II. Meşrutiyet Dönemi’nin “Değerli Bir Maârifçisi”: FUAD ŞEMSİ İNAN

Temmuz 2008 - Yıl 97 - Sayı 251

 

Osmanlı İmparatorluğu’nda II. Meşrutiyet Dönemi’nde (1908-1918), Balkan Savaşları ve I. Dünya Savaşı’nın getirdiği bütün olumsuz koşullara ve siyasal istikrarsızlığa rağmen eğitim alanında bir canlanma yaşanmıştır. Balkan Savaşları’nda alınan ağır yenilginin nedenlerinin eğitimde yapılan hatalara bağlanması, Bulgaristan örneği, Osmanlı hükümetlerinin özellikle İttihat ve Terakki Partisi’nin eğitime bir kat daha önem vermesine yol açmıştır. Birinci Dünya Savaşı’nın müthiş buhranlı günleri içinde yarım okka ekmeğin 30 kuruşa satıldığı yokluk zamanlarında, pek çok aydın ve öğretmen işini en iyi şekilde yapmaya çalıştı. Bugünden baktığımızda millî ve çağdaş eğitim alanında önemli bir yol kat edildiğini iddia etmek pek yanlış bir görüş olarak görülmemelidir. Yukarıda kullandığım bu “canlanma” terimini bir iki örnekle açıklamak isterim. Bu dönemde eğitim ile ilgili pek çok dernek kurulmuş[1] ve öğretmenler, dönemin çeşitli meslek dergilerindeki kuramsal ve uygulamalı ders örneklerinden yararlanmaya başlamıştır. Anadolu’nun çeşitli kasabalarında yaşamış ve bu dönemde öğretmenlik yapmış kişilerin kitapları arasında bu türden süreli yayınların varlığı,  bu eserlerin yaygınlık derecesini göstermektedir. Emrullah Efendi-Sâtı Bey’in ve Ziya Gökalp-Sâtı Bey’in eğitimin niteliği ve amacına yönelik süreli yayınlardaki düzeyli tartışmaları döneme damgasını vurmuştur.  Bu arada Mimâr Kemâleddin de Eyüp Reşadiye Mektebi (1910) ve  İbrahim Paşa Mekteb-i İbtidaisi (1913) gibi ilkokul binası mimarisi denemeleri ile daha hijyenik okul ortamları örneklerini verdi.

Geleceğe etki açısından belki de en önemli uygulama, bu dönemde alınan bir kararla pek çok gencin (Halil Fikret Kanad, Sabri Esat Siyavuşgil, Mustafa Şekip Tunç, Sadrettin Celâl Antel, Ali Haydar Taner, Mustafa Rahmi Balaban, İbrahim Alaettin Gövsa v.b. gibi)     pedagoji ve psikoloji öğrenimi için Fransa’ya, İsviçre’ye ve Almanya gibi Batı ülkelerine gönderilmesidir. Bu gençler dönüşlerinde bilgi ve görgüleri ile “iyi, doğru ve güzel” anlayışları ile  Cumhuriyet Dönemi eğitim sistemine  damgasını vurdular.

II. Meşrutiyet Dönemi’nde eğitim politikalarına ve uygulamalarına yön verenlerin Mülkiye Mektebi mezunlarının olduğunu söylemek abartı olmasa gerektir. Sultan II. Abdülhamit döneminde özellikle 1882’den 1894’e kadar (1885,1886, 1892 yılları hariç) Maârif Nezâretine alınan Mülkiye mezunlarının sayısında bir artış görülmektedir.  Örneğin 1882’de okuldan 22 kişi mezun olmuş, 4 kişi Maârif Nezâretine geçmiştir.  Bunlardan biri de Meşrutiyet Dönemi’nin ünlü Maârif Nazırlarından biri olan Emrullah Efendi’dir[2]. 1894’ten 1908’e kadar 1 ya da 2 mülkiye mezunu,  Maârif Nezâretine geçmekte, bazı yıllar hiç geçen bulunmamaktadır. Fakat Mülkiye mezunları, dışarıdan öğretmen olarak bazı dersleri vermek üzere okullarımızda uzun yıllar görevlendirilmiştir[3]

Diğer Maârif Nazırların İbrahim Hakkı (Paşa), Mustafa Nâil Efendi ve Gelenbevizade Mehmed Said de Mülkiye Mektebi mezunudur[4].  Meşrutiyet döneminin pedagoji kültürüne en önemli katkıyı yapanlardan Süleymanpaşazade Sami, Mustafa Sâtı, İhsan Sungu da Mülkiye mektebi mezunlarındandır. Bunların bir kısmı “Maârifçi” yani eğitim yöneticisi olmuş, bir kısmı da pedagoji meseleleri üzerine kafa yorarak haklı bir şekilde “Terbiyeci”, “Tatbikatçı” ya da “Pedagog” lakabını kazanmıştır. Bunlar arasında “Maârifçi” olarak tanınan kişiler,  pedagojiye ilişkin yazıları da olmadığı için zamanla ne yazık ki unutulmuştur.       

İşte bu kişilerde biri de Fuad Şemsi’dir. Fuad Şemsi Bey ile ilgili bilgi kırıntılarına Ali Çankaya’nın, İsmayıl Hakkı Baltacıoğlu’nun, Mahir İz’in, A. Süheyl Ünver’in, Beşir Ayvazoğlu’nun yazılarında rastlamaktayız. Bu yazıda bunları derleyerek, Fuad Şemsi’nin eğitim yöneticiliği anlayışını göstermeye çalışacağım.

 

Fuad Şemsi Kimdir?

 

Fuad Şemsi, Posta ve Telgraf Nezâreti memurlarından Mehmed Şemsi Efendi’ni oğludur. 1883’de İstanbul’da doğdu. Darüşşafaka’da orta ve lise öğrenimini tamamladı. 1905’de Mülkiye’nin yüksek kısmından “pekiyi” derece ile mezun oldu. 1905 yılının Eylül ayında Maârif Nezâreti Maârif Kalemi Katipliğine tayin edildi. Tedrisât-ı İbtidâiye Müfettişliği’ne tayin edildi. Sâtı Bey’in müdürlüğü döneminde 1909’da Dârülmuallimîn-i İptidâî müdür muavinliğine getirildi. Darüşşafaka müdürlüğünü,  22 Nisan 1914 ve 14 Haziran 1914 arasında vekâleten, 5 Aralık 1915 ve 5 Ocak 1919 arasında asaleten yürüttü. 30 Nisan 1919’da 1. Damad Ferit’in  Hükümeti döneminde Tedrisât-ı İbtidâiye Umum Müdürlüğüne (İlköğretim Genel Müdürlüğü), 2 Haziran 1919’da   Tedrisât-ı Tâliye Umum Müdürlüğüne (Ortaöğretim Genel Müdürlüğüne) getirildi. 5 Haziran 1919’da Piyer Loti’ye gönderilen mektubu imzalayan 74 Türk aydınından biri oldu.  9 Mayıs 1921’de bu görevden azledilerek ayrıldı. Mart 1924’te Türkiye Cumhuriyeti Maârif Vekâleti tarafından emekliye sevk edildi[5].  Abbas Halim Paşa’nın umumi vekâleti ile İstanbul’da Mısır Apartmanı’nın yönetimi ile geçimini sağladı. 1928’de ressam Hoca Ali Rıza’nın psikolojik problemi olan kızı Kadriye Hanım’ın yol açtığı Atatürk’e Suikast Davası’ndan dolayı, yol parasını Fuad Şemsi’den aldığı için Fuad Şemsi de tutuklanmış ve delil yetersizliğinden mahkemece serbest bırakılmıştı. Bu olay üzerine felç geçiren Hoca Ali  Rıza Bey vefat etmiş, Fuat Şemsi de  üzüntüsünden  inzivaya çekilmiştir[6]. Yakın arkadaşları ile düzenlediği edebiyat sohbetleri ve doktorunun ruhsal rahatlık için tavsiye ettiği tavla oyunu ile kendini meşgul etmeye çalıştı. 1960’lı yıllara gelince, gerçek nedeni bilemediğimiz bir psikolojik tutum içinde araştırmacı Ali Çankaya’nın beş mektubuna rağmen,  hayat hikâyesini yazmadı ve sorulan soruları cevaplamadı. Fuad Şemsi 15 Ağustos 1974 yılında 91 yaşında iken vefat etti[7].    

 

Fuad Şemsi’nin Kişiliği, Eğitim Yöneticiliği ve Bazı Eğitim Görüşleri

 

Fuad Şemsi, Türk eğitim tarihinde okul arkadaşı Sâtı Bey’in Dârülmuallimîn-i İptidâî’de müdürlüğü döneminde (1909-1912)  müdür muavini olarak tanınmış ve şöhret kazanmıştır. Onu o günlerden tanıyan kişilerden biri de İsmayıl Hakkı Baltacıoğlu’dur. Baltacıoğlu Hayatım adlı eserinde  O’nun hakkında şunları yazıyor[8];

“Müdür muavini (yani Fuad Şemsi)  Batı ..idi. Müdür muavini yalnız günün saatin değil, saniyelerin bile hakkını veren, çok çalışkan, çok titiz, çok “görevsever” bir insandı… Diyebilirim ki meslek hayatımda rastladığım “ilk Avrupalı tip” budur. Müdür muavinin en büyük özelliğinden biri temizliğiydi. Onda bu temizlik sadece bir huy değil, bir inanç ve bir dindi. .. İşte bu dini tutku kuvvetiyledir ki o eski ve köhnemiş adetler yuvasını tertemiz bir yurt haline getirdi. Fuad Şemsi hiç şüphe yok ki memleketin en insani kültürü taşıyan en değerli insanların biridir... Bakın bu adamın en büyük özelliklerinden biri de insanları tanımasıydı. Bazen herkesin tapındığına o hiçbir değer vermez, bazen de kimsenin bir değer vermediğine o değer verirdi. Hükümleri yanılmıyordu, görünüşte insanın bütün iç yüzünü görebiliyordu. Onun için yeni bir ziyaretçi karşısında vereceği tepkilere çok dikkat ediyordum…[9]” devam ederek,

“...Fuad Şemsi bütün meslek hayatımda beni en iyi anlayan arkadaş oldu. Hatta beni ilk anlayanlardan biri de kendisidir. Maârif Nezâreti adına Avrupa’ya gönderilmem işinde önayak olan da kendisidir. Fuad Şemsi’nin güzel sanatlara, hele resme karşı beslediği derin ilgi onu, Türk plastiği üzerine daima düşünen ve çalışan bana çok yaklaştırmıştı. Fuad Şemsi elişi öğretiminin pedagojik rolüne inanıyordu, o kadar değil, gençlik hesabına bu işlerden çok şey bekliyordu”.


Türk Yurdu Temmuz 2008
Türk Yurdu Temmuz 2008
Temmuz 2008 - Yıl 97 - Sayı 251

E-Dergi: Ücretsiz

Sayının Makaleleri İncele