ASİMİLASYON VE DİL

Nisan 2008 - Yıl 97 - Sayı 248

         

        "En iyi entegrasyon, asimilasyondur" diyen bir Alman İçişleri Bakanı’nın ülkesinde, Köln kentinde Türkiye'nin Başbakanı, "asimilasyon, en büyük insanlık suçudur” deyince Alman siyasiler mikrofonlara, basın adamları kalemlerine sarıldılar. Hedefi ve anlamı gayet açık olan bu cümlenin şurasından burasından eğip bükmeğe, suçüstü yakalanmanın telâşıyla “borderline” türü davranış bozuklukları sergilediler. Ancak Başbakan'ın bu sözü, Almanya'nın bu ülkedeki Türk varlığına bakışı, niyetlerini kavrayışı ve elbette zamanlaması itibariyle "cuk" oturmuştu; ne tevile ihtiyacı vardı ne de yoruma. Bu söylemi “entegrasyon karşıtı” biçiminde lanse etmeğe kalkışanlar, Başbakan’ın aynı konuşmasında “Sadece yaşadığınız ülkenin dilini değil, onunla birlikte diğer birkaç yabancı dili de en iyi biçimde öğrenin” veya "İçinde yaşadığınız toplumların sosyal, siyasal ve ekonomik hayatına en aktif biçimde katılın” çağrılarını görmezlikten gelmenin kendilerini devekuşuna çevirdiğini, Türk Başbakanı’nın sözlerinde karşı çıkamayacakları kadar akılcı bir entegrasyon tanımlamasının yer aldığını fark edince işin içinden “Arena’da Seçim Konuşması” yakıştırmasıyla sıyrılmağa kalkıştılar; ne var ki çabaladıkça daha gülünç duruma düştüler.

Oysa Türklerin Alman toplumuna uyum sa
ğlayabilmeleri için bu güne kadar yeterli hiçbir girişimde bulunmadıklarını kabul ederek meseleye sosyolojik mantıkla yaklaşsaydılar, ikinci sınıf insan muamelesi görmekten, "Kristalnacht" türü yangınlara kurban vermekten bıkmış, bu ülkeye aidiyet duyguları iyice körelmiş Türk toplumunu, birlikte üretme ve yaşama istemiyle yeniden motive etmeleri mümkün olabilirdi. Bunu yapmadıkları gibi entegrasyon kavramının beyin kıvrımları arasındaki çözümlemesinin “eritme arzusu” olduğunu, Türk Başbakanı’nın öğretim dili Türkçe olan liseler açma teklifini topyekun “nein’layarak” göstermiş oldular. Oysa Almanya kendi dilini Goethe enstitülerini etkili biçimde yaygınlaştırarak dünyanın dört bir tarafında Almanya’nın ekonomik ve siyasal ağırlığını artırabilmek için elinden geleni ardına koymamakta, "Dış-Kültür Politikası" uygulamalarını "Almanya'nın 3. Direği" olarak nitelemekte ve bu anlayışla yürütmektedir.

 

        İşin ilginç yanı, Alman tarafının özellikle Türk liseleri kurulması düşüncesine karşı çıkarken ortaya koydukları gerekçelerinin gene Türklere yönelik "apartheit" kokusu yaymasıdır. Hıristiyan-Sosyal Birlik Partisi'nin (CSU) Genel Başkanı Erwin Huber"in "Bu uyum için zehirdir, gettolmaya ve Almanya içinde küçük bir Türkiye oluşmasına yol açar” sözleriyle özellikle bir önceki genel başkanları Edmund Stoiber’in her zaman ve zeminde Türkiye ve Türk karşıtlığına kilitlenme geleneğini sürdürmesi, bu partinin henüz ortaçağ Kilise sininin "Türkler geliyor!" öcüsüyle Avrupa halklarını avuç içinde tutma skolâstiğinden kurtulamadığının göstergesidir. FDP genel sekreteri Dirk Niebel, galiba eğitim kurumları ile askerî üslerin işleyiş, yöntem ve muhtevalarını birbirine karıştırıyor olmalı ki prensipte Türkçe eğitim veren okullara karşı olmadıklarını, ancak bunların Alman makamlarının denetiminde olmaları gerektiğini söylüyor. Almanya İçişleri Bakanı Wolfgang Schäuble ise konumu gereği “Bu Türkçe işi de nerden çıktı“ diyemediği için, lâstikli bir cümleyle Almanya’daki Türklerin çocuklarının Almanca öğrenmesi için daha fazla gayret göstermeleri gerektiğini söylüyor.

        Bu sayınlar, eğer gerçekten konunun öbür ucunda „Türkler“ olduğu için değil de eğitim biliminin, yabancılar sosyolojisinin sonuçları itibariyle böyle konuşuyorlarsa, bu alandaki bilgi birikimleri acınacak durumda demektir. Bu ülke kendilerinin ve bu ülkenin konuyla ödevli kurumları bulunduğuna göre, önce kaleme ya da mikrofona abanmadan küçük bir araştırma yapmaları gerekmez miydi? Yok, eğer ülkelerinin egemenlik haklarının zedeleneceği düşüncesindeyseler uluslararası hukukun “karşılıklılık ve emsal“ prensiplerini göz önünde bulundurmaları gerekmez miydi?

        Bazı Türkiye kökenli politikacı ve STK mensubu kişilerin konuya yaklaşım biçimleri ise düşünce yapılarının âdeta yılgınlık ya da beyin tutulması sendromundan muzdarip olduğunu haykırıyor. Oysa toplum önderliği iddiasında bulunan bu kişiler de Alman yandaşları gibi, yabancısı oldukları bu tür konularda görüş belirtmeden önce uzmanların, meselâ “iki dilli büyüme/ iki dilli eğitim“ hakkındaki fikirlerini alma, ya da en azından yazdıklarını okuma zahmetine katlanmalıdırlar. Hatta onlar, oki seçim dönemlerinde Türk kökenli seçmenlerden de medet ummaktadırlar, öyleyse kökendaşlarının geleceğinin söz konusu olduğu durumlarda, Alman düşüncedaşlarından biraz daha fazla çaba sarf etmelidirler.

        "Bizdenliklerdeki" mantık düşmesini göstermesi bakımından SPD’nin Federal Meclis Milletvekili ve bu partinin İslâm politikaları sözcüsü Lale Akgün'ün “Ben çocukların bedenen burada, fikren ve ruhen ise Türkiye’de olmalarını istemiyorum” deyişinin "En iyi entegrasyon, asimilasyondur," mantığından farklı bir tarafı mı var? Dil fikrin de ruhun da yuvasıdır. Bir dili, o dille rüyâ görecek biçimde özümsemiş bir insan, artık o dile ruh veren kültürün ait olduğu toplumun kimliğinde erimiş bir bireydir. Bir diğer "bizdenlik" örneği de Almanya Türk Toplumu Başkanı Kenan Kolat'ın mantığında beliriyor. Bu arkadaş, bir kriminal-sosyolog edasıyla “Bu öğretmenler Türkiye’deki çocukların eğitimi için eğitim görmüşlerdir, Almanya’daki çocukların eğitimi için değil” çıkışıyla Amerikan’ın İngiltere’den bağımsızlığını haykıran koloni önderleriyle benzeştiğini bile fark edemiyor.

        Eğer Türk futbol takımlarını çalıştıran yabancı antrenörler, yıllarca "Gitmesek de gelmesek de o köy bizim köyümüzdür" şarkısıyla yetiştirildikleri için oradaysalar, diyecek bir şeyim yok! Bu noktada aklıma takılan bir başka soru da A’dan Z’ye bütün kontracıların Almanya’da yıllardır faaliyet gösteren ve her yıl bir yenisi açılan Yunan liselerine, hatta ilk ve anaokullarına, aynı gerekçelerle neden karşı çıkmadılar da Türkçe liseler söz konusu olunca neden ayağa kalktılar? Eğer Almanya’daki Yunan liselerinde ders veren, Yunanistan'da eğitim almış öğretmenler, Türk öğretmenler gibi değiller; ya da Yunan çocukları fikir ve ruh olarak birer Alman gibi dünyaya gelirler mantığından hareket ediliyorsa, doğrusu böyle düşünenlerin şahsında, üniversitelerin antropoloji ve psikiyatri bölümleri mükemmel birer sosyal-laboratuar deneğine kavuşacak demektir. Umarım ki bu sakat mantıktan hareket eden bir savcı çıkıp “Yunanlı -zalim ana ve babaların- çocuklarını ruhen ve fikren Yunanistan’a sürgün edişlerini“ dava konusu etmez.

        (EK: Yukarıda isimlerini de verdiğim her türden kişiler ve bu yazıyı okuyanlar arasında Almanya’da Yunan liseleri bulunduğundan habersiz olanlar; ya da benim yeni bir “Türk-Yunan Anlaşmazlığı“ yaratmak için gerçek olmayan bir iddiada bulunduğumu düşünenler çıkabilir. Bu yüzden, Yunanistan ve Almanya arasında yapılan bir anlaşma ile yönetim ve denetimleri bölgelerindeki Yunanistan konsolosluklarına ait olan ve denklikleri “abitür" statüsü içeren Yunan liselerinden, ilk ve anaokullarından, belirleyebildiklerimin adresini burada yazmayı da boynumun borcu sayıyor ve yukarıda adı geçen bilumum zevata armağan ediyorum.

        Sözlük:

        Griechisch: Yunan, Yunanca. Kindergarten: anaokulu. Grundschule: ilkokul. Realschule: ortaokul. Lyzeum, gymnasium: lise.)

Griechische Ergänzungsschule
Essener Str. 1
40476 Düsseldorf

Griechische Realschule
Goethestr. 20
44147 Dortmund

Griechisches Goetheschule
Schulstr. 15
45699 Herten

Griechisches Lyzeum Köln
Aachener Str. 443
50933 Köln

Griechisches Gymnasium Köln
Aachener Str. 443
50933 Köln

Griechisches Lyzeum
Sedanstr. 18
58507 Lüdenscheid

Griechisches Lyzeum
Kolpingstr. 4
63739 Aschaffenburg

Griechisches Lyzeum (Hedlf)
Hedelfinger Str. 163
70329 Stuttgart

Griechisches Lyzeum
Gerhart-Hauptmann-Str. 7
71229 Leonberg

Griechisches Lyzeum in Neustadt
Ringstr. 24
71336 Waiblingen

Griechisches Lyzeum
Königsallee 57
71638 Ludwigsburg

Griechisches Lyzeum
Martin-Luther-King-Str. 26
73037 Göppingen

Griechische Schule u. Gymnasium
Schulstr.


Türk Yurdu Nisan 2008
Türk Yurdu Nisan 2008
Nisan 2008 - Yıl 97 - Sayı 248

E-Dergi: Ücretsiz

Sayının Makaleleri İncele