Hükmünü Yürüten Kader ve KEMAL ÇAPRAZ

Ekim 2008 - Yıl 97 - Sayı 254

 

 

Dünyanın en zor işlerinden birisinin, sevdiği bir insanın arkasından yazı yazmak; olduğunu, biliyor musunuz? Allah kimseyi, böyle bir mecburiyetle baş başa bırakmasın. 12 Eylül günü Sevgi ve Mustafa Kafalı arkadaşlarımızın “Şartlı iftar davetinde” idik. Neden “şartlı”? Sevgi bacımız, Disk Kayması illetinden ameliyat olduğu için; davetli misafir, erken gelip yemeğini, kendisi hazırlayacaktı. Kader’in, Sevgi bacımızın sırtına yüklediği mecburiyetler sebebiyle daha çok Ankara’da bulunmak zorunda olduklarından; hazır İstanbul’da yakalamışken; özlemlerimizi giderebilmek ve “dedikodu” yapabilmek için –çaresiz- “şart”ı kabullendik. Eşim Aysel Hanım, İnci Altınok ve Sadiye Özkan’la beraber iftardan dört saat önce gittik. İyi ki “şartlı” imiş dedik; içimizden. Şart sayesinde, sohbete bol zaman kalmış oldu. Ayrıca “Diş kirası” olarak da “Prof. Dr. Mustafa Kafalı”nın yazılarından meydana gelen ve Berikan Yayınevi’nce neşredilen “Çağatay Hanlığı” “Makaleler 1” ve “Makaleler 2” kitaplarının da sahibi olmuş, olduk.

            Sohbet sırasında Sevgi: “İbrahim, ben ölünce arkamdan ne yazacaksın?” Diye sordu. “Kimin, kimin arkasından yazacağı, belli olmaz. Gerçi Allah izin verirse; ben, dalya demeğe niyetliyim.” Sözüme, “Benim öyle bir niyetim yok” cevabını alınca; “Ne yazmamı istiyorsan; söyle, not alayım;” dedim. Son zamanlarda, sevdiklerimizin arkasından birçok defa yazmak mecburiyetinde kalışımı Kafalı, bu soru ile mizahlaştırıyordu.

            11 Eylül’de, Anadolu Aydınlar Ocağı, Caddebostan Rakkas Lokantasında iftar yemeği vermişti. ABD, ikiz kulelerine yapılan saldırının bahanesi ile “Eşbaşkan”ın Başkan’ı, “Haçlı seferleri” başlatmıştı. Başkan’ın Dışişleri Bakanı Ortadoğu ve Kuzey Afrika’da 24 Ülkenin hudutlarının değişeceğini ilan etmişti. Eşbaşkan da Diyarbakır’ın bu projenin yıldızı olacağını belirtmişti.  İşte bu yıldönümünün, mana ve ehemmiyetini anlatan konuşmalar dinledik; arkadaşlarımızdan. Bu iftarda, Ocağın yeni başkanı Sayın Namık Nas’ın yayınlanan “Türkiye’nin Meselelerine Bakış” isimli kitabının masalara dağıtılacağı ilan edilince “eyvah” dedim. Parasız dağıtılan dergi, gazete ve kitabın okunmadığını bildiğimden demiştim; bu eyvahı. Neyse ki dağıtılırken, sembolik de olsa bir bedel alındı da kitap, okunma yerine, canına okunmaktan, kurtuldu. Bu arada mikrofondan, UFUK ÖTESİ Dergisi’ne abone kaydedileceği de ilan edilmişti. Baktım; Dergiyi yedi yıldan bu yana büyük fedakârlıklara katlanarak çıkaran arkadaşımız Kemal Çapraz da, orada idi. Hemen mevcut abonemi yenileme ücretini, kendisine takdim ettim. Hani Hoca Nasrettin’in “Damdan düşeni çağırın” misalinde olduğu gibi 450 Sayı çıkan DEVLET GAZETESİ’nde arkadaşlarımızla birlikte nelere göğüs gerdiğimizi ve çektiğimiz sıkıntıları, bildiğim için, Kemal’in sıkıntılarını bir nebze anlayabilmekteydim. Hani atalarımız için denir ya: Türkler tarih yapan; ama yazmayan bir millettir; diye. Şimdi, o ataların torunları olan bizler de, yaşayan; fakat yazılanı okumayan bir millet olduk. TÖRE DEVLET YAYINLARI ’nda kitap baskılarımız: On bin; en düşük olanları da beş bin idi. Şimdi fikir kitaplarının baskı adedi, sadece bin. Böyle bir okuyucu ortamında Çapraz’ın, dergiyi ve kitap yayınlarını, bunca yıl devam ettirebilmesi, büyük başarı idi. (Yazının tam da bu bölümünde sevgili Cihan Coşkun telefon ederek, çok üzüldüğünü; söyledi, başsağğı diledi. Teknik Üniversite'de okurken UFUK ÖTESİ’ne abone olduğunu, aboneliğini yenilemediği halde gelmeye devam ettiğini, İstanbul’a geldiğinde uğrayıp hem teşekkür edeceğini hem de borcunu ödeyeceğini ama buna imkân kalmadığını; söyleyince, benden gerekli “fırça” yı aldı.)

            Bu kadar kalabalık iftar yemeğinde, kaç kişinin Dergiye abone olduğunu sorduğumda, 1 adet; cevabını almıştım; Kemal’den… Derginin Eylül sayısından 50 adet civarında yaptığı bir paket de yanında idi. Açmamıştı. Yedi yıllık neşriyat hayatı ona bir otomobil almasını bile sağlayamamıştı. Oturduğunu evin bizim ilçede olduğunu öğrendim. Yemekte çaya hasret kaldığımızdan; Sadiye Özbaş bacımızın çay davetini reddedemeyip; Kemal’i de alarak eve gittik.  Sohbetimiz derinleşti. Yeni neşrettiğim, Galip Erdem’in “Türk Kimdir? Türklük Nedir?” Kitabından kendisine takdim ettim. Kapağı beğendiğini, dergide bunun tanıtımını yapacağını; söyledi. Yine Galip Erdem’den yayınlayacağımız kitabın yazı başlıklarını bilgisayardan kendisine gösterip, Ece kızımızla birlikte kitaba isim koymasını; rica ettiğimde, incelemesinin sonunda kitaba: “Milliyetçilik ve Kapitalizm” adını koydu. Bendeniz de “ve Avrupa Birliği Maceramız’ı ekleyince. “Milliyetçilik-Kapitalizm ve Avrupa Birliği Maceramız” ın isim babası, olmuş oldu.

Çay safası sonrasında Kemal Çapraz arkadaşımızı evine kadar bıraktık. İnci Altınok’un 15 Eylül’deki müşterek iftar davetine, “Benim bir başka yere sözüm var” demişti. İftarda buluşamadık. Biz oradaydık; Kemal yoktu;  Demek ki Azrail Aleyhisselâmla sözleşmiş; bizi onun için atlatmış. Aynı akşam; bir başka iftar davetinin dönüşünde, elim bir trafik kazası sonucunda, genç yaşında Kemal’imizi kaybettik.

            Tuzla, Yayla Mahallesinin Merkez Camii’nin böyle bir kalabalık görmemişti. Kemalin gerçek dostları, oradaydı. Büyük avlusuna sığmayan cemaat, camiin içinde de cenaze namazını kılmak mecburiyetinde kaldı. Namaz sonrasında Mustafa Kafalı, çok anlamlı bir konuşma yaptı. Özetle: Kemal cenazesinde, Türk dış dünyası ile iç dünyasını bir araya getirdi. Ben belirli bir yaşa geldim. Davamı, benden sonra Kemal’in devam ettireceğini düşünüyordum. Hani derler ya, sıralı ölüm diye... Sıralı olmadı; sonuç böyle oldu. Milliyetçiliği diline pelesenk edenler vardır. Bunlardan çoğu, davadan geçinenlerdir. Kemal davadan geçinen, lafını eden değil emrinde olan; hizmet edendi. Allahtan rahmet diliyorum.”

Bizler gibi, sahibi bulunduğu UFUK ÖTESİ Dergisi’nin de boynu bükük artık. Millet düşmanlarını, ülkemizi küresel esarete sürüklemeye çalışanları, kim “Çapraz Ateş”e alacak? Ağustos yazısının başğı “Türkiye Ateş Çemberinde” idi. Bu haldeki ülkemizi, neden bırakıp gittiğini, soralım mı sana? Ruhun Şad; mekânın Cennet olsun; aziz arkadaşım. Diktiğin UFUK ÖTESİ çınarını yaşatmak; ülküdaşlarının, boynunun borcu olsun! Galip Erdem Ağabeyimizin “Uyuyanlara Ağıt” yaktıkları, uykularından uyanıp, üzerlerine daha hayatta iken serpilen “ölü toprağı” ndan silkinip kurtulsunlar. Senin, son derece kıt imkânlarınla devam ettirmeye çalışğın davanın sancağını, yere düşürmesinler ki, sen rahat uyuyasın gittiğin âlemde; gözün arkada kalmadan…

 

 


Türk Yurdu Ekim 2008
Türk Yurdu Ekim 2008
Ekim 2008 - Yıl 97 - Sayı 254

E-Dergi: Ücretsiz

Sayının Makaleleri İncele