II. MEŞRUTİYET DÖNEMİNDE DİL VE EDEBİYATTA MİLLÎLEŞME

Temmuz 2008 - Yıl 97 - Sayı 251

 

II. Meşrutiyet Dönemi, ülke şartlarının çok ağırlaşğı savaş yıllarıdır. Savaş, etkisini her alanda olduğu gibi sanat ve edebiyat üzerinde de gösterir. 1908-1923 yıllarıyla ilgili genel bir değerlendirmede, öncelikle “sanat şahsî ve muhteremdir” anlayışı etrafında toplanan, ancak uzun ömürlü olmayan Fecr-i Âti topluluğunun, daha sonra hem Batıdaki akımların hem de savaş psikolojisinin etkisiyle güçlenen Millî Edebiyat hareketinin faaliyetleri ön planda yer alır (Polat: 2007, s.4-5).

Bir sivilleşme hareketi olarak değerlendirebileceğimiz İkinci Meşrutiyet Döneminde kamuoyunun görüşleri önem kazanır ve batı zihniyetinin hâkim olduğu bir kurumlaşma süreci daha etkin bir şekilde yaşanmaya başlar.

1908’den sonra bir bildiri yayımlayarak güçlü iddialarla ve idealist bir tavırla Türk edebiyatını şekillendirmek üzere yola çıkan Fecr-i  Âti topluluğu, kendini ispatlayamadan kısa sürede dağılır.

1911-1923 yıllarında gerek gazete ve dergilerde çıkan yazılarda gerekse edebî eserlerde ana tema milliyetçiliktir. Yazılar, ülke meselelerini ilgilendiren hemen her konuda, millîliğin nasıl sağlanabileceği sorusuna cevap aramaktadır.

Millî edebiyat, Türk Edebiyatına 1911’de Genç Kalemler dergisi ile girmiş olan bir kavramdır. Genç Kalemler dergisinde yayımlanan ve içeriği bakımından bugün bile hâlâ önemini kaybetmemiş bulunan “Yeni Lisan” makalesinde, Türk Edebiyatının önceki devirleri hakkında bir değerlendirme yapıldıktan sonra millî bir edebiyatın gerekliğini vurgulayan düşüncelere yer verilir.

Bu değerlendirmeye göre Divan Edebiyatı, Arap ve Fars edebiyatının etkisinde gelişen taklidî bir edebiyattır. 1839’dan sonra gelişmeye başlayan Tanzimat ve Servet-i Fünun edebiyatları ise tamamen Batılı karakterdedir. Bu dönemde birtakım arayışlar olsa da izlenen yol öncekinden farklı değildir ve yine taklidî bir edebiyat oluşturma gayreti içine girilmiştir.

Bu tablo Millî Edebiyat hareketini daha da bilinçli kılar ve aydınlarımızın dikkati edebiyatımızın, özünde hangi niteliklere sahip olduğu ve onun nasıl geliştirilebileceği konusu üzerinde yoğunlaşır.

Millî Edebiyat hareketinin 1911’de Genç Kalemler dergisi ile başladığı görüşünden hareketle, Genç Kalemler dergisi merkezli bir tasnifte, aydınların dil ile ilgili görüşlerini Genç Kalemler’den önce, Genç Kalemler ve Genç Kalemler’den sonra olmak üzere üç bölümde değerlendirebiliriz (Ercilasun:1995, s.77).

1911’de Selanik’te Genç Kalemler’in çıkmasına kadar olan süreçte yayımlanan bazı gazete ve dergilerin Yeni Lisan Hareketinin şekillenmesinde önemli rolü vardır. İstanbul’da dil ve edebiyat konusundaki tartışmalar İzmir gazetelerini de etkilemiştir. Özellikle de Servet-i Fünun Döneminde İzmir’de yayımlanan gazete ve dergilerde yer alan tartışmaların sayısındaki artış dikkat çekicidir (Huyugüzel, 1982, s.110).

Türkçü Necip (Mehmet Necip)’in 1900 yılı sonlarında İzmir’de başlattığı Türkçülük hareketi 1908’den sonra hız kazanır. Mehmet Necip’in İzmir’de öncülüğünü yaptığı “Türkçe Yazmak Çığırının en önemli hedefi “…içte ve dışta imparatorluğu tehdit eden gailelerden kurtarmanın tek yolu Türklerde soy ve dil sevgisini uyandırmaktı.” sözünde somutlaşmaktadır (Huyugüzel: 1982, s.114).

 Türkçü Necip’in Hizmet gazetesinde dikkatleri Türkçeye çevirten yazılarını, aynı yıllarda çıkan Ahenk ve İzmir gazetelerindeki dil tartışmalarının yer aldığı yazılar takip eder (Huyugüzel:1982, s.128-129).

1905’te Selanik’te çıkan Çocuk Bahçesi dergisinin de Türk dili ve edebiyatının şekillenmesinde önemli yeri vardır.

Türkçeye bilinçli yönelişin başladığı bir dönemde “Çocuk Bahçesi” (1905) yayın hayatına başlar. Önceleri okul dergisi hüviyetine sahip olan “Çocuk Bahçesi”,  daha sonra Ali Ulvî, Âkil Koyuncu, Celal Sahir… gibi isimlerin katılımıyla Türkçecilik hareketinin savunucusu bir edebî dergi niteliği kazanır (Parlatır, Çetin:1999, s.11-12).

Mehmet Emin Yurdakul, önceleri 1897 Türk-Yunan savaşı yıllarında yayımlanmaya başlayan “Türkçe Şiirler”iyle,  daha sonra da gerek Çocuk Bahçesi’nde gerekse diğer dergilerde yayımlanan eserleriyle, Millî edebiyatın gelişimine önemli katkılar sağlar.

Çocuk Bahçesi’ndeki yazılarda Servet-i Fünun üslubunun terk edilmeye başlanması ve özellikle de Ömer Naci’nin yazılarında Servet-i Fünun şiirinin üslubunu eleştirmesi, daha sonra dergi kapatılsa da önemli bir tartışmanın başlamasına sebep olur (Öksüz:1995, s.56 -57).

1905’te Çocuk Bahçesi’nde başlayan Servet-i Fünun’a bu tepki hareketi, 1908’de II. Meşrutiyet’in ilan edilmesinden sonra daha da güçlenerek devam edecektir.

II. Meşrutiyet Döneminde Türk milliyetçiliği fikrinin gelişmesinde Jön Türklerin önemli payı vardır. Ayrıca bu dönemde kurulan ve “Türklük” duygusunun işlendiği Türk Derneği gibi dernekler de bu süreçte önemli roller üstlenmişlerdir. 1908’den sonra Servet-i Fünun, Sırat-ı Müstakim vb. dergiler, bu düşüncelerin işlendiği önemli yayın organlarıdır (Tansel:1982, s.10).

II. Abdülhamid döneminin malum atmosferine bağlı olarak Servet-i Fünun dönemi yazarları “sanat sanat içindir” görüşünü benimsemiş ve Tanzimat Dönemine hakim olan sade dille yazma gayretlerini bir kenara bırakmışlardır. Ancak dönemin siyasî ve sosyal yapısı göz önünde bulundurulduğunda Servet-i Fünun dergisi yazarlarının halkın meselelerini dile getiren yazılara da yer verdikleri dikkat çeker (Ozansoy:1944, s.118). Buna rağmen Servet-i Fünun yazarları millî duygulara yeterince yer vermedikleri gerekçesiyle Türkçü yazarlar tarafından eleştirilmişlerdir.

1908’de sonra edebî bir dergi olma hüviyetini kazanan Servet-i Fünun dergisinde, Halit Ziya Uşaklıgil ve Celal Sahir Erozan, Türkçenin gelişimiyle ilgili önemli yazılar yazmışlardır.

Dilde sadeleşme meselesini bir edebiyatçı gözüyle değerlendiren Halit Ziya, hem dilde yapılması istenen sadeleşme ve tasfiyeye karşı çıkar, hem de Veysi ve Nergisi gibi yazarların dilini süslü bulur. Halit Ziya’nın,  dil ile ilgili tenkit yazıları, edebiyat ve sanat merkezlidir. Ona göre edebî eserin dilinde esas olan, estetik yapıdır; edebî dili herhangi bir düşünceden hareketle şekillendirmek değildir. (Ercilasun: 1995, s.78-80).

Edebî eserin dili konusundaki tartışmalarda Ali Canip Yöntem de dilin sadeleşmesi gerektiğini savunmasına rağmen edebiyat ve sanat konusunda Halit Ziya ile benzer görüşleri dile getirecektir (Ercilasun:1995, s.80).

Servet-i Fünun dergisinde Türk dilinin sadeleşmesi ile ilgili yazılarıyla dikkati çeken bir diğer isim de Celal Sahir Erozan’dır. Yazar Servet-i Fünun’da yazmasına rağmen dilde sadeleşme hareketini benimsemekte ve “Yeni Lisan Hareketi”ne destek vermektedir. Bu görüşleriyle Celal Sahir, daha sonra Türkçülük hareketinin içinde faal bir isim olarak yer alacaktır (Ercilasun:1995, s.84-87).

1908 yılının sonunda “Sırat-ı Müstakim”de yayımlanan bir yazıda Türkçenin sadeleşmesinin Türk dünyası açısından önemine dikkat çekilir. A(Ayn) Sevindik’e ait olan “Rusya Müslümanlarında Dil ve Edebiyat” başlıklı makalede Rusya Müslümanlarının ana dillerinin Türkçe olduğu, ancak dil birliği olmadığı için Türk dünyasının birbirini anlamada zorluk çektiği ve bu birliktelik sağlanamadığı takdirde de Türk dünyasının gelecekte varlığının tehlikeye düşeceği hususuna dikkat çekilir (Tansel, 1982,s.14).

Kurulan Türkçü derneklerin ilki Türk Derneği (1908)’dir. Üyeleri arasında Yusuf Akçura, Necib Asım, Veled Çelebi…vardır. Dernek, 1911 yılında yedi sayı çıkan Türk Derneği dergisini yayımlar. Türk Derneği, yayımladığı beyannamede kendisini öncelikle bilimsel bir kuruluş olarak tanımlar. Daha sonra ise yapacağı ilk işin Türk dilinde bir reform gerçekleştirmek olduğunu ifade eder; ancak hedefine ulaşamadan dergi dağılır (Öksüz:1995, s.67).

Türk Derneği dergisinin ilk sayısında yayımlanan beyanname, Türk dili için son derece önemlidir. Dergi, Kanun-i Esasi’nin 16. ve18. maddesinden hareketle bu beyannameyi hazırladıklarını dile getirir. Dergiye göre, bu maddelerin özünde, Osmanlı tebasının eğitiminin belli bir program dâhilinde yapılması gerektiği ve halkın devletin resmi dili olan Türkçeyi bilmesinin şart olduğu fikri bulunmaktadır (Gürsoy:1999, s.140).

Türk dilinin ıslah edilerek sadeleştirilmesi gerektiğini savunan dergi, ülkede gerçekleştirmek istediklerini şöyle sıralar (Akt.Gürsoy:1999, s.140-141):

“1. Türk dilinin geçirdiği safhaların tespiti için doğuda ve Batıda Türkçe ile alakalı bütün eserlerin öncelikle tespiti ve tanzimi gerekir.

 2.Dernek, dilin tekâmülü ile ilgili olarak sosyoloji, etnolojive arkeoloji gibi sahalarla da ilgilenecektir.

 3.Dernek, eski Türk eserlerinin tanıtılması hususu üzerinde önemle duracaktır.

 4.Dernek, Türklerin ilmî terbiyelerinin tekâmülü için öncelikle ilmî, ticarî konular telif edecektir.

 5.Dernek, Türk dilinin yabancı milletler tarafından benimsenerek rağbet görmesi hususunda çalışacaktır.

 6.Türk Derneği’nin ilmi çalışmaları sırasında bütün Osmanlılara ticarî yönden de fayda sağlamak için Azerbaycan, Afganistan, Kaşgar, Buhara, Hive gibi ülkelerin dilleri Osmanlı Türkçesine yakınlaştırılmaya çalışılacaktır. Bu ise ancak oralara açık ve sade Türkçe ile yazılmış ilim ve fen kitapları göndermekle mümkündür.

 7.Dernek, ülke sathında açacağı şubeler yoluyla Osmanlı Türkçesinin ve medeniyetinin tekâmülüne çalışacaktır.

 8. Dernek, ülke sathında Türklüğe ait eserleri toplayan kütüphaneler kuracaktır.

 9. Derneğin yayımlayacağı eserlerde sade bir Osmanlı Türkçesi kullanılmasına azamî dikkat gösterilecektir.

 10. Türkçe, hatta Arapça ve Farşça karşılıkları bulunan Batı kökenli kelimelerin ıslahı yoluna gidilecektir.

 11. Hükümet çeşitli levha ve ilanlarında Türkçe kullanması hükmüne riayet etmelidir.

 12. Resmî tebligatlarda hükümetin, halkın anlayabileceği sade bir dil kullanılması hususunda; dernek gereken hassasiyeti göstermelidir.

 13. Türkçenin konuşulmadığı kavimlerde yaşayan Türklerin dil, âdet ve şivelerini muhafaza etmeleri konusunda tedbir alınmalıdır.

 14. Türk Derneği’ne ırk din, millet, kavim v.b. unsurları dikkate alınmaksızın isteyen herkes üye olabilecektir.”

Türk Derneği’nin dağılmasından sonra Türklük meselesini daha geniş bir bakış açısıyla değerlendiren Türk Yurdu dergisi yayın hayatına başlar (1911). Dergiyi yayımlayan Türk Yurdu Cemiyeti’dir.

İttihat ve Terakki Partisi üyelerinden Ziya Gökalp, Ali Canip Yöntem ve Ömer Seyfettin’in yazar olarak yer aldığı dergide ilk makale, Ömer Seyfettin’in Türkçülük hareketinin beyannamesi niteliğindeki yazısıdır.

Dergi, ilk sayılarında Osmanlıcaya karşı halkın konuştuğu dilin yazı dili olarak benimsenmesi gerektiği görüşüne,  daha sonra da Türkçülük akımına geniş ölçüde yer verir.

Uzun soluklu bir dergi olan Türk Yurdu (1911-1931) dergisinin temel prensibi dilin sadeleşmesidir. Gayesi,  halkın anlayabileceği bir dil ve üslûpta onlara faydalı olabilecek her konuda bilgi vermektir. Bu yolla halkın okumaya karşı olan ilgisini arttırma hedeflenmektedir.

“Milliyetimiz nasıl Türklük vatanımız nasıl Türkiye ise lisanımız da Türkçedir. Türkçe bizim manevi ve mukaddes vatanımızdır. Bu manevi vatanın istiklâli, kuvveti resmî ve millî vatanımızın istiklâlinden daha mühimdir. Çünkü vatanını gaib eden bir millet eğer lisanına ve edebiyatına hâkim kalırsa mahvolmaz, yaşar ve yine de bir gün gelir siyasi istiklâlini kazanır; düşmanlardan intikam alır. Fakat bir millet lisanını bozar, gaib ederse hatta siyasi hâkimiyeti kalsa bile tarihten silinir. Esirleri onu yutar.” (Öksüz, s.172-173).

Bu dönemde Türkçülük faaliyetlerini destekleyen Türk Bilgi Derneği de akademik bir dergi olan Bilgi Mecmuası’nı (1913-1914) yayımlar. Derginin müdürü Celal Sahir Erozan’dır. Derginin amacı Türklük duygusunun ilmî esaslara bağlı olarak gelişmesini sağlamaktır (Gürsoy:1999, s.157).

Türkçülük hareketinin özünde yer alan en önemli görüşlerden biri de halkla bütünleşmektir. Türk Yurdu tarafından çıkarılan Halka Doğru dergisinin müdürü Celal Sahir Erozan’dır.  Halka Doğru (1913 -1914) dergisi daha sonra halkçılık faaliyetlerini geliştirmek amacıyla bir de Halka Doğru Cemiyeti’ni kurar.

Halka Doğru dergisi, halkı eğiterek millî birlik ve beraberliği sağlamayı hedefler. Derginin yazarları arasında Akçuraoğlu Yusuf, Aka Gündüz, Hamdullah Suphi, Ali Canib… yer alır. Dergi, Yusuf Akçura’nın da vurguladığı gibi “halk için halka faydalı olmak” ana fikrinden hareket eder (Gürsoy:1999, s.177).

Bu dernekler ve dergilerin Türkçülük ve Türk Edebiyatında millîlik akımının gelişmesinde önemli katkıları olmuştur. Tanzimat’tan itibaren dilde başlayan sadeleşme hareketi, edebî bazı değerleri de bünyesinde barındırmakla beraber esas olarak ülkenin siyasi ve sosyal yapısına yönelik bir harekettir. Bütün dönemlerde farklı başlıklar altında farklı dergilerde yapılan tartışmaların odak noktasında ise konuşma dili ile yazı dilinin birbirine yakınlaştırılması vardır. Bu ise dilin millî hüviyetine kavuşturulması anlamını taşır.

 

Kaynaklar:

Ercilasun, Bilge (1995) II. Meşrutiyet Devrinde Tenkit (1.Türkçü Tenkit) (1995) Türk

Kültürünü Araştırma Enstitüsü Yayınları, Ankara.

Gürsoy, Ülkü (1999) İkinci Meşrutiyet Dönemi Dergileri Üzerine Bir Araştırma, Bizim Büro Basımevi, Ankara.

Huyugüzel, Ömer Faruk (1982) İzmir’de “Türkçe Yazmak Çığırı” ve Necip Türkçü’nün Fikirleri”, Ege Üniversitesi, Türk Dili ve Edebiyatı Araştırmaları Dergisi I, İzmir s.107-133


Türk Yurdu Temmuz 2008
Türk Yurdu Temmuz 2008
Temmuz 2008 - Yıl 97 - Sayı 251

E-Dergi: Ücretsiz

Sayının Makaleleri İncele