki en sağlam köprüdür. Çocuğun ilgilerinin doğması ve gelişmesinde annenin oldukça önemli rol oynadığı bilinmektedir. Bu nedenle sağlıklı nesillerin yetiştirilmesi için öncelikle kadınların spor konusunda eğitilmeleri büyük önem taşımaktadır.30

            Ailelerin sosyo-ekonomik durumları da çocukların beden eğitimi ve spor etkinliklerine katılımı üzerinde oldukça önemli bir rol oynamaktadır. Özellikle çocukların hangi spor dalı ile ilgilenecekleri noktasında bu durum en belirleyici unsurlardan birisidir. Örneğin atletizm, futbol gibi spor branşları ailelere ekonomik yönden pek fazla yük getirmezken tenis, kayak gibi spor dallarında ise durum tersi yöndedir. 

            Çağlayan ve arkadaşları (2004) tarafından yapılan bir araştırmada spor yapan çocukların ailelerinin eğitim düzeyinin spor yapmayan çocukların ailelerine oranla daha yüksek olduğu bulunmuştur.11 Çocukların fiziksel aktiviteye yönelmeleri üzerinde ailelerin etkisini araştırmak amacıyla Brustad (1993) tarafından yapılan bir çalışma; sosyo-ekonomik seviyesi yüksek olan ailelerin, çocuklarını fiziksel aktiviteye katılım için daha fazla yönlendirdiklerini göstermiştir.8 Yine Brustad (1996) tarafından yapılan benzer bir çalışmada da; sosyo-ekonomik seviyesi düşük ailelerin fiziksel aktiviteye yönelik tutumları ile çocuklarını fiziksel aktiviteye katılıma yöneltmeleri arasında olumsuz yönde anlamlı bir farklılık olduğu sonucuna ulaşılmıştır.9 Yüzücü, jimnastikçi, tenisçi ve futbolcuların spora nasıl başladığı ve yönlendirildiğinin belirlenmesi amacıyla yapılan bir çalışmada ise; ailenin sosyo-ekonomik durumu ile spora başlama ve sportif branş seçimi arasında anlamlı bir ilişkinin olduğu sonucuna ulaşılmıştır.6

            10-15 yıl öncesine kadar anne-babaların, sporu bir meslek olarak icra etmek isteyen çocuklarına karşı tutumları son derece olumsuzdu. Okul hayatı ile spor hayatının bir arada yürütülmesi, aileler tarafından imkansız olarak görülmekteydi. Ancak son yıllarda bazı spor branşlarındaki sporcuların, yüksek derecede maddî kazançlar elde etmeye başlamasıyla birlikte ailelerin çocuklarını spora yönlendirme konusunda daha istekli davranmaya başladıkları gözlenmektedir. Bu durum iyi yönde bir işaret gibi gözükse de bunun asıl nedeni; aileler tarafından beden eğitimi ve sporun çocuk gelişimi açısından öneminin kavranması değil sporculuğun bir meslek olarak ekonomik getirilerinin oldukça fazla olduğunun düşünülmesinden kaynaklanmaktadır. Öte yandan çocuklarının okul hayatı ile ilgili geleceğinden umutlu olmayan aileler –onların ilgilerini ve kâbiliyetlerini gözetmeksizin- çocuklarına sporcu olmaları yönünde baskı yapmaktadırlar. Bu durum çocukların kişilik gelişimi üzerinde oldukça olumsuz etkiler yaratmaktadır.

 

Sonuç ve Öneriler

            Günümüzde aileler geçmişe göre spora daha olumlu yaklaşmakta ve çocuklarını spora yönlendirmektedir. Halen spor aktivitelerinin çocuğunun derslerdeki başarısını engellediğini düşünen aileler bulunmakla birlikte çok sayıda aile de belli bir ücret ödemeyi göze alarak çocuklarını sporla ilgili kurslara kayıt ettirmektedir.47

            Ancak gelişmiş ülkelerle kıyaslandığında henüz yeterli seviyeye ulaşamadığımız net bir şekilde görülmektedir. Bu sonucun en önemli göstergeleri, ülkemizde düzenli olarak spor yapan birey sayısının ve uluslararası spor organizasyonlarında elde edilen başarıların istenilen seviyelerde olmamasıdır.

            Spor alışkanlığının kazandırılmasında ailenin öneminin bilincinde olan ülkeler, eğitim ve beden eğitimi ve spor politikalarını bu yaklaşıma göre şekillendirmişler ve bu yönde araştırmalar yapmışlardır. Ülkemizde ise, beden eğitimi ve sporun aile boyutu üzerine yapılan çalışmaların sayıca çok yetersiz olduğu görülmektedir.  

            Beden eğitimi ve spor ile sağlıklı bir beyin ve vücut oluşturulduğuna, sağlıklı beyinler ve vücutlarla da daha güçlü toplumlar yaratıldığına göre, beden eğitimi ve spor politikalarının, devletin bütün çalışma alanlarına yansıtılacak bir millî politika olarak ele alınması ve yürütülmesi birinci görev olmalıdır. Türk eğitim sisteminde fikri eğitim kadar beden eğitimi ve spor da aynı önemde görülmeli ve ciddî bir şekilde uygulanmalıdır.25

            Ailelerin çocuklarının beden eğitimi ve spor aktivitelerine katılımına yönelik olumsuz tutumlarını değiştirmek amacıyla öncelikle anne-babalara yönelik bilinçlendirme çalışmaları yapılmalı, beden eğitimi ve sporun önemi kavratılmalıdır. Mevcut eğitim ve spor politikaları da yeniden gözden geçirilip eğitim ve sporun entegrasyonu sağlanmalıdır.

            Belirli bir yaşa kadar çocuk üzerinde annenin etkisinin daha fazla olduğunu göz önünde bulundurarak, sporun toplum geneline yayılması ve büyük çoğunluk tarafından yapılır hale gelmesi için özellikle kadının spora ilgisini arttırmak; aktif olarak sporun içinde yer almasını sağlamak için çaba sarf edilmelidir.47

            Beden eğitimi ve spor aktiviteleri için uygun ve sağlıklı ortamların oluşturulması, öğretmen/antrenör tarafından gerekli önlemlerin alınması ve çocukların bilinçlendirilmesiyle birlikte yaralanma, hastalanma ve sakatlanma riskleri en aza indirilebilir.

            Özellikle günümüzde çocukların hareket alanları son derece sınırlıdır. Apartman dairelerinde yaşayan, okula servisle giden, televizyon ve bilgisayar karşısında vakit geçirmektedir. Çarpık kentleşme nedeniyle çocuk oyun alanları ve parkların sayısı da oldukça yetersizdir. Bu durumda hareket ihtiyacını karşılayacak, enerjisini boşaltacak ders dışı sportif etkinlikler ve beden eğitimi dersleri giderek önem kazanmaktadır. Zaten beden eğitimi derslerinin amacı da Millî Eğitimin temel ilkelerine uygun olarak kişinin beden ruh ve fikir gelişimini sağlamaktır. Bu derslerde oyun, jimnastik ve sportif çalışmalar bütünü ile kişinin bedence sağlam, fikirce uyanık, ruhen sağlıklı olmasına yöneliktir. Ancak teorik olarak benimsenen ve ders içeriği olarak planlanan bu amaçlarını, kalabalık sınıflar, yetersiz araç, gereç ve uzman öğretmen eksikliği yüzünden hayata geçiremediği de bir gerçektir.47

            Ailelerin de çocuklarının beden eğitimi ve spor aktivitelerine katılımıyla ilgili olarak üzerlerine düşen çok önemli sorumlulukları vardır. Bu sorumluluklar aşağıdaki gibi sıralanabilir:

* Çocuk oyun içinde gelişmekte ve onunla büyümektedir. Oyun çocuk için bir süreç değil gelişimin ta kendisidir. Bu yaklaşım yetişkinlerin göz ardı etmemeleri gereken bir gerçektir. Çocuğa oyun için uygun ortam ve yeterli oyun malzemeleri sağlanmalı, oyun anında çocuktan asla oyununu birdenbire bırakması istenilmemelidir. Oyun malzemeleri çocukların yaşları ve gelişim düzeyleri göz önünde bulundurularak basitten karmaşığa doğru sunulmalıdır.38 

* İlk eğitim gibi spor sevgisi de çocuğa aile ortamında verilmelidir. Örneğin, anne-babalar okul yaşından önce çocuklarının elinden tutup onları spor salonlarına, yarışmalara, maçlara götürmelidirler. Çocuklarını önce seyirci olarak spora motive etmeli, spor yapan akran grupları seyrettirilerek kendilerinin de sportif çalışmalar yapabileceği konusunda cesaretlendirilmelidirler. Çocuk küçük yaşta spor yapmaya yönlendirilmeli ve spor faaliyetleri okul döneminde de devam ettirilmelidir. Aileler çocuklarını derslerinde başarısız olacağı endişesi ile sportif etkinliklere katılmalarına olumsuz bakacaklarına, onlara günlük hayatlarını iyi organize etmelerini ve zamanlarını israf etmeden faydalı amaçlarda kullanmayı öğretmelidirler. Dolayısıyla dersine, spora, dinlenmeye, eğlenmeye zamanını iyi ayarlayan çocuklar ve gençler, hem derslerinde hem de spor faaliyetlerinde başarılı olabileceklerdir. Böylelikle ailelerin spora bakış açıları da daha olumlu olacaktır.29

* Ailelerin beden eğitimi ve spora karşı olumlu tutumları, nesiller arasında spora olan ilgiyi arttırır. Bundan başka ailelerin spor yapıyor ya da geçmişte sporla ilgilenmiş olmaları, düzenli olarak spor programlarını seyretmeleri, çocuklarının sporda başarılı olmalarını amaçlamaları, spora aktif katılım için çocuklarını cesaretlendirmeleri ve sporun aile içinde genel bir konu olması sonucu; çocuklar sporla daha fazla ilgilenebilir ve spor etkinliklerine katılımda bulunabilirler.39 

* Anne-babalar, çocukların beden eğitimi ve spor aktivitelerine katılımları açısından bir örnek oluşturacak şekilde spor yapmalı veya kendileri de fiziksel olarak etkinlikte bulunmalıdır. Çocukların spora katılımları desteklenmeli, ödüllendirilmeli ve ilgi gösterilmelidir.22

* Aileler, çocuklarına olumlu ve güvenli bir ortam yaratmakla yükümlüdürler. Çünkü çocuklar, çevresinde gelişen olayları yorumlarken ve davranışlarını geliştirirken ailelerinden etkilenirler. Bu yüzden aileler çocuklarından yıldız sporcular olmasını istemeden önce çocuklarının hangi sporu yapabileceği, yarışmaya katılıp katılamayacağı ile ilgili bilgilere sahip olmalıdırlar. Öğretmenler ve antrenörlerle iletişim kurulması bu açıdan çok önemlidir.47

* Çocuklar, spor uğraşlarını aileleriyle paylaşmak ve onlar tarafından desteklenmek isterler.40 Çocuğun spor faaliyetleri içindeyken ailesini yanında görmesi, aile ile paylaşılan konuların çoğalması aile bağlarını da güçlendirecektir. Bu durumlarda ailelerin yapması gereken, çocuğa destek olması, eleştirmemesi, asıl olarak böyle olumlu bir aktivite içinde yer almasını takdir etmesidir. Aileler de sporu okullar gibi bir eğitim aracı olarak kullanabilir.47

* Sırf gelenekler tasvip etmiyor diye beden eğitimi ve sporla ilgili mevcut imkanlar, kız çocuklarından esirgenmemeli; kız ve erkek çocuklara eşit şans verilmelidir.26

* Yeteri derecede spor kültürüne sahip aileler çocuklarını okul öncesi ve okul döneminde spora teşvik etmekle onların birçok normal dışı davranışa yönelmelerini engelleyebilirler.30

* Gençlik çağı, sigara, içki, uyuşturucular, değişik arkadaş grupları vb. pek çok şeye merak ve eğilimlerin var olduğu bir dönemdir. Eğitim, bu merak ve eğilimlerin tehlikeli boyutlara dönüşmeden tatmin edilmesi ve atlatılmasının tek yoludur. Eğitim bu amacını gerçekleştirebilmek için çeşitli araçlar kullanır. Spor ise, bu araçlar içerisinde gençlere ulaşabilmenin en kolay ve belki de en etkili olanıdır. Çünkü sportif çalışmalar, gençlere, enerjilerini, onların sağlığına katkıda bulunacak şekilde kullanma olanağı yaratırken kurallara uymayı, birlik, dayanışma, işbirliği ve paylaşma ilkelerini yerleştirerek bireyin topluma uyumunu sağlar. Bu yolla gençler bir yandan başarı için sabır, özveri ve disiplin içinde çalışmanın gerekliliğini diğer yandan yenilgiyi kabullenmeyi ve kendinden daha iyi olanı takdir edebilmeyi öğrenir. Eşit şartlar içinde aynı kurallarla kendini tanıma ve tanıtma deneyimini yaşar. Ayrıca kendine güven, cesaret, macera ve arkadaşlık duygularını tatmin edebileceği güvenilir bir ortamda vakit geçirmiş olur.47

* Çocuk muhtemelen beden eğitimi öğretmeni ve/veya antrenöründen büyük ölçüde etkilenir. Bu etkiye; çocuğun sportif hareketlerden ne kadar zevk aldığı, yeni beceri ve stratejileri ne kadar öğrendiği, psikolojik, sosyal olarak nasıl geliştiği ve nasıl yarıştığı da dahildir. Eğer beden eğitimi öğretmeni ve/veya antrenör kâbiliyetli, olumlu motivelere sahip, çocuğa yararlı bir deneyim sunabilecek gibi görünüyorsa ona güvenilip desteklenmeli ve karışmadan yardımcı olunmalıdır.26

 

Kaynaklar

  1. Açıkada, C., Ergen, E.: Bilim ve Spor, Büro Tek Ofset Matbaacılık, Ankara, 1990, s.183.
  2. Anne-Baba Tutumları ve Pozitif Yaklaşım, http://www.ielev.k12.tr/rehberlikyazi_6.htm, (08.04.2006).
  3. Australian Sports Commission.: Participation in Exercise, Recreation and Sport, 2002, http://www.ausport.gov.au/fulltext/2003/scors/ERASS.pdf, 12 Nisan 2006.
  4. Babkes, M.L., Weiss, M.R.: “Parental Influence on Children’s Cognitive and Affective Responses to Competitive Soccer Participation”, Pediatric Exercise Science, 11, 1999, 44-62.
  5. Baumgatner,T.A.,  Jackson, A .S.: Measurement for Evaluation in Physical Education and Exercise Science, Third Edicion, Dubuque, Wm.C.Brown,1987.
  6. Baxter-Jones, A.D., Maffulli, N. (TOYA Study Group): “Parental Influence on Sport Participation in Elite Young Athletes”, J. Sports Med. Phys. Fitness. 2003, Jun;43(2):250-5.
  7. Beden Eğitimi “Öğretmenleriyle Yapılan Bir Görüşme, Mersin, 14 Nisan 2004.
  8. Brustad, R.J.: “Parental and Peer Influence on Childeren’s Psychological Development Through Sport, In”: Smoll, F.L., Smith, R.E. (Eds): Children and Youth in Sport: A Biopsychosocial Perspective, Madison, WI: Brown and Benchmark, pp.112-124, 1996.
  9. Brustad, R.J.: “Who Will Go Out and Play? Parental and Psychological Influences on Children’s Attraction to Physical Activity”, Pediatric Exercise Science, 5, 1993, 210-213.
  10. Coakley, J.: Social Dimensions of İntensive Training and Participation in Youth Sports, Intensive Participation in Children's Sports, Cahill, B. R. and Pearl, A. J. , Human Kinetics Publishers, 1993.
  11. Çağlayan, A., Çalık, F., Sivrikaya, K., Kahveci, M.: “12-15 Yaş Grubu Spor Yapan Öğrencilerle Spor yapmayan Öğrencilerin Okul Başarıları Yönünden Karşılaştırılması”, 10. ICHBER-SD Avrupa Kongresi& SBD 8. Uluslararası Spor Bilimleri Kongresi, Antalya, 17-20 Kasım 2004.
  12. DeFrancesco, C., Johnson, P.: “Athlete and Parent Perception in Junior Tenis”, Journal of Sport Behavior, 20, 1997, 29-36.
  13. DİE.: Türkiye İstatistik Yıllığı (2004), http://www.die.gov.tr/yillik/03_Nufus.pdf, 12 Nisan 2006.
  14. Donuk, B., Balcıoğlu, İ., Şenduran, F., Ülker, İ.: “İstanbul’da yaşayan 14-16 Yaş Grubu Genç Basketbol Sporcularının Psikososyal ve Demografik Özellikleri”, 10. I

Türk Yurdu Ocak 2007
Türk Yurdu Ocak 2007
Ocak 2007 - Yıl 96 - Sayı 233