İDEAL, İDEALİZM VE MİLLİYETÇİLİK

Aralık 2008 - Yıl 97 - Sayı 256

 

Tartışmalar ve açıklamalar kavramlara dayalı yapılır. Kavramlar, zihnin dış dünyayı algılama ve adlandırma araçlarıdır. İnsan zihni bu kavramlar ile algılar, anlamlandırır ve düşünür. Onun için kavramların doğru kullanılması çok önemlidir. Doğru kullanım, doğru anlaşılmayı ve doğru tartışmayı da beraberinde getirir. Aksi takdirde gerçeklerden uzak bir tartışma ortamı ortaya çıkar. Bu ise insanları doğru bilgiden uzaklaştırır. Onun için anlamak ve bilmek için yapılan bir çalışmada, temel kavramların doğru anlaşılması ve yerli yerinde kullanılması şarttır. Bu durum fikir hareketlerinin kendisini konumlandırdığı kavramlar dünyası için de böyledir. Sistematik bir fikri savunan bireyler, bu fikrin dayandığı temel kavramları doğru öğrenmek, doğru kullanmak mecburiyetine sahiptir. Ayrıca yerleşik ve anlamı konusunda mutabakat oluşmuş kavramları istediğimiz gibi de kullanamayız. Kullanırsak, bu durumda kavrama yeni bir anlam yüklemesi yapıyoruz demektir. Bu ise hemen oracıkta kavramı bizim anladığımız şekilde bir anlam içeriğine sahip kılmaz. Bu çabamız, böyle bir gelişmeye neden olsa bile kavramın bizim önerdiğimiz şekilde yeni bir anlam dünyasına sahip olması için geçmesi gereken bir süre vardır.

Kulaktan duyma ve tesadüfî bilgiler ile kavramların muhtevasını öğrenmek oldukça zordur. Özellikle muhtevası üzerine yoğun incelemeler ve tartışmalar yapılan fikri ve bilimsel kavramlar için bu zorluk çok daha fazladır. Bu bakımdan kavramların günlük dildeki kullanımı ile bilimsel anlamları arasında örtüşme sağlanamazsa anlam kaymaları olur. Bu da konu üzerinde yanlış anlaşılmalara yol açabilir. Ülkemiz fikir dünyasında maalesef bu yanlışlıklar çok fazla yapılmakta ve bunun sonucu olarak çoğu kez doğru zeminden uzaklaşılmaktadır.

Kavram tartışması felsefe içinde mantık disiplinine dayanır. Bilimin ve düşüncenin temel araçları olan kavramların mahiyetini, mantık ile kontrol edebiliriz. Hem bilimde, hem de felsefede bunun için bir mihenk olarak mantığa başvururuz. Düşünmenin bir aleti olarak mantığı kullanırız. Felsefenin “muallim-i evveli” Aristo’nun tabiriyle mantık, düşünmenin temel aracıdır. Bu ilkeler hem İslam hem de Batı dünyasında genel kabul görerek kullanılmıştır. Bilim ve felsefe, mantık üzerinde gelişmiştir. Mantık ile kavramları doğru bilgiye ulaşmakta kullanırız. Dolayısıyla bilgiye ulaşmada ve bilgiyi aktarmada bu yol çok önemlidir.

Bu girişten sonra, zihnimizde problem olarak yer alan ve son aylarda Türk Yurdu dergisinin sayfalarında tartışmaya açılan bazı kavramlar üzerinde bir kere daha konuşmaya başlayabiliriz kanaatindeyiz.

Türkiye’de ideal (ülkü veya mefkûre) kavramı, felsefi tartışmaların dışında sosyal ve siyasi muhtevalara sahip bir kavram olarak kullanılagelmiştir. Milliyetçi düşüncenin önde gelen isimlerinden ve Türkiye’de sosyolojinin kurucuları arasında yer alan merhum Ziya Gökalp, millet ve milliyetçilikle bağlantılı olarak ‘mefkûre’ kavramını kullanır. Ona göre mefkûre millet tarafından tarih içinde yaratılmış olan ortak istikbal hedefleridir. Mefkûre Türkler için ortak milli hedef olarak ‘Kızıl Elma’dır. Bu kızıl elma hedefi tarihi dönemlere göre değişiklik gösterir. Milletin içinde bulunduğu sosyal şartlara göre şekillenir. Milli mefkûre sıradan bir hedef değil, milletin bütün fertlerine ortak heyecan veren ve ortak irade oluşturan, kutsallık atfedilen bir hedeftir. Ulaşılması zordur ama imkânsız değildir. Ütopik - rasyonel bir kurgu değildir. Bu hedef milletin içinde bulunduğu imkânlar ve şartlara göre değişiklik gösterebilir. Bu yüzden mefkûre tamamen sosyolojik anlamıyla reel bir zemine istinat eder; çünkü insan ve insan toplumları ile ilgili bir haldir.

Felsefede ise ideal sözü ‘idea’ kavramına bağlı olarak anlam kazanır. Buradaki idea kavramı ilkçağ felsefesinde Platon tarafından varlığın temel (ontolojik) ilkesini açıklamak için kullanılır. Platon’a göre idea, zihnimizdeki imgeler (fikirler) gibi maddi olmayan ve maddeden bağımsız formlardır. Bu formların bilgisine biz ancak aklımızla ulaşabiliriz. Hatta aklımıza doğuştan bu bilgilerin bir kısmı verilmiştir. İdeaların bilgisini aklımızda zaten taşıyoruzdur ama farkında değilizdir. Evrendeki her şeyin var olma biçimi ancak idea cinsinden gerçektir. Bizim gördüğümüz ve algıladığımızı zannettiğimiz nesneler gerçekte var değildir. Asıl gerçeklik olan ideaların yansımaları, yani gölgeleridir. Maddi dünya sadece gölgeden ibaret olduğu için aldatıcı, değişken ve geçicidir. Asıl ve kalıcı olan idealar alemidir. Buradaki idea kavramına bağlı olarak kullanılan ideal kavramı da Platon’un düşündüğü gibi zihinde canlandırılan tam ve mükemmel olana karşılık olarak kullanılır. Zaman içinde diller ve kültürler içinde benzerlik kurularak farklı anlamlar kazanmıştır. Fakat esasta idea kavramı ile ilişkilidir.

İdealizm kavramı da felsefede Platon’un varlık açıklamasını ifade etmek için kullanılır. İdealist felsefe, varlığın esasını maddede değil de idealarda kabul eden felsefedir. İdealizm düşünce tarihi boyunca varlığı açıklamak için kullanılan görüşlerin ana referansından birisi olmuştur. Günümüze kadar da kullanılmıştır. Günlük kullanıma da buradan mülhem geçmiştir. Dolayısıyla kavramın doğru anlaşılması için bu irtibatının göz önüne alınması gerekir. Türkçeye de olduğu gibi geçen ‘idealizm’ kavramı asıl kullanıldığı felsefi anlamından biraz uzaklaşarak özel bir anlam kazanmıştır. Bizim fikir dünyamızda bu anlamı ile daha çok kullanılır olduğu için bu nokta üzerinde durmakta fayda vardır. İdealizm bu anlamda ‘ülkücülük’ kavramının karşılığı olarak kullanılmaktadır. Felsefi idealizmden, siyasi ülkücülüğe uzanan yolda kavramın taşıdığı anlamlara bakmak gerekir.

Ülkü bir gayeyi ifade eder. Bu gaye maddi bir amaçtan çok, zihinde canlandırılan ve kutsallık atfedilen hedefleri içerir. Dünyevi maddi hedefler için ülkücülük kullanılmaz. Dolayısıyla ülkücülük; felsefi idealizmdekine benzer şekilde maddi alemden üstte olduğu düşünülen manevi dünyayla ilgilidir. Bu manevi dünya zihinde yer alan fikirler gibi var olan bir dünyadır. Bu dünyanın içeriğini insanın rasyonel kurguları doldurduğu gibi, içinde bulunduğumuz kültürün değerler sistemi de doldurabilir. İnsan yüce bir yaratıcının varlığına mensubu olduğu dinin bilgileri ölçüsünde inanır ve zihninde Tanrı fikrini oluşturur. Bu Tanrı fikrine bağlı olarak inandığı dinin bilgileri ve bu bilgiler doğrultusunda toplumsal hayatta yaratılan kültür, insanın manevi dünyasını oluşturur. Zihinde, kültürden kazanılan fikirlere ilave olarak yaratıcı kişiliğin ürünü kurgusal fikirler de yer alır. Bunların toplamı, birbirleriyle irtibatlı ve hatta birbirinden ayrılması zor olan fikirler dünyasını oluşturur. Sadece büyük fikir adamalarında rasyonel kurgusal boyut ön plana çıkar. Ülküyü ve ülkücülüğü belirleyen iki ana kaynak buraya dayalıdır.

Türk Yurdu Dergisinin 253. (Eylül 2008) sayısında değerli felsefeci Milay Köktürk’ün yazısına başlık olarak seçtiği “Kurgusal İdealizm mi, Akılcı İdealizm mi?” ayırımı, ‘idealizm’i doğru anlama sorunumuz olduğunu gösterdi. Bu yazıya atfen Ekim sayısında yine Dergimizin değerli yazarlarından Süleyman Eryiğit bir eleştiri yazısı yayınladı. Bize de bu konudaki muğlâk kalan noktaları tekrar masaya yatırmak düştü. Çünkü ortada ciddi anlamda yanlış anlamaya sebep olabilecek eksik bilgiler ve fikirler dolaşmaya başladı. Tartışmanın kastı aşmaması için tekrar doğru bir zemine oturması gerekti ve bu satırlar buna katkı sağlamak amacıyla kaleme alındı.

İdealizm kavramı, işte bu çerçevede yanlış anlaşılmalara çok uygun görünüyor. Köktürk yazısının başında felsefi idealizm ile idealcilik olarak altını çizdiği ülkücülüğü birbirinden ayırıyor. Yazısının devamında, ülkemizde bir siyasi hareket olarak yer alan Ülkücülüğü, tarihi seyri içinde tahlil etmeye girişiyor. Bu tahlilde yanlış anlamalara yol açabilecek “Don Kişot da bir idealistti” gibi bazı benzetmeler kullanıyor. İdealizmin ülkemizde, 12 Eylül öncesinde hayalperestliğe varan gerçek dışılığa yöneldiğini iddia ediyor. Problem de burada çıkıyor. Tarihsel süreçte ve sosyal alanda gözlemlenen davranışlarla, olması gerekenlerin zihinsel kurgusu olan idealizm kavramı arasında haksız bir analoji kuruyor. Dolayısıyla haklı eleştirilerinde ve tespitlerinde bile, tabir caizse açığa düşüyor.

İdealizm doğası gereği yukarıda işaret ettiğimiz gibi, toplumun tarihi birikimine ve şartlarına göre rasyonel kurguya dayalıdır. Bu kurguda kutsallık atfedilen hedeflere ulaşmada uygulanabilir akılcı yöntemler yer alır. Gökalp’ın mefkûre kavramı için Türk milletinin kutsal hedefi olarak ‘Kızıl Elma’yı göstermesi buna örnektir. Türk milleti için tarihin değişik dönemlerinde, kutsallık atfedilen, ulaşılması zor ama ulaşılabilir olan somut hedefler, Kızıl Elma olarak kabul edilmiştir. Bu hedefin milletin fertleri tarafından benimsenmesi ve gereğinin yerine getirilmesi büyük zaferlere yol açmıştır. Bu zaferler hayali olmadığı gibi mucize de değildir. Son derece zor görünmesine rağmen imkânsız olmadığı için idealizm büyük başarılara yol açmıştır. Ama bu başarılara ulaşılıncaya kadar büyük emek ve fedakârlık gerekmiştir.

Burada idealizmi doğru anlayabilmek için kurgunun boyutuna bakmak gerekir. Ortada bir kurgu varsa sistematik akıl olması gerekir. Sistematik akıl olmadan kurgu yapmaktan bahsediyorsak eğer,  bu olsa olsa serbest hayal kurma olur ki; bu tür kurgular idealistlik değil hayalperestlik olur. Don Kişot’un durumu işte böyle bir hayalperestliktir. Hayal kurmakta mantıklı hedefler ve gerçeklik alemiyle bağlantı şart değildir. Bir insan pekâlâ Kaf Dağının ardında olduğuna inandı


Türk Yurdu Aralık 2008
Türk Yurdu Aralık 2008
Aralık 2008 - Yıl 97 - Sayı 256

E-Dergi: Ücretsiz

Sayının Makaleleri İncele