NASREDDİN HOCA’DAN MOLLA NASREDDİN’E

Kasım 2008 - Yıl 97 - Sayı 255

 

 

             Nasreddin Hoca’nın hayata mizahi bakışının verdiği ilhamın Türk dünyasındaki tezahürlerinden biri de Azerbaycan’da fasılalı olarak 1906-1931 yılları arasında neşredilen Molla Nasreddin dergisidir.

Türk dünyasının hemen hemen bütününde bilinen Nasreddin Hoca, Türkistan’da Hoca Nasreddin, Azerbaycan’da ise Molla Nasreddin olarak isimlendirilmektedir. Türk kültürünün şifahi edebiyatının en tanınmış ismidir.

            Çarlık Rusya’sının 1905 yılında Japonya karşısında ağır bir yenilgiye uğramasından sonra ülkede 1905-1907 yılları arasında büyük bir inkılap hareketi meydana geldi. Çarlık istibdadı egemenliği altındaki Türk uruklarını sistemli biçimde dini ve kültürel bakımdan eritmeyi hedeflemişti. Rusların egemenliği altına düşen Kazan Türkleri güç kullanılarak dinlerini değiştirmeye zorlandı. Güç kullanılarak din değiştirmeden sınırlı başarı elde edilmesi üzerine daha teşkilatlı misyoner faaliyetleri gündeme getirildi. Yoğun faaliyet gösteren misyoner okulları kuruldu. Rusya Türkleri Çarlık hükümetlerinin zorla Hıristiyanlaştırma siyasetine tepki olarak farklı tarihlerde çok sayıda isyanlar çıkardılar.

            Çarlık yönetimi Türklere karşı giriştiği kültürel eritme siyaseti gereği olarak uzun süre onları matbuattan uzakta tutmaya çalıştı.1905 yılına kadar Rusya Türklerinin tek süreli gazetesi Gaspıralı’nın Tercüman’ıdır. Dini ve kültürel baskı altında ve eğitim açısından Rusya’daki Türk urukları gibi son derece geri durumda bulunan Azerbaycan’da 1905 yılından sonra süratlenen aydınlanma döneminde gazete neşriyatına önem verilmiştir. Şair Mirza Aliekber Sabir gazeteyi karanlıkta kalan halkın yoluna ışık saçan ‘sözün güneşi’ olarak nitelendirmiştir.[1]

              Azerbaycanlı aydınlar, taassup içinde ki topluma aydınlık getirebilmek için araç olarak gördükleri gazeteleri, Çarlık sansürü sebebiyle fikir ve akidece serbest ve hür olmadıklarından dolayı düşündükleri gibi yayınlayamadıkları için cemiyete tebliğ edecekleri fikirlerini örtülü biçimde yapmak durumunda idiler.

              Hasan Zerdabi’nin neşrettiği Ekinci gazetesi ile Azerbaycan’da matbuat hayatının başlamasından sonra muhtelif gazete ve dergiler çıktı. Bunların arasında olan Şarki-Rus gazetesi cemiyet hayatında önemli merhaleler alarak çeşitli fikirlerin tartışılmasına vesile oldu. Alfabenin yenileştirilmesi meselesini toplumun gündemine getirdi. Gazete tartışma ortamına getirdiği meseleler sebebiyle birçok hücumlara maruz kalmıştır. Bu tartışmalar arasında hayırsever zengin H. Z. Tagıyev Bakı’da Hayat isimli bir gazeteyi neşretmek üzere gerekli izni aldı.

              1905 ihtilalinin sağladığı serbestlik ortamından istifade ederek halkın ihtiyacına cevap vermek üzere Molla Nasreddin dergisinin neşredilmesi mümkün oldu.1866 yılında Nahcıvan’da doğan Celil Memmedguluzade’nin babası ticaretle meşgul olmuştur.1880 yılında Çar hükümeti Gori Öğretmen Okulu’nda Azerbaycan şubesinin açılmasına izin vermiştir. 1882 bahar aylarında bu okulun öğretmenlerinden biri Nahcıvan’a gelerek imtihana girecek öğrencilerin listesine onu da dâhil etmesiyle hayatının gidişatı değişmiştir.[2] 1886-1887 öğretim yılında bu okulu bitirmiş ve öğretmenlik mesleğine layık görülmüştür. Öğretmen olarak muhtelif yerlerde görev yaptığı sırada ilk edebi eserlerini kaleme almıştır. Öğretmenlik yaptığı köylerde halkın günlük hayatını, duygu ve düşüncelerini öğrenme imkânı buldu. 1895 yılında öğretmenlikten ayrılmak için dilekçe verdi. Yazarlık sahasında ilerlemek, hayatını bu şekilde kazanmak ve eserlerini bastırmak istiyordu. İlk eserlerinde Azeri köylüsünün 1905 inkılâbı öncesinde ki sosyal hayatını aksettirmeye çalışştır. Gözlemlerine dayanarak kaleme aldığı Danabaş Kendinin Ahvalatı isimli eserinde köylünün maruz kaldığı yoksulluk, şuursuzluk, avamlık, zulüm ve istibdat aleyhinde ki görüşlerini kaydetmiştir. [3]

                  1897 yılında görevinden ayrılıp Revan’a giderek tercümanlıkla meşgul olmuştur. Bu şehirdeki ikameti süresinde zaman zaman yerel yönetim ile polis idaresinde çalışırken milletinin muhatap olduğu insanlık dışı davranış ve tutumlara yakından tanık olarak ülkenin siyasi vaziyet ve uygulamalarıyla yüz yüze geldi. Bu tecrübeler milletinin hürriyeti, ilerlemesi için sürekli ve etkin bir mücadelenin gerekliliğini görmesine imkân verdi. İleride milleti için düşündüklerini gerçekleştirebilmek üzere neşredeceği Molla Nasreddin’in gün yüzüne çıkmasına kadar Tiflis’te Türk ve Rus dillerinde çıkan muhtelif gazetelerde çalışarak bu alandaki tecrübesini geliştirdi. 28 Ocak 1902 tarihli Kavkaz gazetesinin 28 numaralı nüshasında C. M. imzası ile ‘İrevan’dan’ başlıklı ilk makalesi basıldı.

                  Tiflis’te neşredilen Şarki-Rus gazetesinin sahibinin geçici olarak Petersburg’a gitmesi üzerine 25 Kasım 1904 tarihli nüshasından itibaren redaktörlüğünü üstlendi. Bir müddet sonra gazetenin yarı hissesini Ahmet Ağaoğlu satın alarak yazarları arasına katıldı. Gazete daha sonra Bakı’ya nakledilmiş, bir nüsha daha çıktıktan sonra kapanmıştır. Gazete kapandığında redaktör olarak çalışmakta olan Celil Memmedguluzade iyice yetişmişti.

                    Şarki-Rus’un kapanmasından sonra matbaası boş kalmıştı. Memmedguluzade, 1905 yılı ortalarında Ömer Faik Numanzade ile birlikte Tiflis’te yaşamakta olan Nahcıvan’lı bir tacirin maddi yardımı ile bu matbaayı satın olarak Gayret adını verdi. 1906 yaz aylarından itibaren derginin neşredilmesine kadar bu matbaada kitap, bildiriler ve matbu evrak basımı ile meşgul oldu. Önce gazete ve dergi çıkarmayı düşündükleri zaman Toprak isimli dergilerine neşriyat izni verilmedi. 1905 inkılâbından sonra Kafkasya’da hızla gelişen uyanış döneminde gizli faaliyette bulunan siyasi grupların eğitim malzemelerinin basımını yaptılar. 1906 yılının sonlarında Ömer Faik Numanzade tarafından redakte edilen ‘Hür şünmek ve Bir Yerde Toplanmak İçin Ne Gerekir’ isimli risale sansürden geçmeden burada basılmıştır. Bu risalenin tam dağıtımı gerçekleşmeden matbaa aranmış ve mevcut bulunan 2500 nüshasına el konmuştur.

                       C. Memmedguluzade, hatıralarında “Çoktandır bir mizah dergisi çıkarmak fikrinde olduğunu, bir gün Tiflis’te merkezi caddede giderken Molla Nasreddin adının aklına geldiğini, sevindiğini ve böyle bir dergi için bundan iyi bir isim bulunamayacağını, bundan sonra dergi çıkarmak için ciddi surette hazırlanmaya başladığını” belirtmiştir.[4]

                       21.2.1906 tarihinde Tiflis yönetimine dilekçe vererek kendi matbaasında basılmak şartıyla Molla Nasreddin isimli Azeri Türkçesiyle haftalık bir dergi çıkarmasına izin verilmesini talep etti.[5]

                        Kırım’da Tercüman gazetesini neşretmekte olan İsmail Gaspıralı, Molla Nasreddin’in çıkacağı haberini okuyucularına ulaştırmıştır. Bu dergi hakkında Azerbaycan’da en tafsilatlı araştırma yapanlardan Gulam Memmedli, Gaspıralı’nın Molla Nasreddin’in çıkacağını öğrendikten sonra bu sahada öncülüğü almak üzere kahramanı Molla Nasreddin olan ‘Ha! Ha! Ha!’ adlı haftalık satirik dergiyi 1906 yılının Nisan ayının başından itibaren neşretmeye başladığını, Mayıs ayının 5’ine kadar 5 sayı çıkarmasına rağmen başarılı olamayarak kapatmak mecburiyetinde kaldığını belirtiyor.[6]

                        Molla Nasreddin’in ilk sayısı 7 Nisan 1906 tarihinde çıktı. Derginin müdür ve başyazarı C. Memmedguluzade idi. Bundan sonraki yıllarda fasılalı olarak Tiflis (1906-1918), Tebriz(1921) ve Baku’de (1922-1931) yayın hayatını sürdürmüştür. Dergideki yazıların çoğunluğu karikatürle desteklenmiştir. Karikatürleri Tiflis’te yaşayan Alman sanatçı Oscar Scmerling çizmiştir. Dergi karikatürleri sayesinde okuma yazma bilmeyenlere de ulaşştır.

                          Derginin çıkışı Rusya’nın muhtelif bölgelerindeki Türk uruklarına ait yayın organları tarafından okuyucularına duyurulmuştur.  İrşad gazetesinin 16. 4. 1906 tarih ve 90 numaralı nüshasında Ahmet Ağaoğlu; “Bu ceride ne güzel ceridedir. Ne kadar akıl, zekâ, maharet ve zevk gösterir. Biz Müslümanlar, belki en modern en gelişmiş tayfalar bile cerideler ile övünebilirler”  biçiminde dergi hakkında ilk ve son değerlendirmesini yapmıştır.[7] Derginin ikinci nüshası kırmızı renkli basılması sebebiyle polis tarafından toplatılmıştır.

                          Bazı yazı ve karikatürlerinden dolayı mollalar tarafından dergi önce boykot edilmiştir. Dergi önceleri avam halk tarafından çok kötü karşılanmışsa da sonraları gitgide kendisine mahsus dili, nazik tarafları ve acı gülüşleri ile büyük şöhret kazanmış ve elden ele geçtiği dönemlerde 1000 adet basılmakta idi. Dergi Rusya’da Türklerin yaşadıkları bütün bölgelere abone yolu ile gönderilmiştir. Abdülhamit’in sağladığı imkânlarla İstanbul’da İranlı rejime muhalif olanlar tarafından Farsça olarak çıkarılan Şems dergisinde 1907 yılında İstanbul’da Beyazıt’ta Hayat kitapevinde satıldığı belirtilmiştir.

                           Dergi muhtevası sebebiyle gördüğü ilgi yüzünden birçok benzerinin çıkmasına vesile oldu. Bakû’de Ermenice olarak Hatabala isimli aynı çizgide bir dergi onun yayına başlamasından iki ay sonra gün yüzüne çıktı. Tebriz’de yine onun tesiri ile Azeri Türkçesiyle Şebname isimli süreli yayın çıkmıştır. Yine Tebriz’de Azeri Türkçesiyle çıkan Azerbaycan isimli satirik dergi Molla Nasreddin’in Kafkasya’da oynadığı rolü üstlenmek gayesini gütmüştür.

                           Dini fanatizm, manevi çöküntü, bilgisizlik ve cehalet en çok eleştirilen konulardır. Mizah unsuru olarak yalancı okumuşlar, ileri gelen tanınmış politikacılar ve din adamları irdelenmiştir. Molla Nasreddin muhtevasındaki yazılar ile geriliği ve dini taassubu tema olarak sık sık ele aldığı karikatürleri sebebiyle toplum önünde itibarlarının zedelendiğini gören dini tabakalarca şiddetle eleştirilmiş ve mollalar tarafından aleyhine sık sık fetvalar verilmiştir. İrşad gazetesinin 23.2.1907 tarihli nüshasında derginin Türkiye’ye sokulmaması hakkında ferman verildiği haberi çıkmıştır. Osmanlı devleti Tiflis konsolosluğu aracılığı ile dergide Türkiye’yi tenkit eden karikatür ve makalelere yer verilmemesini talep etmiştir. Dini taassubun etkisinin siyasette daha fazla görüldüğü İran, derginin ülkesine sokulmaması hususunda sıkı tedbirler almıştır. Bu tedbirde dini endişelerden ziyade denetimi altında güney Azerbaycan bölgesinde çok sayıda Türkün yaşamasının etkili olduğu muhakkaktır. İran bu konuda sınır bölgelerinde tedbir almakla yetinmeyerek resmi görevlileri vasıtasıyla Rusya içinde de faaliyet göstermiştir.

                      Dergi yazarlarının dönemin şartları içinde oldukça ileri ve gelişmiş bir Türkçü anlayışa sahip oldukları dikkati çekmektedir. Azerbaycan edebiyatının önemli isimlerinden Mirza Aliekber Sabir Fahriye isimli hicvinde etnik parçalanma, dinî ayrılıklar, mezhep ve tarikat çatışmalarını mizahi açıdan eleştirmiştir. Bu şiirinde Turan, kültür ve manevi birliği ülküsü dolaylı olarak anlatılmıştır.[8]

                      1917 yılından sonra derginin neşri imkânının ortadan kalkması üzerine Kehrizli’de yaşamak mecburiyetinde kalan C. Memmedguluzade’nin kardeşi Mirza Alekber İran’da Settar Han’ın en yakın arkadaşı olarak İran inkılâbının önde gelen isimlerinden idi. Onun güneyde dergiyi çıkarmak teklifini değerlendirerek 1920’de Tebriz’e gitmeye razı oldu. Onun memleketten ayrıldığı sırada ülkede siyasi vaziyet son derece gergin idi. Karabağ’da halk arasında siyasi düşünce farklılığı sebebiyle çatışmalar başlamıştı. Tebriz’de hâkimiyette Türk asıllı siyasi önder Ş. M. Hıyabanı bulunmaktaydı. Onun başkanlığını yaptığı Azerbaycan Demokratik Partisi yönetimi ele geçirerek müstakil bir idare kurmuştu. Aslında Memmedguluzade Azerbaycan’da hâkimiyete geçen Komünist yönetimin kendisine sıcak bakmaması sebebiyle Tebriz’e gitmişti. Sovyet döneminde yapılan araştırmalarda bu gerçek hep ters yüz edilmiştir.[9] Molla Nasreddin’in 1910 yılındaki bir nüshasında Hıyabanı karikatür olarak musikiden kaçan, onun dinlenmesini haram kabul eden, gerici ve katı bir dindar olarak gösterilmişti.[10] Buna rağmen aile fertleri ile birlikte gittiği Tebriz’de iyi karşılandı. Süratle dergiyi çıkarmak için çalışmaya başladı. 12 Eylül 1920’de merkezi hükümetin Tebriz’i ele geçirerek Hıyabanı yönetimine son vermesine rağmen Molla Nasreddin’in Tebriz döneminin ilk sayısını Şubat 1921’de çıkardı. Derginin ilk sayısı toplatıldı ve satılmamış nüshalarına el kondu. Kanuna zıt yazıların bulunduğu ile sürülerek eyalet hâkiminin emri ile ikinci sayısının basımına izin verilmedi. Bu meselelerin çözülmesine rağmen derginin bu ne


Türk Yurdu Kasım 2008
Türk Yurdu Kasım 2008
Kasım 2008 - Yıl 97 - Sayı 255

E-Dergi: Ücretsiz

Sayının Makaleleri İncele