MİSYONERLİK ÜZERİNE İBRET VERİCİ BİR ESER

Ekim 2008 - Yıl 97 - Sayı 254

Ahmet Hamdi Paşa, Misyoner, İngiliz Misyoneri Nasıl Yetiştiriliyor?, Haz.: Cemal Sofuoğlu, İzmir: Tıbyan Yay., 2006, 120 s.

 

Haçlı seferlerine kadar uzanan geçmişe sahip olan misyonerlik faaliyetleri, bu toprakların bin yıllık meş’um kaderi haline gelmiştir. Anadolu ve Ortadoğu halkları bunlardan çektiği kadar başka illetlerden herhalde çekmemiştir.

Misyonerlik faaliyetlerinin görünüşünde masum bir din değişikliği ve neticesinde mutlu bir dünya ve ukbâ vaadi yer alsa da, özünde insanları köleleştirmek, sömürmek, kendilerine kul etmek zihniyeti yatmaktadır. Bu faaliyetler, Anadolu topraklarını Hıristiyanlığın evveli ve ebedî mirası olarak görenler tarafından çok sinsi ve farklı yöntemlerle ve hayli geniş bir coğrafyada başlatılmış ve sürdürülmüştür. Üstelik bu mesele canlılığını ve önemini bütün korkunçluğu ile hâla da devam ettirmektedir. Dolayısıyla misyonerlik konusu tarihi geçmişiyle dikkatli bir şekilde ele anılıp incelenmeye, tanıtılmaya her an muhtaçtır. Literatürde misyonerler ve faaliyetleri üzerine hatırı sayılı bir külliyat ve nitelikli akademik araştırmalar mevcuttur. Ancak konu öylesine geniş ve tarihi bir derinliğe sahiptir ki, daha pek çok araştırma yapmaya elverir kaynaklar ve konular mevcuttur.

Bu konuda öncelikle şehir tarihleri, anılar, hatıralar, broşürler, dinî kitaplar, ders kitapları, hediyelik eşyalar ve resmî yazışmaları muhtevi arşiv kaynakları mebzul miktarda veri sağlamaktadır. Osmanlı döneminden bu güne Anadolu şehirlerinde yapılmış ve yapılmakta olan misyonerlik faaliyetleri hakkıyla araştırılmış sayılmaz. Misyonerlik konusu daha çok eğitim ve din alanında yoğunlaşmaktadır ve araştırmalar bu eksende dolaşmaktadır. Ancak ticaret, sağlık, turizm, yayın, sanat gibi daha pek çok alanlar da aracı kılınarak bu misyonerlik yapılmıştır. Dolayısıyla misyonerlik çalışmalarında bu noktalar üzerinde de durulmalıdır.

Konuyla ilgili nitelikli akademik araştırmalar varsa da yeterli sayılmaz. Türk eğitim tarihinin en geniş kaynaklarından sayılan Osman Ergin’in Türk Maarif Tarihi’nde yabancı okullar ve eğitim faaliyetlerine genişçe yer verildiği görülür. Erol Güngör’ün entelektüel dünyaya ilk adımı sayılan kitabının misyonerlik üzerine olması, büyük Türk milliyetçisi aydının konuyu ne kadar önemsediğini ve önceliğine aldığını göstermesi bakımından ilginçtir.  Nahit Dinçer, Yabancı Özel Okullar, başlıklı araştırmasında bütün detaylara inemese de yabancı okulların Türkiye’deki eğitim çalışmalarına dikkat çeker. Uygur Kocabaşoğlu, daha çok Amerikan arşivlerini kullanarak Türkiye’deki Amerikan Okulları’nı ve misyonerlik faaliyetlerini güvenilir ve geniş şekilde incelemiştir. Yaşar Kutluay, 1970’li yıllarda İsrail’in ve siyonizmin Türkiye üzerine geliştirdiği gizli niyetler ve ilişkiler üzerine çalışş, ancak çalışmaları ilginç biçimde kesilerek hayatı sona ermiştir. Son dönemlerde Türkiye’deki misyonerlik faaliyetlerini eğitim üzerinden inceleyen Süleyman Büyükkarcı’nın, Alman ve Avusturya Okulları derlemeleri, Nurettin Polvan, Türkiye’de Yabancı öğretim eseri,  İlknur Polat Haydaroğlu’nun Osmanlı İmparatorluğu’nda Yabancı Okullar araştırması, Erdal Açıkses’in Amerikalıların Harputta’ki Misyonerlik Faaliyetleri ve Ayten Sezer’in Atatürk Döneminde Yabancı Okullar araştırması konu hakkında doyurucu bilgiler vermektedir.

Bu yazıda, Anadolu ve Ortadoğu coğrafyasında 19. yüzyılın sonralarındaki misyonerlik faaliyetlerini, kişileri, yöntemleri ve hilelerini derin gözlemler ve ilginç tespitler ışığında renkli ve akıcı anlatımıyla kaleme almış olan Ahmet Hamdi Paşa’nın küçük bir risalesi incelenecektir.

Gerçekten de son dönem Osmanlı toplum ve siyasî hayatı büyük bir çeşitliliğe ve şaşkınlık verici yeniliğe sahiptir. Dönemin önemli karakteristiklerinden biri yabancıların içeride ve dışarıdaki faaliyetlerine büyük bir hız vermiş olmalarıdır. Misyoner teşkilâtlarının Osmanlı toplum, din ve eğitim hayatına etkileri en fazla bu dönemde olmuştur. Bu etkiler büyük ölçüde bozucu, yıkıcı ve tahripkâr mahiyettedir. Ahmed Hamdi Paşa tarafından 1918’de telif edilen 120 sayfalık bir risale, (Misyoner, -İngiliz Misyoneri Nasıl Yetiştiriliyor-) söz konusu meseleyi derin ve etkili şekilde özetlemektedir. Eser aynı zamanda, yazarın haletiruhiyesini ve mevcut şartlar karşısındaki mesuliyet duygusunu göstermesi bakımından hayli önemlidir. Kitabın günümüz harflerine aktarılarak ilavelerle yeniden basılması bilim dünyasına önemli bir katkıdır.

Biçimsel bakımdan kitapta, okumayı teşvik edici bir tasarım ve düzenleme yapılmıştır. Özgün dil korunarak, gerekli yerlerde açıklamalar yapılmış, böylece eser ortalama okuyucular yanında, araştırmacılar için de önemli ve kullanılabilir nitelik kazanmıştır. Metindeki âyet ve hadislerin anlam ve kaynakları verilerek ilgililere kolaylık sağlanmıştır. Okunmasında şüphe serdedilen kelimeler özgün haliyle verilmiştir. İlaveten kitapta 17 fotoğraf, iki de haritaya yer verilmiştir.

Elbette eserin içeriği biçimsel niteliklerinden daha önemli. Misyoner kitabı her bakımdan zengin bir muhtevaya sahiptir. Kitabın başına A. Hamdi Paşa hakkında Ali Birinci tarafından hazırlanan detaylı bir biyografi de eklenerek, yazılanların daha anlamlı kılınması sağlanmıştır. Kitabın temel konusu, misyonerlerin emellerine ulaşmak için nasıl bir yol izlediklerini okuyuculara açıklamaktır. Bunun için 19. yüzyılda Ortadoğu’da ve özellikle Osmanlı ülkesinde cirit atan misyonerler ve teşkilâtlarından çarpıcı bir kesit sunulmuştur. Bu misyonerlerden biri Yemen bölgesinde faaliyette bulunan ve Abdullah Mansur müstearını kullanan W. Bury’dir. O, burada ihtida etmiş, kuş meraklısı biri olarak tanınmıştır. Bölgeyi av merakı adı altında radar gibi tarar; Yemen’in taşı, toprağı, madenleri, insanları, dinleri, mezhepleri, yeraltı ve yerüstü kaynakları hakkında detaylı bilgiler edinir, haritalar çıkarır ve bunları İngiltere’ye rapor eder. Hakkında uzun bilgiler verilen Mansur’un faaliyetleri hakkında M. Niyazi’nin Yemen Ah Yemen! romanında ve dönemin Teşkilât-ı Mahsusa görevlisi Kuşçubaşı Eşref’in hatıralarında neredeyse aynı bilgilerin ve maceraların bulunması, anlatılanların ne kadar gerçek olduğunun bir göstergesidir. Buraya kadar eserin ilk kısmıdır. İkinci kısımda, Hamdi Paşa, Deniz Yarbay Kaptan Mustafa Bey’in başına gelenleri onun dilinden anlatmaktadır.

Mustafa Bey bir görev vesilesiyle İngiltere’ye gitmiş ve gemileri Londra limanına demirlemiştir. Orada İngiliz misyonerleriyle tanışarak uzun bir zihnî serüven yaşamıştır. Eserdeki tartışmalara, sorulara verdiği cevaplara bakılınca onun inanmış, şuurlu ve bilgili bir Müslüman subay olduğu anlaşılmaktadır. Ancak dönemin aydınlarına sirayet eden hastalıklar, endişeler ve kuşkular onda da vardır. Mustafa Bey’in İngiltere’de başından geçenler şöyle özetlenebilir:

Mustafa Bey, ilk şaşkınlığını karada geceleyebilmeleri için yeni tanışğı iki misyonerin 15 günde İstanbul’dan izin alabilmeleriyle yaşar. Mustafa Bey, muhabbetin ilerlemesiyle  onlara Türkçe’yi güzel konuşmayı nasıl öğrendiklerini sorar. Misyonerler hikâyeye en baştan başlar. İstanbul’daki eğitimleri, görevleri ve çevredeki olaylar etraflıca aktarılır. Protestanların dünyevî emeller için kurduğu misyoner teşkilatlarının nasıl üye kazandığı, zeki çocukların devşirilerek getirilecekleri görevle ilgili doğal ortamlarda nasıl büyütüldüğü detaylarıyla anlatılır. Anlaşılıyor ki, bir misyonerin yetişmesi için özel koşullar gözeterek asgari 20-25 yıla ihtiyaç vardır. Burada ilginç olan 7-8 yaşında pür Müslüman bir ortama getirilen çocuğa önemli ideallerin yüklenmesi ve o çocuğun aslî kimliğini kaybetmeden misyoner olarak yetişebilmesidir. Gerçekten ilginç bir durum! Yetiştirme sistemi Enderun’a benziyor ama amaç ve netice çok farklı.

Misyonerlerin yetişme sürecinden sonra mesleklerini icrası da bir o kadar ilginç ve önemli. Üstelik bunun canlı bir örneği de kitapta yaşanıyor. İngiliz misyoner, Mustafa Bey’i kazanmak uğruna bütün bilgileri anlatıyor. Yöntem oldukça dikkat çekici: muhatap bir konuda ikna edilemediyse farklı yollar deneniyor, olmadıysa bir başka yol. Sonuç alınana dek uğraşılıyor. Önce âyetlere farklı ve yanlış manalar verilerek zihin karıştırılmak isteniyor, muhatap cevap yetiştirince ona dinler tarihi okuması öneriliyor. Bu da olmayınca dinlerin ve toplumların kökenleri, benzerliği ve kardeşliği vurgulanıyor. Neticede şuurlu bir Müslüman’ı yola getiremiyorlar. Görülüyor ki, misyoner görevini yapabilmek için İslâm’ı bütün derinliğiyle öğrenmiş, üstelik hafız. Avını yakalamak için sinsi tuzaklar kurması dikkat çekici bir nokta. Anlaşılıyor ki, İslâm hakkıyla öğrenildiğinde Müslüman’a kimse bir şey yapamayacak. Bütün mesele burada düğümleniyor. Bu çarpıcı örnek, kitabın özgün yönlerinden biridir.

Devamla, misyoner teşkilatının amacı, çalışma prensipleri ve misyonu hakkında önemli sırlar ifşa ediliyor. Buna göre, misyoner teşkilatları uzun yıllar için planlar yapıyor. Temel amacı, yeni bölgeleri sömürmek için Hıristiyanlığı yaymaktır. Bunun için sıkı bir program takip ediliyor, büyük bütçeler ayrılıyor ve var güçle sinsice çalışmaktan ödün verilmiyor. Başarıya giden her yol mubah addediliyor bunun için hiçbir fedakârlıktan kaçınılmıyor. Misyonerlik hakkında derin bilgilerin açıkça verilmesi, Mustafa Bey’in olayları âdeta kayıt cihazından aktarırcasına detaylandırması farklı yorumlanabilecek bir konu. Konuşmalar oldukça dolu bir içerikle veriliyor. Bu kadar bilgi içerikli konuşmanın yazıya aktarılması, yaşanılanların biraz fiktif olabileceği kuşkusunu uyandırıyor. Ancak bu durum, kitabın yazılma gerekçesi ‘İslâm âlemini uyarmak ve Müslümanların buhranına çare olmak’ olduğundan kabullenilebilir bir gerekçedir.

Eserin sonunda bazı ilginç tespitler ve öneriler var. Burası hayli dikkat çekici, zira Hamdi Paşa, İslâm dünyası ve Osmanlı üzerinde oynanan oyunların üstesinden gelebilmek için önce bir durum değerlendirmesi yapar, tarihe ve o günün sosyo-kültürel ve siyasî meselelerine bakarak bir teklifte bulunur. Ona göre, misyoner teşkilatlarının tahripkâr faaliyetlerine karşı, benzer bir teşkilat kurulabilir. Bunun adı ‘İslâm Dinini Yayma Cemiyeti’ olabilir. İlaveten cemiyetin yapı ve işleyişinin nasıl olması gerektiği konusunda da bilgiler verir. Ona göre, İngiliz misyonerlerin çalışma ve teşkilat tecrübelerinden yararlanılabilir. Paşa’da bu düşünce, büyük ölçüde “şmanın silahı ile silahlanın” hadisinden mülhem gibidir. Oysa böylesi bir cemiyetin amacı, yapacağı işler ve çalışma prensipleriyle İslâm âleminin belası misyonerlerin amaç, faaliyet ve zihniyeti taban tabana zıttır. Bir işin baş


Türk Yurdu Ekim 2008
Türk Yurdu Ekim 2008
Ekim 2008 - Yıl 97 - Sayı 254

E-Dergi: Ücretsiz

Sayının Makaleleri İncele