BAŞÖRTÜSÜ TARTIŞMALARI VE PROF.CELAL ŞENGÖR’ÜN BİREYSEL MANİFESTOSUNUN ANLAMI

Mart 2008 - Yıl 97 - Sayı 247

  4 Şubat 2008 Üniversiteler Arası Kurul’un boş bulunan Yüksek Öğretim Kurulu (YÖK) üyeliklerinden biri için uygun bulduğu yer bilimci Prof. Celal Şengör geçen hafta 219 kurul üyesine bir mektup gönderdi. Gazetelere de yansıyan mektupta ilginç görüşler yer alıyor. Belirli bir konu üzerinde düşüncelerini açıklamanın ötesinde, Türkiye’nin toplumsal yapısı, eğitim kurumlarının işleyişi üzerinde görüş ve isteklerini sıralıyor; bunlara ilişkin uygulamaları çağdaşlığın gereği sayıyor. Güncel tartışmalara yeni bir boyut getirmesi açısından önemli saydığımız ve tümüyle ateist bir zihniyetin ürünü olan bu “bireysel manifesto”nun bazı satırlarının hatırlanmasının yararlı olacağını düşünüyoruz: “…. Halbuki üniversitede dinin “şakırdatılması” bizzat üniversite kavramıyla çelişir, Dünyada Katolik, Protestan veya İslam üniversitelerin olması veya üniversitelerin orta çağda dinsel kurumlardan türemiş olması bu gerçeği değiştirmez. Din, belirli dogmalar çevresinde kurulmuştur ve yanılmaz olduğu iddia edilen bir veya birkaç tanrının vahiyleri olan dogmalarından vazgeçemez. Bilim ise sürekli olarak gerçeği arayan ve gerçekle bağdaşmayan hiç bir şeyi kabul etmeyen bir düşünce sistemidir. …. Bu nedenle üniversite tüm dogmatik inanç sistemlerini işlevine temel yapmayı reddeder. Bunları bilimsel olarak inceler, ancak temsilcilerini üyeleri olarak kabul etmez. Militan dogmatiklerin üniversite bünyesine kabul edilmemelerinin nedeni budur. …. Türban yasağının kaldırılmasını temelde kabul etmemiz mümkün değildir. Bu konuda ne karşımıza çıkarılacak hukuk sistemleri ne de Dünyadan gösterilecek örnekler bizi ikna edebilir. Aklı ve eleştiriyi kabul etmeyen hiçbir sistemi üniversite kapısından içeri alamayız. …. İcap ederse ülkenin yöneticileri akıllarını başlarına alacak kadar o kapıları kapatırız. Bu bizim tarihsel geleneklerimizden gelen hakkımız ve hem insanlığa hem de öğrencilerimize karşı görevlerimizdir.” PROF. CELAL ŞENGÖR’E ŞÜKRAN BORÇLUYUZ Şimdiye kadar üniversitelerde başörtüsüne karşı olanlar meseleye laiklik penceresinden baktılar. Bunun bir simge olduğunu, izin verilmesi durumunda laik düzenin, cumhuriyetin kazanımlarının tehlikeye gireceğini savundular. Başka bir ifadeyle, kız öğrencileri kafalarında mevcut fikir ve düşünceler nedeniyle değil başlarını kapatmaları yani kıyafetleri nedeniyle problem saydılar. Ancak Celal Şengör’ün mektubundan anlaşılıyor ki öğretim üyesi sıfatına sahip bazı kimseler başta olmak üzere meseleyi çok farklı bir boyutta algılayanlar var. Bunlar laikliğe genel kabul gören ve Batı dünyasında benimsenen anlayışın dışında, yeni bir tanımlama getiriyorlar. Aslında yeni olan bunların öne sürdükleri görüşler değil çünkü Batıda bu fikirler yüzyıl öncesine kadar yoğun şekilde tartışılmış, bilim felsefesindeki gelişmelerin paralelinde çoktandır gündemin bir yerlerine itilmişti. Prof. Şengör ve onun gibi düşünenler konuya sadece Müslümanların inançları bağlamında örtünüp örtünmemeleri meselesi olarak bakmıyorlar. Semavi dinlerin tümü “belirli dogmalar çevresinde kurulmuştur ve yanılmaz olduğu iddia edilen bir veya birkaç tanrının vahiyleri olan dogmalarından vazgeçemezler” bu görüşe bağlı olarak problemi şöyle tanımlıyorlar: “Akla açık bir ihanet olan bu davranışın temsilcilerini, aklın ve bilimin geliştiricisi olan üniversitelerimize nasıl alacağız, böyle kişilere öğrettiğimiz bilimi öğrendiklerine itimat ederek nasıl not ya da diploma vereceğiz?” Celal Şengör aslında dürüst davranıyor, inanç yapısının, felsefesinin farklı kavramlarla gizleme gereği duymadan olduğu gibi ortaya koyuyor. Bunlar klasik ateist yani inançsız kesimlerin ortak anlayışıdır. Nitekim Prof. Şengör de esas isteğinin kutsallardan arındırılmış, sadece üniversiteleri değil bütün eğitim kurumlarını kapsayan bir yapılanma olduğunu belirtiyor. Bu görüş ve düşünceler bilim dünyasındaki gelişmelerin ulaştığı çağdaş kabullere ve günümüzün bilim felsefesine aykırı olsa bile, ateist dogmaların açıkça anlatılması, esas taleplerinin bu çerçevede bir uygulama olduğunun vurgulanması, amacı başka olsa bile, bu konudaki tartışmaların daha iyi değerlendirilmesine yol açan yararlı bir hizmet olacaktır. Prof. Celal Şengör’ün ateist penceresinden bakılınca, üniversiteler arası kurul toplantısına katılan rektörlerin konuşmalarının şifreleri çözümlenebiliyor, İstanbul Üniversitesi Rektörünün başı örtülü öğrencilere not verirken kıyafetleri nedeniyle objektif ve adil davranılamayacağı uyarısı anlam kazanıyor. Yahut bir başka öğretim üyesinin “ders verirken karşımda başörtülüleri görmek istemiyorum” şeklindeki sözlerinin aslında hangi özlemlerden kaynaklandığı ortaya çıkmış oluyor. Prof. Dr. Celal Şengör’ü kamuoyumuzu aydınlatan açıklamalarından ötürü kutluyor, tartışmaların bunların ışığı altında daha objektif yapılacağını düşünüyoruz.                                                                                     Türk Ocakları Genel Merkezi TÜRK OCAKLARI BASIN BİLDİRİSİ14 Şubat 2008 BAŞÖRTÜSÜ MESELESİ ELBETTE ÇÖZÜLÜR, ANCAK BU YOLLA DEĞİL                                   Üniversitelerde başörtüsünü serbest bırakmak amacıyla Anayasa’nın 10. ve 47. Maddelerinde yapılan değişiklikler TBMM’nde olağanüstü bir çoğunlukla kabul edildi; onaylanmak üzere Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’e sunuldu.  Yeni düzenleme muhtemelen birkaç gün içinde imzalanacak ve yürürlüğe girecek. Yapılan değişiklikler istenen sonucu sağlayabilecek mi; yıllardır sürüp gelen bu çok yönlü problem nihayet çözümlenebilecek mi? Tartışmaların seyrine ve sosyo politik tansiyonun sürekli yükselmesine bakıldığında,  çözüm bir yana, konunun çok daha karmaşık hale gelmesi, problemin farklı alanlara doğru genişleyerek derinleşmesi gibi ihtimaller giderek artıyor. Başta etno milliyetçi Kürtçülükten kaynaklanan bölücü terör olmak üzere, temel millî meselelerin ve ekonomik konuların önem sıralamasında öncelik taşıdığı, acil ve köklü tedbirler alma ihtiyacının bulunduğu günümüz ortamında, rejime ilişkin tartışmaların gündemi kaplaması, oluşan bu anormal gerginlik son derece yersizdir, yanlıştır. Meselenin bu mecraya sürüklenmesinde, hem iktidarın hem de muhalefetin büyük payları var. Ülkemizde laiklik konusunu esas anlamından uzaklaştırmak, keyfi şekilde yorumlayarak ideolojik bir baskı silahına dönüştürmek isteyenlerin bulunduğunu kimse inkâr edemez, görmezlikten gelemez. Tek hakikat kaynağının bilimsel bilgi olduğuna inanan, arkaik pozitivist anlayışı, vülger materyalizmi içselleştiren, düşünüş ve davranışlarının düsturu kılan, bunu çağdaş ve modern olmanın “olmazsa olmaz” şartı sayan bu kesimler görüşlerini sadece kişisel bir tercih, bireysel yaşama tarzı yapmakla yetinmek istemiyorlar. Esinlendikleri 19.yüzyılın baskıcı, tahakkümcü, jakoben aydınlanmacılarını taklit ederek, toplum hayatının her kademesini, bütün anayasal kurumları ve bunların işleyişlerini kendi zihniyet dünyaları çerçevesinde oluşturmak amacıyla yoğun çaba harcıyorlar. Siyasî literatürde kavramın aslî özelliklerine aykırı olması nedeniyle “laisizm” diye adlandırılan anlayışın, bu tarz ideolojik inşa projelerine dayanak yapılmak istenmesi, kavramın mahiyetine olduğu gibi, demokratik ülkelerdeki uygulamalara aykırı bir tutumdur; dolayısıyla ilmî ve ahlakî değildir. CHP’nin başörtüsü meselesini ve üniversitelerdeki konumunu aslî zemininde tartışmak ve toplumun bütün kesimlerini rahatlatacak öneriler getirmek yerine, “laisist müminlerin” siyasal sözcülüğünü tercih etmesi her bakımdan talihsizliktir. Toplumun huzur ve güven arayışının, özleminin cevabı daha farklı bir yaklaşım olmalıydı. Ateist ve agnostik düşünce dünyalarını yegane meşruiyet alanı sayan, başta İslâmiyet olmak üzere, bütün semavi dinleri çağdışı ve sakıncalı bulan, bunların sosyal ve kamusal alanlardan tasfiyesini zarurî gören radikal kesimlerle arasına mesafe koymak yerine, onların siyasal sözcülüğünü seçmiş olmak Baykal’ın yakın geçmişteki demeçlerine aykırı düşüyor.  Bu tercihin siyasî arenadaki sonuçlarının ne olacağı ayrı bir konu; ancak CHP’nin gereksiz bir polemiği sürdürmesi, geniş bir mutabakata dayalı kalıcı bir çözüme taraf olmaması bu konunun kilitlenmesine yol açıyor; üniversiteler başta olmak üzere geniş toplumsal kesimlerde endişe verici bir huzursuzluk artarak sürüyor. Hükümetin bu konuyu ele alış tarzında üslup, yöntem ve zamanlama açısından yanlışlar yaptığını sürekli ifade etmeye çalışıyoruz. Nitekim büyük gürültüler arasında yapılmaya çalışılan anayasa değişikliğinin, problemi çözmeye yeterli olmadığı şimdiden görülüyor. Başka bir ifadeyle, yeniden düzenlenen bu maddelerde belirtilen hak ve özgürlüklerle bunlardan yararlanmaya ilişkin esaslar biraz daha güçlendirilmiş ve netleştirilmiş olmakla beraber, pratikte değişme sağlanamıyor. 42.maddede belirtildiği gibi, YÖK Kanunu’nun 17.maddesine açık bir ifade konulamadığı takdirde, uygulama şimdiye kadar olduğu gibi rektörlerin tercihlerine kalmaktadır.  Ne var ki bu çerçevedeki düzenlemenin Anayasa Mahkemesi’nden dönme ihtimali çok yüksektir. Onuncu Cumhurbaşkanı döneminde yükseköğrenim kurumlarının hangi siyasî eğilime göre yapılandırıldığı, rektörlerin neye göre tercih edildiği ortadadır. Celal Şengör’ü YÖK üyeliğine yani üniversitelerin yönetimine uygun bulan bir anlayışın bu konuda tavrının ne olacağı bellidir. İktidar öncelikle bu tek yanlı yapılanmanın normalleştirilmesine yönelmek yerine, başlıca anayasal kurumlarla gereksiz bir tartışmaya girişmek ve gerginliği önlememek suretiyle stratejik bir hata yapmıştır. Üslupta ısrarcı olunduğu sürece bunun telafisi kolay olmayacaktır. Siyasal ve toplumsal bir facia olan ve Menderes ve arkadaşlarının idamına yol açan 27 Mayıs müdahalesinin simgelerinden 555 K olarak sloganlaştırılan gösteriye özenerek, 222 K eylemini düzenlemek ve desteklemek tam bir densizliktir. Ancak hastalıklı bir eylemin ürünü olan bu yanlışı, politikaya beyaz gömleğini giyerek girdiği retoriğiyle cevaplandırmak, gereksiz bir slogan yarışmasından başka anlam taşımayan hatalı bir tavırdır. Üniversite çağına gelen, her türlü yasal sorumluluğu ehil olduğu varsayılan, reşit bir insanın, bir genç kızın başını nasıl örteceğine başkalarının karar vermesinin hukukî, insanî ve haklı bir gerekçesi yoktur. Cumhuriyetin temel kuruluş ilkelerinden biri olan laikliğin, üniversitelerde başını örtmeyi tercih eden bir grup kız öğrencinin varlığıyla tehlikeye gireceğini, bunun dine dayalı sosyal ve toplumsal düzen kurmayı amaçlayan akımları güçlendireceği, sonuçta anayasal düzeni yıkma raddesine gelecek bir dizi anti-laik taleplerle rejimin altının oyulacağına ilişkin iddiaların,  ülkemiz şartlarında ne sosyolojik,  ne siyasal ve ne de tarihî haklılığı vardır. Bu konularda Türkiye ile İran’ı kıyaslamak objektif kriterlere dayanmayan zorlamalardır. Üniversitelerde son dönemlerdeki uygulamalarla probleme dönüştürülen başörtüsü meselesinin halledilmesi ülkemiz için her bakımdan büyük bir ihtiyaçtır. İktidar ve muhalefetin meseleyi siyasal bir hesaplaşma ve muhatabını köşeye sıkıştırmaktan başka anlamı olmayan tutumlarından uzaklaşarak toplumun geniş kesimlerinin özlemine ve beklentilerine cevap anlamında rasyonel bir buluşma zemini ararlarsa bulmaları zor olmayacaktır; herkes rahatlayacaktır. Nuri GÜRGÜR    Türk Ocakları Genel Başkanı   BASIN BİLDİRİSİ 22 Şubat 2008  M.AKİF ve İSTİKLÂL MARŞI EBEDİYYEN YAŞAYACAKTIR.   Bir emekli Tümgeneralin İstiklâl Marşı’nın güftesindeki bazı kavramlardan rahatsızlık duyduğunu, bunların ümmetçiliği çağrıştırdığını, Mehmet Akif Ersoy’un bilinçli bir şekilde Türklüğü reddeden bir güfte yazdığına ilişkin iddiaları son derece üzücü ve düşündürücü bir tutumdur. Öncelikle millî marşımızın güftesi yazıldığı dönemin şartlarını, millî varlığımıza yönelik tehditleri en veciz şekilde anlatan tarihî bir belgedir. Bunun millî mücadelenin “manifestosu” olduğunu rahatlıkla söyleyebiliriz. Her mısrası millî şuur ve heyecanların doruğa ulaştığı bu “anıt eser”e bu tarz bir saldırının yapılmasının hangi ideolojik, psikolojik ve zihnî faktörlerden kaynaklandığını çözmek zor değildir. Emekli Tümgeneralin bu esef verici saldırısı aynı zamanda taşımış olduğu üniformaya karşı saygısızlıktır. Çünkü Mehmet Akif İstiklâl Marşı’nda ve Çanakkale Şehitlerine adadığı şiirinde doğrudan Mehmetçiği anlatmış, ordularımızın beşeri mantıkla izahı mümkün olmayan destansı kahramanlığını dile getirmiştir. Şiirlerinde Türk ordusunu, Mehmetçiği yüreğiyle, beyniyle, tüm varlığıyla duyan, bunları şiirleştiren, coşkusunu yeterli derecede anlatamamaktan muzdarip olduğunu belirten bir insana ilkel pozitivist saplantılarla sataşmanın haklı bir nedeni olamaz. Pozitivist ve materyalist bir zihin bataklığında sıkışıp kalan, yapısının manevî çoraklığını ilericilik ve çağdaşlık zanneden insanların, zaman zaman bu tarz hezeyanlarla ortaya çıktıklarını, kendilerini ispata çalıştıklarını biliyoruz. Ancak bu saldırıları yapanlar toplum vicdanında anlık bir ıstıraptan fazla etki sağlamadılar, en kısa zamanda unutulup gittiler. Mehmet Akif ise Türk Milletinin mücadele azmini, bağımsızlık ülküsünü, geleceğe ilişkin ümit ve heyecanlarını haykıran mısralarıyla milletimizin gönlünde ebediyen yaşayacak, Türk milleti kendisini her zaman saygıyla, sevgiyle, rahmetle anacaktır. Nuri GÜRGÜR Türk Ocakları Genel Başkanı   AKADEMİK ÇALIŞMA GRUBU SEMİNERLERİ DEVAM EDİYOR     Akademik Çalışma Grubu, artık gelenekselleştirdiği Cumartesi toplantılarına, geçtiğimiz ay da fikir dünyasının seçkin isimlerini ağırladığı Genel Merkez’de yoğun katılımlı programlarla devam etti: - 26 Ocak’ta düzenlenen “Enver Paşa ve Türk Tarihi” konulu programda konuşan Eski Milletvekili, Türk Ocakları Eğitim ve Kültür Vakfı Başkanı Nevzat Kösoğlu, “Sarıkamış’ın savaş tarihinin büyük sayfalarından biri ve planlama açısından çok başarılı bir harekat olduğunda tüm askeri kaynakların hemfikir olduğunu, ancak kendisinin tespit ettiği sekiz olumsuz şartın hepsi birden gerçekleştiği için harekatın başarılı olamadığını, bu sebeplerden sadece birisi dahi gerçekleşmeseydi Türk ordularının Sarıkamış’ta başarılı olacağını” söyledi. “Sarıkamış Harbi'nin, ‘Allahuekber Dağlarında bir gecede ve tek kurşun atmadan doksan bin askerin donarak şehit olduğu bir harekât’ olarak yapılan tanımından çok daha farklı gerçekleştiğini” ifade eden Kösoğlu, Dr. Ramazan Balcı’nın çalışmasına göre “Sarıkamış’ta Türk şehit sayısının 23 bin, Rusların kaybının ise 16 bin olduğuna” dikkat çekti. “Cumhuriyet dönemi sonrasında Enver Paşa aleyhindeki asılsız hüküm ve karalamalara, özellikle İngiliz ve Rus propagandalarının sebep olduğunu, maalesef bu konuda kendi içimizdekilerin de dış güçlerin kullandığı pek çok cümleyi aynen kullandığını” vurguladı. - 2 Şubat’ta düzenlenen “Çınaraltı Sohbetleri” kapsamındaki programın konuğu, Türkiye Günlüğü Dergisi Genel Yayın Yönetmeni Mustafa Çalık oldu. “Sağlıklı bir toplumda talî problemlerin hak etmediği ölçüde, enerjiyi tüketecek biçimde öne çıkarılmayacağını”, bu çerçeveden bakıldığında “Yaşadığımız türban tartışmalarının tipik bir gelişmemişlik göstergesi olduğunu vurguladı.  Çalık, “Gelişmemiş bir toplumdaki yerleşik bürokrasinin, insanların varlığını bir cenderede sıkıyormuş gibi tükettiğini, ruh dengesini bozduğunu, insanın ülkemizdeki tartışmaları ciddiye alınca kendisini zihnen ‘Kafka’nın Şatosu’ndaki gibi hissettiğini” söyledi. “Türban düzenlemesi sebebiyle, toplumdaki bir kısım içine kapanık elit unsurun, ortalığı velveleye vermeye çalıştığını, ancak zamanla hiç bir şey olmayacağının görüleceğini” iddia eden Çalık,  “Sol düşüncenin Türkiye’den yavaş yavaş çıkmakta olduğunu, Sol’un zaten Türk toplumunun bünyesine uygun olmadığını ve ülkemiz siyasi hayatına girmesinin arızî bir durum olduğunu” ileri sürdü. - 9 Şubat’ta düzenlenen “Aleviliğin Dünü, Bugünü ve Yarını” konulu seminerin konuğu Hacettepe Üniversitesi Tarih Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Ahmet Yaşar Ocak,  konuşmasında “Alevilik tarihinin Türklerin İslamiyet’i kabul ettiği IX. yüzyıl sonlarından itibaren başladığını, Şiilikle birleşmesinin çok sonraki bir olay olduğunu” vurguladı ve Aleviliğin “Orta Asya’dan başladığını, İran üzerinden aldığı Şiilik katkısıyla geldiğini ve Safevi propagandası ile Anadolu’da biçimlendiğini” söyledi. “Diyanet’in Alevi olgusu karşısındaki tutumunun gerçekçi olmadığı kanısında olduğunu, Sünni kesimin öncelikle Aleviliği İslam dışı olarak görmemesi ve Aleviliği anlamaya çalışması gerektiğini” ifade etti. Ocak,“Diyanet tarafından son günlerde yayınlanan birtakım kitapların Alevilik kaynağı olduğunu söyleyemeyeceğini, asıl Alevi kaynaklarının bilhassa Nefesler olduğunu, yüzyıllar içerisinde birikmiş ve Aleviliğin esas teolojisinin temellerini oluşturan ve çok büyük bir koleksiyon olan Nefesler’in mutlaka yayınlanması gerektiğini” kaydetti. Muharrem ayı vesilesiyle düzenlenen iftar yemeğine de değinen Ocak, “İftar yemeğine kendisinin de katıldığını, orada yetkililerden hükümetin bu konudaki yaklaşımının nasıl bir projeye dayandığını ve nasıl bir perspektif içerdiğinin izahını beklediğini, ancak hiç kimseden bu konuda bir açıklama gelmediğini,  bunun da ortada ciddi bir proje olmadığını gösterdiğini” söyledi. - 16 Şubat’ta düzenlenen “Çınaraltı Sohbetleri kapsamındaki programın konuğu olan Türk Dil Kurumu Eski Başkanı ve Gazi Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Ahmet Bican Ercilasun,Türk Dil Kurumu’nun, birincisi lehçeleri ve bütün tarihiyle Türkçeyi araştırmak ve diğeri Türkçenin ihtiyacı olan zenginliği sağlamak gibi başlıca iki görevi olduğunu” hatırlattı. “Türk dünyasında 1990'dan beri yeni bir süreç başladığını, bu süreçte beş Türk Cumhuriyetinin bağımsızlığına, diğerlerinin de daha serbest hareket edebilme imkânına kavuştuğunu ve artık kendi kültür politikalarını kendileri tayin edecek duruma geldiklerini” söyleyen Ercilasun, “Nitekim bunun etkisinin kısa zamanda görülmeye başladığını” anlattı. “1991 yılı sonlarında Azerbaycan’ın, 1993’de Türkmenistan ve Özbekistan’ın Latin alfabesine geçme kararı aldıklarını, Kırım Türkleri ile Gagavuzların da Latin alfabesine kullanmaya başladıklarını” hatırlattı ve “Kazakistan’ın bu işe yeni teşebbüs ettiğini, Kazakistan geçtiğinde Kırgızistan’ın da Latin alfabesine geçeceğini düşündüğünü” ekledi. İşin alfabe kısmının yürüdüğünü, ama ‘ortak dil’in daha zor olduğunu söyleyen Ercilasun, “Bunun ancak Türkiye Türkçesinin öğrenilmesi ve Rusça öğrenenlerin azalması ile mümkün olacağını” ifade etti. AFYONKARAHİSAR ŞUBESİ YENİ YÖNETİMİ             Genel Kurul sonucunda Şube Yönetimi: Başkan Doç. Dr. İsmail DEMİR, Bşk. Yrd. Muammer ERDEM, Sekreter Yrd. Doç. Dr. Osman Yavuz BİRDANE, Muhasip Kadir PANCAROĞLU, Üye Yrd. Doç. Dr. Mehmet SARI, Üye Yrd. Doç. Dr. Ahmet Metin KUMLUAY ve Üye Cengiz DEMİR şeklinde oluştu. Denetleme Kuruluna Doç. Dr. Mustafa ERAVCI, Yrd. Doç. Dr. Hüseyin BAYRAKÇEKEN ve Celal DEMİR getirildiler.  ESKİŞEHİR ŞUBESİ KONGRESİNİ YAPTI               Eskişehir Şubesi 12. olağan kongresini 10 Şubat 2008’de yaptı.11. Dönem çalışmalarının değerlendirilmesi ve Türkiye’nin bugünkü meseleleri üzerinde fikir teatisinin yapılmasından sonra yeni dönem çalışma kurullarının seçimine geçildi.  Buna göre Yönetim Kurulu Başkan: Nedim ÜNAL, Bşk. Yrd: M. Kemal BİÇERLİ, Sekreter: Süleyman AKINCI, Muhasip: Mustafa TEZEL, Üye: Atilla AYVA, Üye: Mustafa DİKER ve Üye: Ertuğrul KARAŞ. Denetim Kurulu: Nail ARI, Alaaddin SARI ve Fahri ALTAY. Kurultay Delegeleri: Nedim ÜNAL Süleyman AKINCI,  Ali ELDEM ve Atilla AYVA            ESKİŞEHİR ŞUBESİ ETKİNLİKLERİ Nevruz Ergenekon Bayramının coşkuyla kutlandığı Eskişehir şubesinde Şubat-Mart 2008 aylarında yapılmış ve yapılacak olan etkinliklerin dökümü şöyledir:             07.02.2008      Ertuğrul Karaş Rusya Müslümanları Kongreleri          14.02.2008      Doç. Dr. M. Kemal Biçerli “Türkiye’de Enerji Kaynakları ve Nükleer Enerji             21.02.2008      Prof. Dr. Ender Sönmez  “Yeraltı Kaynakları Yeterince Değerlendiriliyor mu?”             28.02.2008      Doç. Dr. Alparslan Birdane“Kalp Hastalıklarında Gelinen         Nokta”                       06.03.2008      Yrd. Doç. Dr. Murat Taşdemir  “Dünya Ekonomisindeki Son Gelişmeler: ‘Tutsat’ krizi             13.03.2008      Prof Dr. Hasan Gönen “Doğu İllerinde Sosyolojik Değişmeler”             20.03.2008      Mustafa Tezel  “Küreselleşmenin Sanayi Sektörüne Etkileri” 27.03.2008         Doç Dr. Hilmi Özden Şehid-i Muhterem Enver Paşa” GAZİANTEP ŞUBESİ YENİ YÖNETİMİ ve ETKİNLİKLERİ
 
               Dr. Mehmet BERK (Ba
şkan), Prof. Dr. Cahit BAĞCI (Bşk. Yrd.), Mustafa KARABEKİR (Bşk. Yrd.), Yrd. Doç. Dr. Yunus Emre TANSÜ (Sekreter), Öğr. Gör. Mustafa METE (Muhasip), Öğr. Gör. Mustafa ARSLAN (Üye), A. Selahattin KARACA (Üye)Denetleme Kurulu: Prof. Dr. İbrahim SARI (Başkan), Prof. Dr. Ahmet ARSLAN (Bşk. Yrd), Yrd. Doç. Dr. Süleyman ÜNÜVAR (Üye). Genel Merkez Delegeleri: Dr. Mehmet BERK, Mustafa BALABAN, Abdullah UZUNARSLAN
            Gaziantep
İl Milli Eğitim Müdürlüğü ile müştereken Gaziantep merkezdeki 15 lise ve denge okulda öğrencilere yönelik konferanslar verilmiştir. Gaziantep Polis Meslek Yüksek Okulu'nda Gaziantep Üniversitesi Eğitim Fakültesi Eğitim Bilimleri Bölüm Başkanı Prof. Dr. Hikmet Yıldırım CELKAN tarafından "Devlet Nedir ve Türk Kimliği", Gaziantep Üniversitesi Fen Edebiyat Fakültesi Tarih Bölümü Öğretim Üyesi Yrd. Doç. Dr. Yunus Emre Tansü tarafından "Gazi Mustafa Kemal Atatürk ve Fikir Dünyası" ve Şube Başkanı Dr. Mehmet BERK Sıra Gecesi, yöresel türküler ve danslar eşliğinde "Tarihte Türkler ve Marka Şehir Gaziantep" konulu konferanslar verilmiştir.
            GEBZE ŞUBESİ KADİR BOY’U KONUK ETTİ
 
            İstanbul eski defterdarı ve MHP MYK üyesi Kadir Boy,“Türkiye’nin Maliye Politikaları ve Türk Ekonomisine Milliyetçi Bakış Açısı” konferansında Gebzelilere önemli açıklamalarda bulundu.
               Gebze Şubesi 15 Şubat 2008’de Kadir Boy’u konuk etti.  Boy, havanın soğuk olmasına rağmen kalabalık bir kitleye hitap etti. Konferansa, MHP İlçe Başkanı Hamit Kuş, ÜSİAD Kocaeli Şube Başkanı Nevzat Coşkun, Şehit Aileleri Dernek Başkanı İhsan Duyar, sivil toplum teşkilat başkanları, yöneticiler, eğitimciler ve çok sayıda Türk Ocaklı seçkin davetli katıldı
                 Gebze Şube Başkanı Prof. Dr. Yavuz Sezen açış konuşmasında, Gebze'de yaşayan herkesin Gebze için birlik olması gerektiğini söyledi. Türkiye'deki enerjinin % 17'sinin Gebze'de tüketildiğine dikkat çeken Sezen, "Son zamanlarda yürütülen Gebze'yi parçalama politikalarının ne amaçla yapıldığını hiç anlayamıyorum. Gebze'nin il olmasını beklerken son gelişmelerin çözümsüzlüğe iteceğini düşünüyorum" dedi.
               Kadir Boy, Türkiye'de istihdamın önünün mutlaka açılması gerektiğini ve hükümetlerin kayıt dışının önüne geçmesini istedi. Türkiye'nin 2001 yılında dış kaynaklı büyük bir ekonomik kriz yaşadığına dikkat çeken Boy, "Türkiye'deki 26 dolar milyarderinden sadece ikisi sanayicidir. Diğerleri finans sektöründen ve para ile para kazananlardır" dedi. Borçla borç ödenemeyeceğine de dikkat çeken Boy, "Gelinen nokta bize şunu göstermiştir ki Türkiye 2008 Mayısında IMF ile yeniden sözleşme yapmak zorunda kalacaktır. Ancak, şu gerçek unutulmamalı, dünya tarihinde başkalarının yardımı ile kalkınan bir devlet olmamıştır. Ayrıca düşük kur yüksek faiz de ekonomiye büyük zarar vermektedir”
Hükümetin ekonomideki iyi hava söylemlerini de eleştiren Boy, "Bütçe yaparken halkın yüzünü güldürecek bir bütçe yapmalı. İşsizlik Türkiye için bir canlı bomba ama kimse bunu konuşmuyor. Türkiye'de artık herkes üretimin birer ferdi olmak zorundadır. ARGE çalışmalarına büyük önem verilmelidir” dedi.
Kadir Boy, konuşmasının ardından sorulara da cevap vererek büyük alkış aldı.   Kendisine  Türk Ocakları Logolu çini tabak ve teşekkür belgesi takdim edildi. KAYSERİ ŞUBESİ GENEL KURULU 03.02.2008’de yapılan Olağan Genel Kurul sonucu yeni yönetim şöyle belirlenmiştir: Başkan Prof. Dr. Abdulkadir YUVALI, Bşk. Yrd. Satılmış BAŞARAN, Katip Fatih OĞUZHAN, Muhasip Yılmaz AKKAYA, Üyeliklere Doç. Dr. Harun ÜLGER, Dr. Halil BAYAR ve Bekir ARIK. Denetleme Kurulu: Prof. Dr. Mustafa ÜNAL, Fazıl Ahmet BAHADIR ve Ahmet ERSOLAK. Genel Merkez Delegeleri: Mustafa ÖZTÜRK, Ayhan ÖZTÜRK, Abdulkadir YUVALI, Ali FEYZİOĞLU ve Mehmet ÇAYIRDAĞ             VEFAT ve BAŞSAĞLIĞI
     Türk Ocakları Isparta
Şubesi kurucularından, bu dönemde de hars heyeti üyesi olan, çok sayıda bakan, vali, profesör ve üst bürokrat yetiştiren emekli öğretmen Mehmet BOZKURT; 14 Şubat 2008’de vefat etmiştir. Merhuma rahmet, camiamıza başsağlığı dileriz. Durağı Cennet olsun.
                                                                                                               

Türk Yurdu Mart 2008
Türk Yurdu Mart 2008
Mart 2008 - Yıl 97 - Sayı 247

E-Dergi: Ücretsiz

Sayının Makaleleri İncele