KAŞGARLI MAHMUD VE DÎVÂNÜ LÜGATİ’T-TÜRK

Aralık 2008 - Yıl 97 - Sayı 256

 

 

         Değerli dinleyiciler, bundan 900–1000 yıl kadar önce Türk dünyasının merkezi,  Doğu Türkistan’ın şu anda da önemli şehirlerinden biri olan, fakat 1000 yıl önce Doğu Türkistan’ın en önemli şehri olan Kaşgar idi. Kaşgar’la birlikte Doğu Türkistan’da Hoço, Turfan, Beşbalık gibi Türk medeniyet merkezleri, Türk şehirleri vardı. Karahanlıların yazlık merkezi olan Balasagun, şu andaki Kırgızistan topraklarında yer alıyordu ama Balasagun’la Kaşgar arası çok uzak değildi. Bugün aşağı yukarı Kırgızistan’ın Başkenti Bişkek’ten 50–60 kilometre ötede Tokmak şehri civarında olduğu tahmin ediliyor Balasagun’un. Oradan Kaşgar’a, karadan, bozuk yol üzerinden 6–7 saatte gidiliyor. Düzgün bir asfalt olsa Balasagun’dan Kaşgar’a demek ki 4 saatte gidilecek.

Kaşgarlı Mahmud’un çağdaşı olan Yusuf Has Hâcib’in bu yolculuğu yaptığını biliyoruz. Yani, Balasagun’dan kalkıp Kaşgar’a gittiğini biliyoruz; tabii at üzerinde. Kendisi Kutadgu Bilig adlı eserinde kendisiyle özdeşleştirdiği kahramanın nasıl hazırlık yaptığını, malını, mülkünü, atını nasıl hazırladığını ve Balasagun’dan yola çıkıp Kaşgar’a gittiğini anlatır.  

Şüphesiz Kaşgarlı Mahmud da Balasagun’u görmüştü. Kaşgarlıydı ama Balasagun’u gördüğü muhakkaktır. Esasen Kaşgarlı Mahmud herhalde Yusuf Has Hâcib’den çok daha fazla yerleri görmüş olmalı. Türk dünyasının birçok yerini dolaşğını bizzat kendisi ifade ediyor. Eserini de Bağdad’da yazdığına göre, Kaşgar’dan gelip en azından Kaşgar’dan kalkıp Bağdat’a gelinceye kadar Türk dünyasının önemli bir kısmını kat ettiği ortadadır.

Kaşgarlı Mahmud’un bir Karahanlı şehzadesi olduğu fikri var. Bu düşünceyi ilk defa Ukraynalı bir Türkolog olan, bir profesör olan bir bilgin ortaya attı. Onun yazısı Türkiye’de de 1950’li yıllarda yayınlanmıştı. Omeljan Pritsak  -birkaç yıl önce öldü- “Mahmud Kaşgari Kimdir?” adlı yazısında Kaşgarlı Mahmud’un bir Karahanlı şehzadesi olduğu fikrini ortaya atmıştı. Omeljan Pritsak, aynı zamanda bir Karahanlı tarihi uzmanıydı. İslam Ansiklopedisi’ndeki Karahanlılar maddesini de o yazmıştı. Ona göre 1050’lerde Karahanlı hanedanında çıkan bir hanedan kavgası sonucunda, -hanedan kavgaları biliyorsunuz Türk tarihinde de, dünyanın diğer hanedanlarında da her zaman mevcut olmuştur- bir hanedan kavgası sonucunda hanedanın bir kolunun üyeleri kılıçtan geçirilince, o kola mensup olan Mahmud, herhalde canını kurtarmak için Kaşgar’ı terk etmek zorunda kalmış. Ama bu bizim için, bizim kültürümüz için, bizim dilimiz için son derece hayırlı olmuş ve Türk dünyasını dolaşa dolaşa, geze geze Bağdad’a gelmiş. Türk dünyasını dolaşırken elinde defter kalem kelimeleri kaydediyor. Hangi boya uğradıysa o boyun hangi kavramı hangi kelimeyle ifade ettiğini defterlerine kaydediyor. Çigil boyu, Karluk boyu, Oğuz boyu, Kıpçak boyu, Argu boyu, hepsini dolaşş; hepsinin kelimeleri nasıl telaffuz ettiğini, o kelimelere hangi anlamları verdiğini defterlerine kaydetmiş. Sadece kelimeyi ve anlamını değil,  bir tek anlam değil birçok anlamı varsa onları da. Ama sadece anlamlarını değil, o kelimeyle ilgili bir atasözü varsa, yani bir atasözünün içinde geçtiyse o kelime, o atasözünü de kaydediyor. Bir şiirin içinde geçtiyse o şiiri de, o dörtlüğü de kaydediyor; böylece yüzlerce atasözü ve yüzlerce dörtlük de Kaşgarlı Mahmud’un kitabında kelimelerin örnekleri olarak yer alıyor. Elbette bunlar defterlerde müsvedde halinde elinde. Belki de bir kervana katıldı geldi; şüphesiz tek başına yolculuk etmedi. Bağdad’a bu malzeme ile geliyor. Aşağı yukarı 1060’larda gelmiş olabilir Bağdad’a; belki 1070’lerin başında. Malazgirt Savaşı sırasında 1071’in 26 Ağustosu’nda Kaşgarlı Mahmud’un Bağdad’da olduğunu düşünmek herhalde doğru olacaktır. O zaman dünyanın birçok yerinde, özellikle halifeliğin merkezi Bağdad’da Türk İslam ordularının Bizans’a karşı zafer kazanması için dua ediliyordu. Cuma günüydü o gün, cumada camiler dolmuş ve insanlar Tanrı’ya ellerini açmışlardı ki Türk ordusu muzaffer olsun; Türk İslam ordusu muzaffer olsun. Kaşgarlı Mahmud’u da Bağdad’ın merkez camilerinden birinde bu cemaat arasında düşünmemiz mümkündür. Herhalde Dicle kenarında bir evde elindeki malzemeyi değerlendiriyordu. Elindeki malzemeye bakarak onları Arap sözlükçülük âdetlerine uyarak yavaş yavaş yazıya geçiyordu, yani meşhur kitabını, Dîvânü Lügati’t-Türk’ü; tam adıyla Kitâbü Dîvânı Lügati’t-Türk’ü yazıyordu. Muhtemelen 26 Ağustos 1071’de bu kitabın malzemelerini rahlesinin üstüne ve kenarlarına yığştı ve belki de bir müddet sonra yazmaya başlayacaktı.

 Kitâbü Dîvânı Lügati’t-Türk, “Türk lehçelerinin divanı, divanının kitabı” anlamına geliyor. Kitab’ı söylemezsek, “Türk lehçelerinin divanı”, kitab’ı da söylersek, “Türk lehçelerinin divanının kitabı”. Divan, toplayan demek, yani ister odamızda oturduğumuz divan olsun, ister Osmanlı divanı olsun, ister şairin divanı olsun. Şairin divanı şiirleri topluyor; padişahların divanı bakanları topluyor; odamızdaki sedir, divan da aile fertlerini topluyor. Dîvânü Lügati’t-Türk’teki divan da, Türklerin o zamanki kelimelerini topluyor; yani onları toplayan kitap; Türk lehçelerini toplayan, Türk lehçelerinin kelimelerini toplayan kitap. Lügat kelimesi dil demek; eski Arap dilinde, bugün de Arap dilinde dil demek. Ama uzun söylerseniz -ki burada uzundur: lügaat-, o zaman diller demek. Fakat aynı zamanda lehçe demek, yani Arap dilinde bu kelime dil anlamına geldiği gibi lehçe anlamına da geliyor, kelime anlamına da geliyor, kelimenin varyantı anlamına da geliyor. Dîvânü Lügati’t- Türk’ün kendisinde de bu farklı anlamları görebiliyoruz. Onun için biz bu eseri Türkçeye çevirirken, Türk lehçelerinin divanı diye çeviriyoruz. Amerikalı ünlü bir Türkolog, daha doğrusu iki Türkolog da İngilizce’ye yaptıkları çeviride aynı ifadeyi kullanmışlardır. Yani, “languages” dememişler; “dialects” demişler; yani Türk lehçeleri diye çevirmişlerdir. Kaşgarlı Mahmud eserine niçin Türk dilinin değil Türk lehçesinin değil de, Türk lehçelerinin divanı demiş? Çünkü bütün lehçelerle ilgili kelimeler, hepsi değil ama önemli lehçelerle ilgili kelimeler bu eserde yer alıyor. Tabii biliyorsunuz, Türk lehçelerindeki kelimelerin çoğu zaten ortak. Ama ortak olmayan kelimeler, söyleyişinde bir fark varsa, anlamında bir fark varsa, işte onlara Kaşgarlı Mahmud eserinde temas ediyor. Bu eser, 1070’lerin başlarında yazılmaya başlanmış, 1074’te, belki daha küçük ihtimale göre 1077’de bitirilmiş, ama büyük ihtimalle 1074 yılında bitirilmiş Bağdad’da Kaşgarlı Mahmud tarafından.

Nedir bu eser? Bu eser her şeyden önce bir sözlüktür. Türkçeden Arapçaya bir sözlüktür. Çünkü eserin asıl amacı Araplara Türkçeyi öğretmektir. Kaşgarlı eserini Arap muhitinde yazıyor; halifeliğin başkentinde, Bağdad’da yazıyor ve amacı Araplara Türkçeyi öğretmektir. Bunu da kendisi açıkça ifade ediyor. Zaten biraz önce arkadaşımızın naklettiği hadisi de bunun için zikrediyor. Hadise dayanarak “Arapların Türkçeyi öğrenmesi lazımdır; öğrenmeleri için de ben bu sözlüğü yazıyorum.” diyor.  Bir de gramer yazdığını, ama bugün elimize geçmediğini çok iyi biliyoruz. Demek ki eser Araplara Türkçeyi öğretmek için yazılmış. Araplara Türkçeyi öğretmek amacını taşıdığı için de Türkçeden Arapçaya bir sözlüktür. Yani, madde başı Türkçe, onun karşılığı Arapça. Diyelim ki madde başında bitig yazıyor, o zamanki Türkçe bir kelime, bitig. Karşısında Arapça “el-kitâbu”, yani kitap. “Ey” diyor önce, Arapçada “yani” anlamına gelen: “ey el-kitâbu”. İş bununla bitmiyor; ondan sonra mutlaka  bitig kelimesinin içinde geçtiği bir örnek veriyor. Bu örnek ya kısa bir cümledir; ya bir atasözüdür, ya bir şiirin dörtlüğüdür; daha nadir olarak bir beyittir. Türkçe olarak onu da veriyor; o örnek cümleyi, örnek şiiri, örnek atasözünü veriyor. Elbette ondan sonra da örneğin  Arapça olarak karşılığını veriyor. Demek ki eser, modern sözlükçülük anlayışıyla yazılmış bir sözlüktür. Yani, böyle örnekli sözlükler ancak modern zamanların sözlükleridir ve örnekli sözlüklerde modern zamanlarda örnekler arasında atasözleri, şiirler bulunur veya edebiyatçıların eserlerinden cümleler örnek olarak bulunur. Kaşgarlı Mahmud’un eseri tam da böyledir. Burada da iş bitmiyor; Kaşgarlı bazı önemli maddelerde özel açıklamalar da yapıyor; önemli maddelerde özel açıklamaları da var. Diyelim ki, bars maddesi, bugünkü pars. Bars diyormuş o zaman Türkler, hani Aybars, Baybars diye isimlerimiz var ya tarihte; işte bars o zaman; bugün pars diyoruz. Bars maddesinin  malum hayvan olduğunu Arapça olarak ifade ettikten sonra diyor ki, bu Türklerin 12 hayvanlı takvimlerindeki yıllardan biridir.  Türklerin kullandığı, bugün de bazı Türklerin hâlâ kullanmaya devam ettiği; Moğolların, Çinlilerin hâlâ kullanmaya devam ettiği 12 hayvanlı takvim. Her yıl bir hayvan adıyla anılıyor; bars yılı, tavuk yılı, sıçan yılı, öküz yılı, at yılı, maymun yılı vesaire. Türklerin bu 12 hayvanlı takvimindeki yıllardan birinin adıdır diyor bars ve ondan sonra bu 12 hayvanlı takvimin yıllarına ait bu isimlerin, bu hayvan adlarının nasıl doğduğuna dair bir rivayeti anlatıyor. Hayvanlar arasında bir yarış olmuş da, İli ırmağını sıçan ilk önce geçmiş; dolayısıyla bu 12 yıllık bölüm sıçan yılıyla başlarmış. Bugün bile bu rivayet Orta Asya’daki, Türkistan’daki birçok Türk arasında biraz farklı varyantlarla yaşamaktadır. Bu rivayetin de demek ki ilk kaynağı Kaşgarlı Mahmud’un eseridir. İşte böyle bilgiler de veriyor. Alp Er Tonga, gibi özel isimler de madde başları arasında yer alıyor. Önemli kişi adları, önemli coğrafya adları, onlar da madde başı olarak yer alıyor ve onlar hakkında bilgiler veriyor. Yani, bir coğrafi yerse o coğrafi yerin nerede olduğunu, hangi nehrin yanında olduğunu; şehirse, nehirse nerede olduğunu bize anlatıyor.  Oğuzların bulunduğu yerde, yaşadığı yerde küçük bir nehirdir, küçük bir şehirdir, diye bilgi veriyor. Alp Er Tonga’yı anlatırken de onun hakkında bize açıklamalarda bulunuyor. Şansımız var ki Alp Er Tonga ile ilgili o ünlü sagu, yani ağıt, Kaşgarlı Mahmud’un çeşitli kelimelere verdiği örnekler arasında farklı farklı yerlerde geçiyor. Biz onun 9 dörtlüğünü, bazı araştırmacılara göre 11 dörtlüğünü bir arada okuyoruz edebiyat tarihlerinde ama Kaşgarlı Mahmud’da  şiir  öyle bütün olarak verilmiyor; çünkü bu eserin amacı bir antoloji yazmak, şiirleri bütün olarak vermek değil. Bir dörtlüğünü herhangi bir kelime için veriyor. “Alp Er Tonga öldi mü?” Diyelim ki bunu ölmek fiili için verdiği örnekte kullanıyor veya bir başka kelimede kullanıyor. Böylece farklı farklı yerlerde 9 veya 11 dörtlük ile Alp Er Tonga’ya ait sagu, yani ağıt bize kadar onun sayesinde intikal etmiş oluyor. Bilim adamları sonradan bu farklı yerlerde geçen dörtlüklerin aynı konuya ait olduğunu  fark ediyorlar. Esasen kafiyesi de aynı. Birçoğunda zaten Kaşgarlı Mahmud “bu Afrâsiyab’a aittir” diye özel olarak belirtiyor. Bilim adamları da bu karinelerden hareket ederek bu şiirleri bir araya getiriyorlar.

Başka konulardaki dörtlükler de böyle. O dörtlükler de sonradan bilim adamları tarafından konularına ve kafiyelerine bakılarak bir araya getirilmiştir ve böyle bir sözlükten 11. yüzyılın halk şiirini içine alacak bir antoloji ortaya çıkıyor bunların hepsini bir araya getirdiğiniz zaman. Özellikle koşma tarzının bir antolojisi karşımıza çıkıyor. Alp Er Tonga sagusu, bahar tasvirleriyle ilgili çeşitli şiirler, Türklerin av törenleriyle ilgili şiirler, gençlerin yetiştirilmeleriyle ilgili şiirler, savaşlarla ilgili şiirler, hatta bir hilekâr ortağın diğer ortağını aldatmasıyla ilgili şiir ve tabii hikemi şiirler, öğüt şiirleri, aşk şiirleri… Bunların hepsi Kaşgarlı Mahmud’un verdiği bu örnek dörtlükler arasında var ve onlar çeşitli bilim adamları tarafından sonradan bir araya getirilmiştir. Böylece biz Karahanlı döneminin bir şiir antolojisini de elde etmiş oluyoruz. İlk atasözü külliyatımız da yine buradan çıkıyor; 200 civarında atasözü -ki oldukça önemli bir sayıdır-  11. yüzyılın ikinci yarısına ait 200 civarında atasözü Kaşgarlı Mahmud sayesinde bugüne ulaşıyor. Er atın, kuş kanatın… Belki er kelimesine, belki kanat kelimesine bunu örnek verdi: er atın, kuş kanatın; yani er atıyla, kuş kanadıyla. Sondaki n bugünkü “ile” edatını karşılıyor: er atın, “er atıyla”; kuş kanatın, “kuş kanadıyla”. Böyle bir atasözü Kaşgarlı sayesinde bize geliyor. Bu atasözlerini bugünkü Türk dünyasındaki atasözleriyle karşılaştıran pek çok araştırmalar yapıldı. Birçoğu bizde de var, diğer Türk lehçelerinde de var, ama bazıları sadece Dîvânü Lügati’t-Türk’te var.

Demek ki bu durumda Kaşgarlı Mahmud’un eseri modern bir sözlük anlayışıyla hazırlanmış bir sözlüktür ama, aynı zamanda ansiklopedik bir sözlüktür. Yani, bu kadar verdiği bilgiye ve bu kadar verdiği örneğe bakınca, onu ansiklopedik bir sözlük olarak değerlendirebiliriz. Birçok yerinde çok uzun bilgiler de veriyor, bazı yerlerinde çok uzun bilgiler veriyor. Alp Er Tonga sagusunun yeg&acir


Türk Yurdu Aralık 2008
Türk Yurdu Aralık 2008
Aralık 2008 - Yıl 97 - Sayı 256

E-Dergi: Ücretsiz

Sayının Makaleleri İncele