KARÇINZADE SÜLEYMAN VE SEYAHATÜ’L- KÜBRA

Şubat 2008 - Yıl 97 - Sayı 246

Cumhuriyetin ilanından sonra bilhassa Halkevlerinin kurulmasından sonra şehir tarihçiliği alanında önemli çalışmalar yapılmıştır. 1950 yılına kadar verimli çalışmalar yapan bu kurumların neşrettiği dergiler ve kitaplar, sosyal bilimler bakımından Türk kültür hayatının bütün safhalarında inceleme yapanlar için birinci derecede başvuru kaynağı olmaya devam etmektedir. Hemen hemen bütün il merkezleri ile ilçelerde faaliyet gösteren kurumun çalışmalarında eserleriyle öne çıkmış isimler bulunmaktadır. Ekseriyetini öğretmenlerin teşkil ettiği araştırmacıların yazı ve eserleri arkadan gelenlere ışık tutmaktadır. Isparta Halkevi’nin neşrettiği Ün dergisi bölge tarihi ve kültürü için önemli incelemeleri ihtiva etmektedir. Isparta’da görevli olduğu süre içinde yer isimleriyle ilgili olarak önemli bir eser neşreden Fehmi Aksu daha sonra gittiği Bursa’da da aynı çalışmalarını sürdürmüştür. Yine Isparta üzerine bazı önemli araştırmalar Hikmet Turhan Dağlıoğlu imzası taşımaktadır. Isparta tarihinin önemli kaynaklarının başında Böcüzade Süleyman Sami’nin ‘Kuruluşundan bugüne kadar Isparta Tarihi’ isimli eseri gelmektedir. Muasırı Karçınzade Süleyman Şükrü de onun kadar tanınmamakla birlikte kültür tarihimizde yerini almış bir isimdir. Onun en tanınmış eseri Seyahatü’l -Kübra geçtiğimiz yılın sonlarında Latin harfleri ile yeniden basıldı. 1928 tarihinde Eğirdir’de doğan Salih Şapçı ilçesinin tarihi ile yakından ilgilenmiş ve Seyahatü’l Kübra’yı, 13 Ocak 1955 tarihinden itibaren günümüz Türkçesine aktararak Gölsesi gazetesinde bölümler halinde yayımlamıştır.[2] Ayrıca bölge tarihi ile alakalı başka yazıları da Akın gazetesinde neşredilmektedir. Şapçı, Rusya’da basılması sebebiyle memleketimize mahdut sayıda gelen ve belli başlı bazı kitaplıklarda bulunan eserin yeni neşrini gerçekleştirmekle muhakkak büyük bir hizmet yapmıştır. Eserin yeni basımında izlenen usul ve ön kapaktaki ifadeler üzerinde kısaca durmak gerekiyor. Eserin ön kapağında bulunan ‘Eski yazıdan ve Osmanlıcadan çeviren’ ibareleri ilmî bakımdan pek uygun düşmemektedir. Buna benzer Arap alfabesi ile basılmış metinlerin Latin alfabesi ile yeni basımlarında çevrim yerine genellikle ‘çevrimyazı’ tabiri kullanılmaktadır. Osmanlıcanın müstakil bir dil olmaması sebebiyle çevrilmesi söz konusu olamaz. İç kapağa günümüz Türkçesine uyarlandığı biçiminde bir kayıt düşülmesi uygun olurdu. Önce eserin yazarının hayatı hakkındaki mahdut bilgileri özetlemek gerekiyor. Tercüme-i hali hakkındaki mahdut bilgiler kitabından derlenmiştir. (s.77-81) 1865 tarihinde Eğirdir’de doğmuş, 15 yaşında hafız olmuş, memleketinde bulunan rüştiyeyi bitirmiştir. Arapça öğrenmek üzere girdiği medresede umduğunu bulamayınca Eğirdir Aşar Kalemi’nde memuriyete başlamış, sonra Posta ve Telgraf İdaresi’ne geçerek Pozantı’ya tayin edilmiştir. Yeri değiştirilerek gönderildiği Karesi’de 25 ay çalışmıştır. Aleyhinde iftira ve jurnaller düzenlenmesi üzerine Kasım 1886’da uzun bir yolculuğa çıkarak eserinin malzemesini toplamaya başlamıştır. 1907 yılında Petersburg’da Abdürreşid İbrahim’in Elektrik Matbaasında basılan eser yazarın dünyanın çeşitli bölgelerine yaptığı gezilerin intibalarını ihtiva eden bir seyahatnamedir. Kitabı neşre hazırlayan Şapçı, yazarın ne zaman ve nerede öldüğünün bilinmediğini söylemesine rağmen (s. 11) Güngör, tek bir kayda dayanarak yazarın 1922 yılında öldüğünü belirtmektedir. 1932 basımlı Isparta ile ilgili genel bir eserde ölüm tarihi ‘nihayet 338 tarihinde elli bir yaşında vefat ettiği kaydedilmektedir’ gibi bir anlatım ile belirtilmiştir.[3] Şapçı, Karçınzade’nin biyografisi hakkındaki bilgilere şahsi araştırmalarına dayanan yeni bir ekleme yapamamıştır. Bu konuda ilgili literatürü taramadığı anlaşılıyor. Karçınzade’nin söz konusu büyük eserinden başka iki risalesi daha bulunmaktadır. İntibah-ı Millet Yine Aldanmayalım Temel Çürüktür’[4] isimli risalesinde Kanun-ı Esasi’nin 5,7,35 ve kısmen 73. maddesini değerlendirerek, yapılacak değişiklikler üzerine görüş bildirir. ‘Menabi-i Servet. Vatanının Milletini Seven Okusun. Hamiyeti Olan Çocuklarına da Okusun, İnsan Yedisinde Ne İse Yetmişinde Yine Odur’[5] isimli diğer risalesinde de hemen her alanda iğneden ipliğe kadar her yerde herkesin yerli üretime önem vermesini ve yerli malı kullanılmasını teklif eder. Bu tekliflerin bazılarının o dönemin şartları içinde toplum tarafından kabul görmediği düşünülebilir. Karçınzade, hazırladığı seyahatnamesini 1907 yılında Petersburg’da Abdürreşid İbrahim’in matbaasında bastırmıştır.[6] İbrahim de bütün İslam dünyasını dolaşan, gezi izlenimlerini neşreden, siyasetçi, teşkilatçı, çok yönlü bir şahsiyettir. Hakkında son yıllarda muhtelif araştırmalar yapılmıştır. İbrahim’in, ‘Alem-i İslam’ isimli seyahatnamesi geniş bir coğrafya üzerinde 1908-1910 yılları arasında gerçekleştirdiği üç yıllık seyahatinin intibalarını ihtiva etmektedir. Eser başlangıçta Sırat-ı Müstakim dergisi tarafından formalar halinde abonelerine dağıtılmış, daha sonra da 1912 yılında ilk cildinin basımı gerçekleştirilmiştir. Bu bakımdan Karçınzade’nin seyahatnamesi bir Türk gözüyle geniş bir coğrafyanın anlatılması, üzerinde yaşayan insanların kültürleri hakkında geniş malumatı ihtiva etmesi bakımından orijinaldir. Belki de yaptığı seyahat ve neşriyatla A. İbrahim’i de etkilemiş olduğu düşünülebilir. Batı dillerine vakıf olmadan seyahati göze alması kendisine duyduğu özgüvenin yüksek olduğunu göstermektedir. Kitabı neşre hazırlayan Şapçı önsözde amacını açıklamıştır. Neşirde izlediği yolu, yer isimlerinin yazılışı hakkındaki tercihini, esas metinde bulunan Urduca ve Farsça metinlerin alınmayış sebeplerini izah etmiştir. (s.7-9) Şapçı, eserin genel tanıtımını, Süleyman Şükrü hakkındaki bilgileri, kitabın yazılışını, neler yazıldığını, Petersburg’da basımının sebeplerini, Abdürreşid İbrahim’in kimliği hakkında, Karçınzade’nin seyahati esnasında takip ettiği yol hakkındaki özet bilgiler vermiştir.[7] Yine bu bölümde kitabın esas neşir sebebi olan Eğirdir bağlantısından dolayı, şehir ile ilgili olarak eserde verilen bazı bilgileri tartışmaya açmıştır.(s. 10-26) A.İbrahim hakkında verilen bilgilerin genel ansiklopedilere istinat etmesi ve müstakil eserlerin görülememesi sebebiyle bazı eksik ve hatalar göze çarpmaktadır.[8] Karçınzade’nin kaleme aldığı mukaddime kısmı 27-28 sayfalarda verilmiştir. Karçınzade, eserinin giriş bölümünü yaşadığı Eğirdir’e tahsis etmiştir. (s.27-76) Bu bölümde bölgenin tarihi geçmişi yanında coğrafi hususları da ele alınmıştır. Müellif 77-81 sayfalar arasında otobiyografisini yazmıştır. Eserin bundan sonraki bölümlerinde bağlı bulundukları sancak merkezi Hamidabad’dan başlayarak yakın çevre tasvir edilmiştir. Anadolu’daki şehirler, Ege adaları, Beyrut, Pire, Atina seyahatlerindeki gözlemleri anlatılmıştır. Bu seyahatlerinde gördüğü şehirlerin anlatımında coğrafi bir sıra takip edilmemiştir. İran seyahatine geniş bir bölüm ayrılmıştır. Bu ülkede dolaştığı şehirler hakkındaki bilgilere etnik ve dini malumat da ilave edilmiştir. İran seyahatini Hazar kıyısında tamamlamış, deniz yolundan günümüz Türkmenistan’ının başkenti Aşkabat’a geçmiştir. Buradan geçtiği Buhara ile Türkistan seyahatinin bu bölümünü tamamlanmıştır. Geriye dönüp geldiği Azerbaycan’da Bakû’yü ele almıştır. Karçınzade, Bakû’de dönemin petrol zengini Zeynelabidin Tagıyef ile görüşme imkanı bulmuştur. Azerbaycan’da zenginliği yanında Azeri toplumunun eğitim ve kültür alanında ihtiyaçlarının giderilmesi hususunda büyük paralar harcayan, okullar yaptıran gazete ve dergi çıkarılması için kaynak tahsis eden Tagıyef, gezginimizin Viyana’ya kadar olan birinci mevki tren biletini temin etmiştir. Kafkasya üzerine verilen bilgilerden sonra Rusya’nın batı hududunu geçerek Budapeşte üzerinden tren yolu ile Avusturya’nın başkenti Viyana’ya ulaşmıştır. Tren Tuna’yı takiben ilerlediği için bu suyu bol nehrin geçtiği bölgelere ihsan ettiği bereketi yakından görmüştür. Türk köylüsü ile Avrupa’da gördüğü ilk ülke olan Avusturya köylüsünün mukayesesini yapmıştır. Batıda yaşayan ahalinin köylü ile şehirli arasındaki giyim farkının sadece kullanılan kumaşların ucuzluğundan kaynaklandığını belirtmiştir. Batıdaki yolculuğuna Paris’le devam etmiştir. Görsel intibaları ile birlikte Fransız toplumunun ahlakı, hal ve hareketleri üzerine de fikir belirtmiştir. Fertlerin sözüne sadık olmalarına rağmen, İstanbul’daki Fransız sefirinin bir işinden dolayı verdiği sözün çürüğe çıkmasını delil göstererek hükümetin sözünün eri olmadığı kanaatini vurgulamıştır. Muhalif olmaları sebebiyle Fransa’da yaşamakta olan Ahmet Rıza, Edhem Ruhi, Hoca Kadri (Mehmet Akif’in rüştiyeden hocasıdır) gibi Türk aydınları hakkında ‘sefih’ sıfatını kullanmasında devre Abdülhamit’in hüküm sürmesinin bir etkisi olmuş mudur? Karçınzade’nin yukarıda işaret ettiğimiz risalelerinde ileri sürdüğü fikirlere bakılarak bu sıfatı kullandığı zamandaki kararlılığı, II. Meşrutiyetin ilanından kısa bir müddet sonra terk ettiği söylenebilir. Marsilya üzerinden deniz yolu ile Tunus, Fas, Cezayir, Trablusgarp ve Mısır’ı dolaşır. Mısır’da bulunan Jön Türklerin faaliyetlerini anlatırken Fransa’da yaşamakta fikir arkadaşlarını zikrederken kullandığı sıfata yakın kelimeler seçmiştir. Eserde Mısır’ı çeşitli yönleriyle anlatan bölümler hacim bakımından büyük tutulmuştur. Kızıldeniz yoluyla seyahatine devam ederek Aden ve Hint Okyanusuna açılmıştır. Hindistan’ın anlatıldığı bölümler oldukça geniş tutulmuştur. Deniz yolundan Singapur’dan sonra Çin’in büyük şehirlerinden Şanghay’a vasıl olmuştur. Buradan ülkenin merkezi Pekin’e gider. Karayolunu izleyerek batıya doğru devam ettiği seyahatinde ziyaret ettiği şehirlerde yaşamakta olan Çinli Müslümanlarla görüşmelerde bulunur. Yine Çinli nüfusun egemen olduğu büyük şehirlerde küçük koloniler teşkil ederek ticaretle iştigal etmekte olan Uygur, Kazak ve Tatar Türklerinin temsilcileri tarafından ağırlanır. Nüfusu bir milyondan fazla olan ve Çin’in orta kısmında bulunan Lancusin şehrinde 30 yıldır hapiste tutulmakta olan Kaşgarlı Yakup Bey’in oğullarını görebilmek için şehrin Çinli valisini ziyarete gider. Karçınzade’nin Yakup Bey hakkında verdiği bilgiler tashihe muhtaçtır.[9] Yaptığı görüşmeler sonucunda tutukluların serbest bırakılmalarını temin eder. Doğu Türkistan ve Moğolistan Lancusin’e bağlı olduğundan bölgenin genel nüfusu otuz milyonu aşıp, bunun on yedi milyonu Müslüman’dır. Bu nüfusun önemli bir kısmını Çinli Müslümanlar teşkil etmektedir. Karçınzade’nin kayıtlarına göre tarihi Türk şehri Kumul ve civarındaki köylerde altı bin Müslüman yaşamaktadır. Dungen denilen İslam’ı seçmiş Çinliler de herhalde bu nüfusa dahil edilmiştir. Turfan’da Taşkent’ten gelerek ticaretle iştigal eden Ahrar Han’ın çırçır fabrikasının civarındaki sayfiye evinde misafir edilir. Tarbagatay ve Tiyenşan dağlarıyla çevrili olan ovanın başlangıcındaki yüksek tepelerin arasından geçen Hubar nehrinin üzerinde kurulu bulunan Urumçi’de yedi bir Müslüman ve on bin Çinli nüfus barınmaktadır. Şehirde Rus konsolosluğu bulunmaktadır. Kış şiddetli geçmekte olduğu için ilkbahara kadar Urumçi’de kalır. Şehrin eşrafı olan Türk liderlerle uzun sohbetlerde bulunur. Kokand Hanı Hüdayar Han’ın Osmanlı hükümdarı Abdülaziz Han ismine Kaşgar’da akçe bastırdığı biçimindeki bilgi de düzeltilmelidir. (s.625) Kokand Hanlığında büyük ün kazanan Yakup Bey, Kaşgar’a yaptığı seferde Hüdayar Han tarafından desteklenmiştir. Yakup Bey, hanlar arasındaki iktidar mücadelelerinin sonucunda 1867 yılında Buzuruk’un iktidarına son vererek hakimiyeti ele almıştır. Buhara Türkiye İngiltere ve Rusya ile diplomatik ilişkiler kurmuştur. Osmanlı hükümdarı Abdülaziz’i halife olarak tanımış ve 1870’de onun adına altın ve gümüş paralar bastırmıştır.  Karçınzade, bu bölgede Çin hükümetinin bastığı sikkelere halkın henüz alışamamaları sebebiyle Yakup Bey’in paralarının geçerliliğini koruduğuna şahit olmuştur. Şehirdeki manifatura tüccarının kullandıkları İstanbul arşınının aynıdır. Karçınzade doğuya yaptığı bu uzun ve meşakkatli seyahatinde Asya’nın kuzeyine doğru devam ederek İrtiş nehri üzerinde işleyen gemiye binip Kuzey Kazakistan’da bulunan Omsk şehrine ulaşır. Buradan trenle Çelyabinsk, Ufa, Samara, Penza, Razan, Tula ve buradan Oryol, Kurski-Harkof üzerinden Kırım’ın tarihi başkenti Bahçesaray’a gelir. Günlük notlarını düzenli tuttuğu için basıma hazır halde bulunan seyahatnamesini bastırmanın yollarını arar. Rusya Türklerinin eğitim yoluyla kalkınması için yıllardır büyük gayret sarf etmekte olan İsmail Gaspıralı yaşamakta olduğu Bahçesaray’da ikamet etmekte ve neşrettiği Tercüman gazetesini sahibi bulunduğu matbaada bastırmakta idi. Karçınzade, seyahatnamesinin Tercüman matbaasında basılmasının mümkün olmaması üzerine Akmescid şehrine geçmiştir. Gaspıralı ile görüşme yapıp yapmadığı ve basım işinin gerçekleşmemesi hakkında bir açıklama yapmamıştır. Akmescid şehrinde de basım için gerekli hurufatı temin edemeyince Mısır’a gitmek üzere Sivastapol’a gitmiştir. Bu seyahatten vazgeçerek Harkof ve Moskova üzerinden Petersburg’a gelip A. İbrahim’in matbaasında kitabını bastırmayı başardığını belirtmiştir. Karçınzade’nin Bahçesaray’a geldiği tarihlerde Gaspıralı Ekim 1907’de, Müslümanların iktisadi, içtimai meselelerini ele almak üzere bir Müslüman kongresi düzenlemek düşüncesiyle Kahire’ye gitmişti. Bu sebeple görüşme imkânı bulamamakla birlikte Gaspıralı’nın seyahat amacından haberdar olmuştur. Gaspıralı, Tercüman gazetesinde yazdığı bir makalede bu düşüncesini işlemişti. Karçınzade’nin kitabını bastırmak gayesiyle Mısır’a gitmek istediğini kaydetmesinin arkasında Mısır’da toplanması düşünülen kongreye katılmak arzusu bulunabilir.[10] Gerçi Mısır’da Bulak’ta bulunan Türk kültürü ile ilgili çok sayıda kitabın basımının gerçekleştirilmiş olması da göz önünde tutulmalıdır. Gaspıralı, yaklaşık 600 kişinin katıldığı bir konferansta böyle bir kongrenin lüzumunu anlatmıştır. Mısır dönüşü İstanbul’a uğrayan Gaspıralı uzun bir mektupla kongre hakkında padişaha teferruatlı malumat verdi. Saray onun bu teşebbüsüne pek sıcak bakmadı. Karçınzade’nin hadisenin gelişmesini takip ederek Mısır’a gitmediği, eserinin Türkiye’de basılmasına imkan bulamayacağı düşüncesiyle Petersburg’a yöneldiği düşünülebilir. Seyahatnamesinin sonunda dünya üzerinde Müslümanların yaşadıkları ülkeler ve nüfusları hakkında istatistikî bilgiler vermiştir. Rusya hakkında verilen genel bilgiler ve Petersburg şehri hakkındaki gözlemlerini 3 Ekim 1907 tarihiyle kitabını noktalamıştır. Oldukça hacimli kitabın baskıya hazırlanmasında ilmi teamüllerin dikkate alınmadığını belirtmiştik. Milletin ortak mal olan bu tür eserler üzerinde herkesin arzu ettiği gibi tasarrufta bulunması doğru değildir. Kitap bir kültür eseri olmakla birlikte yeni neşrinde dili üzerinde düzeltme yapılmadan aynen aktarılması uygun olurdu. Kitabın sonuna eklenecek sözlükte bilinmeyen kelimeler verilebilirdi. Şahıs ve yer isimlerini ihtiva eden bir indeks ile içindekiler bölümünün bulunmaması büyük eksikliktir. Uzun yılların emeğini kitaba dönüştüren Salih Şapçı’yı ve hacimli bir eseri kaynak ayırarak bastıran Eğirdir Belediye Başkanını tebrik ediyoruz. Eğirdir Belediyesi bu davranışıyla başta Isparta olmak üzere ilçe belediyelerine örnek olmuştur. Bölgenin tarih ve kültürü ile alakalı incelemelerin mahalli yönetimlerin imkânları ile basılmasının araştırmacıları şevklendireceği muhakkaktır.                                                                                                                                                                                                      
        

         [1] Karçınzade Süleyman Şükrü, Seyahatü’l-Kübra -Büyük Seyahat, Eski Yazı’dan ve Osmanlıcadan çeviren Salih Şapçı, Eğirdir 2005, 640 s. Eğirdir Belediyesi yayını.

         [2] Nuri Güngör Veziroğlu, Eğirdir Ansiklopedisi ve Hamidoğlu, Eğirdir 2005, s.193

         [3] Isparta Vilayeti İdare Coğrafyası 1932, Ankara 1999,s.57

         [4] İntibah-ı Millet Yine Aldanmayalım Temel Çürüktür, İstanbul 1324 (15.12.1908),15 s. İki baskıda 30 bin adet basılmıştır.

         [5] Menabi-i Servet. Vatanını Milletini Seven Okusun. Hamiyeti Olan Çocuklarına da Okusun. İnsan Yedisinde Ne İse Yetmişinde Yine Odur, İstanbul (t.y.) , 16 s.

         [6] Mustafa Şahin, Devlet Başkanının Yetkilerini ve Dışalım Giderlerimizi Kısalım, Süleyman Şükrü’nün İki Risalesi, Tarih ve Toplum, sayı 116, Ağustos 1993, s.124-128

         [7] Toplumsal Tarih dergisinin 19 ve 20 (Temmuz, Haziran 1995) numaralı nüshalarında bulunan iki özel dosyada değişik araştırmacılar A. İbrahim’in farklı yönlerini ele almışlardır. Ayrıca yüksek lisans tezi olarak yapılan bir araştırma basılmıştır: İsmail Türkoğlu, Sibiryalı Meşhur Seyyah Abdürreşid İbrahim, Ankara 1997, Türkiye Diyanet Vakfı Yayınları.

         [8] Abdurreşid İbrahim, Âlem-i İslam ve Japonya’da İslam’ın Yayılması’, 2 cilt, İstanbul 2003,İşaret yayınları

         [9] Dr. Baymirza Hayit, Türkistan Rusya ile Çin Arasında, İstanbul 1975, s.144-149

         [10] İsmail Türkoğlu, Osmanlı Devleti’nin İsmail Bey Gaspıralı’nın Faaliyetlerine Bakışı ve Dünya Müslümanları Kongresi Teşebbüsü , ‘İsmail Bey Gaspıralı İçin’ , Ankara 2004,s.448  

Türk Yurdu Şubat 2008
Türk Yurdu Şubat 2008
Şubat 2008 - Yıl 97 - Sayı 246

E-Dergi: Ücretsiz

Sayının Makaleleri İncele