GÜNEŞ OPERASYONU

Nisan 2008 - Yıl 97 - Sayı 248

 


        

 PKK, 2007 sonbaharında terörist eylemlerini çok boyutlu olarak artırmıştır. Ankara’da Ulus semtinde patlayan bombadan sonra Kolej semtinde bir otoparkda bulunan 300 kiloluk bomba PKK’nın kitlesel katliamları göze aldığını göstermiştir. Ancak patlamayan bombaları terör eylemi olarak algılamayan Türk devleti ve kamuoyu  7 Ekim 2007’de Gabar’da operasyon yaparken şehit edilen 12 komando ve 21 Ekim 2007’de Hakkari/Yüksekova/Dağlıca köyü mevkiinde şehit edilen 12 komando haberi ile ayağa kalkmıştır. Duygusal bir boşalma yaşayan Türk halkı teröre ve arkasındaki güçlere karşı 1984’den buyana görülmeyen bir tepkiyi ortaya koymuştur.

Tepki sadece Türkiye ile sınırlı kalmamış, Avrupa Türklüğü ile birlikte, Makedonya Türklerinden Azerbaycan’a Azerbaycan’dan Afganistan Türklerinin General Raşit Dostum ile dile getirdiği tepkiye kadar geniş bir alana yayılmıştır. Hükümet ve basın halkın yayılan sağduyulu millî tepkisini yasaklar ve sansürler ile denetim altında tutmaya çalışştır. Basındaki bir bölümü haklı endişeler bir yana bırakılacak olur ise AKP hükümetinin halkı bastırmaya yönelik tepkilerinin kökeninde bu seferde Kuzey Irak’a ve PKK’ya yönelik etkili bir önlem içinde olmama çizgisi vardır.  Başbakan Erdoğan Dağlıca saldırısının olduğu gün 21 Ekim’de önce ABD’nin Türkiye’den 72 saat istediğini ve 72 saat sonra Türkiye’nin harekete geçeceğini söylemiş sonra “konuyu 5 Kasım’da Başkan Bush ile konuşacağını“ söyleyerek, PKK ve Barzani/Talabani’nin yüreğine su serpmiştir. 

Saldırılardan sonra kamuoyunun baskısı altında MGK’nın aldığı Kuzey Irak’a yönelik, özellikle ekonomik ambargoyu kapsayan önlemler, derhal hükümet tarafından sulandırılmaya başlanmıştır. İlk alınması gereken Zaho, Dohuk ve Reşadiye’nin elektiriğinin kesilmesi önlemine Enerji Bakanı Hilmi Güler, “Biz elektriği PKK’ya değil, Irak’a satıyoruz ve yıl sonuna kadar sattığımız elektrik miktarını artıracağız“ açıklamasını yapmıştır.[1]

Oysa, Bakan Güler’in elektrik sattığı Irak’ın Kuzeyinin yöneticilerinin PKK’ya her türlü yardımı yaptığı teknik istihbarat ile (film, fotoğraf, ses bandı) tespit edilmiş ve MGK’da Genelkurmay Başkanı tarafından hükümete sunulmuştur. Diğer bir ifade ile Hilmi Güler ve AKP hükümeti asker kanı ile siyaset yapmakta ısrar etmektedir. AKP hükümeti Habur sınır kapısını kapatmamak konusunda da ısrarcıdır. Hükümet sözcüsü Cemil Çiçek ise AKP hükümetinin Kuzey Irak halkına değil de Barzani ve Talabani aşiretlerine ekonomik ambargo uygulamayı düşündüğünü açıklamıştır. Bu mümkün olmayan ve hükümetin mümkün olmadığını bildiği bir husustur. Barzani ve Talabani bölgelerinin sadece siyasi değil, ekonomik olarak da hakimleridir. Onlara ayrı ambargo uygulamak mümkün değildir.

Başbakan Erdoğan ise 5 Kasım’da Bush ile yaptığı görüşmeden sonra Türkiye’nin Kuzey Irak’a yapacağı bir askeri operasyonu büyük ölçüde anlamsızlaştırmıştır. Gerçi, ABD’nin vereceği istihbarat ve PKK’ya karşı KDP’li peşmergelerin alacağı önlemler paketi devreye sokularak, PKK’ya karşı tam bir biriliktelik sağlandı imajı çizilmeye çalışıldığı ise de gerçek böyle olmaktan çok uzaktır. Öncelikle ABD, engelleyemeyeceğini anladığı noktada AKP hükümetinin zaafını kullanarak, Türk sınırötesi operasyonunu denetimi altına almıştır.

Bu süreçte basın da kullanılarak ciddi bir algılama yönetimi yapılmıştır. Televizyonlar günlerce peşmergelerin gündüz karayollarında yaptıkları araba bagajı kontrolları ile PKK’ya karşı ne kadar “şiddetli önlemler“ aldığını göstermek için çabalamıştır. Oysa gerçek çok farklıdır. PKK’lılar bir çok yerde peşmergenin denetim ve yol göstericiliğiyle Türkiye’nin baskısı ile Irak’ın değişik köşelerine dağıtılmışlardır. Örneğin sadece Telafer’de gece elektrikler kesilerek, Sincar istikametine 300 PKK’lı terörist götürülmüştür. Bu aşamada PKK’nın ortadan kaldırılması söz konusu değildir. Çünkü hem ABD’nin İran’a karşı PKK/PJAK’a, hem de Barzani ve Talabani’nin PKK’ya, Türkiye’ye karşı henüz ihtiyaçları devam etmektedir.

1 Aralık- 16 Aralık Kara-Hava Operasyonları

17 Ekim 2007’de TBMM’den K. Irak’a sınır ötesi operasyon için yetki alındıktan tam 47 gün sonra AKP hükümeti yetkiyi Genelkurmay Başkanlığına devretmiş ve 1 Aralık günü Türk Ordusu K. Irak’a 2002 sonrasındaki ilk sınırötesi operasyonunu yapmıştır.[2] Bunu 16 Aralık’ta gece Kandil Dağı’ndaki PKK hedeflerine yapılan hava saldırısı, 18 Aralık’ta 700 komandonun 5 kilometre derinlikteki PKK hedeflerine verdiği baskın ve 23 Aralık 2007’de öğlen saatlerinde Türk uçaklarının PKK kamplarını vurması izlemiştir.

Basındaki “Cumhuriyet tarihindeki en büyük operasyon“ şeklinde yapılan abartılı izahları bir yana bırakırsak, derhal yapmamız gereken tespitler şunlardır. Türkiye, ABD’nin sınırlarını ve süresini çizdiği bir operasyon süreci gerçekleştirmektedir. Bu bir yandan zaaftır. Ancak öte yandan Türkiye, ABD’yi böyle bir sınır ve süreyi kabul edecek kadar zorlayabileceğini ortaya koymuştur. Bu da göstermektedir ki Irak krizi Ankara tarafından  daha iyi yönetilse idi Türkiye daha etkili sonuçlar da alabilirdi.

16 Aralık operasyonu teknik anlamda çok faydalı, geliştirilmiş bir tatbikat niteliği de taşımaktadır. Türk hava kuvvetleri böyle bir tatbikatı zaten yapmak zorundaydı. Tatbikat gerçek hedeflere karşı yapılınca operasyon olmuştur. 16 Aralık operasyonunun faydası sadece ölen PKK’lı sayısı ile ölçülemez. Operasyon, bu tür bir operasyonun değerini bilen bütün bölge ülkelerinin askeri karar alıcılarına ve dolayısıyla  siyasi karar alıcılarına da bir mesaj niteliği taşımaktadır. Aralık operasyonlarını Türk Silahlı Kuvvetleri’nin Hakkari, Siirt ve Çakırsöğüt komando ve jandarma komando tugayları ile Kuzey Irak’taki PKK hedeflerine 21-29 Şubat 2008 tarihleri arasında düzenlenen sınırötesi harekât izlemiştir.

Güneş Harekâtı (21-29 Şubat 2008)

 Türk ve Amerikan Genelkurmay Başkanlığı ile değişik seviyelerde ön görüşmelerinin yapıldığı bir dönemden sonra “Güneş Harekâtı” başlamış, 21 Şubat’ta  üç tugay, takriben dokuz bin asker Kuzey Irak’taki PKK kamplarına savaş uçakları ve savaş helikopterleri desteğinde girmişlerdir. Harekâta operasyonun yapıldığı coğrafya itibarı ile Türkiye’den zırhlı birlik desteği verilmemiştir. Harekâtın ilerleyen aşamalarında Türk Ordusu’nun Kuzey Irak’ta konuşlu zırhlı birliklerinin ilerleyen komando birliklerine  sınırlı desteği olduğu ifade edilmekle birlikte henüz bu konuda ciddi bir bilgi yoktur.

           Harekât esas itibarı ile karadan yürüyen birliklelerle helikopter ile indirilen birliklerin hava kuvvetleri ve savaş helikopterlerinin desteğinde icra ettiği bir gece operasyonu olmuştur. Harekâtın ilk gününde Türk birliklerinin çok büyük bir birlikle Irak’a ve bütün PKK kamplarına operasyon düzenlediği intibaı basınında yayın desteği ile verilmiştir. Bu PKK’nın psikolojik baskı altına alınmasına yardımcı olmuştur. Türk elektronik savaş birlikleri de PKK’nın telsiz ve iletişim sistemi üzerinde baskı uygulayarak haberleşmesini engellemişler ve böylece PKK’nın operasyonun ilk aşamasında belirsizlik içinde kalması sağlanmıştır.

        Değişik PKK kampları vurulmakla birlikte, Türk operasyonunun siklet merkezini Zap Kampı  oluşturmuştur. Hava Kuvvetleri Avaşin ve Baysan bölgelerini de vurmuştur.[3] Harekâtın kış koşullarında yapılmasına rağmen PKK üzerinde tam bir sürpriz etkisi yaratmadığı ve PKK’lı teröristlerin böyle bir saldırıyı beklediği doğrultusunda bilgileri vardır. Buna rağmen, kış koşulları Türk birliklerine değişik açılardan büyük bir üstünlük sağlamıştır. Bunları şu şekilde  özetlemek mümkündür. 1)PKK, karda etkisini kaybeden ve uzaktan patlatılması zorlaşan uzaktan kumandalı tuzak düzeneklerini kuramamış ve kullanamamıştır. 2) Türk birlikleri modern orduların sahip oldukları kış donanımı ile -15 derecede ve gece görüş dürbünleri ile savaşırken, PKK’lı teröristler, ilkel şartlarda coğrafyanın verdiği avantajı kullanmaya çalışşlardır.

        Malatya, Diyarbakır ve Merzifon’dan kalkan dört savaş filosu 50 adet F 16 ve modernize edilmiş


Türk Yurdu Nisan 2008
Türk Yurdu Nisan 2008
Nisan 2008 - Yıl 97 - Sayı 248

E-Dergi: Ücretsiz

Sayının Makaleleri İncele