II. MEŞRUTİYETE GİDEN YOLDA İBRAHİM TEMO-DERVİŞ HİMA MEKTUPLAŞMASI

Temmuz 2008 - Yıl 97 - Sayı 251

 

 

 Dr. Yüksel ÖZGEN*

                                                                                                                                  Dr. Mustafa BALCI**

22 Mart 1865’te Manastır Vilayeti Ohri kazasının Ustruga kasabasında doğan İbrahim Temo,  Osmanlı sınırları içinde ve dışında  Abdülhamid’e karşı oluşan muhalefetin en büyük destekçisi ve 2. Meşrutiyetin ilanını sağlayan İttihat ve Terakki Cemiyeti’nin  bir numaralı üyesidir. Arnavutluk Devlet Arşivinden ulaşğımız İbrahim Temo’nun özel arşivindeki Osmanlıca belgelerin çözümü ile uğraşırken Atatürk Araştırma Merkezi Dergisi’nde yayınlanan bir makalede şu ifadeyle karşılaştık. “Şaşırtıcı olan, Temo’nun hem kendi hatıratında teyit ettiği üzere, hem de muhtelif kaynaklarda görülebileceği gibi, fikrî yapısı içinde hem Osmanlı-Türk milliyetçiliğini, hem de Arnavutluk aidiyetini ve milliyetçiliğini muhafaza edebilmiş olmasıdır. Hangisinin daha öncelikli öneme sahip olduğu sorusunun cevabı ise açıktır: Elbette ki öncelik Osmanlı-Türk milliyetçiliğidir[1]  Tam da Arnavutluk bağımsızlık hareketinin öncülerinden Derviş Hima’nın ( İbrahim Naci) İbrahim Temo’ya yazdığı mektuplar üzerinde çalışırken böyle bir yazı ile karşılaşınca bu “açık cevabın” kaynağı hususunda ciddi şüphelere düşmekten kurtulamadık.

İster istemez insanın aklına şöyle bir soru takılıyor: “Acaba bu görüş ne ölçüde doğrudur?” Yine bu günlerde İbrahim Temo’nun Sultan 2. Abdülhamid’in oğlu Abid Efendiye yazdığı bir mektubu okuyup kaydetmiştik. Soru işaretleri epeyce çoğaldı. Bu noktadan hareketle Derviş Hima-İbrahim Temo mektuplaşmasını konu alan bu kısa yazıyı kaleme alma ihtiyacı hasıl oldu. Temo’nun binlerce sayfadan oluşan özel arşivini[2] incelemek uzun bir zaman ve emek istemektedir. Biz Derviş Hima’nın Temo’ya yazdığı özel mektuplardan bazı bilgileri aktaracağız.

Fakat öncelikle İbrahim Temo’nun özellikle hatıralarında yazdıklarıyla eylemleri arasındaki ikileme örnek teşkil edeceğine inandığımız iki örnek üzerinde durmak istiyoruz. 

İbrahim Temo hatıralarında, “Cumhuriyet idaresi, milli harekete dair müzemsi bir hazine-i evrak açarsa oraya göndereceğim[3] dediği özel evrakı bu gün Arnavutluk Devlet Arşivinde bulunmaktadır. Temo’nun özel evrakı 1960 yılına kadar eşi Nafia Hanım tarafından muhafaza edilmiş, eşinin vasiyeti üzerine bu yılda Arnavutluk Devlet arşivine bağışlanmıştır.

İkinci örnek Temo’nun Abdülhamid’in oğlu Abid Efendiye yazdığı mektuptur. İbrahim Temo Abdülhamid’in tahttan uzaklaştırılması için yapılan her türlü faaliyetin içerisindedir.  Osmanlı İttihat ve İnkılap Cemiyeti’nin 1904 yılında Abdülhamid’e karşı düzenlediği başarısız bombalı suikast girişiminde etkin bir rol almıştır[4]. Aynı Temo 1937 yılında Abid Efendiye Romanya’dan yazdığı mektupta farklı düşüncelerle karşımıza çıkmaktadır. Mektuptan anlaşıldığı kadarıyla Ziya Şakir yeni hazırladığı bir kitapta Abdülhamid’in  “hayat-ı saltanatında yaptığı hizmetleri, gösterdikleri fedakârlıkları bütün alem-i medeniyeye gösterip ispat etmek ve istiklâl tarihini bazı yanlış yönlere gitmekten kurtarmak içinİbrahim Temo’dan yardım istemektedir.

Ziya Şakir İbrahim Temo’ya, “Sen Sultan Abdülhamid Han hakkında bazı şeyler yazdın fakat öbür ittihatçılar gibi terbiye haricine çıkmadın ve hakikate mugayir şeyler yazmadın”, bu sebeple Abid Efendi ile muhaberemizi sağlayabilirsin demiş. Bu vesile ile yazdığı mektupta şunları söylemektedir.

“Yarım asır evvel Mekteb-i Tıbbiye-i Askeriyede tahsilde iken ilk İttihat ve Terakkî ihtilal komitesini kuran ben idim. İstanbul’dan Avrupa’ya firar ettim. Hürriyete kadar çalıştım. Birkaç defa cennet-mekan peder-i alileri tarafından aff-ı  şahanelerine mazhar oldum. Fakat arkadaşlarım olacak gürûhun böyle fena kumaş olduklarını tahmin edemedim. Ve bu ni’met-i padişahî kıymetini takdir edemedim! En sadık fikirdaşım bile vatana avdetten sonra beni Arnaudluğu Osmanlı camiasından ayırmağa çalışmakla itham ettiler. Ne olduk delisi kuvvetinde bulunan ittihatçılar işte bu sebepten beni öldürmeye kalktılar[5].

2. Meşrutiyet ilan edilinceye kadar Abdülhamid’in tahttan indirilmesi için çalışan Temo’nun bu ifadeleri belki geçmişe dönük bir muhasebenin sonucu belki de konjöktür gereği söylenmiştir. Her ne sebeple söylenirse söylensin üzerinde düşünülmeye değer.

 

 Temo’ya sayı olarak en fazla[6] mektup yazan kişi, Arnavutluk bağımsızlık hareketinin öncülerinden Derviş Hima (Ohrili İbrahim Naci)’dır. Mektuplardan anlaşıldığı kadarıyla İbrahim Temo Derviş Hima’nın fikir babası, kasası ve bir numaralı destekçisidir. Özellikle Arnavutluk’un bağımsızlığı konusunda fikir birliği içinde koordineli olarak çalışşlardır. Derviş Hima İbrahim Temo’dan izinsiz hiçbir eylemde bulunmamaktadır. İlişkileri bu derece yakın olan Derviş Hima’nın Temo’ya yazdığı mektuplarda Türklerle ilgili kullandığı ifadeler İbrahim Temo’nun “Osmanlı-Türk milliyetçisi” olduğu mealindeki hükmün sorgulanmasını gerektirecek içeriktedir.

Temo’nun Türkler hakkındaki düşünceleri Derviş Hima’dan farklı mıydı? Bu sorunun cevabı Temo’nun cevabî mektupları gün ışığına çıkınca bulunacak. Bu yazıda Derviş Hima tarafından Temo’ya yazılan mektuplardan örnekler vereceğiz ve Türk dostu olarak kabul edilen veya “Osmanlı-Türk milliyetçi”liğini önceleyen kişinin en yakın arkadaşının Türkler hakkındaki düşüncelerini ortaya koymaya çalışacağız. Temo’ya yazılan mektupların tamamı yayınlandığında bu güne kadar bilinenden farklı bir Temo portresinin ortaya çıkacağı kanaatindeyiz.

            Derviş Hima İshak Sukutî’nin ölümü üzerine Paris’ten Temo’ya yazdığı mektupta “Konsolos olup da vicdanlı olanlarına pek az tesadüf ettim. Veya hiç birine. Veya Türk olursa sakın ondan kendini. Dostluk göstersen yılan gibi sokar. İtaat edersen ezer. Hürmet edersen tahkir görürsün. Silsile-i beşeriyetin en lekeli fırkası bunlardır. Ne çare ki zaman bizi onlara raptetmiş. Uzaklaşmağa çalışsan muktedir olamazsın. Bırak desen yakandan ayrılmaz. Bunlar bunca felaketler gördüler bunca darbeler yediler. Heyhat heyhat ki ibret almadılar[7] demektedir.

            Derviş Hima, Roma’dan 5 Mayıs 1902’de yazdığı mektupta ise; “Gazete çıktı. Sana gönderdim. Gelip gelmediğini yaz. Hele Türklere Sukutî bahsinde taşladım vesselam. Zavallı adam Türklere hizmet için Kürdistandan geldiği hâlde âsar-ı hürmet yerine onlardan nefret görüyor. Aman doktor şu senin bir beytin var ben onun yalnız bir mısraını bilirim. Birkaç defa buradan Salih Beye okudum. Türk’e fırsat verme ya Rabb dehre sultan olmasın. Aşağısı nasıldır ve kimindir.[8] Türke fırsat verme ya Rabb beytini aman öğren de bana yaz. Ben hemen her gün salavat-ı şerife gibi vird ederim[9] demektedir.

Yukarıdaki mektupta altını çizdiğimiz cümlede geçen “şu senin bir beytin var” ifadesi Temo’nun “Osmanlı-Türk milliyetçiliği”nin boyutları hakkında bir kanaat oluşturmaya yeterli olacaktır. Derviş Hima’nın tamamını hatırlayamadığı ve bildiği tek mısrayı da “her gün vird” ettiği beyitteki “Türke fırsat ver”ilmemesini Allah’tan isteyen asıl kişinin kimliği düşünüldüğünde Temo ile “Osmanlı- Türk Milliyetçiliği” arasında var olduğu kabul edilen romantik ilişki hayli zedelenecektir.

           12. 06. 1902’de İsviçre’den yazdığı mektupta ise; “Bir gün Salih Beye dedim ki bu idare değişmekle benim İstanbul’a döneceğimi zannedersiniz. Öyle ya. Aklınıza şaşayım dedim. Türkler adam olmaz. İki sene evvel kaleme aldığım uzun bir makale var dedim. Abdülhamid hâll olur olmaz o makaleyi neşr ile tebdil-i saltanatla Arnautların aldanmamalarını ve işe ciddi surette devam etmelerini ve gelecek padişahlardan asla faide beklememelerini ilan edeceğim dedim. Eğer doğru söylemek icap ederse Abdülhamid’in vefatıyla bu işler ihtimal ki bir kat daha karışacak ve güç olacaktır[10] demektedir.

           25. 02. 1903’de Cenova’dan yazdığı mektupta; “Bu civan Türkler külliyen Arnaudların ve Arnaudluğun aleyhindedirler. Sana gelince Paris’ten yazmıştım. Onlar Arnaudluk tanımak niyetinde değildirler. ”[11]

             16. 03. 1903’de yazdığı mektupta ise; “Gazete yarın akşam çıkabilecek. Haber gönderdim. Hiçbir şey elan gelmedi. Biri Türktür çalışma istemez. Çünkü çalışırsa para kazanır. Dilenmek daha ziyade hoşuna gider. Diğeri Hıristiyan’dır mutlak gelir ve çalışır. ”[12]

            23 Nisan 1903’de Cenova’dan yazdığı mektupta ise; “Vatandan ne haber. Arnaudluk karıştıkça karışıyor. Asya çöllerinden gelmiş yularsız, dizginsiz ve üzengisiz gelen Tatar bozmaları veya Hammer’in tarihine bakılırsa Çingeneler vatanımızda yeniden masumatın hederine birçok hanelerin kapanmasına sebep olacaklar. Allah şu milleti yeryüzünden mahvetsin. Ne kendilerine ne aleme zarardan başka bir iş yaptıkları yok.. ”[13]

           1904 yılında Paris’ten gönderdiği mektupta ise; “Ya Rab şu Türkleri Maveraünnehir’in öbür yanına fırlat”, “Sen Maveraünnehir’den geldin” sernamesi altında güzel bir makale hazırlamışım[14] ifadelerini kullanmaktadır.

           1906 yılında Bürüksel’den gönderdiği mektupta ise;“Mevki-i coğrafîmiz bizi şarkın Belçikası hâline koyabilir. Ne çare ki gasp ve sirkatten zulüm ve irtişadan başka bir şey düşünmeyen bir mel’un milletin eline düşşüz[15] demektedir.

         06.06.1906’da  Bürüksel’den gönderdiği diğer bir mektupta ise,“hükümet-i yezide-i Türkiye’nin çocukların hareketi hakkında gösterdiği husumeti mübeyyin kartınızı aldım[16] iadelerini kullanmaktadır.

          Bürüksel’den 6 Ekim 1906’da yazdığı mektupta da “Yeni Padişah ve yeni Türkler hakkında da bir küçük makalecik dercediyorum. Türkler  zillet ve esaretten asla kurtulmak niyetinde olduklarını gösteremiyorlar. Fırka-i Hamidiye’ye siz çekilin biz yiyelim demek istiyorlar”[17] demektedir.

          Mektuplardaki ifadeler bu minval üzere devam ediyor. Her başı sıkışğında İbrahim Temo’ya müracaat eden, Temo’ya yazdığı mektuplarına “azizim, şeyhim, ya şeyh” hitabıyla ba


Türk Yurdu Temmuz 2008
Türk Yurdu Temmuz 2008
Temmuz 2008 - Yıl 97 - Sayı 251

E-Dergi: Ücretsiz

Sayının Makaleleri İncele