DİVANÜ LÜGATİ’T- TÜRK VE TÜRK DÜNYASI

Aralık 2008 - Yıl 97 - Sayı 256

 

        Selçuklu Sultanı Tuğrul Bey’in Bağdat’a girmesinin ardından İslâm dünyasında yeni bir dönem başlıyordu. Müslümanların halifesi Türk hakanının korumasına girmiş, ona kızını vermişti.  O zamana kadar bölgeye gelerek Halifenin ordusunda yer alan yahut Bizans uçlarına yerleşen Türk kuvvetlerinin hizmetleri yeni bir çehre kazanıyordu.  Tuğrul Bey Halife Muktedi’ye karşı saygıda kusur etmiyordu ama artık hüküm onundu. Bir başka yönüyle de genç Müslüman Türk kavmi İslâm dünyasının koruyuculuğunu ve medeniyetinin geleceğini omuzlamış oluyordu.

                  1071’deki Malazgirt zaferinden sonra, Türklerin bütün İslam dünyasındaki ün ve nüfuzlarının iyice arttığını biliyoruz. Müslümanların halifesi Türk Hakanı Alpaslan’a unvan üstüne unvan veriyor, Müslümanlar her yerde bu büyük hamleyi kutluyorlardı. Türklerin Ortadoğu’ya gelmeleriyle, kavmiyet çekişmeleri ve kabile kavgaları içinde parçalanmış, heyecanını kaybetmiş olan İslam dünyası yeni bir gerilime doğru gelişiyordu.  Çeşitli Türk boylarının ruh gücüne dayanan bu gerilim Selçuklu ve Osmanlı hamleleri ile İslam medeniyetine yeni seviyeler ve açılımlar kazandıracak,  dünyanın en görkemli ve özgün siyasi, toplumsal yapılanmalarını gerçekleştirecektir.

                  Türk yıldızının parlamaya başlaması doğal olarak onun diline olan ilgiyi de artırıyordu.  Muhtemelen, “  Türk dilini öğreniniz, çünkü onların hâkimiyeti uzun sürecektir ” mealindeki hadisler o yıllarda sıkça ve İslam dünyasının her yanında duyulmaya başlamıştı. Bu tür hadislerin sıhhatini araştırmak boşuna zahmettir.  Çünkü rahmetli Osman Turan’ın söylediği gibi, yaşayan toplum ve yaşanan siyasi ve toplumsal ortam bu Hadise ihtiyaç duymuştur; önemli olan da budur.   Hadisin sıhhati saptanamamıştır ama gerçekliğini tarih kanıtlamıştır. Gerçekten de Türklerin İslam dünyasındaki hâkimiyeti, yaratıcı bir medeniyet taşıyıcısı olarak,  bayraktarlık olarak, hadisin işaretini doğrulamıştır.  Ayrıca Müslümanlar arasında, yeryüzü hâkimiyetinin onlara verildiği, Türklerle beraber çalışanların aziz kılındığı, işlerinin âsan olacağı inancı yayılmaya başlar. 

                 İşte tam da o başlangıç yıllarında, bey soylu bilgin Kaşgarlı Mahmut, Arapların Türkçe öğrenmelerine yardımcı olmak üzere bir sözlük üzerinde çalışmaya başlamıştı. Prof. Ahmet B. Ercilasun’un yazdığına göre Kaşgarlı Mahmut, çalışmasına  “ 1072 yılının 25 Ocağında başlamış ve 9 Ocak 1077Pazartesi günü bitirmiştir.”  Eser,  Halife Ebü’l Kasım Abdullah’a sunulmuştur.  ( Büyük Türk Klasikleri, İstanbul-2004, c.I, s. 118 ) Büyük Hakanlılar soyundan gelen Mahmut, Satuk Buğra Han’ın altıncı göbekten torunudur.

                  Bu Kitap, o günün dünyasında ne kadar yaygınlaşabildi, Arapların Türkçe öğrenmelerine ne ölçüde yardımcı oldu, bunları bilemiyoruz.  Ancak Ali Emiri Efendi, bu kitabı İstanbul’daki bir sahaftan birkaç liraya satın aldığında, muhtemelen sadece bir sözlük değil, Türk kültürünün bulunmaz bir ansiklopedisi ile karşılaşğını anlamıştı. Esasen her sözlük, sadece bir sözlük değil, o dilin kültür hazinesidir. Son yıllarda milletlerin kültürleri üzerindeki çalışmaların gittikçe dil çalışmalarına yönelmesi boşuna değildir.  Kelimelerin anlamlarından, kullanım alanlarından, kullanım yoğunluğundan, sayı çokluğundan, eş anlamlıların azlığı veya çokluğundan ve daha birçok ölçütlerle o dilin temsil ettiği kültürün yapısı, ilgi alanları, başarıları velhasıl bütün bir kültür dünyası hakkında yargılara varmak, en azından yoruma değer veriler elde etmek mümkündür.

                    Divanü Lügati’t-Türk, doğrudan doğruya kelime anlamları yanında, içerdiği açıklayıcı nitelikte cümleler, beyitler, atasözleri ile Türk kültürünün paha biçilmez bir kaynağını oluşturmaktadır.  Alper Tunga Destanından, atışma tarzına ve Karacaoğlan’ ı hatırlatan dedim-dedi dörtlüklerine kadar, hem biçim, hem içerik olarak bizi kültürümüzün bin yılı aşan geçmişlerine götürmektedir.  Besim Atalay’ın dediği gibi, “ Dokuz yüz yıl önce atalarımızın ipek mendil taşıdıklarını, elbiselerinin kırışık yerlerini yatıştırmak için ütü kullandıklarını da görüyoruz.  Hele yeryüzünün efendisi olan Türk askerlerinin o zamanlar bile kuru bir derintiden ibaret olmayıp, her erin adını, sanını, aylık olgularını gösterir bir defterin tutulduğunu öğrenmemiz, dünyaya değer bir faydadır.” ( Divanü Lügati’t-Türk, Ankara 1985 s X-XI)

                                                                                  ***

                       Kaşgarlı Mahmut bu görkemli eserini, Türk dünyasının birçok yerini gezip, boylar ve ağızlar arasındaki farklılıkları tespit ederek yazmıştır.  Bu demektir ki Orhun âbidelerinden sonra, bugün çeşitli ölçülerde farklılaşş olan Türk dil ve ağızlarının en eski ve zengin kaynağı bu Divan’dır.  Yukarıda işaret ettiğimiz gibi, Türk kültürü üzerinde yapılacak çalışmaların da ilk ve temel kaynağı bu kitaptır.  Buradaki verilerin Bengütaşlar ve Uygur dönemi metinleriyle mukayeseli incelenmesi yapılacak ilk işlerdendir.  Onbirinci yüz yılda yazılmış olan bu eserdeki kelime ve deyimlerin en az birkaç yüz yıllık geçmişleri olduğu düşünülürse, Türk Dünyasının ortak kültür temellerine inmek ve ruh dünyasını resmetmekte ne kadar önemli olduğu anlaşılır.

                        Bugün Türk Dünyası, bu tür çalışmaları en geniş biçimiyle yapabilecek bilgi ve sair imkânlara sahiptir.  Öyleyse, geleceğe dönük projelerimiz ve heyecanlarımızın en sağlıklı ve gerçekçi çabaları, bu tür eserlerimiz üzerinde yoğunlaşmak olmalıdır.

         


Türk Yurdu Aralık 2008
Türk Yurdu Aralık 2008
Aralık 2008 - Yıl 97 - Sayı 256

E-Dergi: Ücretsiz

Sayının Makaleleri İncele