BUGÜN VE 1912’DE TÜRK MİLLİYETÇİLİĞİ

Mayıs 2008 - Yıl 97 - Sayı 249

 

Bu yazı, Türk Ocakları’nın 96. kuruluş yıldönümü münasebetiyle düzenlenen programdaki “Milliyetçilikte Yeni Arayışlar” panelinde yaptığı konuşmalardan özetlenmiştir.

                                                          

Türk Ocağı’nın kuruluşundan bu yana 96 yıl geçmiş. 96 yıl öncesinin manzarasını bir aklımıza getirip nerden nereye geldik diye bakmakta fayda görüyorum:

96 yıl önce emperyalist güçlerin teşvik ettiği etnik ayrımcılıkla uğraşıyordu devletimiz.

Fakat medeniyetin Batı’dan geldiğine iman eden bazı Türkler “olsun biz medeniyete koşmalıyız” deyip mesela İngilizlerin koloni savaşı olan Boer Savaşına, medeniyete yardım maksadıyla gönüllü yazılıyorlardı.

Büyük bir dış açığımız ve borçlarımız vardı. Bu borçları ödeyebilelim diye Düyun-u Umumiye kurulmuştu. Aşağı yukarı bugünkü IMF’in işlevini gören bir kuruluştu bu.

Meclisimiz karışıktı. “Ben Osmanlı Bankası kadar Osmanlıyım” diyen milletvekillerimiz vardı Meclisimizde.

Ve Türkler kimliklerini tartışıyorlardı “biz kimiz acaba?” diye. Bu Türklerin tuhaf bir özelliği.  Şimdi koridorda, “ben kimim acaba?” diye dolaşan birisini görseniz, herhalde Bayındır ve Mesa Hastaneleri yakın buraya, oraya gönderirsiniz. Ama biz asırlardır “ben kimim acaba?” diye dolaşmakla meşgulüz. Kimse de hastaneye göndermiyor.

Fakat kolumuzu bacağımızı mahir operasyonlarla alıyorlar.

Bu kimlik arayışlarındaki damarlardan biri, “efendim milliyet filan önemli değil, bu siyasi sınırlar içinde vatandaşlık bağı ile bağlı olan herkes Osmanlıdır” diye bir teori vardı. Türklerden başka buna pek inanan olmadı galiba. Diğer Osmanlılar ayrıldılar. Geriye sadece Türk Osmanlılar kaldı.

Bu enteresan bir teoridir: Biz milletler sınırlarını çizer diye biliriz. Bunun tersini iddia eder bu teori şöyle diyor: Önce birileri sınırları çizer. Sonra o sınırların içinde kalanlara millet denir!

.           Bir başka teori, “bizi birbirimize bağlayan esas kuvvet İslamiyet’tir” teorisiydi. 96 yıl önceden bahsediyorum. Buna da sadece Müslüman Türkler inandı. Batıda Müslüman Arnavutlardan güneyde, doğuda diğer bütün Müslüman kavimlere kadar, bize bağlanmaktansa İngiliz kraliyet tacına bağlanmayı tercih ettiler. Hâkimül Haremeyn’in İngiliz Kralı olduğuna iman ettiler.

Bir de bizi bağlayan kuvvet Türklüğümüzdür diyen Türkçülük diye bir akım vardı. O da Türk Ocağını doğurdu.

            Ne kadar acayip zamanlarmış değil mi? Hiç bugünle bir ilgisi yok. Şimdi maşallah, böyle problemlerimiz yok artık… Değil mi?

*  *  *

Efendim oturum başkanın bir rahatlığı var. Bir kere ona zaman sınırlamazı yok. İkincisi, aklına her geleni söyleyebilir. Bu rahatlıkla, diğer konuşmacı hocalarıma söz vermeden önce, açılış konuşmalarındaki bir ifadenin aklıma getirdiklerini arz etmek istiyorum. Arkadaşımız, yakın tarihimizde olanların, “Turancıları akladığı”nı söyledi.

Yakın tarihin kafamıza dank ettirdiği, şudur: Aklanma çabası göstermesi gerekenler Turancı aleyhtarlarıdır. Turancılık aleyhine politika güden, bu aleytharlığı devlet politikası yapmaya teşebbüs eden herkes, ölü veya diri, aklanmaya muhtaçtır. Aklanabilecekleri de çok şüphelidir.

Başkanlık ayrıcalığını daha fazla istismar etmemek için panele başlayalım müsaadenizle. İlk sözü Prof. Dr. Hakan Poyraz’ Hocam’a veriyorum.

*  *  *

Hakan Hocamıza teşekkür ediyorum. Doç. Dr. Vedat Bilgin Hocamıza geçmeden önce Hakan Hocam’dan aldığım ilhamla düşündüğüm birkaç noktaya temas etmek isterim.

Milliyetçilik hatta milletin,  Fransız İhtilali’nden sonra doğduğu fikri Türkiye’de yaygındır. Veya sanayi devriminden sonra... Eskiden Fransız İhtilali ağırlıktaydı, son zamanlarda sanayi devrimi daha revaçta galiba.

Bu fikirleri tarih bunu doğrulamıyor. Tarih doğrulamayınca da, tabiîdir, teorik olarak söylenenlerin değeri yok... Çürütme delillerinin başında Göktürk Kitabeleri var. O kitabelerde millet ve milliyetçilik yoksa milliyetçilik nedir bilemiyorum.

Göktürk kitabelerinde söylenenler bir entellektüelin zamanından önce bazı şeyleri kavradığını gösterir iddiasında bulunanlar olabilir. Bilge Kağan, Tonyukuk köşe yazarı değiller ki. Her gün “Çin’den taş ustaları getirip” kitabe de yayınlamıyorlar. O kitabeler, toplumlarına hitaben söyledikleridir ve hayatlarının özetidir. Onlar, toplumun önderleridir ve toplumun anlamayacağı kavramlarla konuşmazlar. Demek ki onlar da, hitab ettikleri toplum da millet ve milliyetin farkındadır. Belki günümüzdeki lider ve toplumlardan daha çok farkındadır.

Fransız İhtilali’nden de, sanayi devriminden de çok önce, yalnız bizde değil daha birçok millette bu şuur var. Daha önceki bir konuşmamda geçmişti, ikinci defa dinleyenlerden özür diliyorum. 17. asırda Japonya’da bir okulda sorulan bir sınav sorusu var. Okul Konfüçyüs öğretisine dayanıyor. Sınav    sorusu şu: “Çin Japonya’yı işgale kalktı.  Çin ordusunun başında General Konfüçyüs var. Yardımcısı da General Mençiyus. Ne yaparsınız?”

Doğru cevabı da kaydetmişler: “Kanımızın son damlasına kadar vatanımızı koruruz. Fakat bu değerli kişileri de sağ yakalamaya çalışırız.”

Bakınız Osmanlı’ya karşı Yunan İsyanı çıktığında Yunanistan’da sanayileşmenin “s”si yoktur. Yunan isyanı bir milliyetçi hareket değil midir?

Ermeniler Osmanlı’ya karşı harekete geçtiği zamanlarda onların yaşadıkları bölgede sanayi var mıdır?

Evet. Milletleri millet yapan ortak değerler var. “Ortak yüksek kültür” diyor Gellner. Gellner, sosyolojide bu konuda en fazla yayın yapmış, en çok araştırma yapmış bir zat. Ortak yüksek kültürün başına da dili koyuyor. Arkadan ortak tarih şuuru geliyor.

Bizim acaba 1912’den bugüne millet ve milliyet konusunda çok fazla yol alamamamızın sebebi bu  ortak değerlere sırt çevirmemiz olmasın?

Doksan küsür yıllık, yani beş nesillik bir başarısızlık söz konusu.

Sebep?

Milleti millet yapan ortak yüksek kültürdür. Fakat biz,  çeşitli sebeplerle, kendi ortak yüksek kültürümüzü tahriple işe başlamışız. Bu da bize has bir tutum.

Bir de şuna dikkatinizi çekmek isterim. Nedense bu kimlik krizi yaşayanlar sadece biziz. Sadece Türkler. Milliyetçilik konusunda Fransa’da yeni bir arayış olduğunu duydunuz mu hiç? Veya İngiltere’de? Amerika’da milliyetçilik konusunda herhangi bir arayış var mı? Yeni bir arayış? Onlar bizden daha az mı milliyetçi? Yooo. Onlar o işi çoktan bitirmişler. Milliyetçilik oralarda artık tartışılan bir şey değil. Çünkü devletlerinin ve egemenliklerinin tek dayanağı o. Ama biz nedense devletimizin ve egemenliğimizin dayanağımızı devamlı tartışmak zorunda kalıyoruz. Bunun da bir sebebi olsa gerekir.

Efendim Doç. Dr. Vedat Bilgin Hocamızla devam edelim.

*  *  *

Son konuşma, milliyetçilik ve ortak yüksek kültürümüzü ciltler dolusu eserle bize ve gelecek nesillere taşıyan bilim ve fikir adamımız Nevzat Kösoğlu Beyefendi’nin.

 

*  *  *

Efendim açılışta genç arkadaşımızın okuduğu Askeri Tıbbiyeli gençlerin mektubu Türk Ocağının kuruluşuna sebep olmuş. Eskişehir Türk Ocağı’nın bir yayını sayesinde haberimiz oldu,.

190 Askeri Tıbbiyeli genç 1911’de bir seher vakti, Karacaahmet Mezarlığında toplanıp mektubu kaleme alıyorlar. Mehmet Emin Yurdakul, Ahmet Ferit Tek, Hamdullah Suphi Tanrıöver, Dr. Hasan Ferit Cansever, Ziya Gökalp, Yusuf Akçura ve Ağaoğlu Ahmet Bey’lere gönderiyorlar bu mektubu. Eskişehir Türk Ocağı’nın verdiği bilgiye göre bu gençlerin tamamı, son sınıfa geldiklerinde, gönüllü olarak Çanakkale’ye gidiyor ve tamamı şehit oluyor.

        Acaba o dilekçeyi kaleme alanların fikir berraklığına şu anda sahip miyiz? Bilmiyorum. Toplum fikir hayatına katkı sağlayabilen nüfusu, o zaman için taş çatlasa beş yüz bin gibi kabul etmek lazım. Bu sayı içinde 190 kişi çok büyük bir rakam o zaman için. Buna dikkatinizi çekmek istiyorum. Bugünün Türkiye’sinde bu sayıyla kıyaslayabilmek için o bildiriyi kaleme alabilecek, ona gönül verebilecek, en az 4- 5 000 kişi bulmamız gerekir.   

        Mektup şöyle. Hitap kısımları hariç tekrarlayarak oturumu bitirmek istiyorum:

“Türk kavmi hayatî inkıraz yaşamaktadır. Buna seleflerimiz gibi lakayt kalamayız. Hayat ebedi bir mücadeledir ve bu mücadelede muvaffakiyetin en büyük şartı maarif ve mekteplerin galebesidir. Bizler tekamül kanununa riayet fikrinde ısrarlı, ziraat ticaret ve sanayi ile kazanılmış bir içtimaî hakimiyeti kuru bir siyasî hakimiyete tercih etmekteyiz. Nesli müstakbel temiz olsun, miskinliği günah faaliyeti ibadet bilsin. Müteşebbis, kuvvetli ve servet sahibi olsun. Böyle bir cemiyetin temel taşlarını yüksek mekteplere devam eden Türk gencinin maddi manevi fedakarlığıyla atacağız.”

 Teşekkürler.

         


Türk Yurdu Mayıs 2008
Türk Yurdu Mayıs 2008
Mayıs 2008 - Yıl 97 - Sayı 249

E-Dergi: Ücretsiz

Sayının Makaleleri İncele