ADLARIMIZ ve DEDE KORKUT’U HATIRLAMAK

Nisan 2008 - Yıl 97 - Sayı 248

         

Çocuklarımızın ismi, ailenin fikri-zikri ile yakından ilgili. En bilinen isimler bile aile hakkında bir fikir sahibi yapıyor bizleri. Öyle ki “Söyle bana çocuğunun ismini, söyleyeyim sana kim olduğunu” der gibi.  Çocuklarının ismini Çağrı, Tuğrul, Gökçe, Umay, Alptürk, Göktürk, … Kurtuluş, Fidel, Ecevit koyan bir ailenin fikri yapısını; Ali Haydar, Hasan, Hüseyin, Mücahit, Mümin, Sümeyye, Enes, Ammar, Ellezi, Tevhit, Hicaz, koyanların inanç yapısını tahmin etmek zor değil.

İsimlerde zamanın etkisi, modanın etkisi de inanç ve fikir kadar etkili oluyor.  Bu konu Çağatay Özdemir Hoca’nın da dikkati ve ilgisi içinde olmalı idi ki bana uzun süredir bir telkinde bulunuyordu. Aileler neye göre çocuklarına isim seçiyorlardı? Benim için bu zor değildi. Hem mesleğimi yaptım, hem de merakımı giderdim. Çağatay Hoca’ya da sözümü tuttum.

Ailelerin isim koyma için göz önüne aldıkları hususlar nelerdi? Önce soruları bulmak lazımdı:

1- Ailenin önceki çocuğu, çocukları, kardeşlerine isim koymada söz sahibi oluyorlar mıydı?  Evet. Günümüzde az çocuklu çekirdek ailelerde, yeni kardeşin gelişinde, onun da isteği göz önüne alınıyor. Hatta aileler, kendileri istemeseler de bazen ilk çocuğun baskısı ile yeniden anne-baba adayı olmayı göze almak durumunda kalıyorlardı. Çok ta iyi oluyordu. Bence küçük çocuğun kardeş istemesi, ana-babanın “tek çocuk” bencilliğinden daha akıllıca bir davranış idi. Çünkü Yalnızlık Allah’a mahsustu. Ve Dede Korkut diyordu ki “Kardeş arka demektir”. Ve atalar sözü diyordu ki: Arka gerek arka, ya utana ya korka.  Kardeşi olsun isteyen çocuğun,  kardeşine isim koyma hakkı da kendiliğinden doğuyordu.

İkinci durum ise ailenin çocuğu istemesi ama ilk çocuğun, kendine ortak istememesi idi ki bu durumda kardeşine isim koyma şansı ona verilerek, kardeşini kabullenmesi ve ısınması sağlanıyordu. Doğru bir davranış olarak kabul edilebilirdi: Benimsetmek adına. Kardeşlere nasıl isim buluyordu büyük kardeşler acaba? Cevabı çok basit idi ve tekti: Sevdikleri okul ya da yuva  (kreş) arkadaşlarının adı. Nadiren çocuk dizisindeki isimler akla geliyordu,  istisna cinsinden.

2- Aile ne istiyordu? Genelde kendi kültür-bilgi-zevk birikimin sonucu olan isimler seçiliyordu. Ama devreye internetten, isim sitelerinden isim aramak da sık olarak giriyordu.  Ancak internetten,   isim sitelerinden isim arayan ailelerin amacı çoğunlukla, az duyulmuş, anlamı güzel olan, nadir, modern(?), ilginç bir isim tespiti idi.  Burada bazen de düşüncenin temelini “özel-tek- farklı olabilmek” oluşturduğu için, hiçbir yerde duyulmamış, ilginç isimleri seçmek veya bulmak ya da ilginç isim oluşturmakta teşkil ediyordu. Ama insanların “özel” olup olmadığının kararını kişinin ailesi ya da kendisi değil çevresi vermeliydi. Ve yaptığı işlerle “özel” unvanı almalıydı. Kimse bunu düşünmedi. Dede Korkut’u da hatırlamadı.

Ana-babalar da her zaman ortak bir isimde anlaşamıyor ve çift isim ile çözüm arıyorlardı.  Eğer bir taraf baskın gelmezse ya da sonraki çocukta isim koyma hakkına razı olmazsa…

3- Çocuk isimlerinde büyükanne-dedenin fikri alınıyor muydu? Fikir alınmaktan ziyade, eğer gelenek varsa veya biri vefat etmiş ve hatırası yaşatılmak isteniyorsa, ya da hürmet olarak ata ismi çocuklara aktarılıyordu. Fikirleri ve onların isteği isim değil. Bu yöntemin iyi taraflarından birisi artık unutulmaya yüz tutmuş, eski romanlarda kalmış bir dolu ismin bu yöntemle yaşatılmasının mümkün olmasıydı. Burada aslında en sık kullanılan metot, büyükleri kırmamak, gönüllerini yapmak için, çocuklarına çift isim koyarak meseleyi çözmek oldu: Birisi onların isteği,  biri ana-babanın. Ama büyüklerin verdiği değil, ana-babanın verdiği isim ile çağrıldı genellikle çocuklar.

4-Çift isme nasıl bakıyorlardı? Çok değişkenlik gösteriyordu. Benim gibi (Göktürk Burak, Pamir Zeynep) dinî, millî birer isim koymak isteyenlerden ziyade aralarında seçim yapamadıkları iki güzel ismi ya da biri dede-ninenin isteği diğeri kendi istekleri olan iki ismi, nadiren de “çift isim büyük insanlarda olur, iki ismi olsun büyük adam olsun” düşüncesi ile koyuluyordu. Üç isim koyulduğu bile nadiren görülebiliyordu. Aslında üç ve üzeri isim âdeti batıda asilzade (!) aile çocuklarında vardı ve bunu düşünen-örnek olan aileler de mevcuttu.

5- Çocuklarına kardeşler arasında uyum olsun diye, ya da kendi isimleri ile benzerlik olsun diye isim seçenler de vardı: Burak-Buğra, Aycan-Dilcan, Aslıhan-Neslihan, Melek-Melike-Meltem-Merve, Burhan-Orhan, Ceylan-Ceyda…  Anne baba isimlerinden kısaltma ile parçalar alıp birleştiren, isim bulanlar da vardı ancak bu oldukça az uygulanan metotlardandı.  Can-Suna’nın çocukları Cansu, Esra ile Orhan’ın çocukları Esor,  Ayten ve Şinasi’nin çocukları Ayşin gibi…

Birleştirilerek yapılmış ve anlam ifade eden isimler de vardı, ancak çok sık görülmedi: Yurdaer, Yurdakul, Türkekul, Türkislam, Gökçetürk, Göksenin, Birtanem…

6- İsim seçme kıstasları nelerdi? Kriter aileden aileye değişiyordu ve ailenin fikrî-inanç yapısının dışında, hayattan beklentileri, hayata bakış açıları, geçmişle bağlantıları da etkili oluyordu.

Bir zamanlar ( on-onbeş yıl önce)  kızlarda “Nur”,  erkeklerde “Can”  eki çok moda olmuştu ve tüm isimlerde kullanılıyordu. Ama kulağa abes gelen hemen hemen hiç olmadı: Alican, Oğulcan, Keremcan, Dilcan… Elifnur, Ayşenur, Halenur, İlknur, Ecenur… Bunun modası şimdi neredeyse kalmadı.

“Han”  ilavesi de kız ve erkek çocuklarda oldukça yaygındı, azalmakla beraber bitmedi: Ayhan, Denizhan, Gülhan, Dağhan, Sühan, Gökhan, Neslihan, Aslıhan, Arzuhan…

Şah” ilavesi ise çok tutmadı: Gülşah, Neslişah…

İsmin kısa-kolay olması gerektiğini söyleyen aileler oldu. Hem yazılışı, hem okunuşu kolay olmalı, resmî işlemlerde sıkıntılı ve zaman alıcı olmamalıydı. Ayrıca bu isimler kulağa da hoş geliyordu: Can, Alp, Ali, Cem, Berk, Mert, Nur, Su, Kor, Cenk, Sim, Oya, Eda, Nil, Naz, Ege, Ece, Sarp…

Modern ama tabiatla barışık-içice isimler gündeme 70’lerde girdi ve çok sevildi tutuldu: Sarp, Kaya, Su, Duru, Berrak, Şelale, Deniz, Güneş, Toprak, Çimen, Yosun, Pınar, Volkan, Doruk, Yonca, Cemre, Yaprak… Bu grubun içine coğrafi yer isimleri de ilave oldu ve yine çok tutuldu: Ege, Arda, Tuna, Dicle, Fırat, Aras, Göksu, Alara, Lara, Seben…

Alp eskiden de (Türk tarihî boyunca)   gözdeydi, hâlâ gözde ve gündemde: Gökalp, Dağalp, Alptürk, Alper, Alperen, Eralp, Sualp, Alper Tunga ve Alparslan…

Bazı isimler vardı ki hem modası geçmedi, hem sevildi, hem dinî özellikler taşıdı, hem de ailelerin klasik aile yapısına sahip olduğu fikrini hatırlattı: Zeynep, Elif, Hatice, Emine, Fatma, Ayşe, Ahmet, Mehmet, Ali, Hasan, Zehra, Mustafa, Ömer, Osman…

Hem güncel hem kısa, hem dinî mesaj veren isimler ise otuz yıl önce gündeme girdi ve çıkmadı: Merve, Sefa, Mina, Sina, Betül, Tuba, İrem, Buğra, Esra, Büşra, Şeyma, Kübra…

Çiçek isimlerinin modası hiç geçmedi. Ancak çiçeklerin cinsi değişti. Önceden gül, menekşe, karanfil,  çiğdem, lale, yasemin en çok seçilenlerdi, şimdi açelya, fulya, akasya, papatya, kardelen…

Duygulu, geçmiş aşklarını, sevdalarını, hicranlarını yaşamak isteyen ana babalar çocuklarına Kerem, Aslı, Leyla, Mecnun, Ferhat veya Gönül, Hicran, Gönülden, Meftun, Meftune… İsimlerini koydular. Genellikle çok lüks semtlerde oturmayan, Anadolu ruhunu yaşatmak isteyen aileler bu isimleri koymaya devam ediyorlar.

Çocuğun doğum günü eskiden de önemliydi; Bayram, Arife, Arif, Kadriye, Mevlüt, Ramazan,  Regaip, Miraç, Recep, Şaban… Şimdi de önemli (ama daha güncel): Cumhuriyet, Cumhur, Seçim, Kurtuluş, Hürriyet, Şevval, Eylül, Nisan, Yaz, Bahar, Hazan…

Modern(!) isimler de gündeme 70’lerde girdi ve devam etti:  İçinde ayrıca, sevgi unsuru olarak görülen, benimsenen  “m” eki ile beraber: Sinem, Ecem, İlkim, Özlem, Balım,   Çiler, Özge, İlke, Saygı, Evrim, Duygu, Rüya…

Gelecekte Türkiye’nin dağılıp yok olacağını, ya da Avrupa-ABD ile bütünleşmiş (!) olacağını düşünenler çocuklarına bir İngilizce bir Türkçe isim koydular, böylece çocuklarının geleceğini garantiye (!) aldılar. Bir tanıdığım da İskandinav ülkesinden olan hanımının, dinini de değiştirmemesi sebebiyle çocuklarına “biri sizden, biri bizden” dercesine Emil ile Emin adını verdi. Reklâm-film yönetmeni Sinan Çetin’de Hollandalı karısına olan sevgisini-aşkını ispat etmek için ondan doğan tüm çocuklarının ismini yabancı dilden koydu. Gazeteci Ayşe Arman’ın kızının ismi Alya imiş (anlamını bilmiyorum.) Sosyetede yeni doğum yapan birkaç aile hemen çocuklarının adını Alya koymuşlar (gazetelerden…). Zaten sosyolojik açıdan çok dikkat çekici bir konu da burada ortaya çıkıyor. Yıllar önce sevilen film-sinema sanatçılarının ismi,  çocuklara koyulurken, şimdi moda, sosyetenin çocuklarının ismini kendi çocuklarına koymak oldu… Derin, Tansa Duru, Lara, Alara, Ada, Deren, Durul, Eren, Bennu…

Bundan amaç, çocuklarının hayatlarının onlara benzemesini istemek mi,  o hayata kendilerinin imrenmesi mi, ya da biz de “onlar gibiyiz” mesajı vermek mi?  Tartışılabilir.

İdealist milliyetçiler ve sosyalistler çocuklarına Hilal, Ülkü, Kürşat, Oğuz, Selçuk yâda Devrim, Deniz, Yoldaş, Kurtuluş, Ulaş adlarını koydular. Ama Dede Korkut’u yad ettirecek şekilde, komünist, militan, Kürşatlar, oğuzlar da gördük.  Sıkı milliyetçi Yoldaş, Kurtuluş, Denizler, Barış’lar da… Uyuşturucu bağımlısı “İslâm” isimli sabıkalı da ( gazeteden)…

Modernite mi(?)  yabancı hayranlığı mı (?),  gerçekte başka millete mensubiyet mi(?) ya da “başkası olma” özlemi mi bilinmez, Yunan mitolojisinden çocuklarına isim seçenler de oldu: Paris, Atlas, Eros, Venüs, Simirna (Rumca İzmir)…

Ancak en tehlikeli oyun televizyondan icra edilmeye başladı. Dizilerdeki kahramanların (!) isimleri vasıtası ile Türkçe olmayan isimlere aşinalık kazandırılmaya, benimsetilmeye, hatta yaygınlaştırılmaya başlandı: Haziran gecesinin güzeller güzeli (!) kızı Havin, Doktorlar dizisinin idealist (!)  kızı Zenan,  Sihirli Annemdeki patron (!) Kendal ve diğerleri: Helin, Rojda, Rojin, Sidar, Baran, Jehat, Berfin…

İsimlere daha çok gurup dâhil edilebilir. Çocuklarımıza isim seçerken de daha farklı gerekçelerle isimler koyulabilir. Bunlar benim derleyebildiklerim. Ama adımız kimliğimiz. Dede Korkut’un geleneğini yaşatmadan kafamıza göre çocuğumuza isim seçsek ve bazen de mahcup olsak ta (korkak bir Savaş’ın, huysuz bir Sevgi’nin, komünist bir Kürşat’ın, ateist bir Mücahit’in olması gibi…)   isimler kültürümüzün ve ailemizin kişilik yapısının bir yansıması-aynası.

Aslında, çocuklarımıza koyduğumuz isimler gelecekte onlardan beklentimiz olan bir hayatın simgesi…

Çarpıcı bir örneği de TV’den aktarmak lazım. Gelin-kaynana yarışmasının birinde  “Kaynana Semra” ve oğlu “Ata” vardı. Ata yarışmanın bitiminden bir süre sonra şöhret bitip yalnızlık-parasızlık-kimliksizlik- oturmamış kişilik gibi unsurlar da eklenince bir otel odasında uyuşturucu kullanımı ile hayata veda etti. Basını da günlerce oyaladı. Anne Semra oğlunu kaybettiği için “şehit anası” muamelesi görmek arzusu ile devletten ev bile istedi.  Ata’nın soyadı ne idi hatırlıyor musunuz: Türk. Anne Semra, belki “Atatürk gibi olsun” düşüncesi ile adını “Ata” koymuş olabilir. Ama işin sonu farklı bitti ve Dede Korkut’u yeniden hatırlatırcasına “Ata Türk”ün hayatı otel odasında, organizatör olma sevdasına, uyuşturucu ile son buldu.

Diğer bir nokta:

İsim koyarken çocuklarımızın bu ismi yaşlılıkta da kullanacağını hesap etmemek de hiç olmaz. Sevgili Gonca bebeğimizin, 80 yaşına gelince buruşuk bir ihtiyar nine halinde iken “Gonca nine”   olması nasıl tuhafsa, benim gibi adı Filiz olan birinin de yine yaşlılıkta taze-sürgün- tomurcuk manasındaki “Filiz nine” olması da o kadar tuhaf. Sarp dedenin, Berk dedenin, eli bastonlu iki büklüm Doruk büyükbabanın durumu da aynı… Fidan’ın, Balım’ın, Aşkım’ın da…

Daha tuhafı ise adı Aşkım olan, Yosma olan arkadaşlarımıza yolda seslenirken akla karayı seçmek zorunda kalışımız…

Adımız kimliğimiz, adımız kültürümüz, adımız fikrimiz-zikrimiz, inancımız ve hayata bakış açımız. Kendi adımız, ana-babamızın; çocuğumuzun adı da bizim ruh aynamız…

Dede Korkut nerede? Biz neredeyiz? Doğru yerde miyiz?  Adımıza bakıp bize kızıyor mu, gülüyor mu, kınıyor mu?  Bilmiyoruz.

Adlarımız da tutturmuş bir yol, kültürümüz gibi, sürükleniyor. Kaybolmaya mı, toparlanmaya mı? Bilmiyoruz?

Ama en güzel ad doktorların koyduğu ad: Yeni doğmuş bebeğin adı: Ana- baba iradeyi eline alıncaya, kafa kâğıdı çıkıncaya kadar koyulan adı: Soyadı ile anılan ad: Yılmaz Bebek, Çetin Bebek… Kısacası “Türk Bebek”

 

 

 

 


Türk Yurdu Nisan 2008
Türk Yurdu Nisan 2008
Nisan 2008 - Yıl 97 - Sayı 248

E-Dergi: Ücretsiz

Sayının Makaleleri İncele