EDEBİYATIN İMPARATORU SON SEFERİNE YÜRÜDÜ

Temmuz 2008 - Yıl 97 - Sayı 251

 

Asya iki Cengiz yetiştirdi; birincisi kılıcıyla kurdu imparatorluğunu; ikincisi kalemiyle. Birincisi Cengiz Han olup geçti dünyamızdan; ikincisi Cengiz Aytmatov.

Dünyada iki tahtın “imparator” unvanını kullanma hakkı vardı: Birincisi Roma; ikincisi Cengiz.

Edebiyatta kimseye “imparator” denmedi. Hiçbir yazar imparatorlarla mukayese edilmedi. Ancak edebiyatın da Cengiz’i vardı. Edebiyatın Cengiz’i, edebiyatın imparatoruydu.

İmparatorlar gibi uğurlandı dünyadan. Ben de oradaydım şahidim ki; belki pek çok imparator böyle uğurlanmadı dünyamızdan.

Cengiz Aytmatov’un son seferine çıktığı haberi duyulduğunda “Kırgız’ın Dağı Devrildi” diye başlık atıyordu bir Bişkek gazetesi. Bir diğeri İstanbul’dan “Hoşça kal Cengiz Ata” başğıyla çıkıyordu.

Kırgız destanında, Manas Çin seferine çıkarken, Kazak’tan Gökçe Batır’ı, Özbek’ten Gabdulla’yı, Anadolu’dan Abdullah’ı saflarına katılmaya çağırır. Şimdi “Yıldırım Sesli Manasçının” son sefer hazırlığıdır.  Bu büyük sefer için Türk Dünyasının her köşesinden, dünyanın her burcundan gelenlerle doldu Bişkek.

Ve Aytmatov’un kendi adıyla birlikte onların adlarını da dünyanın dört bir köşesine bir bayrak gibi taşıdığı Kırgızlar, akın akın Bişkek’e koştular.

Bu imparatorun son büyük seferiydi.

Bayraklar saygıyla yarıya indi. Şerefi her şereften daha yüksek olan bayraklar, o bugün altımızdan yine geçecek diye, ona daha yakın olabilmek için, onun şerefine, o gün yere daha yakın durdular.

14 Haziran 2008 Cumartesi günü,  Kırgızistan’da resmi yas vardı. Bu yas aslında 10 Haziran’da kara haber Almanya’dan tüm dünyaya duyurulduğundan itibaren başlamıştı.  Televizyonlar ve radyolar yayın akışlarını değiştirmişlerdi. Ne müzik ne eğlence, yalnızca Cengiz Aytmatov ve onun kaybının verdiği hissiyat ekranlara ve mikrofonlara yansıyordu.

Bişkek’in biraz dışında Tanrı Dağlarının yamaçlarındaki evi, taziyeye gelenlerle dolup taşıyordu.  Kırgız geleneklerine göre kurulan çadırlardan, “boz üylerden”  imparator için ağıtlar ve hıçkırıklar yükseliyordu.

O eserlerinde Kırgız töresini, Orta Asya coğrafyasını, insanını ve hatta atını, kurdunu evrensele taşımıştı. Dünyanın 167 diline çevrilen, yüz milyonlarca baskı yapan, milyarlarca kez okunan eserleriyle kurduğu imparatorluğunun her köşesine Kırgız’ı taşımıştı. Cemile’yle, Sultan Murat’la, Nayman Ana’yla… Kırgız’ı götürmüştü.  Millî olunarak evrenselin nasıl yakalanabileceğini göstermişti.

Son seferi de öyleydi: Dünyanın dört bir yanından taziyeye ve merasimlere gelenler, Cengiz’in İslam inanışları ve Kırgız töresiyle nasıl uğurlandığını gördüler. Resmi törenlerin olduğu anlarda zaman zaman bu tarzın dışına çıkılsa da o tam bir Kırgız gibi son yolcuğuna hazırlandı.

Babası Törekul, maalesef böyle uğurlanamamıştı. Onun için taziye çadırları kurulamamış, çadırlardan ağıtlar yükselememişti. Onun için ağlayacaklar, yas tutacak olanlar, ne yaşadığından ne de öldüğünden haberdar olamamışlardı. Yalnızca babalarının “halk düşmanı” olduğu söylenmişti kendilerine. Halk düşmanlarına ne yapılırsa Törekul’un başına da onlar gelmiş olabilirdi: Ya kurşuna dizilmişti, ya Sibirya’da bir sürgün kampındaydı veya hapiste. Bu ihtimallerden hangisinin doğru olduğunu öğrenebilmek için 56 yıl beklemek gerekecekti. O gün henüz 9 yaşında olan Cengiz, babasının akıbetini 65 yaşında öğrenebilecekti. Törekulun ağıdı, oğlu Cengiz tarafından “Baba seni 56 yıldır arıyorum, şükürler olsun kemiklerini bulabildim” sözleri ile yakılacaktı.

Başkent Bişkek'in yaklaşık 30 km. uzağında Ala Dağların eteğinde 1993 yılında ortaya çıkarılan, 138 kişiye ait Ata-Beyt toplu mezarlığında bulunanlardan birinin cesedinin, Aytmatov'un 9 yaşındayken son kez gördüğü, 1937'de KGB ajanlarınca götürülen, 38 yaşında öldürülen babası Törekul Aytmatov'a ait olduğu DNA testiyle doğrulandı. Ve Cengiz gözyaşları içinde ölümünden sonra bu mezarlığa, babasının yanına defnedilmeyi vasiyet etti.

Bugün, 14 Haziran 2008 Cumartesi günü, bu vasiyetin yerine getirildiği gündü. Cengiz 56 yıldır aradığı babasının yanına gidiyordu. Babası ve 137 kaderdaşı gibi sessizce değil. Onların feryatlarını kimse duyamamıştı. Ama bugün, tüm bu feryatlar, dünün feryatları, bugünün feryatları birlikte yükseliyorlardı. Kırgız makamlarına tüm dünyadan 1,5 milyon taziye mesajı ulaşştı.

Törekul kendilerine haksızlık yapıldığını kimseye anlatamamıştı. İmzalaması için kendisine verilen idam fermanının imzalamamış, isyan etmişti. “Sen imzalamazsan, imza yerini karalayacak birisi bulunur” deyip, başka birine imzalatmışlardı. 1993 de toplu mezar açıldığında cebinden çıkan idam fermanındaki imzanın Törekul’a ait olmadığı anlaşılacaktı.

Bugün Kırgızların Ata-Beyt adını verdikleri bu toplu mezara giden 139. kişi oluyordu Cengiz Aytmatov. Bu anıt mezarlığa sonradan defnedilen ilk kişiydi ve belki de son kişi.

Bugün, “dünyanın en güzel aşk hikâyesinin” yazarı Cengiz Aytmatov, kendisinin en son,  dünyanınsa en güzel hasret hikâyesini yazıyordu.

Tatar bir annenin oğlu olan Cengiz, kardeş Kazak halkının içinde ilk gençliğini geçirecektir. Onu edebiyat dünyasındaki yolcuğuna ilk uğurlayan da yine bir Kazak yazar olan Muhtar Avezov olacaktır. Ünlü yazar Avezov, Cengiz hakkında yazdığı yazısının başğında “ Yolun Açık Olsun” diyecektir.

Yolu hep açık oldu. Önce Sovyet edebiyatının imparatoru oldu, sonra Türk Dünyasının ve tüm dünyanın.  Cengiz Aytmatov, bir kez zirveye çıktı ve bir daha hiç inmedi.

Son seferi için bütün Türk Dünyası oradaydı. Türkiye’den de Cumhurbaşkanlığı Genel Sekreteri Prof. Dr. Mustafa İsen, Kültür ve Turizm Müsteşarı İsmet Yılmaz ve Prof. Dr. İskender Pala hoca katıldılar. Aynı zamanda bir edebiyat araştırmacısı olan Prof. Dr. İsen; “Tüm kitapları Türkçe’ye çevrilen ve yeni kitabının ne olacağı merakla beklenen tek yazar Cengiz Aytmatov’dur” değerlendirmesini yaparak, edebiyatın imparatorunun Türkiye’deki hâkimiyetini de anlatmış oluyordu.

Biz de Avrasya Yazarlar Birliği olarak Şeref Üyemizin, son seferinde yanında bulunabilmek için Bişkek’teydik. Aslında o, Avrasya Yazarlar Birliğinin kurucularından da sayılırdı. Aytmatov’un yakın dostu ve AYB kuruluş çalışmalarına büyük destek veren ünlü Kazak şairi Muhtar Şahanov ağamız, her seferinde “Aytmatov da bu Birliğin kuruluşuna çok sevinecek ve içinde olacaktır” diyordu. Bizim kendisine AYB’ yi anlatmamız, “Ben dünyanın hiçbir yerinde böyle büyük bir sevgiyle karşılanmadım ve ağırlanmadım” diyeceği Elazığ’da yine Muhtar Şahanov’la birlikte olacaktı. Biz Avrasya Yazarlar Birliği çalışmalarını anlattığımız da “Neden beni de aranıza almıyorsunuz” diyerek AYB üyesi olmuştu. Ve Türk Dünyası edebiyatlarının ortak dergisi “Kardeş Kalemler”in yayınlanması haberine çok sevinmişti. Çünkü kader onu Kırgız baba, Tatar Anne ve Kazaklar arasında yetişen bir genç olarak Türk Dünyası için hazırlamıştı ve Elazığ’da yaptığımız mülakatta “Ben sorumluluğumun farkındayım” diyordu.

Bir yazar olarak sorumluluğunun farkındaydı ve Türk halklarından pek çok yazara kuzey buz denizinde bir buz kıran gemisi gibi açtığı yolla örnek oldu.

O bir imparatordu. Dünyanın en güzel aşk ve en güzel hasret hikâyelerini yazdı.

O Asya’nın iki Cengiz’inden biriydi.

Ve imparatora layık törenlerle, uğurlandı dünyamızdan.

Mekânı cennet olsun!

         

 

 


Türk Yurdu Temmuz 2008
Türk Yurdu Temmuz 2008
Temmuz 2008 - Yıl 97 - Sayı 251

E-Dergi: Ücretsiz

Sayının Makaleleri İncele