ÇEVRE GÖZELLİĞİNİ DÜŞLEYEN DİŞİ KURT AKBAR’IN ROMANI

Eylül 2008 - Yıl 97 - Sayı 253

 

         

         Cengiz Aytmatov’un Dişi Kurdun Rüyaları[1] romanında, papaz okulundan atılmış olan Abdias’ın uyuşturucu kaçakçılarına karşı vermiş olduğu mücadele ile Tanrı, kader, iyi-kötü kavramlarının sorgulanmasına yer verilir. Bir taraftan kurtların (Akbar, Taşçaynar ve yavruları) ve çobanların hayatları anlatılırken, diğer taraftan Kırgız bozkırlarının ve tabiatın katledilişi anlatılır.

       Cengiz Aytmatov Elveda Gülsarı’da, Tanabay’la atı Gülsarı’yı anlatır. Yazar, kendini Sovyet Devrimi’ne adamış olan Tanabay’ın mücadelesini dile getirirken, Tanabay aracılığıyla bir takım aksaklıkları da tenkit eder ve tanık olduğu bazı sosyal meselelerle ilgili görüşlerini ortaya koyar. Aytmatov, Dişi Kurdun Rüyaları’nda da Abdias ve Boston ile Akbar’ı anlatır.Yazarın yaşamış olduğu coğrafya, özellikle hayvanlar üzerinde yoğunlaşmasına  neden olmaktadır. Gülsarı’da at; Dişi Kurdun Rüyaları’nda sayga, kurt ve at geniş ölçüde karşımıza çıkar. Özellikle bu romanında, dişi kurt Akbar üzerinde durulur. Romanın ilk sayfalarında Akbar ve Taşçaynar, insana özgü duygu yoğunluğu içinde çok canlı bir şekilde tasvir edilirler (s.7-12). Akbar ile Taşçaynar’ın özellikleri, romanın üçüncü bölümünde (s.270-284) ayrıntılarıyla verilir. Yöredeki çobanlar, dişi kurda “Akdalı” (Akcıdav) adını verirler, halkın dilinde bu Akbörü’ye dönüşür. Daha sonra, en ulu, en büyük anlamında “Ekber” ya da “Akbar” adını alır (s.12). Böylece, romanın ana figürü olan dişi kurt Akbar, roman boyunca yaşadıklarıyla varlığını ve mücadelesini sürdürür.

         Roman, dişi kurt Akbar ile eşi Taşçaynar (taş çiyner)’ın içinde bulundukları ortamın anlatılmasıyla başlar. Akbar’ın hayatı verilirken, tabiatın hangi amaçlar uğruna ve ne şekilde yok edilmek istendiği gözler önüne serilir. İnsanlar; arabalarla, helikopterlerle sürek avına çıkarlar; tıpkı kurtlar gibi saygaları (antilop) da avlarlar. Böylece, Mujunkum bozkırındaki denge ve düzeni bozarlar. Saygalar, makineli tüfeklerle taranır ve kamyonlara, römorklara yüklenirler. Bu av sırasında, Akbar’ın ilk üç yavrusu (Gözde, Kocabaş, Hızlı) öldürülür. Bu katliama dayanamayan Abdias, “insanların tarihi gelişimi ile Tanrı anlayışının gelişimi” tezi yüzünden papaz okulundan atılır. Geriye dönüş tekniği ile Abdias’ın geçmişine dönülür ve düşünceleri aktarılır. Abdias papaz okulundan atıldıktan sonra bir gazetede iş bulur. Beyaz zehir kaçakçılığıyla ilgili olarak bir röportaj yapmak üzere yola çıkar. Kaçakçıların arasına girer. Düşünce uyuşmazlığından dolayı, dövülerek trenden atılır. Ağır biçimde yaralanır. Buna rağmen, Abdias’ın röportajı politik nedenlerden ötürü yayımlanmaz. Kaçakçılık sırasında âşık olduğu İnga’nın daveti üzerine Calpak-saz’a gelir. İnga, kocasının çağrısı yüzünden Cambul’a gitmiştir. Abdias, kendini boşlukta hissetmekte ve parasız kaldığı için çalışmak ihtiyacı duymaktadır. Bu sırada kendisine önerilen bir işi kabul eder. Bu iş, katledilen saygaları kamyonlara yükleme işidir. Abdias, buna karşı çıktığı için ayyaş, serseri ve hayvan katilleri olan kişiler (Piotr, Mohaç, Lenka, Petruha, Kolia) tarafından önce dövülür sonra bir ağaca çarmıha gerilir. Abdias, Calpak- saz’a bir Kazak şoförün arabasıyla gelir, polis tarafından sorgulanır, sonra sağlık kontrolünden geçer ve eski hâline döner.

      Akbar, ölen yavruları ve tahrip edilen bozkır yüzünden hırçındır, öfkelidir; Aldaş gölü yakınlarında bir yıl kadar kalır. Bu sırada beş yavru doğurur. Sonra, Kurday yaylasını aşıp Ak-Tuz geçidine ulaşırlar. Isık- Göl’e gelirler, üçüncü defa yeni bir hayata başlarlar; dört yavru daha doğurur. Akbar, yavrularını ikinci defa kaybeder. Yörenin başçobanı Bazarbay, bu yavruları satmak amacıyla çalmıştır. Akbar ve Taşçaynar, Bazarbay’ı yakalamak için koşarlar. Bazarbay kurtuluşu, Boston’un evine sığınmakta bulur. Akbar ve Taşçaynar, yavrularından ayrı oldukları için sürekli acı acı ulurlar. Bu tepkiden Boston rahatsızlık ve vicdan azabı duyar; Bazarbay’dan kurtları parayla satın alıp serbest bırakmak ister; ancak, Bazarbay bunu kabul etmez. Bunun üzerine Boston, kurtları tuzağa düşürüp onların ulurken çıkardıkları dokunaklı seslerden kurtulmak ister. Önce Taşçaynar’ı öldürür. Yaylaya çıkma hazırlığı içinde olan Boston, oğlu Kence’yi evde bırakmıştır. Akbar, evin arkasında Kence ile oynar; yavru özlemini bu çocukla gidermek üzere, onu sırtına alarak yuvasına götürmeye çalışır (s.344-346). Boston, çocuğu kurtarmak için ateş eder ve kurtla birlikte çocuk ölür. Boston, bu işin sorumlusu olarak gördüğü Bazarbay’ı da öldürür. Çok sevdiği atı Donkulük ve eşi Gülümhan’a veda ederek ayrılır.

      Romanda, Abdias’ın hayalleri, hatıraları, iç konuşmaları ve duaları kendi ağzından verilir. Bu bölümlerde, anlamlı sözlere yer verildiğini görürüz. Tabiatın katledilişi ve evrensel konular farklı zaman, mekân ve kişilerin iç içe işlenmesiyle birlikte verilirken; dönemin siyasal durumları da eleştirilir. Romanda, devrim sonrası gelişmeler, sosyalizmin toprak anlayışı ve özel mülkiyet meseleleri tartışılır. Söz gelimi Koçkorbayev, Boston Urkunçiev’e seslenirken: “Bizde topraklar kişilerin değil, halkın malıdır.” der (s.290).

         Dişi Kurdun Rüyaları, birkaç hikâyenin iç içe girmesiyle kurgulanmıştır. Bu hikâyeler, birbirinden kopuk hikâyelerdir; insan özgürlüğünü gasp eden ideolojinin iç yüzünü ortaya koymaları bakımından önem taşırlar. Bunlardan güncelliği itibariyle -Gürcistan’da yaşanan olaylar nedeniyle-, romanda anlatılan “Gürcü Hikâyesi” (s.69-76) ilgi çekicidir. İç savaşın bir millet için daima bir facia olduğu fikri etrafında hikâye anlam kazanır. Romanda anlatım formu; üçüncü teklik, Abdias’ın mektup ve röportajlarında ise birinci teklik şahıs ağzından gerçekleştirilir. Üç bölümden oluşan roman, kimi zaman masalsı bir anlatımla (s.154-184) karşımıza çıkar. Roman, şiirsel bir anlatımla okuyucuyu iyice sarar. Söz gelimi, geçit duası (s.298), Akbar’ın gördüğü rüya (s.302-303) ve Akbar’ın Börü-Ana’ya seslenişi (s.303-304) romanın en can alıcı sayfalarıdır.  

      Dişi Kurdun Rüyaları, Cengiz Aytmatov’un Sovyet Dönemi’nde yazdığı gözel ve başarılı bir romanıdır. Hayat felsefesi, ideolojik ve toplumsal sorunların yanında, sosyalist sistemi eleştiren bir roman olarak okunabilir. Cengiz Aytmatov, Kırgız bozkırlarındaki yaşantıyı, Sovyet Devrimi’nin sosyal hayata yansıyan boyutlarını, eserinde başarılı bir şekilde dile getirmiştir. Yazar, komünist rejimin âdeta sonu geldiğini hissetmiş ve dile getirmeye çalışştır. Nitekim, bu duygu ve düşünceler, 1990 sonrası tanık olduğumuz tarihsel gerçeklerdir. Bunun yanında, Dişi Kurdun Rüyaları, çevreyi en iyi biçimde anlatır; saygaların öldürülmesi, tabiata ve hayvanlara karşı girişilen acımasız kıyım öne çıkarılır. Çevrecilerin bu romanı ibretle okumaları ve okutmaları gerektiği düşüncesindeyiz. Hayvan ve tabiat sevgisini bu denli duyarak, yaşayarak, gözleyerek anlatan eser ve yazar sayısı fazla olmasa gerek.   


         

[1]  Ötüken Yayınları, Tercüme: Refik Özdek, İstanbul, 1991, 350s.


Türk Yurdu Eylül 2008
Türk Yurdu Eylül 2008
Eylül 2008 - Yıl 97 - Sayı 253

E-Dergi: Ücretsiz

Sayının Makaleleri İncele