BİLİM DÜNYASINDA “ENDEKS” HEGEMONYASI

Mayıs 2008 - Yıl 97 - Sayı 249

 

Modern bilimin büyük hamleler yaptığı zamanlardan itibaren, bir bilim alanının önde gelen insanlarının belli dergiler etrafında toplanıp çalışmalarını onlar aracılığıyla insanlığa sunduğunu biliyoruz. Bu vakıa günümüzde daha teknik hale gelmiştir. Çoğunluğu ve revaçta olanları batı menşeli, “endeks” diye adlandırılan -SSCI, AHCI, SCI vs.- bazı tetkik/takip organizasyonları vardır. Bu organizasyonlar, bilimsel ciddiyet taşıdığı kabul edilen dergilerde yayınlanan makaleleri tarayıp kataloglar. Bunlar da kendi aralarında birinci sınıf, ikinci sınıf diye ayrılır. Bu dergilerde yayınlanan yazılar “tam bilimsel” kabul edilir. Yani bilimselliğin garantisi, yayınlanan makalenin içeriği, ne bulduğu ya da ne söylediği değil, sadece orada yayınlanmış olmasıdır. Orada yayınlandığına göre, belli ki bilimsel bir şey söylemiştir… Çünkü hakemlerin olur vermesi bunu gösterir.

Elbette bu organizasyonlar gerçekten “bilimsel” yayın yapan dergileri tarıyor olmalıdır. Üretilen tüm bilgileri sistemli olarak inceleyip kataloglayan organizasyonların varlığı, bilginin bu kadar yoğun üretildiği dünyamızda, hem önemli bilgilerin gözden kaçmaması ve yapılan çalışmalardan herkesin haberdar olması açısından hem de bilimsel yayın kalitesini belli bir seviyede tutmak bakımından mantıklı görünebilir. Sözgelimi Zambiya’nın yerel akademik dergisinde yayınlanan önemli bir bilimsel keşif, o derginin tozlu sayfalarında kalabilir… Oysa bu makale tüm dünyadaki bilim adamlarının bilgisine sunulursa, tüm insanlığa bilimsel bir katkı söz konusu olur. Bilim evrensel olduğuna göre, ona katkı yapmak da evrensel ve dolayısıyla erdemli bir iştir. En azından teorik olarak işin görünümü bu şekildedir.

Zaman zaman bazı istatistikler yayınlanır. Dünya bilimine yapılan katkıyı ölçerken, ülkelerin bilim insanlarının yayınlar sayılır ve bunun sonucunda, dünya ölçeğinde bir sıralama yapılır. Bu dergilerdeki yayınlara dayanarak, üniversiteler de kendilerini, “öğretim üyesi başına düşen makale/yayın sayısı” vs. gibi birtakım kıstaslara göre tanımlarlar. Elbette bu yayınların hepsinin bilime katkı anlamına gelip gelmediği ayrı bir husus ve ayrıca incelenmesi gereken bir konudur.

Sihirli Sözcük: Yayın

Akademik dünyamızda bu endekslerin taradığı dergilerde yapılan yayınlar belli bir puan değerine sahiptir. Bu yayınlar çoğunlukla Batı dillerinde yapılmaktadır. Mesela birinci sınıf endeks dergilerinde yayınlanan bir makale 4 puan, alan endeksi dergilerinde yayınlanan makale 3 puan, Türkiye’de ulusal düzeyde yayınlanan bir kitap 3 puan; Türkiye’deki hakemli dergilerde yayınlanan makale 1 puandır. Bu puanlama biçimiyle, yabancı dille makale yayını adeta teşvik edilmektedir; sadece yabancı dilde birkaç makale yayınlamakla, akademik yükselme için gereken asgari şart yerine getirilmiş olmaktadır. Özellikle fen bilimlerinde akademik olarak yükselmek için bu dergilerde belli sayıda makale yayınlamak gerekmektedir. Bu da yayınların arka planında çoğunlukla mesleki bir zorunluluk yattığını ifade eder.

Sözünü ettiğimiz zorunluluk, yayın işine bakışı da değiştirmiştir. Öğretim üyelerinin “yayın yapmam lazım”, “yayın mı”, “kaç yayının var” şeklindeki tanık olduğumuz diyalogları tek hedefin yayın olduğunu anlatmaktadır. Yayın kelimesi sanki sihirli bir sözcük haline gelmiştir. Artık bilimsel çalışma yapma, bilim üretme ideali yayın yapma idealine dönüşştür. Yayının aynı zamanda bilimsel çalışma anlamına geldiği söylenebilir. Doğrudur da… Ama bilim idealistleri çalışmalarını yayın terimi ile değil, bilim üretimi kavramıyla ile vasıflandırırlar. Yayın ifadesi nicelikselliği, bilim üretimi terimi nitelikselliği anlatmaktadır. Bilim idealisti yayın yapma histerisi içinde değil, hakikatin bir parçasını da keşif yolculuğundadır. Keşfedilenlerin yazıya dökülmesi olarak yayın bu süreçte zaten kendiliğinden gerçekleşir.

Bugün çevremizde gördüğümüz tablo, tek amacın sanki bu dergilere yazı yetiştirmekten ibaret olduğu izlenimini vermektedir. Bilim dünyasında çalışmaların niteliği değil, yayın sayıları konuşulmaktadır. Cevabı istenen soru, “gerçekten ne üretildiği” sorusu değil, “kaç yayının olduğu” sorusudur. Hadise bir öğünme vesilesi olmaya doğru gitmektedir. Bu yönüyle özellikle fen bilimlerine ayrılan kaynaklar, bu dergilerde yayınlanacak makaleleri finanse etmek anlamına gelmektedir. Yani “dünya bilimine yapılan katkı” sıralamasında bir rakamı, üniversiteler için de bir istatistik veriyi… Bu tablo ise bilimsel araştırma denilen o muhteşem eylemin değerini basite indirmektedir. Endeks dergilerinde yayın yapma işinin bir saplantı haline geldiği ortamlarda, kişiler gerçekten neye katkı yaptıklarını hiç mi hiç düşünmezler. Nitekim endeks dergilerine gönderdiği bir makale kabul edilen akademisyen kendini çok mutlu hisseder. O üzerine düşeni yapmış, insanlığa bir katkıda bulunmuştur…

Yayının Maliyeti

Bu dergilerde ne pahasına yayın yapılmaktadır?

Yayının temelini oluşturan araştırmalar için gereken kaynaklar araştırma fonlarından sağlanmaktadır.  Kaynak kullanımında ise geri dönüşlülük endişesi ve kıstasının gözetildiği pek söylenemez. Akademik yükselme için bu türden yayın zorunluluğu getiren ülkeler, kaynaklarını, sırf dünya bilimine katkıda bulunmaya tahsis etmiş olmaktadır.  Yani bir ölçü getiriliyor; mutlaka belli dergilerde, yabancı dilde yayın yapılması gerekiyor; akademisyen günlerce çalışıp çabalayarak ürettiği bilgiyi, sadece unvan kazanmak için, bu dergiler vasıtasıyla insanlığa “sunuyor.” Teorik olarak bakılınca, bu, tam bir insanlık hizmeti, kendini insanlığa adamaktır. Ancak burada bir garabet yatmaktadır. Kendi ülkenizin bilim atmosferi kurak iklimler gibi olacak, teknoloji üretiminde adınız bile anılmayacak, kelimenin tam anlamıyla patent fakiri olacaksınız, ama kaynaklarınızı dünya ve insanlığa teorik-bilimsel bilgi üretmeye harcayacaksınız…

Bilim adamı gerçekten de bir insanlık fedaisidir. Ancak onun endeks dergilerine mahkûm edilmesi, bu kahramanlığı onurlandırmak değildir. Üretilen bilginin ülkeye getirisi ve ülke sorunlarının çözümüne katkısı daha önemlidir. Bu yoldaki bir başarı, “yayın”ı zaten beraberinde getirir. Hâlbuki bugün yayın saplantısı içinde, proje üzerine proje hazırlayarak kaynak kullanma, ek gelir şaibesini bir yana bıraksak dahi, geri dönüşsüz harcamayı anlatmaktadır.

Bilim teorik üretimdir. Teknolojiye dönüşmeyen bir bilgi, sadece eşyanın bilgisine nüfuz etmemize imkân verir, o kadar. Bilim, insan hayatına teknolojiyle girer. Teknolojik üstünlüğü elinde tutanlar, bilfiil üstünlüğü de elinde tutarlar. Ancak teknolojik gelişme için teorik bilimsel bilgi de zorunludur. Burada bir kısır döngü vardır. Bu durum, gelişmiş ülkeler için değil, bizim gibi gelişmemiş ülkeler için problem teşkil etmektedir. Bu bakımdan sırf teorik bilgi üretmek, ülkenin tüm akademisyenlerinin günler ve geceler boyu bilimsel yayın için çalışması ve Türkiye’nin bilimsel bilgi üretiminde birinciliği elinden bırakmaması, ülkenin gelişmesine doğrudan katkı yapmaz. Gerçekte ise yüksek düzeyli ve teknolojiye dönüşebilen üretimler yapıldığında, endeks dergilerinde yazı yayınlatmasa da bu bilim insanları bilime ve insanlığa gerçekten katkı yapmış olur. Çok sayıda yayın yapacak potansiyele sahip bir bilim dünyası zaten gelişmiş demektir ve yayın zorunluluğu getirmenin anlamı da kalmaz.

Yayın sayısı, elbette bir kurumun imkânlarıyla ilgilidir. Ama yapılan değerlendirmelerde, mevcut imkânlarla yayın sayısının bağıntısı üzerinde bile durulmamaktadır. Ne kadar imkândan ne kadar yayın çıkacağı hususu da belirsizdir. Yeteneksiz bilim insanları en geniş imkânlara sahip olsalar bile, elbette bir şey üretemezler. Her şeye rağmen bu kıstasın tamamen zorunlu ve tek kıstas sayılması hiç de kabul edilebilir değildir. Böyle bir kıstas olmadığı zamanlarda bu ülkede yetişen çok yetkin bilim insanları mevcuttu. İşin sosyal bilimler cephesine de göz atınca, başka bir problem görülmektedir. Sosyal bilimlerin büyük bir kısmında endeks dergilerinde yazı yayınlatma zorunluluğu yoktur. Uluslararası yayını olmayan bir sosyal bilimci acaba bilim insanı değil midir?

Bir kısım fen bilimciler kendi bilim alanlarının teknolojiye temel oluşturucu rolünün onlara sağladığı önceliklilik ile kendilerine bilimsellik konusunda “evrensel bir kıstas” tahsis edilmesini birleştirip sosyal bilimlere istihza ile bakmaktadır. Oysa bir ülkenin ekonomik anlamda kalkınıp gelişmesi fen bilimleri ve teknoloji üretimiyle, sosyal ve kültürel anlamda gelişmesi ise sosyal bilimlerin gelişmesiyle mümkün olabilir.

Uluslararası projelere katılmak, uluslararası düzeyde çalışmalar yapmak ayrı, kendi laboratuarında sırf yayın amacıyla proje hazırlayıp kaynak kullanmak ayrıdır. Üstelik bu projelerin yeterli kontrolünün yapıldığı da söylenemez. Proje hazırlayıp yürüten kişilere ne buldukları veya hangi katkıyı yaptıkları, hangi soruna çözüm ürettikleri sorulmamakta, sadece projenin planlandığı şekilde yürüyüp yürümediği izlenmektedir. Çok idealistçe düşünülebilir; mesela sonuçsuz bir araştırmanın da neyin yanlış olduğu ve yapılmaması gerektiğini gösterdiği için katkı anlamına geldiği iddia edilebilir. Bilim bir şans oyunu oynamak değildir. Bilim adamı “ne çıkarsa bahtına” diyerek uluorta kaynak kullanamaz. Hele Türkiye gibi kaynak fakiri olan ülkenin bilim insanları daha duyarlı olmak zorundadır.

Bilime Katkı mı?

Endeks dergileri yoluyla bilime katkıda bulunmanın anlamı nedir? Bilime gerçek anlamda katkı, hep yeni sırlara doğru yelken açmaktır. Genel duruma bakarsak, bu dergiler yoluyla bilim adamlarının birbirinden haberdar olduklarını, bu yayınların, konunun bilim adamlarınca daha iyi anlaşılmasını sağladığını, bu dergilerde yazı yayınlama zorunluluğunun bilim insanlarını boş durmaktan alıkoyucu bir işlev icra ettiğini söylemek hiç de yanlış olmayacaktır. Birbirinden haberdar olan bilim insanları tekrara düşmeyecek, o alanda dünyada neler yapıldığını kolayca görebileceklerdir. Ülke veya insanlık için stratejik, çığır açıcı nitelikteki buluşlar o dergilerde yayınlanmamaktadır. Dolayısıyla bu dergiler zemininde olup biten şey,  -Kuhn’un kelimeleriyle konuşursak- bir problem çözme, bir ders kitabı yazma, bir boşluk doldurma etkinliğidir. Bilimin sırf bu dergiler yoluyla ilerlediği de söylenemeyeceğine göre, tüm bilgilerin derli toplu bir arada tutulması, üstelik bilimsel yetkinlik için bu havuzu besleme zorunluluğunun bulunması karşısında, bu mekanizmaya “bilim dünyasının kontrolörlük mekanizması” adını vermek uygun olacak gibi görünmektedir. Endeks dergileri adeta bilimsel gösteri mekânıdır; benzer şeylerin yapıldığı, aynı türden gösteri yapanların birleşip buluştuğu bir mekân… Bu endeks dergisi fikrini ortaya atanlar, adeta bir bilim stadyumu inşa edip akademik dünyayı orada top koşturmaya mahkûm etmişlerdir. Onlar asıl seyircidir ve oyundaki parlak yetenekleri çekip almaktadırlar. Diğer akademisyenler ise bol bol spor yapmaktadır, o kadar!

Endeks dergileri uygulaması, modern çağların yeni sömürü düzenini ifade etmektedir. Eğer bu uygulama olmasaydı, birileri, gelecek vaat eden herhangi bir bilim adamını istihdam etmek zorunda kalacaktı. Beyin göçü bundan başka nedir? Fakat endeks dergileriyle bilgi transferi buna gerek bırakmıyor. Artık beyinler değil bilgiler göç ediyor. Beyin göçü beyinlerin sömürülmesi, bilgi göçü bilginin sömürülmesidir; hem de kişinin kendi kaynaklarını kullanarak ürettiği bilginin… Karşılığı ise “şu kadar yayın yaptım” diye duyulan mutluluk, “özgeçmiş ve eserler listesi”ne bir satırın eklenmesidir. Buna “adam yerine konmuş olmanın mutluluğu” desek ağır bir tabir olur; ama olsun! Bu, yayın yapan bilim insanının değerini azaltmasa da, son tahlilde durum budur.  

İşin Diğer Cephesi

Böyle bir kıstas getirilmesinin nedenlerinden biri, niteliksiz çalışmalarla akademik unvan alma vakıalarının yaşanmasıdır. Bu türden yayınların zorunlu kıstas olması, bilim geleneğinin oluşmamış olması demektir. Bilim geleneğinin oluşmadığı ülkelerde atılan bilimsellik nutukları olsa olsa politik bir gaye taşır. Kendi akademisyeninin yetkinliği konusunda en temel kıstası, asgari şart adı altında bu dergide makale yayınlatmaya bağlayan bir bilimsel anlayış, yetiştirdiği bilim insanlarına güvenmiyor demektir. Suistimalleri ortadan kaldırmanın ve bilim insanlarını dünya bilimine katkıyı teşvik etmenin yolu, bu ülkenin akademisyenlerini endeks dergilerine mecbur bırakmak değildir. Akademik getiri için endeks kapsamında olma şartı geçerli olduğundan, bu ülkenin akademisyenleri, yayınlarıyla -az sayıda da olsa- kendi ülkelerindeki dergileri değil, başka dergileri beslemektedir. Bu ilkenin aydını, kendi bilim insanını sadece ve sadece “dünya bilimine katkı yarışı”na mahkûm eden bir zihniyeti onaylayamaz. Son tahlilde bu, belirttiğimiz gibi, hiçbir getirisi, geri dönüşlülüğü olmayan bir kaynak kullanımı, salt teorik bir çabadır.

Bilim dünyasını buna mahkûm etmektense, kendi diliyle makale yazabileceği yüksek kalitede bilimsel yayın geleneği oluşturmak gerekmez mi? Üstelik bilim ve teknoloji üretiminin ağırlığının üniversitelerden ARGE birimlerine kaydığı günümüz dünyasında, akademik dünyaya getirilen bu zorunluluk hiç de anlamlı değildir. Bu dergiler yoluyla tespit edilen parlak beyinlerin özel araştırma projeleri için devşirilmesi vakıası sır da değildir. Her bilim insanı önce kendi ülkesinin bilim dünyasını zenginleştirmeli, karar alıcılar da bunu sağlayacak kıstaslar belirlemelidir.

Bilim adamı elbette dünyaya açılmalı, sesini duyurmalıdır. Ama bu, akademik yükseltme için bir zorunlulukla değil, onun özgün buluşlarıyla olmalıdır. Tek hedefin, en önemli öğünme vasıtasının endeks dergilerinde yayınlanan yazı miktarı olması, son tahlilde “şanımız yürüsün” diye düşünmekle eşdeğerdir.

Bilime niçin kendi dilimizle katkı yapmayalım? Maksat çalışmanın duyurulup paylaşılması ise yabancı dille özet de bu işi görür. Kendi dilimizle yapacağımız katkı, “kendi söylediğimizi kendimizin dinlemesi” olmayacağı gibi, dünyayla irtibatı kesip kendi sınırlarımıza kapanmayı da ifade etmez. Eğer gerçekten dinlenecek bir şey söylenirse, başkaları buna kulak verecektir. Sayısal veriler arasında bir veri olmak, ülke kaynaklarını sırf buna tahsis etmek sorunu çözmez. Bilim insanları önce bu ülke insanına, bu ülkenin diliyle hitap etmelidir. Bunu yolu da kurumsal destekli çok sayıda bilimsel dergi yayınlamak ve sonra da hepsini internet ortamında toplu halde kullanıcılara açmaktır.

Bu sorun, kaynak tüketici etkisi, bilim politikasının olmayışını anlatması ve kendi bilim insanını kendi ülkesine katkıdan önce dünyaya katkı yapmaya zorlaması bakımından millî bir sorundur. Neyin öncelikli olacağı, kaynakların nereye harcanması gerektiği hususu belirsizdir. Bir akademisyen bir proje hazırlar, ona kaynak tahsis edilir, o da çalış


Türk Yurdu Mayıs 2008
Türk Yurdu Mayıs 2008
Mayıs 2008 - Yıl 97 - Sayı 249

E-Dergi: Ücretsiz

Sayının Makaleleri İncele