NASRETTİN HOCA VE OLABİLİRLİK FELSEFESİ

Kasım 2008 - Yıl 97 - Sayı 255

Nasrettin Hoca, kültürümüzün yetiştirdiği kıymetli değerlerimizden biridir. Yaşadığı döneme, fıkralaşan yaşam tarzıyla damgasını vurmuştur. Günümüzde de küçük büyük, genç yaşlı her yaş grubundan insan, ya anlatıcı ya da dinleyici olarak Hocamızın fıkralarıyla bir şekilde ilişkisini sürdürmektedir. Fıkraların her kesim tarafından ilgi görmesinin, güncelliğini korumasının veya güncelleştirilebilir bir özellik arz etmesinin hikmeti ne/neler olabilir? Bu durum fıkraların olgusal gücüyle açıklanabilir mi? Eğer açıklanabilirse, fıkraların olgusal gücü nereden kaynaklanmaktadır?     

 Nasrettin Hoca, icra ettiği görevler gereği halkla iç içe ve çok yoğun bir ilişki içinde yaşamıştır. Dolayısıyla döneminin toplumsal ana noktalarından biri olmuştur. Müracaat merkezidir. Sorunlara çözüm aranan bir noktadır. Hocamız döneminin önemli başvuru noktalarından birisi olması hasebiyle, çağının insan niteliklerini çok iyi gözlemlemiş ve gözlemlerine dayanarak kendi öğretim yöntemini geliştirmiştir. Yöntemi, çağının toplumsal ilişkilerinde ortaya çıkan çarpıklıklar temelinde şekillenmiştir. Fıkraları bu yöntemin uygulaması sonucunda üretilmişlerdir. Bu nedenle fıkralar, sanal olaylara değil yaşanmış gerçekliklere dayanmaktadırlar. Fıkraların olgusal gücünün yaşanmış olaylara dayanmasından kaynaklandığını söyleyebiliriz.

 Fıkralarda, yönetici-halk, karı-koca, borçlu-alacaklı, kadı-vatandaş, tüccar-müşteri, mal sahibi-hırsız vb. gibi ilişkilerde gözlenen sorunlar şaşırtıcı bir biçimde yansıtılmaktadır. Bir anlamda Hocamız, toplumu meydana getiren her kesimin kendi kendisiyle yüzleşmesini sağlayacak ortamlar oluşturmak suretiyle toplumsal ayna rolü oynamaktadır. Ayna rolü, yaşamın doğal akışı içinde insan doğası temel alınarak oynanmaktadır. Somuttan soyuta ilkesine uygun bir öğretim ortam oluşturulmak suretiyle gösteri tekniğinin tüm unsurları devreye sokulmaktadır. Oyun sırasında insan onurunun zedelenmemesine azami özen gösterilmektedir. Örneğin, Hocamız, insanların dış görünüşe önem verdiğini göstermek için sözle anlatma yolunu tercih etmez, yeni kaftanını giyerek geldiği davette kendisine gösterilen itibarı ve bu itibarın kendisine değil de kaftana gösterildiğini bizzat çevresinde bulunanlara somut olarak gösterir. İkramları önce kaftana ikram ederek ortamı daha dikkat çekici hale getirir ve insanların dikkatini yoğunlaştırdığı anda eğitici, öğretici ve eğlendirici eylemini yapar ya da sözlerini söyler.

 

Olabilirlik Felsefesi Bağlamında Nasrettin Hoca

Nasrettin Hoca’nın, insan merkezli davranışlarda “her şey mümkündür”, bir başka ifadeyle “olmaz; olamaz” yaklaşımı bağlamında bir anlayış ortaya koyduğu gözlenmektedir. Hayata bakış açısının temelinde bu yaklaşımı esas alan “olabilirlik” felsefesinin bulunduğu söylenebilir. Olabilirlik felsefesi, “her türlü bilgi şimdiliktir” ve “olmaz; olamaz” önermelerine dayanmaktadır. Sönmez1, her türlü bilginin şimdilik olmasında, “her bilginin doğru, yanlış, saçma, belirsiz, olabilir” gibi doğruluk değerleri alabilme niteliğinin belirleyici olduğunu söylemektedir. Bilginin belirtilen doğruluk değerlerini almasında; zaman, üzerinde bilgi edinilmek istenen gerçeğin neliği, doğruluk değerinin belirlenmesinde başvurulan ölçütler, gerçeğin tanımlanmasında dayanılan paradigma, bilginin elde edilmesinde kullanılan akıl yürütme yolları, insanın geçmiş yaşantıları ve gerçeğe ulaşmadaki engeller etkili olmaktadır2. O halde belli bir zaman diliminde “saçma” olarak nitelendirilen bir bilgi, ilerleyen zamanlarda doğrulanabilir. İnsanoğlunun aya gitme olayı, mobil ve görüntülü iletişim araçlarının kullanıma girmesi gibi çok sayıda olgu bunu desteklemektedir.  Günümüzde “belirsiz” kabul edilen bir bilgi, 20-30 yıl sonra belirgin hale gelebilir. Şimdilik doğru kabul edilen bir bilgi bir müddet sonra yanlışlanabilir. Bilim tarihi bunun örnekleriyle doludur. Kısacası bilginin alabileceği doğruluk değerleri bağlamında “her şey mümkündür”. Hocamız da bu gerçeği kendi döneminde, somut örneklerle ve kendine özgü yöntemiyle insanlara göstermeye çalışştır. Sevincin, üzüntünün, yoksulluğun, zenginliğin, doğruluğun, yanlışğın vb. gibi durumların “şimdilik” olduğunu, bir müddet sonra ve başka koşullarda bunların tersinin olabileceğini hayatın doğal akışı içinde ortaya koymasını bilmiştir.

Olabilirlik felsefesi bağlamında, “insan, karşılaşğı sorunu çözmede, çözüm gücü en yüksek olasılığa sahip önermeleri kullanabilir3”. Sorunlar karşısında, Hocamızın yaptığı da üç aşağı beş yukarı bu şekildedir. Bir yandan karşısına çıkan ya da çıkartılan soruna, diğer yandan kendi gücüne ve imkanlarına bakıyor ve bu bağlamda olabilecek en uygun çözüm yolunu uygulamaya koyuyor. Hocamızın hiçbir sorun karşısında yılgınlık göstermemesi, olaylara değişik açılardan bakabilmesi, her zaman yaşama sevincini koruması ve iyimserliğini yitirmemesi “olabilirlik” felsefesiyle açıklanabilir. Hocamız, hayatın karşısına çıkarttığı sorunlara kendi gücünü abartmadan, kendi gücü dahilinde bir tavır koymaktadır. Sorunlara gücü nispetinde müdahale etmekte ve sorunla ilgili olabilir seçenek ne ise onu uygulamaya koymaktadır. Evini soymaya gelen hırsızı engellemeye gücünün yetmeyeceğini fark etmekte, ancak hırsızın peşine düşüp evine kadar gitmeyi de ihmal etmemektedir. Birinci durum Hocanın imkansızı, ikinci durum ise olabilirliğidir. Bu bağlamda, şöyle bir sonuç çıkarılabilir: Her insanın her sorun karşısında belli imkansızlıkları yanında değişik imkanları da olabilir. İnsan kendi gücü çerçevesinde bu imkanlarının farkına varmalı ve karşılaşğı sorunlara bu imkanlar dahilinde çözüm aramalıdır. Aksi halde çözülebilir sorunları çözülemez hale gelebilir.

 

13. Asırdan 21. Asra Değişmeyenler

Nasrettin Hoca’nın hayatından kesitleri günümüze taşıyan fıkralar incelendiğinde, fıkralar yardımıyla kayıt altına alınan olayların öz olarak günümüzde de devam ettiği gözlenmektedir. Hoca, hanımının verdiği rahatsızlık yüzünden damdan düşüyordu, günümüzde de birçok kişi, eviçi huzursuzluk nedeniyle, evini terk etmek zorunda kalıyor. 13. yüzyılda da günümüzde de iktidara yakın olanlar her türlü imkana kavuşurken, karşı olanlar her türlü sıkıntıyı göğüslemek durumundadırlar. Hoca döneminde kadıya, günümüzde yargıya yakın olanlar işlerini kolaylaştırmaktadırlar. Hoca döneminde fincancı katırlarını ürkütenler, günümüzde ise soygunları ve yolsuzlukları engellemeye çalışanlar benzer akıbetlere maruz kalmışlardır. O zaman da dış görünüş önemliydi, şimdi de. O zaman da insanların çoğu hırsızları görmezden geliyorlardı, şimdi de. O zaman da “umut fakirin ekmeği idi”, şimdi de.

Hocamıza atfedilen tüm fıkralarda konu edilen olayların hepsine günümüzden onlarca, yüzlerce ve hatta binlerce örnek bulmak mümkündür. Önemli olan örnek bulmak değil, Hocamızın yaptığı gibi, uygun bir yöntem bulup tespit ettiğimiz yanlışlıklarla mücadele etmektir. İnsan merkezli bir medeniyetin inşası için, tıpkı Nasrettin Hoca gibi, bıkmadan, usanmadan, yılgınlığa düşmeden “olabilirliğimiz” dahilinde belli bir çaba göstermektir.

     

Hocamızın Fıkralarından İnsan Eğitiminde Yararlanmak Mümkün müdür?   

Eğitimin temel amacı bireyin davranışlarını istenilen yönde değiştirmek ya da bireyin istenmeyen davranışlarını ortadan kaldırmaktır. Her iki durum için de belli bir plana ve programa ihtiyaç vardır. Belirtilen amacı gelişigüzel bir biçimde gerçekleştirmek, biraz da güzel tesadüfler bağlamında mümkün olabilir. Güzel tesadüflerin olabilirliği, davranış değiştirme çerçevesinde çok düşük bir ihtimali içermektedir. O halde eğitimin amacına ulaşmasında tesadüfler değil plan ve programlar etkilidir. Ancak plan ve programlar çerçevesinde tesadüfen meydana gelmiş olay ve olgulardan da “örnek olay” olarak yararlanılabilir.

Nasrettin Hoca, tüm fırsatları istenmeyen insan davranışlarını ortadan kaldırma doğrultusunda değerlendirmektedir. Yani bir anlamda, zor olanı başarmaya çalışmaktadır. Çünkü insan için en zor şey, kazanılmış alışkanlıklarını terk etmektir. Hocamız da zor olanı seçmiş ve başarmaya çalışştır. Hocamızın ne kadar başarılı olduğunu bilemeyiz. Ancak şunu biliyoruz ki istenmeyen insan davranışlarını değiştirme amacıyla izlediği yöntemler sonucu meydana gelen fıkralar, insani bilimlerin her alanında “örnek olay” olarak hizmet görebilirler. “Örnek olay” haline gelmiş her fıkra, insanda istenilen davranışlar oluşturmak amacıyla başarılı bir biçimde kullanılabilir. Hocamızın fıkraları, yaşanmış olaylar sonucu ortaya çıkmış olduklarından, birey üzerinde bilişsel ve duyuşsal açıdan daha etkili olabilirler.

 

Kaynakça

1. Sönmez, V. (1994). Eğitim Felsefesi, s.165. Ankara: Pegem Yayıncılık.

2. A.g.e., s.165-166.

3. A.g.e., s.167.

 

 

 

 

                                  


Türk Yurdu Kasım 2008
Türk Yurdu Kasım 2008
Kasım 2008 - Yıl 97 - Sayı 255

E-Dergi: Ücretsiz

Sayının Makaleleri İncele