HATIRALARDA KALMASIN DİYE II

Mart 2008 - Yıl 97 - Sayı 247

 

          Önceki yazıda, Dursun Önkuzu’nun şehadetinin ardından Türk Ocağı binasının işgali üzerine Sayın Cumhurbaşkanımızı ziyaretimizi kısaca hikâye etmiştim. Bu yazıda biraz daha önceye, ilk ziyaretimize temas edeceğim.

                                               *     *    *

          Asistan olduğum Fen Fakültesi solcu öğrencilerin işgali altındadır. Milliyetçi öğrenciler üniversiteye sokulmamaktadır. 1970 yılının Mayıs ayının ilk günleriydi. Beni ziyarete gelen Fizik öğrencisi Mustafa Dikici (şimdi profesör) üst kata çıkan merdivenlerde kıstırılmış, aşağıdan ve yukarıdan çapraz ateşe tutulmuştu. Silâh sesiyle koridora fırladım. Matematik bölümünün yaşlı bir öğretim üyesine olaya müdahale etmesini istedim. O içeri kaçtı. Mustafa vuruldu. Feryat etti. Öldürüldüğü düşünülerek ateş edenler kaçtı. Ama Mustafa yaralı idi. Hastaneye götürüldü. Merdiven başının tenha olduğunu görerek delil olan boş kovanları toplamaya başladım. Ancak ateş edenler de geri döndü. Bileğimi yakaladı. Elimdekileri bıraktım. Odama gittim. Biraz sonra, diğer asistan arkadaşlarım Tahsin Nuri Durlu ve Şuayip Üşenmez de benim yanıma geldiler. Olayı kendilerine anlatırken koridorda gürültü duyduk. Oda kapısını kilitledik. Arkasına masaları çektik. Kapı vuruldu, zorlandı. Oda ikinci kattaydı ve orta avluya bakıyordu. Etrafı bina ile çevriliydi. O yüzden atlayıp kaçmak mümkün değildi. Olay sonunda fakültede dekan, yardımcıları vs. kimse kalmamıştı. Sonunda Ankara Emniyet Müdürü İbrahim Ural’a ulaştım. Kendisiyle daha önce başka bir olay vasıtasıyla tanışştım. Kendisine üç asistan mahsur kaldığımızı, fakültede hiçbir yetkilinin bulunmadığını ve kurtarılmayı beklediğimizi söyledim. O zaman, üniversite yetkilileri davet etmezse, cinayet bile işlense, üniversiteye polis giremezdi. O yüzden İbrahim Bey gelemeyeceklerini söyledi. Ben, bütün mesuliyeti üstlendiğimizi söyledim ve bazı ilâve konuşmalardan sonra bizi fakülte dışına çıkarmak üzere polis göndermeye karar verdi. Bu arada sürekli kapı zorlanmaktaydı. Artık Rektör de üniversiteyi terk etmişti.

 

           80-100 civarında polis geldi. Etten koridor meydana getirdiler ve bizi dışarı çıkardılar ve doğru Kızılay’daki Ankara Gazeteciler Cemiyetine götürdüler. Basın toplantısı hazırlamışlar ve bizi gazetecilerin karşılarına oturttular. Olayı anlattık. Üniversite yetkililerinin biz ölüme terk ettiğini, polisin kurtardığını, kendilerine müteşekkir olduğumuzu söyledik. Bizim bu açıklamalarımız üzerine Rektör de, Dekan da polisi suçlayamadı.

 

          Bundan sonra Fakülteyi işgal eden solcu öğrenciler o günlerin moda tabiriyle “forum” düzenlediler ve bir profesör, üç asistanın fakülteye sokulmayacağını kararlaştırdılar. Karar akşam haberlerinde TRT’de yayınlandı.

 

          Rahmetli Dündar Taşer bu olay bahanesiyle, üniversiteye sadece öğrenciler değil öğretim elemanlarının da sokulmadığını gerçeğini Cumhurbaşkanına arzetmemiz için bir randevu temin etti. 15 Mayıs l970’te ilk defa köşke çıktık. Olayları anlattık. Kendisi de bize o sırada İstanbul’da yaptığı üniversite ve yurt ziyaretini ve intibalarını anlattı. Güzel intibalar değildi. Sonra, silahımız olup olmadığını sordu. Ruhsatlı silahımız olmadığını, ruhsatsız da taşıyamayacağımızı söyledik. Himmet ederse, birer ruhsatlı silâh sahibi olmak istediğimiz belirttik. Ankara Valisi Rahmetli Ömer Naci Bozkurt’a talimat verdi. Bizimle birlikte diğer fakültelerdeki milliyetçi asistan arkadaşlarımız da ruhsatlı silâh sahibi oldular. 12 Mart l971’e kadar fakülteye öyle, silahlı, gittik  ve geldik.

 

           Bu ziyaretimizde, üniversitedeki işgali ve yöneticilerin işgalciler karşısındaki aczini göstermek bakımından yukarıda zikredilen olaydan ve tertip edilen forumdan sonra toplanan Fen Fakültesi Profesörler Kurulu Kararını örnek olarak sunduk. Aşağıda Cumhurbaşkanına mektubun ekinde sunduğumuz Profesörler Kurulu kararı dikkatle incelenirse görülecektir ki; üniversiteler işgalleri ve öğretim hakkının ihlâlini üniversite muhtariyetine bir tehdit olarak kabul etmemekte, işgale göz yummayı muhtariyetten tâviz saymamaktadırlar, fakat işgalin kaldırılması için devletten yardımı muhtariyeti ihlâl olarak görmektedirler. Ayni şekilde kararın 2. v e 3. maddesinde görüldüğü gibi büyük bir acz içinde yönetimi işgalcilere terk ettiklerini itiraf etmektedir. Her türlü tedbirin alınmasının kendi görevleri değil, işgalcilerin öğrencilerinin himmetinden medet ummaktadırlar.

 

          İşte bugün mâsumiyetine destanlar yazılan öğrenci olayları devletin böyle teslim alınması olayıydı.

         

        “Muhterem Cevdet SUNAY

                                  CUMHURBAŞKANI

         Üniversitelerimizdeki hareketler uzun zamandan beri milletimizin, istikbalinden endişelenmesine sebebiyet vermektedir. Bir avuç anarşist, üniversitelerimizi kendi tekellerinde tutmak istemekte, kendileri gibi düşünmeyenleri fakültelere sokmamaktadır. Öğrencilerin en tabii hakları olan “serbestçe öğrenim yapma” hürriyetlerini kısıtlamaktadırlar. Basın ve TRT’nin olayları Sağ-sol talebe kavgası şeklinde göstermesi ilgililerin üniversitelerde cereyan eden olayların ciddiyetini tam kavrayamamaları, dolayısıyla efkâr-ı umumiyeye karşı verdikleri beyanlarında “endişeye mahal yoktur” demeleri anarşistlerin cüretlerini arttırmalarına meydan vermektedir.

 

         Bizce Türkiye Cumhuriyeti Devletinin bekâsına kasteden bu hareketlerin efkâr-ı umumiyece doğru değerlendirilebilmesi için, Devlet Başkanı olarak Zâtı Âli’nizin bizzat mesele üzerine eğilmesinde sayısız faydalar vardır. Bu sebeple durumun ve kavganın gerçek yüzünün sizce mâlum olduğunu bilmemize rağmen Devletimizin mâruz kaldığı tehlikelere karşı alınacak tedbirleri bizzat hatırlatmanızı sağlamak bakımından gerekli müracaatın Zât-ı Âli’nize yapılması gerektiği kanaatindeyiz. Binaenaleyh bu muhtırayı sunuyoruz.

 

         Muhterem Cumhurbaşkanımız;

 

         Üniversitelerimizde cereyan eden olaylar bir sağ-sol talebe kavgası değildir. Sol hareketler plânlı ve programlıdır. Mâlumunuz olduğu üzere, üniversitelerde ilk boykot ve işgaller kitap meselesi, yönetmelik meselesi, burs ve kredi meselesi gibi mâsum talebe istekleriyle başlamıştı. Bu meselelerden bazıları halledilmiş, bazıları da henüz halledilememiştir. Halbuki bugünkü olaylarda “Düzen Değişikliği”, “Nato’ya Hayır”, “Üstlerden arınmış federatif Kıbrıs” gibi Türkiyenin iç ve dış politikasını hedef alan ve içte rejim değişikliğini gerektiren, dışta da blok değiştirmeyi icabettiren sloganlar kullanılmakta ve sizce de mâlum olan komünist rejimin kavgası yapılmaktadır. Bu kavgayı yapanlar devletimizin bekâsına kastetmiştir. Son bağımsız Türk Devletini parçalamayı hedef almıştır. Bunlar kendilerine “Devrimci” adını veriyorlar. Efkâr-ı umumiye de “Sol” diyor.

 

         Bir de bunların niyetlerini idrak etmiş, her ne pahasına olursa olsun, Türk Devletinin yıkılmasını, parçalanmasını önlemek isteyenler var. Yâni milliyetçiler, bizler... Bize de “sağ” deniyor. O halde bir kavga mevcutsa bu sağ-sol talebe kavgası değil, Devletimizin varlık-yokluk kavgasıdır.

 

         Halbuki bugüne kadar cereyan eden olayların hiç birini milliyetçiler çıkarmamıştır. Bütün anarşist hareketleri yapanlar “Sol” denen gruptur. Derse giderken arkadaşlarımızı kurşun yağmuruna tutmuşlardır. Yine laboratuara giren arkadaşlarımızı iyice dövmüşlerdir. Bütün bu olaylar basında “Sağcılar falan fakülteyi bastı” diye çıkmıştır. Arz ettiğimiz gibi tamamen hilâf-ı hakikattir.

 

         Üniversitelerdeki olayların kaynağını tespit bakımından Amerika’nın Kamboçya’ya saldırısının akabinde bütün dünyada olduğu gibi, memleketimizdeki çeşitli fakültelerde de ardarda düzenlenen ve düzenlenecek olan tel’in toplantılarına da dikkatinizi çekeriz.

 

          Öte yandan üniversitelerdeki bu olaylarla ilgili olarak tedbir alması gerekenlerin ilki olan üniversite yetkilileri tam bir acz ve korku içindedirler. Birkaç tipik misalle kanaatimizin doğruluğunu ifade edelim.

 

         4 Mayıs günü A.Ü. Fen Fakültesi’nde bir talebenin vurulmasından ve üç asistanın** tecavüze uğramasından sonra 7 Mayıs günü toplanan Profesörler Kurulunda bir profesör “Polise karşı alerji var, bari jandarma çağıralım” teklifini yapınca, hemen diğer bir profesör, ayni zamanda yönetim kurulu üyesidir. “Hiç bir şey çağıramayız, böyle bir durumda talebeler fakülteyi başımıza yıkar.” Cevabını vermiştir. Bunun üzerine hiçbir profesör ayni konuya tekrar gelmek cesaretini gösterememiştir. (Profesörler Kurulunun 497 sayı ve 7.5.1970 tarihli kararları eklidir.)

 

         Bu karar la açıkça görülüyor ki, Fakülte Profesörler Kurulu üniversitenin bir çıkmaza sokulduğunu kabul etmelerine rağmen tedbirlerin de hiç bir yetkisi olmayan ve anarşinin kaynağı saydıkları öğrenci örgütleri tarafından alınmasını istemektedirler ki bu kendi korkularının ifadesidir. Ayrıca anarşiye taviz vermektir. Hırsızdan bekçilik, caniden asayişin sağlanması istenmektedir.

 

         Öte yandan kararda geçen “özerklikten taviz vermeme” hususuna da dikkatinizi çekeriz. Özerkliği zedeleyici davranışta bulunduğu kabul edilen talebelere her türlü taviz verildiğine göre, burada Türkiye Cumhuriyeti Devletine ve onun Hükümetine karşı taviz vermeme söz konusudur. Özelikle bu hususa dikkatlerinizi çekeriz.

 

         Yine Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi Dekanı 4 Mayıs günkü olaylarla ilgili basın ve TRT’de neşredilen beyanatında “Dekanlığı sağcı öğrencilerin kurşunladığını “ ifade etmişti. Kendisiyle bu hususu görüşen arkadaşlarımıza aynen “Ben Dekanlığın kim tarafından kurşunlandığını bilmiyorum. Sadece  ‘kurşunlandı’ dedim. Sağcıların kurşunladığı hususunu TRT kendisi uydurmuş” dediği halde, Solcu öğrencilerden çekindiği için tekzip dahi edememiştir.

 

         Muhterem Cumhurbaşkanımız;

 

         Bir sol ihtilal başlamıştır. Devletimizi yıkmak isteyenler ilk hedef olarak üniversiteleri seçmişlerdir. Üniversitelerin muhtariyetini de yanlış tefsir ederek efkâr-ı umumiyeyi baskı altında tutmak istiyorlar. Bunun için öncelikle, kendilerinden olmayanları sindirmeyi ve derslere sokmamayı gerçekleştirmeye çalışıyorlar. Yine Fen Fakültesi Öğrenci Örgütünün yayınladığı bir bildiri ile 13 Mayıs günü yapılan forumda alınan kararlar bu hükmümüzün delilidir. Forum kararları ayni gün saat 19.00 ajansıyla devletin radyosunda da yayınlanmıştı. Bu kararla bir profesör, 3 asistan ve bazı öğrencilerin fakülteye sokulmayacakları ifade edilmekteydi.***

 

Bu safha başarıldıktan sonra sıra bazı meselelere gelecektir. Nitekim Ulucanlar esnafından haraç istemişler, haraç vermek istemeyeni iyice dövmüşler ve silahla tehdit etmişlerdir. Bu durum tehlikenin büyüklüğünü anlatır kanaatindeyiz.

 

         Netice olarak ifade edelim ki; gerek üniversite ilgilileri, gerekse diğer ilgililer meseleyi izah etmeye çalışğımız tarzda henüz idrak edememiş durumdadırlar. Zât-ı Âli’nizden gerek efkâr-ı umumiyenin, gerekse ilgililerin dikkatlerini çekmenizi ve gereken tedbirlerin alınmasına emirlerinizi saygılarımızla arz ederiz.” 17 Mayıs 1970

 

* Dr. Türk Ocakları İstanbul Şubesi Başkanı

        

        **  Bu asistanlar Cezmi BAYRAM, Şuayip ÜŞENMEZ, Tahsin Nuri DURLU’dur.

        ***Prof. Dr. Cengiz ULUÇAY, Asistanlar Cezmi BAYRAM, Şuayip ÜSENMEZ ve Tahsin Nuri DURLU   

         

        EK- Fen Fakültesi Profesörler Kurul Kararı                              

         

        Toplantı Sayısı : 497

        Karar Sayısı        :

        Karar Tarihi      : 7.5.1970

         

                    Karar:  Öğrenci örgütlerinin bilerek veya bilmeyerek Özerk Üniversiteyi yıpratıcı nitelikteki davranışlarda bulunmaları Üniversitemizi bir çıkmaza götürmektedir.

         

                    Fakültemiz Profesörler Kurulu daha önceki bildirilerinde de belirtildiği gibi, Üniversite özerkliğinden hiç bir taviz vermeksizin çeşitli akımlar karşısındaki tarafsızlığını muhafaza etmekte kararlıdır.

                    Bu Açıdan:

         

1- Öğrenci örgütlerinin ister Üniversite dışında, ister üniversite içinden gelebilecek tahriklere kapılmama sorumluluğunu duymalarını,

2-  Öğrenci örgütlerinin, Anayasamız çerçevesi içindeki bütün fikir ve düşünceleri en hür ve serbest bir şekilde tartışılabilmesini sa


Türk Yurdu Mart 2008
Türk Yurdu Mart 2008
Mart 2008 - Yıl 97 - Sayı 247

E-Dergi: Ücretsiz

Sayının Makaleleri İncele