AYDINLANMANIN VE REFORMUN ÖNCÜ SAİKİ OLARAK BOGOMİLİZM AKIMI

Mart 2008 - Yıl 97 - Sayı 247

 Bu makalemizde asıl üzerinde duracağımız ve vurgulayacağımız konu Bogomilizm’dir. Bizim buradaki temel tezimiz 16.yy.daki Luther’in öncülüğünü yaptığı Protestanlık hareketinden evvel, 11ve12.yy. da iyice beliren Bogomilizm akımının kökeninde etnik olarak Türk unsurların ve dinsel olarak Müslümanlığın da izlerinin bulunduğu olacaktır. Ancak meselenin daha iyi anlaşılması açısından evvela kısaca Aydınlanma ve Reform kavramları hakkındaki bilgilerimizi tazelemenin yararlı olacağını düşünüyoruz. Felsefe tarihi kitaplarında 18.yy.a, yani 1700’lü yıllara Aydınlanma çağı, bu yüzyıldaki filozof ve düşünürlerin etkisiyle oluşan felsefeye de Aydınlanma felsefesi denilmektedir. Bu kavram üzerindeki tartışmaları bir yana bırakırsak, Aydınlanmanın genel kabul gören bazı özelliklerini; eleştiri, akılcılık, kiliseye karşı çıkma ve deneye önem verme şeklinde sıralayabiliriz. Tarihsel ve sosyolojik açıdan büyük fikir ve felsefe hareketleri birden bire meydana geliveren olaylar olmayıp birbiriyle sıkı bir şekilde bağlı olan sosyal, edebî, ilmî bir takım olaylar toplamının evrimi ile yakından ilgilidir. Bu açıdan 1450-1600 yılları arasına denk düşen Rönesans düşüncesinin sonradan ortaya çıkan Aydınlanmaya önemli etkisi olmuştur. Rönesans İtalya’da başlayıp 15. ve 16. yy.da Kuzey Avrupa’ya doğru yayıldı. Rönesans insanı, doğa ile kendi arasındaki bütün perdeleri kaldırarak, hem doğaya hem de kendine yeni bir gözle bakmak, doğayı ve kendini yeni bir gözle incelemek isteyen insandır. Doğal olarak Rönesans yeni bir Tanrı görüşüne de yol açmıştır. Felsefe ve teknoloji zamanla teolojiden ayrıldıkça, yeni bir Hıristiyan dindarlık türü gelişmiştir. Buna bağlı olarak Rönesans’la birlikte bireyci bir insan görüşü ortaya çıktı. Bu görüş inanç dünyasını da etkiledi ve insanın Tanrı ile olan bireysel ilişkisi, kurum olarak Kilise ile ilişkisinden çok daha önemli görülmeye başlandı. Ortaçağ Katolik Kilisesi’nde ayin dili Latince idi. Bundan dolayı İncil’i yalnızca rahipler ve papazlar okuyabiliyordu. İşte Rönesans’tan itibaren İncil çeşitli dillere çevrilmeye başlandı. Bu ise Reformasyon için son derece önemli idi. Bunun başını çekenlerden birisi bilindiği üzere Luther (1483-1576) olmuştur. Luther günahlarının bağışlanması için Katolik Kilisesine para ödemek istemediği için kiliseden ayrıldı ve dahası Tanrı’nın affını kazanabilmek için kilisenin ya da kilise rahiplerinin aracılığına gerek olmadığını söyledi. O, Rönesans Hümanistlerinin sanat ve kültürün antik kökenlerine dönmeyi isteyişi gibi, “Yalnızca Kutsal Kitap/Sola Scriptura” diyerek Hıristiyanlığın köklerine geri dönmek gerektiğini vurguluyordu. Böylece herkes İncili okuyabilecek, herkes kendi kendisinin rahibi olabilecekti. Luther’in attığı bu adım Avrupa için, ağzına kadar dolu olan bardağı taşıran son damla olmuştur. Çünkü Katolik Kilisesine karşı genel bir hoşnutsuzluk her yanı kaplamış bulunuyordu. Bu şekilde Protestanlık akımı ortaya çıkmıştır.   Papaz Bogomil, Bogomilizm’in Doğuşu ve Gelişimi Dinler Tarihi cihetinden bakıldığında, tarihte resmî Ortodoks Hıristiyanlığı tehdit eden hareketlerin ilkine Maniheizm, sonuncusuna da Protestanlık demek mümkündür. Bu ikisi arasında özellikle Ortaçağ boyunca etkili olmuş, Doğu’da ve Batı’da müntesipler toplamış olan bir dinî hareket de Bogomilizm’dir. Bogomiller, Hıristiyanların kendilerine karşı Haçlı Seferleri düzenledikleri bir heretik Hıristiyan akımı olması yönüyle ilginç bir örnek teşkil etmektedir. Bogomilizm, heretik bir mezhep olup Bulgar Çarı Peter (927-969) zamanında Bulgaristan’da ortaya çıkmış, 10. ve 11. yy.da, özellikle Bulgaristan ve Bosna Hersek olmak üzere Balkanlar’da yayılmış, Fransa, İtalya ve Batı Avrupa’da etkili olmuş, Katolik ve Ortodoks Hıristiyanlığa muhalif inançlar benimsemiş olan bir Ortaçağ heretik akımıdır. Kurucusu bir Ortodoks Bulgar papazı veya keşişi olan Bogomil’dir ve “Tanrı’nın sevdiği, Tanrı’nın sevgilisi” anlamına gelmektedir. Ne gariptir ki düşmanları bunu; “Tanrı’nın düşmanı” demek olan “Bogonomil”e çevirmişlerdir. Bazı kaynaklarda hareketin kurucusu Bogomil’in Makedonya’nın Bogomil köyünde doğduğu bilgisine rastlanmaktadır ki Makedonya o dönemde Bulgaristan’ın sınırları içerisinde bulunuyordu. Bogomillerle ilgili ilk temel kaynaklardan olan Cosmas’ın “Sermon against the Heretics” adlı risalesinde şu bilgiler verilmektedir: “Gerçek imanlı Çar Peter’in krallığı döneminde Bogomil (Tanrı’nın sevgilisi) isimli bir papaz yaşamıştır. Hâlbuki ona Bogunemil (Tanrının Laneti) demek daha doğru olurdu. Bulgaristan topraklarında heretik söylemi ilk başlatan o olmuştur.” Türkiye’de Bogomilizm konusunda ciddi araştırmaları bulunan merhum Tayip Okiç, Bogomilizm’in Balkanlar’da ve özellikle Bosna Hersek’te yayılışıyla ilgili olarak iki görüş ileri sürmektedir. Bunlardan birincisi, bölgede özellikle Bizans’ın temsil ettiği Ortodoks Hıristiyanlığa soğuk bakan halk arasında Bogomilizm’in çok yaygın olduğudur. Arap İslam kaynaklarına dayandırdığı ikinci görüşü ise, Sarı Saltık ve kolonisinden iki yüzyıl kadar önce gelip bu bölgede yerleşmiş olan İsmailî denilen Müslüman Başkırtlar’ın ve Müslüman Arap misyonerlerinin faaliyetleridir. Bir kere Sarı Saltık’ın temsil ettiği İslam’ın buralarda yayılmasından önce Bogomilizm’in yerel Hıristiyan halk arasında bir ölçüde yaygın olduğu biliniyor. Bogomilizm, Bizans ve Balkanlar’da kilise, devlet, edebiyat, din ve folklor alanlarında etkili olmuştur. Tarihçilerin en çok merak ettikleri konu ise; Bogomilizm’in bir fay hattı gibi Doğu’dan Batı’ya doğru yüzyıllarca etkili olması ve Ortaçağ’da küresel bir iz bırakmasıdır. Bogomilizm’in doğup gelişmesinde değişik dinî, tarihî, ekonomik, askerî vb. etkenlerin rol oynadığı ifade edilmelidir. Aslında 7.yy sonlarında Anadolu’nun İran’a yakın bir coğrafyasında Pavlikanizm/Pavlosçuluk adı altında ortaya çıkmış olan bu hareket, zamanla Batı Anadolu’ya ve oradan da Bulgaristan, Makedonya ve Bosna Hersek’e kadar genişlemiştir. Bir Hıristiyan sapkınlığı/heresisi sayılan Bogomilizm’in kökeni ve inançları kesin olarak saptanabilmiş değildir. Ancak birçok araştırıcı ve bilim adamının nezdinde bu hareketin Doğu ve Anadolu kökenli olduğunda şüphe yoktur. Bogomillik hareketinin ilk köklerini Gnostisizm’de ve 3.-4. yy.da Akdeniz havzasındaki Hıristiyanlıkla yarışır hale gelen Maniheizm’de gören araştırıcılar çoğunluktadır. Buna göre bir kısım araştırıcı onun Maniheizmden türediğini ileri sürerken, diğer bir kısım ise Adoptianizm**den kaynaklandığını düşünmektedir. Düalist fikirler Fransa ve İtalya’ya 11.yy.da ulaşmıştır. Bu fikirler Katharlar, Albigenler, Patarenler, Torbeshi(Torbacı), Kudugeri ve Babunlar gibi değişik adlarla 12.yy.ın ikinci yarısında gelişip serpilmeye devam etmiştir. Bu düalistler 13. yy.ın başlarında Fransa’dan silinirken İtalya’da 14. yy boyunca var olmuşlardır. Birçok kişi bunlara “Batı heretikleri” demekte ve aynı zamanda kökleri Bulgaristan’a dayandığı için de “Bulgar heretikleri” adı verilmektedir. Dünyanın diğer yerlerindekinin aksine Balkanlar’ın Müslümanlaşması Türk kültürü aracılığıyla olduğundan, buna İslamlaşma değil Türkleşme (Turcenje) adı da verilmiştir. Nitekim Türk tarikatlarının tarihte ve günümüzde bölgede ne kadar etkili oldukları bilinmektedir. Balkan Yarımadası’na İslamiyet üç farklı zaman diliminde, birkaç yoldan yayılmıştır. 7. ve 13. yy.lar arasında Yarımada’nın kuzeyinden inen Bulgar, Oğuz, Peçenek ve Kumanlar vasıtasıyla; 1292’den itibaren Anadolu üzerinden giren Selçuklular aracılığıyla ve 1336 ve 1354 yıllarında yine Anadolu’dan akınlar yapan Osmanlı Türkleri yoluyla. Balkanlar’da hızla yayılan, hatta etkileri İtalya’ya kadar uzanan Bogomilizm, sadece Ortodoks Hıristiyanlığın etki alanları içinde değil, aynı zamanda Katolik alanlarda da yaygınlaşmış ve birbirine düşman bu iki büyük Kilise örgütlenmesinin her ikisi tarafından da dışlanmıştır. Sonuçta, yeni gelen sûfi inançlara sahip Türk savaşçılar ile Bogomiller arasında rahatça iletişim kurulmuştur. Çünkü sûfi inançlar da Sünnî İslam’dan farklı olarak düalist bir evren bilgisine sahiptirler ve bunların kültürel kökleri de Zerdüştlüğe, Maniheizme ve yine düalist Şamanizm’e uzanmaktadır. Öte yandan, bazı tarihî belgeler İspanya’nın Kordoba şehrinden “Saqaliba” adında Fas’lı halifelerden bir grubun Balkanlar ve Filibe’deki Slavlarla bağlantılı olduklarını zikretmektedir. Nitekim Batı’da Aryüsçülüğün yok olmasından sonra uzun bir süre herhangi bir heresinin görünmemesine rağmen Adoptianistlerin 8. yy. başlarında İspanya’nın “Mozarabic*** (Müsta’rib) kilise geleneği içerisinde doğması bize göre İslam etkisinin yabana atılamayacak derecede olduğunu göstermektedir. Çünkü Mozarabic litürji ilk dönemlerden 11. yy.a kadar İspanya Kilisesi’nin ayin usulü olarak uygulanmıştır. 679 yılında Hunlarla yakınlıkları olan bir Türk Tatar kabilesi olan Bulgarlar, Asparuk Han’ın liderliğinde Rusya steplerini aşarak Tuna civarına yerleşmiştir. Türkler burada 6. yy.dan itibaren değişik yerlerden gelen Slavlarla karşılaşmış ve bu iki ayrı ırkın bir arada kaynaşmasından da Bulgar milleti oluşmuştur. Doğrusu Türkler sayıca daha az olmasına rağmen gelenekleri ve organizasyonlarıyla Slavları etkilemiş ve değiştirmiştir. Sonuçta bölgede Slavlardan ve Türk kökenli Bulgarlardan müteşekkil bir yapı oluşmuştu. Nitekim eski Türkçe’de “Bulgar” kelimesi “karıştırmak” veya “karıştırılmış” anlamına gelmektedir. Malum olduğu gibi Peçenekler 8 ve11. yy.da, önceleri Balkaş gölü civarında, aşağı Sır Derya ile İdil (Volga) boylarında, sonraları güneydoğu Avrupa ve Balkanlar’da yaşamış olan göçebe bir Türk kavmidir. Peçeneklerle ilgili en eski bilgiler 745 tarihli Tibetçe bir belgede (Be-ça-nag) pe-ça-naglar, şeklinde Uygur, Karluk ve Türgişler ile birlikte zikredilmektedirler. Peçeneklerin bir kısmı, 11. ve 12. yy.larda Macaristan’da, bazı zümreleri ise güneydoğu Avrupa, Balkanlar ve Anadolu’da yerli unsurlar ile karışarak müstakil ulus yapısını kaybetmiştir. Burada yerli unsurlarla karışarak Slavlaşan bu Peçenek bakiyesi unsurlar Hazarların Musevi olmalarına benzer tarzda Katolik ve Ortodoks Hıristiyanlığın mücadele alanı olan bölgelerinde Asya’dan getirdikleri Manici Bogomilliğe sığınarak direnmeye çalıştılar. Bogomil Boşnakların içlerinde büyük oranda Slavlaşmış Peçenek unsurların bulunduğu ve Maniheizm’in, Bogomil mezhebi olarak Avrupa’ya Peçenekler vasıtasıyla ulaşarak yeniden kendini ifade ettiğini söyleyebiliriz. Hatta daha da ileri giderek Boşnak adı ile Peçenek adı arasında ilinti kurmak da mümkündür. Peçeneklerle yoğun temas halinde olan Macarlar, Peçenekleri “Basenyö”, Bisseni” diye adlandırmışlardır ki, her iki isim arasındaki benzerlik hemen fark edilmektedir. Türklerin din tarihine baktığımızda 8. yüzyılda Uygur Türklerinin resmî dini Maniheizm’dir ve bu inancı 12. yy.a kadar sürdürmüşlerdir. Bulgaristan ve Balkanlar’daki Bogomil akımlar büyük ölçüde Maniheizm kökenlidir. Boşnaklar, Türklerin o bölgelere gelişine kadar Ortodoks ve Katolik Hıristiyanlık karşısında Maniheizm’in, dolayısıyla Türklerin uzantısı olan Bogomil yapıyı korumuşlardır. Bazı eserlerde Bogomillere Balkanlar’da Tondrak adı verildiği zikredilmektedir. Yine bizim kanaatimizce bu adın Türkçedeki Tandır (Ocak) kelimesinden kaynaklanmış olması kuvvetle muhtemeldir. Diğer Ortaçağ heretiklerinden farklı bir karaktere sahip olan ve savaşçılıklarıyla öne çıkan, hatta belli bir süre Divriği’de devlet bile kurmuş olan Pavlikanlar Peçeneklerle komşu olmaları hasebiyle onlardan etkilenmişlerdi. Pavlikanlar Bizans’a karşı isyan etmiş ve daha sonra bu hareket Batı’ya doğru intikal etmiştir. Bilindiği üzere Bogomiller de Pavlikanlar’ın halefleridir. Hem Pavlikan, hem Bogomil ve hem de Katharlar’da görülen ikili dinsel hiyerarşik yapı Peçeneklerdeki aristokrat ve aristokrat olmayan kabile yapısına benzemektedir. Gerçi diğer Türk kitleleri arasında da “ak” ve “kara” olmak üzere iki zümrenin varlığı bilinmektedir. Ancak Pavlikanlar’a en yakın kavim olan Peçenek Türklerinin bu etkilemede önemli bir faktör olduğunu düşünüyoruz. Bütün bunlara bağlı olarak Heretisizm ve Bogomillik üzerine araştırma yapanların birçoklarının sordukları temel soru şudur: Resmî devlet dininin dışında ve köylü ortamda dinî bir hareket nasıl oluyor da bu kadar taraftar toplayabiliyor? Eğer yeni dinî hareket bir devlet dini ise, devlet bazı baskılarla insanları ismen de olsa yeni dine çekebilir ve bunların birçoğu dışarıda ayrı, kendi evlerinde ise ayrı davranabilirler. Daha önce Bulgarların devlet eliyle Hıristiyanlaştırılmasında böyle bir durum gerçekleşmişti. Ancak Bogomiller gibi devlete ve kiliseye karşı bir hareketi bu şekilde açıklamak mümkün değildir. Diğer yandan Bogomillik gibi düalist ve anti-materyalist bir dinsel akımın, maddî şeyleri önemseyen köylü kitleler arasında nasıl yayılabildiğinin izahını yapmak da zordur.     Bogomil İnanç Esasları ve Ahlakî İlkeler Şu ana kadar ileri sürdüğümüz görüşlerin daha iyi anlaşılması açısından Bogomiller’in inanç ve ahlakî ilkelerine dikkat çekmek istiyoruz. Bogomiller Hıristiyanlıktaki teslis, yani Baba, Oğul ve Kutsal Ruh inancını kabul etmeyen, düalist, asketik ve mistik bir dini akımdır. Bogomiller Yeni Ahit’in sadece bazı kısımlarını alegorik yorumlarla kabul etmişlerdir ve onlara göre en önemli bölümleri gnostik düşüncelerin yoğun olarak görüldüğü Yuhanna İncili’dir. Doğal olarak sinod ve konsillerde alınan kararlar geçersiz ve kilise sınıfı da değersiz şeylerdir. Onlar kilisece ilan edilen kutsal gün ve zamanlara karşı çıktıkları gibi, kilisenin ilan ettiği bayram ve oruç günlerine de itibar etmemişlerdir. Eski Ahiti ise özellikle Musa’ya gönderilen kısımları, şeytandan olduğu gerekçesiyle reddetmişler ve Musa, şeytanın hizmetçisi addedilmiştir. Yahudi karşıtı olan Bogomiller Yahudi tanrısı Yahve’yi de şeytana dönüştürmüşlerdir. Kilisenin öğretileri ile Bogomiller’in öğretileri arasındaki diğer bir önemli fark da, insanın mahiyeti/özü sorunudur. Bu konuda Kitab-ı Mukaddes beden ve ruh, her ikisinin de Tanrı tarafından yaratıldığını ifade ederken Bogomiller bedenin şeytan tarafından, ruhun ise Tanrı tarafından yaratıldığını ileri sürmüşlerdir. Bu, insan kişiliğinin ruhsal yönüne öncelik veren daha iyi bir yaklaşım idi ki, fizikî ve maddî şeyler kötü prensipten çıkmıştı. Bu prensibe dayalı olarak Bogomiller, İsa’nın tanrı benzeri bir insan değil, onun, sadece insan bedenine bürünmüş, ama gerçekte “Tanrı kelamı”, yani ruhî bir öze sahip bir varlık olduğuna inanmışlardır. Bogomiller, Hıristiyanların İsa’yı Allah’ın Oğlu olarak ilan etmelerine ve onu Yüce Allah ile aynı seviyeye çıkarmaya çalışmalarına karşı gelmişler ve İsa’nın da Allah’ın bir kulu ve elçisi olduğunu kabul etmişlerdir. Haçı da normal bir ahşap parçası olarak görmüşler ve ayrıca onlara göre Tanrı’nın Oğlu’nun üzerinde haça gerildiği bir alete tapınmak da çok mantıksızdı ve bu yüzden Hıristiyanlığın sembolü olan haçı tamamen reddetmişlerdir. Kırdıkları ve erittikleri haçlardan çeşitli iş aletleri yapmışlardır. Haç Tanrı’nın düşmanıdır ve Bogomiller bağlılarına ondan nefret etmeyi öğretirler. Bunu desteklemek için de, “eğer bir kişi kralın oğlunu bir odunla öldürse, bu odun kral için değerli olur mu?” diye sormuşlardır. Haç yerine kendi inanç simgeleri olarak ay yıldızı kullandılar ve mezar taşlarına da ay ve yıldızı çizdiler. Ancak Bogomil ay ve yıldızının Türklerin ay ve yıldızı ile bir ilişkisinin olup olmadığı tartışmalı bir konudur. Bogomiller’in inançlarına göre cennetlik olanların ruhları vücuttan ayrıldıktan sonra cennete giderken bir süre ay ve yıldızlarda kalırlar. Bu yüzden, Bogomiller, ruhların bu geçici vatanlarını kendilerine bir sembol olarak almışlardır. Bogomiller çocuk yaştakilere vaftiz uygulamasını ve suyla vaftizi tamamen reddederler. Gerçekten de Lambert’e göre, önceden vaftiz olan bir Ortodoks kilisesi üyesinin, daha sonra Bogomilliğe geçmek istediğinde, onun vaftizin kötülüğünün bütün etkilerinden kurtulması için özel bir arınma töreninden geçmesi gerekmektedir. Bilindiği üzere Protestanlar da çocuk vaftizine karşıdırlar ve bazı Protestan kiliseler ruhta vaftizi benimserler. Bogomilizm’de Osmanlı dönemindeki Ahi teşkilatına benzer bir yapılanma da görülmektedir. Buna göre hiyerarşi seçkinler, inananlar ve dinleyiciler olmak üzere üçlü bir basamaktan oluşuyordu. Bogomil dinsel kardeşliğinde kadınlar erkeklerle eşittir. Bu cümleden olarak kadınlar dua veya ibadetlere katılabilir, dinleyicilikten, inananlar sınıfına, oradan da mükemmellere, yani seçkinlere kadar yükselme imkânı elde edebilirdi. Dahası kadınlar vaaz, organizasyon ve öğretilerine taraftar toplama gibi faaliyetlerde de aktif görev alabilirdi. Bogomilizm’de ruhban sınıfı yoktur. Dinî önderlik konumuna, saygınlıkları, bilgileri ve inançlarıyla temayüz eden her Bogomil gelebiliyordu. Bogomiller Katolik Kilisesini put sayıyor, havarilerin gerçek varisinin kendileri olduğunu iddia ediyor, dünyevî-insanî bağlardan kopmuş, yalınayak bir İsa figürü çiziyorlardı. Bogomiller’in en önemli inançlarından birisi de, bütün ruhların kurtuluşa ereceğidir. Bundan dolayı onlara göre herhangi bir “Son Gün” (Ahiret) inancına gerek yoktur. Esasen bu inanç, kendisine itaat etmeyenleri sonsuz bir cehennem ateşiyle korkutan Katolik ve Ortodoksların gücünü ciddi şekilde sarsmış, geleneksel Hıristiyan ruhban sınıfı heretiklere olan büyük eğilimi azaltmak için sonsuz cehennem fikrini yumuşatmak zorunda kalmıştır. Bogomiller özel mülkiyeti, lüks hayatı, evliliği, hayvani gıdaları ve içki içmeyi kabul etmiyorlardı. Meryem’in kutsallığını ret ve kilise ayinlerini protesto ediyor, ikonlara ve haça saygı duymuyor, bunlara büyük bir nefret besliyorlardı. Anglikanlar hariç Protestan kiliselerinin haça büyük bir önem atfetmemeleri, kiliselerinde yoğun olarak bulundurmamaları, yanlarında taşımamaları, Hz. Meryem’e önem vermemeleri ve kutsamamaları göz önünde bulundurulduğunda onların, başta Bogomiller olmak üzere diğer heretiklerle bir etkileşim içerisinde bulunduklarını akla getirmektedir. Bazı yazarlar Bogomiller’in ve Bosna Kilisesi’nin İslam dini ile birçok benzerliklerinin olduğunu vurgulamaktadır. Örneğin Bogomiller Tanrı ile insan arasında herhangi bir aracıyı reddetmişler, açık yerlerde veya evlerinin içerisinde hiçbir resim ve heykelcik/ikon bulundurmadan ibadet/dua etmişlerdir. Bunu günde beş defa ve dizler dua pozisyonundaki gibi bükülerek yapmak zorundaydılar. Kutsal dinî günleri arasında önemli bir gün olarak Cuma günü de yer almakta, Bektaşilerin müritlerini üç kategoride sınıflandırmaları gibi Bosna Kilisesi de müntesiplerini üç sınıfa ayırıyordu. Ayrıca Şiîlerde ve derviş tarikatlarında on iki imamın bulunması gibi, bunlarda da on iki havari önemli sayılıyordu. Bogomiller’in din adamları sınıfının rolü ile ilgili görüşleri özellikle çok ilginçtir. Kilisenin devamlı olarak vurguladığı gibi, bireyin din adamının rehberliği olmaksızın kendi başına kurtulamayacağı yönündeki yorumuna karşı, Bogomil vaizler bir Hıristiyan ile Tanrı arasında herhangi bir aracı olmadan doğrudan bağlantı kurulabileceğini savunmuşlardır. Dini gerçek anlamda kabul etmek, din adamlarının varlığına bir ihtiyaç olmaksızın Kutsal Kitapları doğrudan okumakla olur. Çünkü hakiki din her insanî vicdanın doğal bir meselesidir. Heretiklere göre birçok din adamı günahkârdır ve bu işe layık değillerdir. Bu yüzden de onların Tanrı ile inanan arasındaki aracılıklarının geçerliliği olamaz. Böylece Bogomiller aracıların/ruhban sınıfın zorunluluğunu reddederek her insanın bizzat Yeni Ahit’e yoğunlaşarak inancın temel prensiplerini derinden anlayabileceği ve anlaması gerektiğini öğrettiler. Bogomiller’in bu görüşleri, gerçekten de Ortaçağ Bulgar toplum yapısında okur-yazar sınıfın artması, eğitim ve edebiyatın gelişmesi yönünde önemli bir etken olmuştur. Bogomiller’in bu ve benzeri görüşlerinin daha sonra doğacak olan Protestanlığa öncülük ettiği kaynaklarda geniş bir şekilde irdelenmektedir. Ortaçağ’da Kilise Latince dışında hiç bir ayin diline müsaade etmezken, kilisenin heretik olarak ilan ettiği insanlar yerel dillerde kadınların bile vaazına izin vermiş, Bosna Bogomil Kilisesi, ayinlerini Latince değil, Slavca icra ettiği için baskı ve zulümlere maruz kalmıştır. Bogomil ahlak ilkelerine göre, manevî şeyleri öne çıkarıp, maddî şeylere önem vermeme önemli bir kuraldır. Onlar evlenmez, evli olanlar boşanır, etyemez, içki içmez, mal mülk sahibi olmaz, eğlence ve cümbüşten uzak dururlardı. Kendilerini hiçbir şekilde gizlemeden muhalifleriyle her türlü sert tartışmaya girmeye hazırdılar. Başka bir deyişle bunlar alışılmış münzevî keşişlere benzemeyen, toplumdan uzaklaşmayan, insanların içerisinde kalarak Bogomilliği yaymaya, muhatabı ikna etmeye, teşvike çalışan ve bu uğurda organizasyonla uğraşan kişilerdi. İzleyicileri onların günlük yeme ve barınma gibi konulardaki mütevazı hayatlarını görüyor ve bundan da etkileniyorlardı. Aşırı yeme ve içmeden uzak, mutedil bir yemek rejimi tercih ediyor, önceliği bitkisel gıdalara veriyor, peynir, süt ve yumurta gibi besinlerden kaçınıyorlardı. İçkiye karşı tamamen olumsuz bir tavır içerisindeydiler. Şarap insana zarar vermek için Satanael (Şeytan) tarafından cennette kullanılmıştır. Adem cennette yasak meyveyi yediğinden dolayı değil, içki/şarap içtiği için günah işlemiştir. Bogomiller aşırı yeme yasağına ilaveten lüks, parlak şeyleri ve ipek giysileri de hoş görmezlerdi. Bazı Bizans kaynaklarında Bogomiller’in keşişler gibi siyah kıyafetler giydikleri zikredilmektedir. 17. yy.ın sonlarına doğru Osmanlı-Türk Devleti hakkında önemli bir eser vermiş olan Flaman diplomat Ricaut, Poturlar (Patarenler)’den bahsederken onların şu önemli inançlarına işaret etmektedir: “Bunlar İsa’nın son akşam yemeği esnasında gelişini havarilere müjdelediği “Teselli edici” Kutsal Ruh’un Muhammed olduğuna inanıyorlar. Keza Paskalya’dan elli gün sonra Kutsal Ruh’un havarilerin üzerine inmesini de “bir şekil ve tip” veya Muhammed’in zuhuruna bir alamet, bir haberci görmektedirler. İncil’de Paraklet (Teselli edici) tabirinin geçtiği her üç yerde, onu, yeni peygamber olan Muhammed ile izah ediyorlar.” Belli ki Poturların ecdadı olan Bogomiller, kitle halinde İslamiyeti kabul ederken, İsa tarafından vaad edilen o Ruh’un Muhammed olduğunu delil olarak gösteriyorlardı. Onlara göre Paraklet Muhammed demekti. Nitekim Boşnakçaya tercüme edilen İncillerde de bu kelime “Faraklet, Paraklet” şeklinde bırakılmıştır. A. Soloviev’e göre de Türkler Bosna ve Hersek’i aldıktan sonra Müslüman olanlara “Poturi” denildiğini ve bunların 1660’lı yıllara kadar İncil’le Kuran’ı aynı anda okuduklarını, yani yan yana bulundurduklarını yazmaktadır. Bütün bu inançlara ve kurallara bakıldığında Bogomilliğin senkretik bir yapıda olduğu açıkça görülmektedir. Çin ve Hint dinlerinden olduğu kadar eski İran dinlerinden ve İslam’dan da birçok prensipler içerdiği aşikârdır. Ancak bunları tarihsel olarak maddeler halinde ve kronolojik bir şekilde tespit etmek çok zordur. Biz, İslam dininin aktif yapısını, sosyal adalete yönelik söylemini, dünya ve ahirete yönelik dengeli mesajlarını Bogomilliği etkileyen en önemli faktörlerden birisi olarak kabul ediyoruz. Bogomilliğin doğduğu ortamı, inanç ve ahlak ilkelerini de dikkate aldığımız da bu düşüncemizin yanlış olmadığı görülecektir. Bogomiller’deki kadına bakış ve ona verilen değer, ayinleri erkeklerle beraber icra etmesi, seçkinler seviyesine kadar yükselebilmesi gibi inanışlar bize Türklerdeki eski Şamanist geleneklerin izlerini ve etkilerini hatırlatmaktadır. Şamanist Türklerin uyguladıkları bu kadınlı-erkekli dinsel ayin ve merasimler, bilindiği üzere, Müslümanlığın kabulünden sonra da, özellikle göçebeler arasında devam etmiştir. F. Köprülü araştırmalarının önemli bir kısmında bu konu üzerinde durmuştur. O, başlangıçta daha Sünnî bir karakter arz eden Yesevîliğin, giderek göçebe Oğuz çevrelerinde, bu çevrelerin gerektirdiği hayat tarzına uymak zorunda kaldığını, böylece heterodoks bir mahiyet kazanarak geliştiğini, bu arada mesela Şamanizm’den kalma kadınlı erkekli toplantıların Yesevîlik’te de sürdüğünü vaktiyle göstermişti. Kadınlı-erkekli ayinlerin eski İran’da da görüldüğü ve özellikle Maniheistler’in bu tarz ayinler yaptıklarına dair tarihî bilgiler mevcuttur. Bundan dolayı Maniheistler hakkında da hasımlarınca dedikodular ve bizdeki mum söndü hikâyesine benzer asılsız rivayetler çıkarılmaktaydı. Türklerin bir ara Maniheizm’i kabul ettikleri hatırlanacak olursa, eskiden mevcut bu Şamanist geleneğin İran dinine geçtikten sonra da devam ettiği ve bu hüviyetiyle Yesevîlik, Vefaîlik gibi Türkmen tarikatlarına girerek yaşadığı tahmin edilebilir. Evliliğe olumsuz bakışlarından dolayı Katharlar ve Bogomiller, düşmanları tarafından homoseksüellik de dahil her türlü gayr-i meşru ilişkiye giren kişiler olarak suçlanmışlardır. 12. yüzyıl yazarlarından biri, onların ayinlerinden birisinde sefahatin doruğuna çıkıldığını iddia ederek şöyle yazmaktadır: Kadın veya erkek herkes karışık olduğu halde birbirlerine iyice yapışırlar ve uzun süre şehvet içerisinde kalırlar. Bu tip sahnelerin gerçekleşmiş olması muhtemel değildir. İşte bütün bunların sonucunda Hıristiyan dünya kendi içinde heretikler ve dışarıdan da İslam tarafından tehdit edildiği zehabına kapılmasıyla saldırgan bir tavır takınarak hem Müslümanlara hem de Bogomillere karşı Haçlı Seferleri başlatmıştır. Böylece Kilise heretikleri ve inançsızları/Müslümanları bilinçli bir şekilde “homoseksüeller” olarak yaftalamıştır. 1231 yılında, heretiklerin kökünü Batı Avrupa’dan kazımak için Papa IX. Gregory engizisyon mahkemeleri kurmuştur. Engizisyoncuların kurbanlarına karşı kullandıkları en etkili suçlama homoseksüellikti.   Bogomilizm’in Aydınlanma ve Reformasyona Etkileri Rönesans ve Reform hareketlerinin filizlenmesinde, hattâ Protestanlığın kurulmasında Haçlı Savaşları boyunca, özellikle de Tapınak Şövalyeleri gibi şövalyelik tarikatlarının vasıtasıyla, Batı’nın Doğu ezoterizmiyle ve İslam tasavvufuyla tanışmasının büyük rolü olmuştur. Bogomilizm, aykırı bir kiliseydi ve 8 ve 9. yy.da Anadolu’da, 11. yy.dan sonra Balkanlar’da ve 13.-14. yy.da da Fransa’da çok etkili olmuştur. Gerek Bizans gerekse Papalık bunlara karşı Haçlı Seferleri düzenlemiş ve yaklaşık 3 milyon Bogomil vahşice öldürülmüştür. Protestanlık ve Ortaçağ’da görülen heretik akımların temel ortak noktası, Kilise ve ayinlerin yardımıyla kurtuluşa ulaşmayı reddetmeleri olarak açıklanabilir. Diğer taraftan tarih boyunca ister Doğu’da isterse Batı’da olsun genel yapıya, büyük kilise kurumuna, geleneksel dogmalara ve kurulu düzene gösterilen tepkiler her zaman çağdaş Hıristiyanlarca bir Protestanlık hareketi olarak algılanmıştır. Örneğin, bir Nesturi’nin evinde ikonlara, temsilî figürlere ve resimlere rastlamak imkansızdır. Bundan dolayı ilk bakışta Protestanları, Batı’nın Nesturileri ve Nesturileri ise, Martin Luther’den çok önce yaşamış olan “Doğu’nun Protestanları” şeklinde düşünenler olmuştur. Bu bağlamda bazı araştırıcılar Protestanlık hareketinin öncüleri olarak görülen Pavlosçuluk, Bogomillik vb. dinî hareketlerin inanç ve doktrinleriyle, Protestanların doktrinlerinin bir birine ne kadar benzediği konusunu tartışmaktadırlar. Biz de bunların tamamen birbirinin aynısı olduğu iddiasında değiliz. Bununla birlikte aralarındaki benzerliklerin farklılıklardan daha çok oluşu bir etkileşimin olduğunu çağrıştırmaktadır. Bilindiği gibi Ortaçağ heretikleri genellikle asketik hayat tarzını öngören mezheplerdi. Ancak Protestanlık tam tersine asketizme değil, dünyaya daha çok önem veren bir mezheptir. Bu açıdan bakıldığında Bogomiller Protestanlara değil, bilakis Katoliklere veya Ortodokslara daha yakın bir duruş sergilemektedir. Ancak Weber bunu Protestanlığın geçirdiği transformasyona bağlamaktadır. Bogomiller din adamlarını (Ruhbanlığı) ve sakramentleri reddetmelerine rağmen onlar günahlarını birbirlerine itiraf ederlerdi. Bu da laik din adamlığı anlayışına zemin hazırlamıştır. Ayrıca İncil’i bireysel ve aklî olarak yorumlamaları daha sonra gelecek olan Protestanlara ışık tutmuştur. Bogomillik sivil itaatsizliği empoze ettiği için başta Bulgar devleti olmak üzere neşvü nema bulduğu her yerde kurulu düzen için önemli bir tehdit oluşturmuştur. Bogomil öğretilerinin odak noktası Tanrı sevgisi ve Tanrı korkusu hakkında değildir. Görüşlerinde insanı merkez aldıkları için, insana sevgi ve saygıyı daha önemli saymışlardır. Bir başkasını sevmek, Bogomil vaizlerin dinleyicilerine titizlikle uymalarını emrettikleri bir hasletti. Bunların İslam tasavvuf kültürü ve tarikatlardaki insan sevgisi anlayışıyla yakınlıkları ortadadır. Onların önemle üzerinde durdukları şey, görünmez âlemdeki soyut bir Tanrı değil, şeytan ve onun avanesi elinde bu dünyada işkence ve eziyet çeken insandı. Bu anlamda Bogomiller, düşünce ve hisleri, sevinç ve kederleriyle insana, yani reel yaşama daha yakındılar. Kilisenin dinî, felsefî ve ahlakî doktrininin başat özelliği olan insan ile Tanrı arasındaki ilişki Bogomiller tarafından ikinci plana itilerek, insanla insan arasındaki ilişki öne çıkarılmıştır ki bu, açık bir hümanizm örneği olarak kabul edilmiştir. İnsana değer verme ve onu sevme olarak da algılanan hümanizm daha sonraları ortaya çıkacak olan Aydınlanma döneminin en belirgin özelliğidir. Sonuç: 1234 ile 1246 yılları arasında Bosna Bogomillerine karşı Macaristan ve Papalığın işbirliğiyle üç Haçlı Seferi düzenlendi. Bunlar adeta birer soykırımla sonuçlanmıştır. 1222 yılında, Bosna’yı barış yoluyla Katolik yapamayacağını anlayan ve Albigenlere karşı girişilen Haçlı Seferi’nin başarısından cesaret alan Papa, Macar Kralını Bosna’ya saldırması için kışkırttı ve bunda da başarılı oldu. Ancak Macarlar da Bosna’yı işgal etmelerine rağmen halkını Katolik yapamadılar. 1291’de Papanın emriyle Bosna’da engizisyon mahkemeleri kuruldu. İşkence ve ölümle Bosnalıların gözü korkutulmaya çalışıldı. 1319 yılında Papa John XXII Hırvatistan Dükü Mladen Subic’den heretiklere karşı bir Haçlı Seferi düzenlemesini istiyor ve ona şöyle diyordu: “Bütün Bosna heretiklerin pençesi altında, kiliseler yok edildi, papaz kalmadı ve kutsal ayinler icra edilemiyor.” Macaristan’ın Roman-Katolik krallarının yayılmacı arzuları ve Papalığın Bogomiller’e ait bağımsız Bosna Bogomil Kilisesi’ni devamlı olarak yok etme çabaları, 12. yüzyılda Ban Kulin tarafından kurulmuş olan Bosna devletindeki siyasî durumu oldukça güçleştirdi. Dinler tarihine baktığımız zaman mistisizmin, hep sosyal tedirginlik ve rahatsızlıklarla sıkı bir ilgi halinde ortaya çıktığı söylenebilir. Nerede sosyal düzenin ve şartların bozukluğundan bir nefret varsa, orada, özellikle geniş halk tabakalarında bir içe kapanma, kurtuluşu içte arama eğilimini buluruz. Rönesans ve Reform’dan önceki sosyal şartlar da aynı durumda idi ve bu, yüzyıllarca eskiye dayanan bir birikimin ürünüydü. Reform hareketleri adını alan ve Ortaçağ Katolik Kilisesinin donmuşluk ve bozulmuşluğuna karşı bir tepkiyi dile getiren bu büyük din akımı, başlıca mistisizmden beslenmiştir. Ancak Reformasyon bir din öğretisi ve kilise örgütü olarak gelişirken, ilk görüşlerini devşirdiği bu köke bağlı kalamamış, ondan uzaklaşmıştır. Mistisizm özü ve ilkesi gereği sınırları kesin olarak belirtilmiş bir dogmaya bağlanamaz, o bir gönül dindarlığıdır. Ayrıca yine mistisizm yapısı gereği bir kilise örgütünün insan ile Tanrı arasında aracılığını da reddeder. Ona göre her insan kendi kendisinin rahibidir; herkes Tanrıyı doğrudan doğruya, aracısız olarak kendi içinde bulabilir. Heretik ideolojiler genel olarak dinî ideolojilerdir ve bunların hedefi bu dünyadan sonrasına, yani ahirete hazırlıktır. Bunların etkili olmasının nedeni taraftarlarına sundukları seçeneklerin, doğmuş oldukları dönemlerdeki Ortodoks inançlardan daha üstün ve gerçekçi manevî çözümler içermesidir. Ortaçağ’da da insanlar, yeni bir mutlu dönemin başlayacağı beklentisi ile heretiklere meyletmişlerdir. Esasen heresinin amacı dünyayı tamamen değiştirmek değil ihtilalci bir anlayışla kiliseyi cezalandırmak, ıslah etmek ve yola getirmekti. Nitekim Ortaçağ heretik dinî akımları genel olarak yandaşlarına şiddet ve kavgayı önermemiş, kiliseye karşı şiddet kullanma yoluna gitmemişler, bilakis öğretilerinde şiddeti açıkça reddetmiş, hatta engizisyonun onlara uyguladığı korkunç katliamlarda bile bu yolu tercih etmemişlerdir. Kaynaklar Albayrak, Kadir, Bogomilizm ve Bosna Kilisesi, Emre Yayınları, İstanbul 2005. Angelov, Dimiter, The Bogomil Movement, Sofia Press, Sofia 1987. Barber, Malcolm, The Cathars, Pearson Education Limited, England 2000. Bredero, Adrian H., Christendom and Christianity in the Middle Ages: The Relations between Religion, Church and Society, Trans. by. Reinder Bruinsma, Grand Rapids, Michigan 1994. Costen, Michael, The Cathars and the Albigensian Crusade, Manchester University Press, Manchester and New York 1997. Dragojlovic, D., - Antic, V., The Bogomil Movement in Medieval Authentic Material, Skopje 1978. Erbstösser, Martin, Heretics in the Middle Ages, Edition Leipzig 1984. Fine, John V.A., “Bogomilism”, Dictionary of the Middle Ages, Editor in Chief: Joseph R. Strayer, Charles Scribner’ Sons, New York 1983, II. Fine, John V.A., The Bosnian Church, A New Interpretation, New York and London 1975. Friedman, Francine, The Bosnian Muslims, Westview Press, USA 1996. Gökberk, Macit, Felsefe Tarihi, Remzi Kitabevi, İstanbul 1996. Grundmann, Herbert, Religious Movements in the Middle Ages, Trans. by. Stewen Roman, London 1995. Gündoğdu, Abdullah, “Bogomil Boşnaklar Manici Peçenekler miydi?”, Role and Place of the Turkic Civilization among the World Civilizations, Bishkek, October 4-6, 2004. (Yayınlanmamış bildiri metni). Güngör, Harun, “Maniheizm”, Erciyes Üniversitesi, İlahiyat Fakültesi Dergisi, Kayseri 1988, Sa: 5. Hamilton, Janet–Hamilton, Bernard, Christian Dualist Heresies in the Byzantine World c. 650-c. 1405, Manchester University Press, Manchester and New York 1998. Köprülü, Fuad, Osmanlı Devleti’nin Kuruluşu, TTKY., Ankara 1988. Kurat, Akdes Nimet, Peçenek Tarihi, Devlet Basımevi, İstanbul 1937. Lambert, Malcolm, Medieval Heresy: Popular Movements from Bogomil to Hus, Edward Arnold, London 1977. Malcolm, Noel, Bosnia, A Short History, Papermac, London 1996. Merin, Oto Bihalji- Benac, Alojz, Bogomil Sculpture, Jugoslavija, Beograd 1962. Obolensky, Dmitri, The Bogomils, Cambridge 1948. Ocak, Ahmet Yaşar, Sarı Saltık, TTKY., Ankara 2002. Okiç, M. Tayyib, “Balkanlarda Bogomilizm Hareketi ve Bunun Bir Araştırıcısı: Aleksandar Vasiljevic-Solevjev”, İslam Tetkikleri Enstitüsü Dergisi, C. V, Ayrı Basım, Zeki Velidi Togan’ın Hatırasına Armağan, Edebiyat Fakültesi Matbaası, İstanbul 1973. Okiç, M. Tayyib, “Neşredilmemiş Bazı Türk Kaynaklarına Göre Bosna Hıristiyanları (Bogomiller)”, çev. Salih Akdemir, Recep Duran, İslami Araştırmalar, Sa: 4., VI. Runciman, Steven, The Medieval Manichee, Cambridge University Press 1999. Stoyanov, Yuri, The Other God, Dualist Religions From Antiquity to the Cathar Heresy, Yale University Press, New Haven and London 2000. Vasilev, Georgi, “Bogomils, Cathars, Lollards and the High Social Position of Women During the Middle Ages”, University of Nis, The Scientific Journal Facta Universitatis, Series: Philosophy and Sociology, Vol. II, Nu. 7, Sofia 2000. Weber, Max, Protestan Ahlakı ve Kapitalizmin Ruhu, çev. Zeynep Gürata, Ayraç Yayınevi, Ankara 1997.
        

        

         ** Adoptianizm 8. yüzyılda İspanya’da ortaya çıkmış olan ve Hz. İsa’nın tanrılığını kabul etmeyen, onun insanî yönüne vurgu yapan bir heretik Hıristiyan akımıdır.

         *** “Mozarabic” kelimesi İspanya’da Müslüman Araplar’ın idaresi altında (8. yüzyıldan yaklaşık 1300’lere kadar) yaşamış olan Hıristiyanlara ve İspanyolların eski ayin usûlüne işaret etmektedir. Kelime “Araplaşmış” anlamına gelen “Müsta’rib”in Batıdaki şeklidir.

Türk Yurdu Mart 2008
Türk Yurdu Mart 2008
Mart 2008 - Yıl 97 - Sayı 247

E-Dergi: Ücretsiz

Sayının Makaleleri İncele