DİLÂVER CEBECİ HOCAM VE BENDEKİ İZİ.

Ağustos 2008 - Yıl 97 - Sayı 252

         

1970 – 1980 yılları… Bu yılların hayatımda çok önemli yeri var. Bunlardan bazılarını şöyle sırala yayabilirim: Yüksek eğitimime 1970 yılında Eskişehir İ.T.İ.Akademisi’ne kayıtla başladım. Ortaokul ve lise yıllarındaki içimdeki Türklük Şuurunu, vatan sevgisini daha da bilinçlenerek kendimi yetiştirmek istiyordum (buna ulaşabildiğimi sanıyorum). Yüksek öğretime başladığım yılda zamanın siyasi iktidarına “Askeri Muhtıra” verilmiş ve sonrasında sıkıyönetim ilan edilmişti.  Ne yazık ki bu yıllar ülkemde ve dünyada çok ağır geçti…Bu yılların öncesinde Orta Doğu’da Ekim 1967’de Arap İsrail Savaşı…. OPEC (Petrol İhraç Eden Ülkeler Teşkilatı)1970 yılından başlayarak, oldukça önemli bir teşkilat haline gelmişti. Özellikle 1970’li yılların başında uyguladığı “üretimi kısma” politikasıyla, siyasi alanda kendinden epey söz ettirmişti... Savaşta petrol ihraç eden Arap ülkeleri, petrol üretimini kısmak suretiyle petrolü bir silah olarak kullanmış ve petrol fiyatları yükselmeye başlamıştı... Bunun faturası ülkeme de yansıdı… Ekonomide maliyetler artarak ekonomik istikrarsızlık kendisini hissettirdi…14 Ekim 1973’te genel seçimler yapılmış ve hiçbir parti tek başına Parlamento’da çoğunluğu sağlayamamıştı. İlk sürpriz, CHP (185) MSP (48) Koalisyon Hükümeti Kurulmuştu…. 1974 Affı ile birçok solcu kendisini dışarıda buldu ve eylemlerini kaldığı yerden devam ettirdiler…”1974 Kıbrıs Barış Harekâtı”…

Yukarıda sıralamaya çalışğım dönemde yüksek öğretimde kanlı olaylar oluyordu. Okumaya geldik, engelle karşılaştık. Milliyetçi fikir hayatında, Milli Devlet Ülküsünün savunucusu ve yazarı (Rahmetli) Dündar Taşer’i (13 Haziran 1972) bir kamyonetin çarpması sonucunda kaybettik… Dündar Taşer, aynı zamanda haftalık Devlet Gazetesi’nin ve aylık Töre Dergisi’nin yazarı idi. Ölüm haberini bana Ağabeyim vermiş ve kendisi Ankara’ya cenazesine gitmişti… Haziran sınavlarından dolayı ben gidemedim. Hâlâ üzüntüsünü çekerim… Milli Devlet Ülküsü çizgisinde Rahmetli Taşer’in yazılarını okumaktan çok zevk alıyordum. Onun fikirlerinden çok faydalandım…

Zaman zaman Ankara’ya toplantılara giderdim. Orada ismen tanıdığım, yağız bir genç ağabey vardı. Bu kim dedim. Bu mu? Sen bu kişiyi tanımıyor musun? Dediler. Ben de hayır dedim… Bu yağız kişi, İlahiyat Fakültesini bitirmiş şair ve yazarmış… Karakaşlı, bakışı farklı, vatan, bayrak, din ve Allah sevgisiyle dolu genç Dilaver Cebeci imiş… Tanıdım…

Dilaver Cebeci Hocayı abonesi olduğum aylık Töre Dergisindeki şiir, yazı ve hikâyelerini okuyarak, daha da yakında tanıdım. Her sayıda, ilk önce onun yazısına bakar, okur, sonra da diğer yazıları okurdum. İşte okuduklarım: Töre Dergisi: Sayı: 33–34. Şubat-Mart 1974. “KutalmışUluğtekin Oğlu Kutalmış’a,  Sayı:35,1974. “Fakirin Feyza Edüp Nice Seyyareler Temaşa ittüğüdür”. Sayı:42. 1974 “Mavi Pantolon (hikâye) Sayı: 58, Mart1976. “Derbeyân-ı Sirk.”, Sayı: 59.Nisan 1976. “Kıssa-i Tembelizyon”,  Sayı: 61 Haziran 1976, “Yâ Tüllâb-ı Kanser ve Davar Heybede Ne Var?, Sayı: 63. Ağustos 1976. “Beyân-ı Defeyle”, Sayı: 64.Eylül 1976. “Âlembayat 1936”…..

Tekrar bu dönemle ilgili dünya olaylarına bakarsak,1975 Helsinki Yumuşama Görüşmeleri (ABD-SSCB) ve Anlaşma, 17 Eylül 1978 Camp David Mısır- İsrail Anlaşması, 1979 İran’da Humeyni Devrimi,1979 SSCB’nin Afganistan’ı İşgali 12 Eylül 1980 Askeri İhtilal ve sıkıyönetim…1980-1988 İran – Irak Savaşı….. İşte böyle bir dönem…

            Ben 1978–1979 yılında İstanbul İTİA. Ekonomi Kürsüsünde asistan olarak göreve başladım. Akademi, !983 yılı YÖK düzenlemesiyle Marmara Üniversitesi’ne dönüştürüldü. Görevimi halen burada öğretim üyesi olarak sürdürmekteyim. Üsküdar’a taşındım. Hafta sonları Diyanet Lokalinde bilimsel sohbetlere katılıyordum. Dilâver Hocam orada karşıma çıktı. Önceleri kendisiyle yakından konumsa fırsatım yokken, burada yakın dost olabilme fırsatına eriştim. O karakaşlı, bakışı farklı kişi, Üsküdar Kız Lisesi’nde öğretmen…Aynı zamanda sosyal bilimci ve akademisyen  Dr… Bildiği bir şeyleri öğretebilmek için kendisinden geçerdi.. Ülkenin menfaatleri söz konusu oldu mu o sevimli kişi kendisini kaybederdi. Hepimizde bu duygular olmasına rağmen, onun nükte ve bakışı, olayları süzüşü daha farklıydı. Sohbetler bazen sabah kadar sürerdi… Evlerimiz yakındı aynı zamanda komşuyduk… Beraberce yürüyerek eve gelirdik.

Dilâver Hoca, Üniversitemiz İlahiyat Fakültesi’ne kadrolu olarak atandı. Buna çok sevindim. Zaman zaman dersler konusunda sohbetlerde bulunurduk. İyi bir akademisyendi. Çok sayıda çalışmaları vardı. Tarihi eserlere, Osmanlı ve Türk tarihine düşkünlüğünden dolayı Cuma Namazını mahallemizdeki tarihi Ayazma Camiinde kılardı. Bir gün Cuma Namazından Dilâver Hocamla beraber çıktık… Caminin avlusundaki  mezarlara baktı ve fatiha okuduktan sonra, mezar taşlarındaki eski yazıları okudu. Sonra,”Bu mezar taşları bizim hazinemiz. Bu yazıların kaybolmaması gerekir. Çünkü bazıları aşınmış diyerek, bunların yanına bugünkü yazı ile yazarak, en azından geleceğe bir şeyler aktarabiliriz” diye söylemişti…

Dilâver Hocam, akademisyenliği sırasında yabancı dil bilme mecburiyetine çok kızıyordu. “Benim ülkemde ecnebi dili bilimsel yeterlilik ve baraj olması ne ayıp” diyerek tepkisini dile getirirdi. Son koalisyon hükümeti döneminde yabancı dilin kalkması için Parlamentodaki yakın dostu milletvekillerine söylemiş; milletvekilleri de kendisine olur demişler. Sonra da olmayınca çok kızmıştı…”Hoca, bir dil değil, bin dil bil. Ancak yabancı dil bilmenin benim ülkemin akademik yapılanmasında ne işi var. Bir Alman akademik yapılanmasında onlar İngilizceden sorumlu tutmuyorlar da bizimkiler neden?” diyerek tepkisini dile getiriyordu. Aslında hiç de haksız değil!

Dilaver Hocamın, çok yönlü bir kişiliği vardı. Üsküdar’da Ramazan Çadırı’nda iftardan ve teravih namazından sonra şiir etkinliklerinde ona da yer verilirdi… Dinleyiciler dışarılara taşardı. Bölgesinde, çarşısında, pazarında çoğu kişi onu bilir, sevgi ve saygı gösterirdi… Ne yazık ki Hoca, yüksek tansiyondan rahatsızlandı. Kendisini ancak bu kadar toparlayabildi… Ve bir gün her fani gibi o muhteşem Türkiyem’i, Dündar Taşer, Birlik Çağrısı, Başbuğ’a Mektup ve diğerlerini…  Yazan Milli Şair, 28 Mayıs 2008 de aramızdan ayrılarak, çok sevdiği Rabbine ve sevdiklerine kavuştu. Allah sana rahmet etsin…  Karakaşlı, bakışı farklı bu kişiyi çok arıyor ve özlüyorum. Makamın Cennet olsun Dilaver Hocam…

Dilâver Hocama…

Duydum ki;

Uçmak için Menzil’e,

Sevgi bakışlarınla ufku biçmişsin.

Meğer ayrılmakmışşlediğin,

Biçtiğin ufuktan, uğruna öldüğün,

Al Bayrağını da alıp çekip gitmişsin…

 

Haber aldım Arş-ı Alâdan;

Orada da Al Bayrağını çekmişsin.

Peygamber Sancağı ile yan yana,

Birlikte sohbetten, hazdan erimişsin…..

 

 


Türk Yurdu Ağustos 2008
Türk Yurdu Ağustos 2008
Ağustos 2008 - Yıl 97 - Sayı 252

E-Dergi: Ücretsiz

Sayının Makaleleri İncele