TÜRK AİLESİ ÇÖZÜLÜYOR

Ocak 2007 - Yıl 96 - Sayı 233

 

1)TÜRKLERDE AİLE

 

Aile, kadın ve erkek tarafından, karı koca olarak kurdukları bir kurumdur. Çocukların katılmasıyla “Çekirdek Aile” dediğimiz aile yapısı oluşmaktadır. Resmi nikah aile kurumunun yasal dayanağıdır.

Aile saygı, sevgi, aşk, dayanışma, korunma, şefkat, mutluluk, ahlakî değerler, parasal öğeler ve cinsellik gibi birçok iç güdüsel ve toplumsal kavramın içinde olduğu bir kurumdur. Ayrıca çocukların eğitimi ve bakımı, toplumsal manevi ve dîni işlevi, aile kurumuna daha da önem kazandırır.

Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının 41. Maddesi, aileyi Türk toplumunun temeli kabul eder. Anayasamız devleti ailenin huzur ve refahı ve özellikle anne ve çocukların korunması konusunda yükümlü kılmıştır.[i]

T.C 1982 Anayasasının öngördüğü bu ilkeler doğrultusunda Başbakanlığa bağlı Aile Araştırma Kurumu ile Kadının Statüsü ve Sorunları Genel Müdürlüğü kurulmuştur. Zamanın hükümeti 1990 yılında onayladığı Birleşmiş Milletler Çocuk Hakları Sözleşmesi’ni 1994 yılında yürürlüğe koymuştur.

Aile geniş anlamda akraba denilen ve aynı soydan gelen bütün insanları toplar. Ailede karı koca arasında bütün yaşamı beraber geçirebilmek için sevgi ve aşk kadar saygı, vefa ve karşılıklı yardım gerekmektedir. İyi günler gibi sorunlu ve karanlık günlerde de karı koca birbirlerine destek olmalıdır. En kusursuz sayılabilen kadın ve erkeğin de yanlış davranışları olabileceği göz önünde tutularak eşler birbirlerinin kusurlarını hoş karşılamak ufak nedenlerle birbirlerini kırmamak, geçimsizlik ve dargınlık çıkarmak yerine hoşgörülü davranmak aile bütünlüğünün devamı için çok önemlidir.

 Ulusal kültürün yaşatılması ve genç kuşaklara aktarılmasında Türk ailesi kendine özgü özellikler, yetenek ve hassasiyetlere sahiptir.[ii]

Aile şeklindeki evlilik kurumu Türkiye’de mesleği olmayan, okuma yazma bilmeyen geri bıraktırılmış kadınlar için hala sosyal bir güvence gibi görülmektedir. [iii]

Toplumun en önemli unsurlarından biri olan aile, bireyin toplumsallaşmasını sağlayan kurumdur. Yaşanan tarihi sürece göre, oluşan kültür bütün kurumları şekillendirdiği gibi aileyi de şekillendirecektir. Türk kültürünün şekillendirdiği Türk ailesi de Türk Milletinin tarihi tecrübesine göre gelişme kaydetmiştir.[iv]

Bu görüşü paylaştığımdan dolayı “ailenin çözülmesine” sadece tıbbi seksoloji açısından değil, aynı zamanda tarihsel gelişim ve toplumsal değişimini, ayrıntılarıyla irdeleyerek değerlendirmemiz gerektiğini düşünüyorum.

 

                 a-Şamanist Dönem

Türkler bin yılık İslam geleneğinden önceki binlerce yıllık Şamanist yaşamda da aileye çok önem verirlerdi. Gök Tanrıya inanan, ruhban sınıfının olmadığı Şamanist gelenekten, binlerce yıldan günümüze gelen Yaratılış Destanındaki Ak Ana, Oğuz Destanındaki Oğuzun karısı hep kutsal birer kadındır. Türk mitolojisindeki güzellik ilahesi Ayzit namus ve fazileti temsil ederdi.

Eski Türklerde ailenin dört derecesi vardı: Boy, soy, törkün (bir evde oturan asıl aile), ve bark, yani evlilik çağına gelen delikanlının kahramanlık imtihanı vererek yeni bir yuva kurması. [v] 

Eski Türklerde ailede ana soyu ile baba soyu kıymetçe birbirine eşitti. İslamiyet öncesi Şamanist gelenekte yaşarken Türklerde evlenen kadın ve erkek mallarını birleştirerek ortak bir ev kurarlardı. Ne erkeğin baba ocağında ne de kızın törkününde oturmazlar yeni bir ev kurarlardı. Yani bark sahibi olurlardı. “Ev bark sahibi olmak” deyimi görüldüğü gibi binlerce yıl önceki Türkçe’den bugüne gelmektedir. Eski Türklerde aile yapısı demokrattı ve Şamanizm nedeniyle, hatta feminist bir yapıya sahipti, diyebiliriz. Türklerin feminist olmasına başka bir sebep de eski Türklerce Şamanizmin kadındaki kutsî kuvvete dayanmasıydı. Orta Asya’daki eski Türklerde tek eşlilik vardı. Ancak bazı hakanların ve beylerin eşinin dışında başka illerden gelmiş odalıkları bulunabiliyordu. Fakat Türk töresi bunları resmen zevce olarak tanımazdı.

Orta Çağda Çin, Moğolistan ve Türkistan’a giden, 1254-1323 yıllarında yaşamış Venedikli seyyah Marco Polo Türk kadınları için şöyle der: “Türk kadınlarından daha çok eşine bağlı, sağlam ve değerli hiçbir millet kadını yoktur. Türklerin dünyada başarılı yapan kadınlarının özelliğidir.”[vi]  

O zamanlarda kadın ile erkeğin bir arada yaşaması,  kaç göç olmayışı diğer bir deyimle kadının tecrit edilmemiş olması çok önemlidir.

 

   b-Selçuklu - Osmanlı Dönemi

Türk tarih ve edebiyatının çok önemli eseri olan 1070 yılında Yusuf Has Hacip tarafından yazılmış bir bilgelik kitabı olan Kutadgubilik’te  aileye verilen önemin üstünde durulmuştur. Kitabın LXII ve LXIII. Bölümlerinde aile ile ilgili öğütler vardır.[vii]

Onuncu yüzyılda İslam dinine geçişimizden[viii] sonra Şamanist ailedeki kadın ve erkeğin eşit haklara sahip olduğu ailede kadının hakları giderek, Atatürk’ün devrimlerine kadar, geriye gitmiştir. Selçuklu ve Osmanlı’nın kuruluş yıllarında halk Şamanist kültürün ve İslam’ın, medreseli yani okumuşlar, İslam medeniyeti etkisinde kalarak aile yapısı değişmiştir. Özellikle Yavuz Sultan Selim Hanın 1517’de hilafeti almasından sonra, Arapların Cahiliye[ix] devrinin geleneklerinin, ilerdeki yüzyıllara yansıyışı Osmanlı-Türk aile yapısını da etkilemiştir. Bu olguyu anlayabilmek için kitap karıştırmak gerekir.

İslamiyet’ten sonra Türk ailesi belirlemesi içinde tek tip bir Türk ailesi seçip çıkarmak mümkün değildir. Bu dönemde Türk ailesinin kendine özgü yapısına kavuşmasında şu etkenlerin dikkate alınması gerekir. Din Etkeni: İslam dininin aile ve aile hayatıyla ilgili olarak bireylerin gücü ve sorumluluklarının belirlenmesinde önde gelen bir etken olarak düşünülebilir. Diğer etkenleri şöyle sıralayabiliriz. Töre ve gelenekler, coğrafi etkenler, kent kasaba ve köy etkeni, toprak sistemi. [x]

 

 c-Cumhuriyet

Cumhuriyetin kuruluşu ve Atatürk’ün devrimleri ile Medeni Kanun İsviçre’den alınarak aile yaşamı hukuki açıdan yeniden biçimlendirilmiştir. Kadın erkek kağıt üzerinde eşit duruma gelmiştir. Toplumsal yaşamda Selçuklu ve Osmanlı’daki yan yana yaşayan, köylü kentli, zengin yoksul yaşam tarzı günümüze kadar gelmiştir.

Cumhuriyetin getirdiği Medeni Kanun sayesinde kadınlar, diğer birçok ülkedeki gibi haklarına kavuşmak için savaşmak, mücadele etmek zorunda kalmadan  aile içinde eşit haklara sahip olmuşlardır. Ancak kadınların çoğunun bu değişimi algılayamadığını düşünebiliriz. Bu gelişme miras hukuku ve aile yapısını parasal yönden etkilediyse de, Araplardan dinle beraber gelen adetlerden toplumumuza geçen ataerkil aile yapısı günümüze kadar gelmiştir.

Atatürk’ün vefatından hemen sonra ülkenin manevi ve maddi gelişmesinin vazgeçilmez koşulu olan devrim ilkelerinden, halktan gelen veya geldiği sanılan baskı karşısında ödün verilmeye başlanmıştır. 1938’ den beri ülkenin içine düştüğü bunalımların hayalci siyasetçi ve demagojik politikanın sonucu olduğunu hiç kimse düşünememiştir.[xi] Bu değişim sonucu kadının aile içindeki konumu özellikle kalkınamayan ve gerici  kesimlerde  gerilemiştir.

 

    ç-Günümüzde Aile

Türkiye’de günümüzde aile yapısı çok değişkenlik göstermektedir. Bir taraftan genel olarak aile yüceltilmekte, ancak diğer taraftan aile içi kadına ve çocuğa karşı şiddet, ensest artmakta, iletişim araçları ve haber alma olanaklarının çoğalmasıyla, su yüzüne çıkmaktadır. Günümüzde ülkemizde en sorunlu aileyi varoşlardaki aile yapısı oluşturmaktadır.

1948’de traktörün Türkiye’de yaygın biçimde tarıma girmesiyle 1950’lerde köylerdeki işsizlik artmış, büyük şehirlere göçü başlatmıştır. İstanbul Zeytinburnu ile başlayan gecekondu yerleşimleri, siyasi partilerin taraftar edinme, kolay oy alma düşüncesi ile hazine, vakıf ve özel arazilerin işgal edilmesine göz yumulmuş, kendi yandaşlarına peşkeş çekilmiştir. Toplumdaki köylü ve şehirli ailelere, büyük şehirlerin çevresinde oluşan gecekondu semtlerinde, varoşlarda yaşayan kentli olmayan, buralara kendi köy törelerini taşıyan değişik yörelerin değişik gelenekli aileleri katılmıştır. Her bakımdan zorluklar ve parasal sıkıntılar yaşayan bu ailelerdeki sorunlar yumağı, varoş ailelerinin köy ve kentli ailelere göre daha kolay çözülmesine ve  parçalanmasına neden olmaktadır. Kent yaşamına uyamayan, kandırılan, aldatılan, ezilen varoş ailesinin buhranı her gün gazetelere cinayet ve intiharlarla yansımaktadır. Aile hırsızlık, esrar, kokain gibi uyuşturucu kullanımı ve satışı,  kapkaççılık, töre cinayetleri, gasp, fuhuş gibi suçların yoğun bir şekilde yaşanması sonucu parçalanmaktadır. Bu ailelerin çoğunun değişik değer yargıları ile sarsıldığı bir ortamın içinde oldukları görülmektedir.

 

2) Dünyada Ailenin Değişimi

 

1990’lardan sonra dünyadaki ekonomik ve toplumsal değişimler, küreselleşme olgusu veya aldatmacası ile, dünya ekonomisine hakim olmaya çalışan iki yüz kadar şirket piyasaları kontrol altına almaya çalışmakta, ülkelere demokrasi(!) getirmek için uğraşılmakta ve ülkeler bölünmektedir. Bu yeni sömürgecilik çiftçiyi, işçiyi, esnafı, üreticiyi daha bağımlı hale getirirken, bireyi reklamlarla özendirerek tüketim bağımlısı haline sokmaktadır. Gelişmiş ülkelerde zenginlik artarken, geri kalmış ülkelerde yoksulluk çoğalmaktadır. Ancak gelişmiş ülkelerde manevi değerlerin yerini materyalist tüketim değerleri ve egoizm aldığı için aile yapısı sarsılmakta adeta yok olmaktadır.

II. Dünya Harbinden sonra Avrupa’da milyonlarca erkeğin savaşta ölümünden sonra kadın erkek ilişkisi değişmiştir. Bakirelik olgusu kalkmış, bireysel ve cinsel özgürlüklerin artması ile bugüne kadar süre gelen bir tür “Sürekli Cinsel Devrim” başlamıştır. 1970’lerden sonra kadının yeni rolü ve kadının aktif ve cesur cinsel özgürlüğü günlük yaşama yansıdı. Tabular yıkıldı. Lezbiyenler ve eşcinseller klüp ve dernek kurabildiler. Erkek homoseksüel evlilikleri resmen üyesi olmaya çalıştığımız Avrupa Birliği ülkelerinde tanındı. Son otuz yıldır yayılan eş değiştirme olgusu Avrupa ve Amerika’da geleneksel aile anlayışının değişime uğramasına neden oldu. Katılmak için her türlü siyasi tavizi veren bizim teslimiyetçi siyasetçilerin Avrupa Birliği’ndeki bu değişik anlayış ve yaşam tarzından acaba haberleri var mı? Belki de özeniyorlardır. Bu cinsel devrimi moda, sinema, görsel sanatlar, edebiyat, TV olanca hızı ile sürdürmektedir.[xii]  Boşanmaların ve evlilik dışı veya babasız doğumların artması olağan karşılanmaktadır.[xiii]  Bu değişim sonucunda aile önemi yitirmiştir.

 

3) Türk Ailesinde Toplumsal Değişim

 

Tıbbi seksolojiyle ilgili araştırmalarım olduğu için, Türkiye’ deki cinsel yaşamın hızlı bir değişim içinde olduğunu ileri sürebilirim.[xiv]  Ailenin, yani karı koca ilişkisinin temelinde cinselliğin olduğunu hepimiz biliriz. Türkiye’de boşanmalarda mahkemede beyan edilen “Şiddetli geçimsizlik” sorununun altında çoğu zaman cinsel uyumsuzluk yatmaktadır. Bunun arkasından geçim sıkıntısı gelmektedir.

Dünyadaki cinsel devrim sürecinden Türkiye de etkilenmektedir. Genel olarak baktığımızda Türk ailesi ve aileyi, yani yuvayı yapan “Dişi Kuş”, yani kadın Türkiye’de son yıllarda iki zıt yöne yönelmektedir. Bu durum ailenin şeklinde ve çözülmesinde belirleyici olmaktadır. Ülkemizde kadınların bir kısmı didişken Batılı kadını örnek almakta, birçok Amerikan filminde sergilenen huysuz, didişken kadın tipine özenmektedir. Kadınların diğer büyük bir kısmı ise, siyasal olarak kullanılıp sömürülerek, türbana tutunarak bizden çok geri toplumları örnek almaktadırlar. Yani bu kadınlar T.C. kanunlarının onlara verdiği eşitlik yerine, erkeğe göre daha geri planda duracakları, çağdaş olmayan, orta çağı çağrıştıran bir konum için mücadele(!) vermektedirler. Başörtü kavgası bunun en iyi örneğidir. Bu iki yöne giden çelişkili aile yapısı gelişmesinin altında ekonomik nedenler kadar, doğu ve batı kültürlerinden gelen etkilerin olduğunu düşünebiliriz.

Bütün siyasi partilerin ülkemizde partizanlık yaptığı, adam kayırma, “piston” hep bilinen gerçeklerdir. Birçok belediyenin halkın tümünden topladığı vergilerden gelen paranın bir kısmını kanunsuzca yandaşlarına kömür yardımı, yiyecek yardımı şeklinde dağıttığını hepimiz biliyoruz. Bu durum toplumsal ahlakın bozulmasına, dolayısıyla aile bireylerinin menfaat için ahlaksızlığa geçişinin, birçok birey için başlangıcını oluşturmaktadır. Para için, bir torba mercimek için, seçimde oyunu satan olduğu gibi, biraz daha sıkışan bedenini de, o yola girdikten sonra satabilmektedir. Ayrıca 1950’ den beri dinin siyasete alet edildiğini, inançlı, saf ve temiz insanların kandırılıp kullanıldığını da biliyoruz. Bütün bu toplumsal gelişmeler sonucunda çağdaş aileden geriye yönelen büyük bir gerici aile sayısının akıl almaz dönüşümü hepinizin malumudur. Fazla ayrıntıya giriyor gibi algılanabiliriz, ancak bu ayrıntıları irdelemeden bugün ailenin geldiği noktayı anlamak mümkün olmayabilir.

Ülkemizde ekonomik çöküş eskilere dayanıyor. 1838’de İngiltere ile yapılan serbest ticaret anlaşması Osmanlının idam fermanı ve toplumsal çöküşün başlangıcı olmuştur. Sadrazam Büyük(!) Reşit Paşa bu anlaşmayı, tıpkı Çiller’in DYP- SHP koalisyon hükümetinin 1995 Gümrük Birliği anlaşmasını imzalaması sırasında, “kalkınma yolunu açacak” demesi gibi bir yanılgıdır. Sanal Avrupa Birliği üyeliği hayalleri, Türkiye’nin süratle ekonomik ve kültürel sömürgeleşmesini oluşturmuştur. Sonuçta her geçen gün işsizlik ve yoksulluk artmakta, aile içinde geçimsizlik ve çözülme dayanılmaz noktalara ulaşmaktadır.

Türkiye istatistik kurumunun 2005 verilerine göre yoksulluk sınırı altındaki nüfus 17 milyon 991 kişi. Yoksulluk oranı %37 den % 40’ a yükselmiştir. Kırsal kesimde her 100 kişiden 40’[xv]ı yoksuldur.  Bu ekonomik sıkıntılar ahlaki çöküntü ve Türk ailesinin çöküşünü hızlandırmaktadır.

Ankara Ticaret Odasının 2004 raporuna göre Türkiye’de fuhuş sektöründe vesikalı ve gizli çalışan hayat kadını sayısı yüz bine yaklaşmaktadır. Fuhuş yapan kadınların % 30’ u kocası, % 10’ u baba, anne, ağabey, % 3.4’ ü beraber oldukları erkekler tarafından satılmaktadır.[xvi] Yanlış okumadınız, biz de yanlış yazmadık. Bu inanılmaz veriler ülkemizde aile yapısının nasıl bir çöküntü içinde olduğunu göstermektedir. Namusuna toz kondurmayan, toplumumuzda yoksulluk aileyi içinden yıkarken değer yargıları değişiyor mu? Eş değiştirme olgusu, ender olarak son yıllarda ülkemizde internette[xvii] veya adliyeye yansıyan gazete haberleri ile karşımıza çıkan  bir değişim.[xviii]

Üniversiteli genç kızlar ve 16 yaşı altındaki kızların fuhuş batağındaki sayısının arttığını izliyoruz.[xix]  Türkiye AB sevdası ile Açık Pazar haline gelirken, bilinçsiz halkın özendirici reklamlarla tüketim bağımlısı hale gelmesi, fuhuştan sonra hırsızlığı, aileyi sarsan nedenler arasına sokuyor. Yukarıdaki verilere ve diğerlerine bakınca, gelir dağılımındaki bozukluğun 2002 yılından beri iktidarda olan AKP hükümetinin başarısızlığı sonucu daha da arttığını görüyoruz.

Hergün televizyonlarda “ Tele bilmem ne” programlarında  genç kızların göğüslerini açıp kalça sallayarak kısa zamanda para ve şöhrete ulaşılacağı savı ailelere, genç kızlarımıza bir çıkış yolu gibi gösterilmektedir. Namus ve ahlaka güya çok değer veren toplum, televizyonlardaki eşcinsel davranış ve görünüşteki erkek sunucu ve şarkıcıları, yarışma programlarında kadın kılığında çıkan ve herkese espri yapıyormuş gibi hakaretler yağdıran kadın kıyafetleri içindeki bir erkeği, yani bir cinsel sapma sergileyen travestiyi hoş görü ile seyretmektedir. Acaba evlerinde anne babalar bu görünümü çocuklarına nasıl açıklamaktadır? Kimseden bir tepki gelmediğine göre, herhalde herkes bu gidişattan memnun.

Günlük gazetelerdeki çıplak kadın resimleri ile, reklamlarda kadın cinselliğini sömüren görüntüler acaba toplumun, ailenin değerlerini değiştirmeye yönelik bir toplum mühendisliği projesinin parçası mıdır? Etrafınıza baktığınızda “paraya tapar” bir toplum oluşturulması düşüncesi başarıya ulaşıyor gibi gözüküyor. Bunların sonucu toplumun milli, ailenin manevi değerlerinin silinmesi söz konusu oluyor ve aile çözülüyor.

 

4) Toplumsal Olgulara Bağlı Aile İçi Değişim

 

Topluma sunulan veya enjekte edilen bütün bu dışarıdan aileyi etkileyen yukarıda değindiğimiz olgular sonucu, aile bireyleri arasındaki ilişkide ve aileden dışa yönelik bazı değişimler oluşmaktadır.

Evlilik dışı ilişkiler, zina ve aldatma aileyi içten yıkan en önemli nedenlerdir. 2004 yılında Ankara Üniversitesi Adli Tıp bölümü Genetik Laboratuarına Türkiye’nin 40 farklı ilinden babalık DNA testi için yapılan başvurularda % 18,8 inde baba ile çocuk arasında genetik uyum olmadığı belirlenmiş. Yani % 20 oranındaki çocuğun babası başka biri. Bu sonuç şüphe sonucu yapılan başvurular. Bir de bilinmeyen vakaları düşünün. Ülkemizde konumuzla ilgili başka örnek vermeye gerek yok diye düşünebiliriz.

Diğer yandan aile içi şiddetin arttığını izliyoruz. Erkekten kadına, kadından erkeğe ve her ikisinden çocuğa karşı şiddet, son yıllarda daha da artmıştır. Aile içi ensest olaylarının da arttığını veya açığa çıktığını Adli Tıp uzmanları belirtmektedirler.

 

5) Ailenin Çözülüşü

Bütün bu yukarıda sıraladığımız etkenler bir araya gelince ailenin çözülüşü kaçınılmaz olmaktadır. Toplumda dışardan gelen etkilerle değer yargılarının değişmesi, toplumun “paraya tapar” olması, parasal nedenler ve yoksulluk ailenin çözülüşünün en önemli etkeni gibi gözüküyor.

Bu çözülüş kavgalar, dövüşler sonucu hastane ve mahkeme salonlarında ve boşanmalarla noktalanmaktadır. Boşanmalar son yıllarda artış göstermektedir. [1]

Aynı zamanda nikahsız beraberlikler çoğalmaktadır. Ünlülerin nikahsız yaşadıkları düzeyli(!) beraberlikler gençlerin bir kısmına örnek oluşturmaktadır. Ayrıca boşanmış ve dulların bir çoğu aile kurmadan, daha gevşek bağlarla oluşan, yükümlülük getirmeyen bir birlikteliği seçmektedirler. Bu yapı daha çok büyük şehirlerde görülmektedir.

Taşrada veya kırsal kesimde ise resmi nikah yapmadan imam nikahı ile kurulmuş, geniş aile ve çevrenin onayladığı birliktelikleri görmekteyiz. Kuma olgusu, 1995 Mayısında o zamanki Cumhurbaşkanı Demirel’in Antalya’ya bağlı Varsak beldesi Belediye başkanı H.A. yı iki eşi ile “Aile Günü”nden bir gün önce kabul etmesi ve oluşan tepkilerle uzun süre basını meşgul etmişti. Kuma olgusu kırsalda yaşarken, şehirde de parası olan için, erkeğin toplumsal konumuna göre metres, sevgili veya “bayan arkadaş” şeklinde yaşanan bir beraberlik kadın erkek ilişkisinin diğer bir boyutudur.

Genelde kadınlar mağdur ve aldatılan konumunda olsalar da, yukarıdaki DNA babalık testi neticelerine baktığımızda, toplumsal yozlaşma ve ahlaki çöküşün etkisinde kalan bazı evli kadınların çocuklarının bir kısmının kendi eşlerinden olmaması, kadınların da yoğun bir evlilik dışı cinsel ilişkide olduğu gerçeğini ortaya koymaktadır.

Sonuç

Türklerde kadınlar, Cumhuriyete kadar, beş altı yüzyıllık geçmişte Arap ve Bizans etkisi  ile hukukça aşağı bir dereceye indirilmişler, adeta esarete düşmüşlerdir. Birçok millet, çağdaş medeniyet düzeyine ulaşmak için geçmişinden uzaklaşmak zorundadır. Türklerin çağdaş medeniyeti yakalamak için binlerce yıllık kendi, kadın erkeğin eşit olduğu feminist denebilecek Orta Asya kültürünün geleneklerine bakmaları yeter. Bu aile geleneği bütün yıkıcı dış etkilere rağmen günümüzde Türkiye’de hem köyde hem kentte yaşamaktadır.

Evrensel doğruları herkes kendi görmek ve bulmak zorundadır. Aile içi saygı ve sevgiye özen göstermeli, inanç ve özgürlüklere saygılı olmalıyız. Burada aile içi doğruları tek tek sıralamanın araştırıcı bir yazarın görevi olmadığını düşünüyorum.

Ancak, kendi benliğimize ve kültürümüze sıkı sıkıya sarılarak, milli ve manevi değerlere önem vererek, beraberce toplumda ve ailede gerçek demokrasinin yerleşmesine yardımcı olarak, bilgi çağını yakalayarak, yetişenlere en iyi düzeyde eğitim olanakları, cinsel eğitim dahil, sağlayarak, gelecekte Türk aile yapısı kurtulacaktır.

Ailede olduğu gibi, ülkemizde ve kendimizde doğru gitmeyen olguların üzerine eğilmeli ve herkes kendi yanlışlarını düzeltmek için çaba göstermelidir. Kendinizi, ailenizi ve ülkenizi ancak kendiniz düzeltebilirsiniz. Başarısız olursanız, çözülür, erir ve kaybolursunuz.

Binlerce yıldır çok badireler atlatmış Türk milleti, faydalıyı özümseyebilme yeteneği ve sağduyusu ile ailesinin, bugünkü sorunlu çözülmeye giden, durumunun içinden çıkabileceği ümit ve kanısındayım.

 

 

 

 

 

 

[1] T.C. Anayasa, Madde 41. 1982

[1] Taşkıran, Tezer: Türk Ahlakının İlkeleri., İstanbul, 2000

[1] Poroy, Dr. Akif : Cinsel Öğreti, Akpomed Yayını, İstanbul, 2000[1] T.C. Anayasa, Madde 41. 1982

 

 


         

[1] Bilen, M. Prof. Dr.: Sağlıklı İnsan İlişkileri, Anı Yayıncılık, Ankara, 2004


         

[i] T.C. Anayasa, Madde 41. 1982

[ii] Taşkıran, Tezer: Türk Ahlakının İlkeleri., İstanbul, 2000

[iii] Poroy, Dr. Akif : Cinsel Öğreti, Akpomed Yayını, İstanbul, 2000[iii] T.C. Anayasa, Madde 41. 1982

 

[iv] Talas, Dr. Mustafa :Mehmet Eröz Sosyolojisinde Türk Ailesi. Türk Dünyası Araştırmaları. Sayı:160. S:19-24.

2006

[v] Gökalp, Ziya: Türkçülüğün Esasları. Milli Eğitim Bakanlığı Yayını:2114. İstanbul, 2004

[vi] Korucuoğlu, Nevin: Tarihçesiyle Türk Kadını. Uluslar arası IV. Türk Kültürü Kongresi. Atatürk Kültür Merkezi Yayını. No:239, s:287-293, Ankara, 2000

[vii] Yusuf Has Hacip: Kutadgubilik. Bugünkü Türkçe ye çeviren:R.R.Arat. Türk Tarih Kurumu, 2003

[viii] Aydın, Erdoğan: Nasıl Müslüman Olduk ?, Cumhuriyet Kitapları. 19.Baskı, İstanbul, 2005

[ix] Arsel, İlhan: Cahiliye. Kaynak Yayınları, İstanbul, 2005

[x] Doğan, Prof. Dr. İsmail: Vatandaşlık Demokrasi ve İnsan Hakları. Pegem Yayıncılık, Ankara, 2004

[xi] Sinanoğlu, Prof. Dr. Suat: Türk Hümanizmi. Türk Tarih Kurumu, Ankara, 1988

[xii] Poroy,Dr. Akif : Cinsellik El Kitabı. s:388-389., Alfa Yayınları, İstanbul. 2006

[xiii] Şenocaklı, Mine: Dünyada Boşanma. Vatan, s:17., 20.2.2005

[xiv] Poroy, Dr. Akif: Türkiye’de Cinsellik. Alfa Yayınları. İstanbul. 2005

[xv] Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) 2004 Hane Halkı Bütçe Anketi Araştırması

[xvi] Ankara Ticaret Odası Raporu: Fuhuş sektöründe yılda 4 milyar dolar dönüyor. Hürriyet Gazetesi, Temmuz 2004

[xvii] Seksistanbul: Time out İstanbul, Sayı:50, s:54-55, Mart 2005

[xviii] Duman, Tolunay: “Karını ben kaçırdım sen de benimkini al” Hürriyet 14.1.2006

[xix]  Küntay, Prof.Dr.E., Enginsoy, Prof.Dr.G: İstanbul’da 18 Yaşından Küçük Ticari “Seks İşçisi” Kız Çocuklar. Bağlam Yayınları, İstanbul  2005


Türk Yurdu Ocak 2007
Türk Yurdu Ocak 2007
Ocak 2007 - Yıl 96 - Sayı 233