Akkoyunlu Türkmen Döneminin Minyatür Çalışmaları

Ağustos 2014 - Yıl 103 - Sayı 324

        Akkoyunlu Türkmenleri döneminde (1467- 1500) İran minyatür sanatı en güzel ve parlak dönemlerinden birini yaşamıştır. Aslında Türkmen minyatür üslubu önceki Timurî üslubunun üzerine kurularak geliştirilmiş ve sonraki Safevî dönemine aktarılmıştır.

         

        Akkoyunlu Türkmen minyatür çalışmaları, genellikle Tebriz ve Şiraz’da meydana gelip, Hamse-i Nizami ve Büyük Kafalı Şehname vb. gibi önemli musavver kitaplarıyla bilinmektedir.

         

        Bu eserler minyatür tarihinde kendine özgü tarzlarıyla kaybolmayacak izler bırakmışlardı. Dolayısıyla onların üzerinde kapsamlı ve özel araştırmalar yapılacak kadar değerli olduklarının inancındayım.

         

        Doktora tezimin konusu “İran Minyatürlerinde Savaş Sahneleri” olduğundan, Akkoyunlu minyatürlerinin savaş sahnelerine de değinip geçmiştim, ama bu alanda daha geniş bir çalışma yaparak o dönemdeki bütün faaliyetleri göz önüne alma fikri, yeni bir çalışma isteğini uyandırmıştı. Nitekim bu makalede o dönemin bütün minyatür faaliyetleri genel bir şekilde ele alınmıştır. Araştırmacının kendisinin Türkmensahra Türkmeni olması da bu döneme merakla yaklaşmasına sebep olmuştur.

         

        [gid]186[/gid]

         

         

        Akkoyunlu Sarayında Minyatürün Yeri

         

        Akkoyunlu Türkmenler hükümetinin kökü Timurlu döneminin sonuna dayanmaktadır. Karayülük Osman, 1403’te Diyarbakır merkez olmak üzere Akkoyunlular devletini kurmuştur[1]. 1447 yılında Şahruh’un vefatından sonra Timurlular arasında iç savaş baş gösterdi. Bu dönemde İran coğrafyası bazen Timurluların, bazen de Türkmenlerin istilasına uğradı. Buna bağlı olarak sanatkârlar da kimi zaman Türkmenlerin, kimi zaman Timurluların saraylarında çalışmışlardır. Ancak 1450- 1460 yılları arasında Türkmen hükümdarların kontrolü altında bulunan Tebriz, Şiraz ve Bağdat’taki saraylarının, Timurluların elindeki Herat sarayına göre daha huzurlu olmasından dolayı sanatkârlar da istedikleri çalışma ortamlarını Türkmen saraylarında bulabilmişlerdir.

         

        1453’te Kara Yülük Osman’ın torunu Uzun Hasan Diyarbakır’ı ele geçirip, Akkoyunlu Devleti’nin büyük hükümdarı olmuştur[2].

         

        1466’da Uzun Hasan, Karakoyunlu Türkmen hükümdarı Cihan Şah’ı öldürüp devletini ele geçirmiştir. Uzun Hasan bir yıl sonra Tebriz'i başkent ilan ederek Akkoyunlu Türkmenleri İmparatorluğunu kurmuş ve orada sanatkârların çalışmalarına imkân sağlayan Heşt Behişt Sarayı'nı yaptırmıştır.[3]

         

        Uzun Hasan 1469’da Timurluları Karabağ’da yendikten sonra, birçok sanatçıyı Şiraz’daki atölyeye davet etti. Sultan Halil’i de buraya vali olarak atadı. Bu dönemde minyatür sanatında büyük ilerleme kaydedilmiş, şöhretli sanatçılar ortaya çıkmıştır.

         

        Uzun Hasan, Tebriz'de yaptırdığı Heşt Bihişt Sarayı'nın duvarlarını resimlerle süsletmişse de kitap resmi sanatına fazla önem vermemiştir. O dönemden kalan tek tasvirli kitap, oğlu Halil vasıtasıyla yaptırılarak, Uzun Hasan’a sunulmuştur.

         

        Uzun Hasan, çok sayıda eseri ve bu arada Kur’an-ı Kerimi Türkçeye tercüme ettirmiştir[4]. Uzun Hasan döneminde Akkoyunlu Sarayı'nın dışındaki sanat hamilerinin tasvirli elyazmaları hazırlattıkları görülmektedir. Kâtip Şerefeddin Hüseyn’in Şirvan'da hazırladığı Divân-ı Aşar bunlardan birisidir. Bu divanı Türkmenlerin hâkimiyetini resmen tanıyan Şirvan hâkimi Faruk Yasur'ın yaptırttığı bilinmektedir. Hazar Denizi yakınında önemli bir ticaret merkezi olan Şirvan şehri, bu dönemde Türkmen sanatçıların toplandığı bir kültür merkezine dönüşmüştür.

         

        Uzun Hasan 1478’de öldükten sonra, Akkoyunlu devleti yıkılmaya yüz tuttu[5]. 1507’de Akkoyunlu devleti ortadan kaldırıldı.

         

        Türkmen emirleri her şeyi merakla karşılayarak yeni bulgular peşindeydiler. Özellikle de minyatür sanatı onların ilgisini çekmişti. Onlar bir yandan büyük sanatçıların yapıtlarını saraya kazandırmakta, diğer yandan da usta sanatçıları yeni minyatür eserlerini yaratmaya teşvik etmekteydiler. Bu gayretlerin sonucunda birbirinden kıymetli yeni yeni eserler ortaya çıktı.

         

        Akkoyunlu sultanları arasında minyatür sanatına en fazla önem verenler Sultan Halil ve Sultan Yakub’tur.[6] O dönemden kalan tasvir ve nüshalar Uzun Hasan ve oğullarının hat ve resimde yaygın olan adet ve tarzları kullandıklarını belgeler. Söz konusu resimlerin çoğu bugün İstanbul Topkapı Sarayı Müzesi’nde, murakkalar içerisinde yer almaktadır.

         

        Sultan Yakup, babası Uzun Hasan gibi âlim ve sanatkârları korumuş hatta kendisi de Türkçe ve Farsça şiirler yazmıştır[7].

         

        Akkoyunlu emirleri, 16. yüzyılın başlarına kadar, Horasan hariç İran'ın tüm bölgelerini ellerinde bulunduruyorlardı. Türkmenler Timurluları örnek alarak, Tebriz, Bağdat ve Şiraz'da oluşturdukları atölyelerde yerli ve yabancı sanatçıları çalıştırmışlardır. Bu sanat atölyeleri Herat okulunun etkisi altında, değişik özellikleri olan eserleri ortaya çıkarabilmiştir. Bu eserlerdeki minyatürlerin belli özelliği, küçük ağız ve burunlu, keman kaşlı dairevi çehreli, şişkin figürler olarak tanımlanır.[8] (Resim 1)

         

        Uzun Hasan'ın oğullarından Şiraz valisi Halil, babasının ölümünden sonra tahta geçmiş olsa da (1478) Uzun süre saltanat sürmemiş, aynı yıl kardeşi Diyarbakır valisi Yakub tarafından öldürülmüştür. Ancak Halil'in Şiraz valiliği döneminde onun himayesiyle Şiraz'da minyatür sanatının büyük gelişme gösterdiği belirlenmiştir. Onun döneminde Şiraz'ın eyalet karakteri gösteren üslubu geliştirilmiş, Timurî Herat etkisinin de hissedildiği orijinal bir tasvir üslubu doğmuştur. Bu üslup Sultan Halil'in ölümünden sonra da Şiraz'da hazırlanan çok sayıda minyatürlü eserin tasvirlerinde devam etmiştir.

         

        İnsan çiziminde oranlı vücutlar, küçük bedenler ve ince boyunlar üzerinde büyük kafalar, bu dönemin özelliği olarak Türkmen dönemi minyatüründe iz bırakmıştır. Parlak renkler, Çin motifli bulutlar ve ateş çiçekleri, 15. yüzyılın son çeyreğinde oluşan Türkmen resminin özellikleri olarak bilinmektedir. Türkmenlerin Şiraz’ı fethetmesinden sonra bu şehrin saray dışı resim sanatında da değişikler ortaya çıkmıştır.

         

        15. yüzyılın sonlarına doğru çok sayıda resimli kitabın yazılıp satışa çıkarılmasıyla, Şiraz’daki Türkmen resmi de kendine özgün tarzı benimsemiştir. Süssüz sade çizimler ve kompozisyonlar, nispeten sade mimariler ve doğal manzaralar o dönemin değişik çalışmalarında bulunmakla beraber, “Ticari” adıyla bilinen bir tarzın ortaya çıkmasına neden olmuştur. Bu çalışmalar zengin zümrenin yaptırdığı şiir divanlarına kıyasla, daha düşük bir kaliteye sahipti. Ancak bulunan tasvirlerin ifade gücü ve konu anlatımı hiç de eksik değildi. Genelde Şiraz’da yapılan eserler Türkmen tarzının İran Türkiye ve Hindistan’da yayılmasına yol açmıştır.

         

        9. yüzyılın sonlarına ait Türkmen minyatürü Herat minyatürleriyle karşılaştırıldığında, Türkmen minyatürlerinin daha duygusal olduğu görülür. Hâlbuki Timurlu resimleri mantıksal ve akıllıcadır.

         

        Akkoyunlu döneminde hazırlanan eserlerden birkaçını Divân-i Cami, 1. Hamse-i Nizami, 2. Hamse-i Nizami, Hamse-i Husrev Dehlevi, Mihr ü Müşteri, Albüm Resimleri vb.[9] şeklinde sıralayabiliriz.

         

         

        Yarım Kalmış Nizami Hamse’sinin Tamamlanması

         

        Bu güne ulaşan Akkoyunlu minyatürleri, genelde Sultan Halil ile kardeşi Sultan Yâkub'un himayelerinde yapılmıştır. Karakoyunlu Hükümdarı Pîr Budak tarafından ısmarlanan yarım kalmış bir Nizâmî Hamse'si Sultan Halil'in Şîraz valiliği döneminde tamamlanmıştır.

         

        Eserin on iki minyatürü, araştırmacıların ‘'kumral üslûb'' dedikleri bir tasvir tarzında yapılmıştır. Zarif figürlerin sarışın-kumral tonlarda işlendiği, manzara ve mimari öğelerin dekoratif bir tarzda yansıtıldığı bu üslûbun daha ziyade çeşitli koleksiyonlarda korunan Assâr, Attâr, Fettâhî ve câm’ı gibi yazıların kitaplarında uygulanmış olduğu belirlenmiştir.[10]

         

         

        Sultan Halil’in Yaptırdığı Hamse-i Nizami

         

        Akkoyunlu devri minyatür sanatının en güzel örneklerinin bulunduğu eser Sultan Halil tarafından ısmarlanan, ancak onun ölümünden sonra tamamlanan bir başka Nizâmî Hamse'sidir.

         

        886 H./1481'de Abdürrahim el-Yakübî tarafından Tebriz'de tamamlanan bu eser 19 minyatür içerir. Bunların Safevî devrine ait birkaç tanesi dışında kalanların devrin ünlü sanatçılarından Derviş Muhammed ve Şeyhî tarafından yapıldığı kayıtlıdır. Bu yazmadan alınma 3 minyatür de Londra'da Unger koleksiyonunda bulunmaktadır.

         

        Şeyhî yazmanın Heft Peyker kısmındaki 7 minyatürü resmileştirir. Heft Peyker'e kadar olan iki mesnevi de (Hüsrev ve Şirin ile Mahzen el-Esrar) Derviş Muhammed'in 10 minyatürünü içerir. Safevî devrinde ise bunlara 5 minyatür daha eklenmiştir ve 16. yüzyılın ilk çeyreğindeki Safevî resim üslubunu göstermesi bakımından ilginçtir.[11]

         

        Bu yapıt Timurlu dönemi resimleriyle Safevi tarzı arasında bir nokta olarak bilinmektedir. Onun bir sayfasında, kitabın başlangıçta Babür Baysungur (ölümü 1482) için hazırlandığı, sonra Akkoyunlu Sultan Halil’in eline düştüğü ve onun, bu eseri babası Uzun Hasan için tamamlanmasını emrettiği kayıtlıdır. 1503’te Halil’in vefat etmesiyle kitap kardeşi Yakup Bey’in eline geçmiştir. Sultan Yakup döneminin resimleri, Şirvan’da şiir kitaplarına yapılan resimlerle kıyas edilemez bir farklılık taşımaktadır. Ancak iki çalışmadaki ince uzun vücutlar ve boyunlar birbirine benzerdir. Türkmen resim sanatının en gelişmiş son hâlini burada görmek mümkündür. Bu kitap o dönemin usta sanatçıları olan Şeyhi ve Derviş Muhammet tarafından 1501-1507 yılları arasında tasvirleşmiştir. Canlı renkli hayalimsi manzaralar bu sanatçıların aradıkları niteliklerdendir. Yapıtlarında manzara insana göre daha önem taşıyarak ön plana çıkmakta, sungur taşların uçları insan ve hayvan yüzüne benzemektedir. Yere tamamen rengârenk çiçekler ve bitkiler serilmiştir. Pınarlar (ırmaklar), ter taze ağaçlar, kıvrık bulutlar ve öten kuşlar manzaraya cennet havasını vermektedir.

         

        Çenk çalan melekler ve bahçıvanlar gibi unsurlar ise Celayirli döneminde ortaya çıkan ve Türkmenler döneminde yaygın hâle gelen yeniliklerdendir (Resim 2).

         

        Hamse’nin bu ve diğer resimleri, göz kamaştırıcı renk karışımı, yeni kompozisyonlar ve yaygın olan veya olmayan unsurları bir araya getirmesi bakımında, Herat’ın özlü resimlerine göre daha ilgi çekicidir. O güzelliklerden birisi Şirin sarayı içindeki mavi gök (gece) ile saray dışındaki ışıklı (gündüz) arasındaki zaman farkının renk ve ışıkla ayrıt edilmesidir.

         

         

        Şiraz Nakışhânesi

         

        Akkoyunlu döneminin Sultanî karakterdeki her iki Hamse’sinin yanı sıra, Sultan Halil'in 1478'de Tebriz'de tahta çıkışından sonra Şiraz atölyelerinin çalışmalarını yansıtan pek çok yazma vardır.

         

        Sultânî karakterli göz alıcı üslûbun dışında Akkoyunlu hâkimiyetindeki Şîraz'da daha sade bir üslûp da ortaya çıkmıştır. Firdevsî'nin Şêhnâme'si, Nizâmî'nin Hamse'si ve Ahmedî'nin İskendernâme'si gibi eserlerin resimlendiği Şîraz Nakkaşhânesi'nde kalıplaşmış, sağlam kompozisyonlu Karakoyunlu üslûbunu sürdüren bir tarzın benimsenmiş olduğu görülür.

         

        “15. yüzyıl Akkoyunlu Şiraz atölyelerinde hazırlanan yazmalardaki minyatürlerde kalıplaşmış, sade bir üslup görünür. Belli hikâyelerin kalıplar manzara ve figürlerdeki ufak tefek farklara, motiflerin azalıp çoğalmasına rağmen tekrarlanır. Bu üslup Topkapı Sarayı Müzesi’nde bulunan H.1496 no.lu 1463-64 tarihli Karakoyunlu Şehnamesi’nin üslubudur. Yine aynı koleksiyonda bulunan H.1515 no.lu 1478-79 tarihli H.1507 no.lu 1494 tarihli R.1542 no.lu 1494 tarihli, H.1491 no.lu 1495 tarihli H.1508 no.lu 1496 tarihli ve H.1478 no.lu tarihsiz Şehname yazmalarındaki minyatürler, Karakoyunlu devrinden miras alınan üslubun 1460-1500 yılları arasında çok az farklarla uygulanmasını gösterir.[12]

         

        Akkoyunlu Türkmenleri döneminde hazırlanan Şehnâmelerde genelde daha önceki dönemlerde işlenen konuların yeniden, ama Türkmenlere özgü özellikler ile işlendiği dikkati çeker.

         

         

        Büyük Kafalı Şehnâme

         

        Akkoyunlu Türkmen Sultanı Yakub'un 1490'da ölümünden sonraki döneme ait Türkmen geleneğindeki Firdevsî Şehnâme’si nüshalarından biri Gilan hâkimi Sultan Ali Mirza için hazırlanmıştır. 1494 tarihli olan bu nüsha iki cilttir (TIEM 1978 ve İÜK, F. 1406).[13] Bu Şehnâme Farsça, talik hatla, cetvelli sayfalarla, iki sütun, 23 satır ve 282 sayfadır. Bu şehnâmenin birinci cildi Türk ve İslâm Eserleri Müzesi koleksiyonunda, ikincisi ise İstanbul Üniversitesi Kütüphanesi’ndedir. Şehnâmenin içindeki minyatürler renk ve planlama açısından aynı, ancak insan figürleri açısından iki ayrı tip özelliği taşımaktadır. Birinci tip minyatürlerdeki tüm insan figürlerinde başlar vücutlara oranla daha büyük olarak yapılmıştır; dolayısıyla bu Şehnâme İslâm resim literatürüne “Büyük Kafalılar” adı ile geçmiştir. İkinci şehnâmedeki insan figürlerinde ise başlar vücutlarla uyumlu olarak yapılmışlardır. Bu Şehnâme; cildi, serlevha tezhipli başlangıcı ve minyatürleri ile Timurlu kitap sanatının dorukta olduğu bir dönemde, 1475-1500 yılları arasında, hazırlanan Herât merkezinden uzakta Şiraz’da yapılmıştır. Türkmen üslubunda olan bu çalışma belki de ticari amaçlarla kitap üretimi yapan atölyelerden birinde yapılmıştır.[14]

         

        Onlardan bir örnek Resim 3’te görülmektedir. Feriburz’un, Keyhusruv’un yanına gidişini gösteren bu resimde kafalar abartılı biçimde büyük yapılmıştır. Bu resimlerin renk kullanımı ve çizgi mahareti, Türkmen döneminin ticari işlerine göre daha dikkatli ve maharetlidir.

         

         

        Haverân Nâme

         

        Akkoyunlu Türkmenleri döneminde hazırlanmış olan eserlerden biri sayfaları çeşitli koleksiyonlara dağılmış durumdaki Haverân Nâme'dir (1476).[15] Eserin minyatürleri Ferhad adındaki bir ressama mal edilmektedir. Haverân Nâme, ibn-i Hisam-i Yusefi’nin Firdevsi Şehnâme'sine benzer şiir vezni ile yazdığı, Hz. Ali'nin maceralarını konu alan kitabıdır (1427). Bu eserden 145 tasvir günümüze ulaşmıştır. Bunlardan 130 adedi İran (Tahran Dekoratif Sanatlar Müzesi)’da ve 45 adedi Batı ülkelerinde bulunmaktadır. Eserde anlatılan maceralar; Hazret-i Ali, Malik-i Aştar ve diğer arkadaşlarının seferleri ve düşmanları ile yaptığı savaşlarla ilgilidir. Maceralarda Şehnâme’de olduğu gibi, gerçek ve hayal birbiriyle iç içedir. Tüm maceralar Hâverân adındaki efsanevi bir ülkede gerçekleşmektedir. Minyatürlerinden birinde Hazret-i Ali, Rüstem gibi ejderle mücadele ederken tasvir edilmiştir. Bir başka minyatürde ise şeytanı (Res.4)[16] esir almaktadır. Bu resimlerin sanatçısı Ferhad, yeni kompozisyonlar yapabilmiş olmasına rağmen aynı zamanda, Türkmen döneminin ticari üslubunun etkisi altındadır. Ressam açık ve parlak renkleri iyi kullanmıştır. Onun iri kafalı figürlere sahip üslubu, 15. yüzyıl sonlarına doğru hazırlanan bazı eserlerde benimsenmiştir.

         

         

        Sonsöz

         

        Minyatür sanatının en parlak dönemlerinden birini yaşatan Akkoyunlu devrinde, iki farklı noktada; biri Tebriz diğeri Şiraz atölyeleri olmakla beraber, farklı üsluplar ve çalışmalar ortaya çıkmıştır. Biri son derece zengin renkli ve dekoratif bir saray üslubunu, diğeri ise sade ve tekrarcı bir üslubu temsil etmektedir. 16. yüzyıl başında bu iki üslubun da yeni bir anlayış içine girerek, Safavî atölyelerinde kaynaşıp eridiği görülecektir.

         

         


        


        

        [1] Kemalettin Kuzucu, “Akkoyunlular Devleti”, Türk Tarih ve Kültür, Yayın Lisans Yayınlıkları, İstanbul, 2009, s. 208.


        

        [2] İbrahim Kafkasoğlu, “Türk Dünyası El Kitabı”, Türk Tarih Kurumu Yayınevi, Ankara, 1976,  s. 884.


        

        [3] Sheila R Canby, “Persian Painting” , New York, Thames and Hudson İnc, 1993, s. 26.


        

        [4] Kemalettin Kuzucu, a. g. e., s. 210.


        

        [5] İbrahim Kafkasoğlu, a.g.e., s. 884.


        

        [6] a.g.e., s. 26.


        

        [7] Hakkı Dursun Yıldız, “Müslüman Türk Devletleri Tarihi”, İslam, Tarih, Sanat ve Kültürün Araştırma Vakfı- (İSAR), İstanbul 1999, s. 215.


        

        [8] Sheila R Canby, a. g. e., s. 70.


        

        [9] Filiz Çağman, – Zeren Tanındı: “Topkapı Saray Müzesi İslam Minyatürleri” İstanbul, Tercüman Sanat ve Kültür Yay, 1979, s. 26-28; Norah. M, Titley, “Persian Miniature Painting and its Influnece on the Art of Turkey and India”, the British Library Board, London, 1983, s. 66.



        

        [11] İnal Güner, “Türk Minyatür Sanatı”, Atatürk Kültür Merkezi Yayını- sayı:63, Ankara, 1994, s.157.


        

        [12] İnal Güner, a. g. e., s. 158.


        

        [13] B. W. Robinson: “Fifteenth- Century Persian Painting, Problems and Issues”, New York- London, 1991, s. 38.


        

        [14] “Türk ve İslâm Eserleri Müzesi”,  Akbank Kültür ve Sanat dizisi: 70, 2002, s. 226.


        

        [15] Basil Gray: “Persian Miniatures From Ancient Manuacripts”,  Fontana Unesco Art Books, Italy, 1962. s. 104- 107; B. W. Robinson, a.g.e., s. 38-39.


        

        [16] A.g.e., Resim 85.

         

         

         

         

         

         


Türk Yurdu Ağustos 2014
Türk Yurdu Ağustos 2014
Ağustos 2014 - Yıl 103 - Sayı 324

E-Dergi: Ücretsiz

Sayının Makaleleri İncele