HER GÜNKÜ KONU

Mayıs 2008 - Yıl 97 - Sayı 249

 

Muhâlif-muvafık, yerli-yabancı her seviye ve kademeden, konuya ilişen herkesin müşte­rek müşahede, tesbit ve kanaatine göre, Tür­kiye ağır bir buhran içindedir. Günün tabiriyle bir "dar boğaza" girmiştir. Bütün alâmetleriyle görülüyor ki, buhran millî çap ve seviyede­dir. Millet olarak hayatımızın her sahasına ve her safhasına şâmildir.

Bu buhranın, beşer takatini zorlayan teza­hür ve tecellîleri, zaman zaman her birimizi şiddetle bunaltmakta, isyan ettirecek derece­lerde madden ve manen tazyik etmektedir. Ye­is ve karamsarlık gittikçe artmakta ve umûmîleşmektedir. Korku,  endişe, yılgınlık,  güven­sizlik ve bunların neticesi olan pasiflik, kötülük karşısında gerileme, cemiyetin bütün katların­da gözle görünür hâle gelmiştir. Herkes, "Ne olacak bu memleketin hâli" diye sormakta, fa­kat hiç kimse şikâyetçisi olduğu hâlin ıslâhı, "mazarratın defi" istikametinde bir şey yapmak irâde ve casâretini gösterememektedir. Yaygın olarak şahsî şikâyet hakkının dahi, güvensizlik ve korku sebebiyle kullanılmadığını görüyoruz. Kanun dışı güçlerin, şer ve fesat örgütlerinin korku ve belâsı, devlete olan güven duygusunu bastırmıştır.    Şikâyet hakkını dahi kullanamıyan vatandaşı,  memleketin bugün içinde bulunduğu şartlar ve gerçekler muvacehesinde, izan ve insaf sahibi olan hiç bir kimsenin kınamaya mecal bulabileceğini de sanmıyoruz. Yaşadığımız buhranın en kötü neticesi de bu ümitsizlik ve yılgınlıktır. Cesaret ve teşebbüs irâdesinin aşınmasıdır.    Dikkatli müşahitler,  ittifakla,  bilhassa bu hususun altını çizmektedirler. Çünkü bu noktada cemiyet, nefsini müdâfaa gücünü, kötülüklere karşı mu­kavemetini, yâni devam ve bekaasının yegâne imkân ve teminâtını kaybediyor, demektir. Bu durumda, her gün binlerce defa sorulan ve herkesi tatmin edecek cevâbı bulunamıyan suâli bir kere daha soralım : "Bu buhrandan nasıl çıkacağız? Memleketin hâli ne olacak?"

Bunun cevâbı kimsenin cebinde yoktur. Her hangi bir kitapta da yazılı değildir. Ancak, her samimî konuşmada, her ciddî düşünme gay­retinde, aradığımızın bir parçası, çıkış yoluna yaklaştıran bir sağlam damar vardır. Bizim ya­şadığımız şartlarda bu kabil suallerin dört ucu bir arada sarih ve kafi cevâbı olamaz. Zanne­diyorum, tashih edilmesi gereken ilk hatâya bu noktada düşüyoruz. Dertle beraber derman da, ilâç alır gibi, hazır bulunabiliyorsa zâten buhran yok demektir.

Buhran dediğimiz hal, arapsaçı gibi karma­karışık ucu başı belirsiz, dolaşık bir yumaktır. Herkes kendine göre bir uç bulup çekiştirir ; sağmaya, yumağı açmaya çalışır. Bulunan uç bâzan kırılır veya çözülmeyecek şekilde dü­ğümlenir. Oradan koparır, başka bir uç bulur, ona bağlar, çözmeye, açmaya yine devam eder­siniz. Bu itibarla, suâlimize cevap olsun diye söylenecek her sözün, ortaya konacak her dü­şünme cehdinin ancak bu kadar bir pratik kıy­meti olabilir. Milletlerin hayâtında afsunculuğun yeri yoktur. Hiç bir cemiyet hayat ve sıh­hatini sihirli formüllere veya sihirbaz reçete­lerine borçlu değildir. Türkiye'deki bugünkü ka­ranlık, biraz da böyle sihirli reçetelerin, çabuk sönen yalancı mumlarının karanlığı değil midir?

Binâenaleyh, memleketin meselelerini kah­vehane seviyesinde basit formüllere, ucuz çö­zümlere bağlama kolaycılığını ciddiye almaya imkân yoktur. Türkiye'nin meseleleri, bir si­hirli değnekle çözülüverecek kadar ucuz değil­dir. Fakat "ilmî yaklaşım" veya "bilimsel çö­züm" tafrası içinde terim kalabalığına boğul­muş "entellektüel ukalâlıklar" da da bir ağırlık olduğu kanaatinde değilim. Bunlar da mesele­leri çözeyim derken, büsbütün içinden çıkılmaz hâle getirmekten, gûyâ çözüm teklif ederken, aslında meselelerimizin çözülmeyecek cinsten olduğunu şuurumuza ve şuur altımıza yerleştir­mekten başka bir şeye yaramıyor. Meseleleri­mizin hepsinin çözümü insan kabiliyetinin için­dedir. Bundan şüphe etmeye mahal yoktur. Me­selesini halletmiş ülkelerde olduğu gibi Türki­ye'de de insanlar yaşamaktadır! Ancak çözüm, ne çarıklı erkânıharbin dilindeki kadar kolay, ne de bir kısım ulemâmızın yazdığı ve söyledi­ği kadar zordur.

Yaşadığımız buhranın Türk târihinin en ağır buhranı oldu


Türk Yurdu Mayıs 2008
Türk Yurdu Mayıs 2008
Mayıs 2008 - Yıl 97 - Sayı 249

E-Dergi: Ücretsiz

Sayının Makaleleri İncele