ÖZBEKİSTAN’DA İSTİKRAR KAZANDI

Şubat 2008 - Yıl 97 - Sayı 246

 23 Aralık günü, dünya jeopolitiğinin kurucuları tarafından dünyanın kalpgahı olarak nitelendirilen Orta Asya’nın yeni odak noktası, Türkistan’ın kalbindeki Özbekistan, demokrasi yolunda yeni bir sağlıklı adımı daha attı. Özbekistan Cumhurbaşkanı İslam Kerimov, 23 Aralık'ta yapılan Cumhurbaşkanlığı seçiminde partisi Liberal Demokratik Parti(LDP) Genel Kurultayı'nda partili delegelerce oy birliğiyle kabul edildikten sonra resmen aday olmuştu. Beş siyasi partinin bulunduğu ülkede, Kerimov'u aday gösteren LDP, 41 milletvekili ile 120 sandalyeli Ali Meclis'te en büyük parti durumundadır. Yapılan başkanlık seçimine 3 adayın daha katılmasıyla Orta Asya Türk Cumhuriyetleri’nde bugüne değin gerçekleşen “en çok adaylı” seçim süreci Özbekistan’da başlamış oldu. Açıklanan öteki adaylar, Sosyal Demokrat Adalet Partisi’nin kadın adayı Dilaram Taşmuhammedova, Halk Demokrat Partisi’nden Asliddin Rüstemov ve bağımsız aday Akmal Saidov idi. 23 Aralık Pazar günü yapılan cumhurbaşkanlığı seçimini Cumhurbaşkanı İslam Kerimov oyların yüzde 88,1’ini alarak yeniden kazandı. 16.297.400 kayıtlı seçmenden 14.765.441’inin oy kullanmış olduğu seçimde Cumhurbaşkanı Kerimov, seçmenlerin 13.008.357'sinin oyunu aldı. Öteki adaylardan Sosyal Demokrat Adalet Partisinin adayı Dilaram Taşmuhammedova oyların yüzde 2,94’ünü, Halk Demokrat Partisinden Asliddin Rüstemov yüzde 3,17’ini ve bağımsız aday Akmal Saidov da oyların yüzde 2,85’ini elde ettiler.   Seçimin Seyri ve Gözlemler Türkiye için kardeş Türk Cumhuriyetleri arasında çok özel bir yeri olan ve bu özelliğin Özbekistan açısından da aynı şekilde karşılık bulduğu, seçim günü bizzat Kerimov tarafından basın mensuplarına aktarılmıştı. Yine Kerimov’un oy kullanması esnasında birkaç sınırlı yabancı televizyon dışında Türk televizyonlarına ayrıca çekim yapma izni verilmesi de sayın Kerimov’un, Türk Dış Politikası’nı yönlendirenlerce Özbekistan’a yönelik BM’de yapılan yanlışlara karşın Türkiye’ye karşı hislerinin değişmediğinin, değişmeyeceğinin ve devlet başkanının gönlünde Anadolu Türklerinin ayrı bir yeri olduğunun göstergesiydi. Köklerimizin uzandığı ve her köşesinde Anadolu insanını, sosyal yaşantısını ve hatta dilini bulduğumuz Özbekistan’ın bu önemli gününde seçim gözlemcisi olarak bulunuyordum. Gözlemci olarak çeşitli ülkelerden 250’nin üzerinde kişi görevliydik. Benim görev yerim ülkenin batısındaki Harezm bölgesindeki Ürgenç ve Hive şehirleri idi. Harezm bölgesinde Amu Derya ile Siri Derya nehirleri arasında, Kızılkum ile Karakum çölünün ortasında Türklüğün ve Türk-İslam uygarlığının efsanevi şehri Hive’de, görevli olarak bulunmak benim için ayrı bir mutluluktu. Hemen hemen tamamı Türk, hepsi Müslüman olan Hive halkının dilinin de Anadolu Türkçesine daha bir yakın oluşu beni ayrıca etkilemişti. İbni Batuta’nı eserlerinde övgüyle söz ettiği Hive, Özbekistan’daki muhteşem tarih hazinelerine sahip Semerkant ve Buhara’nın yanı sıra geçmişi günümüze taşıyan ve hatta onlardan daha çok günümüze korunarak getirilmiş bir şehir. Belki de Türklerin en güzel şehri. Muazzam bir alanı kapsayan kale içindeki tarih hazinesini görmeyi de bu bağlamda, maalesef kendi öz coğrafyası ve kültürü hakkında çok az şey görüp öğrenebilen her Türk vatandaşına önermemiz gereken bir husustur. İbni Batuta’nın “Yeryüzünde onlardan daha sıcak kanlı, daha Müslüman insanlar hiç bir yerde bulunmaz” dediği, çok cömert ve konuksever olan soydaşlarımızın sapsarı toprak evleri ve mavi çinili mekanlarıyla dolu Hive, seçim ortamında ayrı bir heyecan ve bir rüya alemi de sunmakta idi. Seçim sandıklarının bulunduğu merkezleri gezmekle başladığımız Ürgenç’deki ilk izlenimim, sabahın erken saatlerinden itibaren Özbek kardeşlerimizin, havanın buz gibi soğuk olmasına rağmen güle oynaya, huzur ve mutluluk içinde oylarını Devlet Başkanlarını seçmek için atmaya gittikleri oldu. Kurban Bayramına denk gelen seçimlerde insanlar adeta ikinci bir bayram havasını yaşıyorlardı. Seçim merkezlerinde son derece düzenli bir görünüm vardı ve hiçbir kargaşaya şahit olmadık. Seçmenleri etkileyecek, yönlendirecek kişi veya sistemin varlığı söz konusu bile değildi. Oy kullanma kulübeleri kapalı mekanlardı. Bu tür yerlerin batılı bir çok ülkede açık mekanlar olduğunu anımsayınca Özbekistan’ın işi ne denli ciddiye aldığını da tespit etmiş oldum. Dünyanın birçok yerinde siyasal gerginlikler yaşanırken, seçimler öncesi, Gürcistan, Ukrayna ve Kırgızistan’da özellikle batılı ülkelere ait sözde sivil toplum kuruluşlarının seçmenlere para dağıtıp halkın içine nifak sokmaları nedeniyle bu ülkelerde karışıklıklar olmuşken ve hatta halen bu sıkıntılar sürerken, Özbekistan’da toplumun huzur içinde oy kullanabilmesi, hür iradesini gösterebilmesi önemli bir husustu. Bunun yanı sıra dünyada ihtiraslı bir Evangelist egemenliği kurma peşinde olanların küreselleşme ve Ilımlı İslam diyerek, benzeri bahanelerle Pakistan, Afganistan örneklerinde olduğu gibi Müslüman ülkeleri karıştırdığı; yine Afganistan ve Irak gibi ülkeleri işgal ettiği bir dünya sisteminde, Özbek halkının huzur ve özgürlük içinde olmasının hazzını görmek, hissetmek benim için çok anlamlıydı. Belki ülkelerinin bugün huzurlu olmasının faziletini, yaşadıkları güven ortamında hissedemeyen Özbekler de olabilir. Zira insanlar bazen ellerinde olanın değerini anlayamaz, yaşadıkları mutluluğun farkına varamazlar. Onu olağan bir şeymiş gibi düşünürler. Hâlbuki elimizdeki nimetlerin bilincinde olmamız bizi daha mutlu edip huzurlu yaşamamızı, geleceğe umutla bakmamızı sağlayacaktır. Bugün dağılmış olan Sovyetler Birliği topraklarındaki nadir huzur içindeki ülkelerden biri olan Özbekistan bu özgürlüğü yaşıyorsa, bunun Özbekistan’ın ileri görüşlü, dirayetli lideri Devlet Başkanı İslam Kerimov sayesinde olduğunu burada tekrar tekrar ifade etmek gerekir. Çünkü bugün yürütülen istikrarlı politika ve oluşturulan istikrarlı düzen sayesinde batılı sivil toplum kuruluşlarının ortalığı karıştıramadığı bir ortam yaratılmıştır. Batılılar, sömürgeci zamanlardan bu yana ustalıkla sürdürdükleri, toplumları egemenlikleri altına almak için kullandıkları her türlü oyunu bugün, insanların en kutsal yönlerine, vicdanlarına, ruhlarına hitap eden din unsurunu da alabildiğine kullanarak sürdürme politikasını stratejilerinin en baş unsuru yapmışlardır. Bu stratejileriyle, ülkelerde ya Ilımlı İslam adıyla, laiklikten uzaklaşma olanağı veren sistemleri yaratarak ya da yeri geldiğinde doğrudan radikal dinci örgütleri destekleyerek ortalığı karıştırmaktadırlar. Bunun bir örneğini 2005 yılında Özbekistan’ın Andican kentinde gördük. Dış destekli terör örgütleri Fergana Vadisi’nde terör ile amaçlarına ulaşmak istediler. Hedef yabancı güçlerin kontrolünde bir radikal din devleti kurmaktı. Eğer başarsalardı Özbekistan halkı bu seçimde güle oynaya sandık başına gidip özgürce oyunu kullanamayacaktı. Muhtemelen ülke 3’e bile bölünebilecekti. Çünkü emperyalist politikaların bugünkü taktiklerinden biri “Ülkeleri bölerek, küçülterek kontrol altına al, büyük devletlerin yaşamasına izin verme”dir. Bu nedenle Özbek halkının, onlara istikrarlı, güven içinde hayatlarını sürdürme imkânı sağlayan İslam Kerimov’a müteşekkir olduğuna ve bunu da sandık başında kanıtlayacağına inanıyordum. Nitekim öngörülerim doğrultusunda seçim sonuçlarının galibi de “istikrar” oldu. Yukarıda değindiğim üzere gözlemci olarak bulunduğum oy verme merkezlerinde kimse kimseyi etkilemeye çalışmıyordu. Oyların gizli bir şekilde kullanıldığı kulübelerde, seçmenlere dört adaydan birine oy verme imkanı sunuluyor ve böylece demokratik anlayışın tam teşekkülü sağlanıyordu. Eğer önümüzdeki günlerde, özellikle batılı ülke gözlemcileri bu özgürlük ortamına gölge düşürecek açıklamalar yaparlarsa, bu onların çok sıklıkla uyguladıkları tarihsel ayıplarının bir yenisi olacaktır. Çünkü demokrasiyi ağızlarından düşürmedikleri halde batılı emperyalistlerin tarihsel birçok ayıbı vardır. Onlar kendi geçmişlerinin karanlığına bakmadan, onlara karşı dik duran, teslim olmayan ülkelere iftiralar atarlar. Birinci Dünya Savaşı esnasında Türkiye’yi içten, arkadan vuran Osmanlı tebası Ermenilere karşı müdahale eden Türkiye’yi soykırımcı ilan etmeye çalışırlar. Hatta bu konuda karşı çıkıp açıklama yapanları tehdit etmek için Fransa, İsviçre gibi ülkeler yasalar çıkarmışlardır. Yani tarihi irdelemek, incelemek, doğruları açıklamak hakkını bile size tanımazlar. Bunu sömürgeci, faşizan yöntemlerle yasaklarlar. Hâlbuki tarihsel gerçekleri tartışmak bilimselliğin gereğidir, demokrasinin gereğidir. Onlar 20. asrın sonunda sözde Avrupa medeniyetinin ortasında 10 binlerce Bosnalı Müslüman’ın öldürülmesine göz yummuşlardır. Onlar Cezayir’de yine 20. Asrın ortasında 1 milyona yakın Cezayirliyi öldüren emperyalist Fransa’yı her seferinde bağırlarına basmışlardır. Onlar demokrasi getireceğiz diye Irak’ı işgal edip 1 milyona yakın Iraklıyı öldürüp, işkenceye tabi tutmuştur; hem işgal hem de işkenceler olanca hızı ile devam etmektedir. Onlara göre onlar her şeyi yapabilirler, ama eleştiri katiyen kabul etmezler. Onlar demokrasi adına her türlü haksız, gerçek dışı eleştiri yapmayı adet haline getirmişlerdir. Onların medeniyet ve demokrasi anlayışları, iki yüzlülük, yalan ve çifte standartlar üzerine kurulmuştur. Hele kendilerine teslim olmayan liderlere karşı dezenformasyon ve eleştiri onların geleneksel taktiklerindendir. Bu nedenle, eğer bu seçimlerle ilgili eleştiri yapma küstahlığını gösterirlerse, aynayı ABD’ye doğru tutsunlar. Hatırlanacağı üzere ABD’de, 2000 yılında, Bush ile Al Gore arasındaki başkanlık seçiminde Amerika toplamında Al Gore yaklaşık 51 milyon, G. Bush 50,5 milyon oy  almış iken, sonuçları üç ay açıklayamadılar ve Bush’un Florida Valisi olan kardeşinin Florida oylarını üç ay sonra açıklamasıyla yeni Başkan belli oldu. Yani son yılların en büyük sözde demokrasi komedisi bu küresel demokrasi şampiyonasında oynanmış oldu. Demokrasinin önde gelen ülkelerinden olduğu iddia edilen Amerika’daki bu skandalı hiç kimse unutmasın. Başta Almanya olmak üzere Avrupa’nın birçok ülkesinde yarım asırdır ekonomik kalkınmalarına katıda bulunmuş Türklere yerel seçimlerde bile oy hakkı tanınmamış olduğunu da kimse unutmasın. Türklere reva görülen bu ikinci sınıf vatandaşlık olgusu unutulmasın. Onlar, batılı çifte standart şampiyonları Orta Asya’dan ellerini çeksinler. Orta Asya’nın, Türkistan’ın doğal zenginliklerine, bir zamanlar Güney Amerika’da yaptıkları gibi darbe teşebbüsleri ve komplolarla sahip olmaya kalkışmasınlar. Çünkü biliyoruz ki özellikle, eğitimli, alt yapılı Özbekistan halkı, seçtikleri dirayetli, bağımsızlık ve özgürlük yanlısı Devlet Başkanları ile olası komplolara, oyunlara izin vermeyecektir. Çünkü Özbek Halkı bağımsızlığını kazandığından bu yana kendini kendi seçtiklerince yönetmenin tadına varmıştır. Demokrasinin dünyada en güzel örneği, kendi kendini yönetmenin en güzel uygulaması olan Mahalle Vakıfları gibi kurumlar ve benzeri oluşumlarla bu tadı almıştır. Bu anlayış ve çizgide gerçekleştirilen kurumsal reformların, sosyal adalet ve sosyal güvenliğin sağlanması, ekonominin çok ciddi gelişmeler göstermesi mümkün olmuştur. Bütün bunların temelinde istikrar ve güven ortamının oluşturulması yatar. Özbekistan bunu başarmıştır. Başkan Kerimov, dışarıda da, dik duruşuyla, saygın ve sözü dinlenir bir Özbekistan yaratmıştır. Özbekistan’ın Orta Asya’da da özgür bir toplum ve demokratik yönetim yaratması da bütün Asya’ya ayrıca ümit ve cesaret verecektir. Bütün bunların sonucunda Özbek halkının, sosyal gelişme ve başarıyı sandıkta desteklemesi gibi bir durumun ortaya çıkması kaçınılmazdır. Bunun paralelinde de huzur ortamında, düzeyli, yüksek kaliteli, olaysız geçen bir seçim olmuştur. Özbek halkı ikiyüzlü (hipokratik) batılılara sandıkta adeta ders vermiştir. Özbek halkı, bütün dünyaya, birlik içinde olduğunun mesajını da vermiştir. Özbek halkı, olgun mizacı ile doğru yolda olduğunu da tüm dünyaya göstermiştir. Özbek halkı, batılılardan demokrasi adına bir şey öğrenmeye ihtiyacı olmadığını ortaya koyarak, geçiş dönemini geride bıraktığını ve artık sıçrama aşamasına geçtiğini, bundan sonra çok daha iyi bir ekonomik düzeye kavuşmaya hak kazandığını dosta düşmana ilan etmiştir. Özbekistan gerçekleştirmiş olduğu demokratik seçimlerle ve sahip olduğu kendi öz sivil toplum kuruluşlarıyla çıtayı ne denli yükselttiğini de ispat etmiştir. İslam Kerimov 30 Ocak 2008'de 70'inci yaşını kutlayacak olan İslam Kerimov, Orta Asya Politeknik Enstitüsü ile Taşkent Ekonomi Üniversitesi’nden mezun oldu. İş hayatına 1960 yılında Taşkent Tarım Makineleri fabrikasında başlayan, daha sonra Taşkent Uçak fabrikasında mühendis olarak çalışan Kerimov, 1983'te Özbekistan Sovyet Sosyalist Cumhuriyeti Maliye Bakanı, 1986'da da Devlet Planlama Komitesi Başkanı oldu. 1989 yılına kadar Komünist Parti’nin Kaşkaderya İl Başkanlığı görevinde bulunan İslam Kerimov, Haziran 1989'da Özbekistan Komünist Partisi Başkanı olarak tayin edildi. 24 Mart 1990'da Özbekistan Sovyet Sosyalist Cumhuriyeti Yüksek Kurulu (Parlamento) tarafından Özbekistan Sovyet Sosyalist Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı seçilen İslam Kerimov, ülkenin bağımsızlığını ilan etmesinin ardından 29 Aralık 1991'deki Cumhurbaşkanı seçimini kazanarak Özbekistan'ın ilk Cumhurbaşkanı oldu. 1995 yılında halk oylamasıyla cumhurbaşkanlığı süresini 5 yıllığına uzatan, 2000 yılındaki cumhurbaşkanı seçimindeyse Fedakarlar Milli Demokrat Partisi’nden cumhurbaşkanı adayı olan İslam Kerimov, Halk Demokrat Partisi adayı Abdulhafiz Celalov karşısında büyük bir farkla yeniden cumhurbaşkanı seçilmişti. 

Türk Yurdu Şubat 2008
Türk Yurdu Şubat 2008
Şubat 2008 - Yıl 97 - Sayı 246

E-Dergi: Ücretsiz

Sayının Makaleleri İncele