HATIRALARDA KALMASIN DİYE

Şubat 2008 - Yıl 97 - Sayı 246

                Televizyonda “Hatırla Sevgilim” adlı bir dizi yayınlanmaktadır. Memleketimizde yakın dönemde cereyan eden ihtilâl ve darbeler, anarşik olaylar, bir aşk hikâyesine bağlı olarak anlatılmaktadır. Özellikle, cereyan etiği dönemde sağ-sol olayları olarak anılan ve Türkiye’yi bir Sovyet cumhuriyeti yapma gayreti ve örtülü bir Kızıl Ordu istilâsına karşı milliyetçilerin verdiği meşru müdafaa kavgası tamamen farklı bir şekilde ortaya konmaktadır. O dönemde kavganın sol tarafında bulunanlar, bugün basın-yayın organlarında etkili oldukları ve milliyetçiler de hafızalarını büyük ölçüde kaybettikleri için olayların tek taraflı yorumu, Marksistlerin yorumu; neredeyse tek doğru olarak kamuoyuna sunulmaktadır.             Bu durum beni bazı hususları açıklamaya teşvik etmiştir. Aşağıda l970 yılının Kasım ayında Cumhurbaşkanı Muhterem Cevdet Sunay’a yazdığım bir mektup var. Bu mektubun hikâyesi şöyledir:             Erkek Teknik Yüksek Öğretmen Okulu’nda Dursun Önkuzu, solcular tarafından ciğerleri bisiklet pompası ile patlatılarak öldürülmüş ve sonra cesedi 3. kat penceresinden dışarı, beton zemin üzerine atılmıştır. Polis katilleri kovalayıp yakalamak yerine Türk Ocağı binasını basmış, burada bulunan öğrencileri toplayıp emniyete götürmüştür. Türk Ocağına böylece el konulmuştur. Ocaklılar, binaya sokulmamıştır. Ben o tarihte Ankara Ocağı Başkanıydım. Şube evraklarımızın tamamını bile zorla alabilmiştik. O tarihte Ocaklılardan alınan bina hâlâ iade edilmemiştir.             Ocak binasının hikâyesini bir başka yazıya bırakarak, mektubun ortaya çıkışını anlatalım. Rahmetli Dündar Taşer’in yardımıyla Cumhurbaşkanı’ndan randevu temin edildi ve yine onun talimatıyla bir rapor hazırladım. Oluşturulan heyette, benim gibi Tıp Fakültesinde asistan olan Ferhan Özmen vardı. Ayrıca, randevu gününden iki akşam evvel televizyon programına üç gençlik lideri –Ülkü Ocakları Başkanı Ramiz Ongun, Fikir Kulüpleri Federasyonu Başkanı Ertuğrul Kürkçü ve Sosyal Demokrasi Dernekleri Başkanı Semih Eryıldız- katılmıştı. Dündar Bey tepki ve düşüncelerini anlamak bakımından heyete Ramiz Ongun’un da dahil edilmesini istemişti. Böylece meydana getirilen heyetle Köşk’e çıktık. Rapor’u okuduk. İfadeler Sayın Cumhurbaşkanına sert geldi ve verdiğimiz bazı bilgilere hayret etti. Başyaverini çağırarak Önkuzu olayının, zamanın Emniyet Genel Müdürü Ömer Naci Bozkurt’tan sorulmasını istedi. Başyaver, bizim ne anlattığımızı bilmediği halde, bizi teyit eden bilgileri aktardı. Onun üzerine, beni işaret ederek, “Bu genci yarın tekrar getirin” dedi. Bana dönerek de “Bu yazı, hükümet hakkında çok ağır. Ben bunu hükümete vereceğim. O zaman iyi olmaz. Biraz yumuşatın.”dedi.              Başyaver, bilgileri tahkik için ayrıldığı sırada Ramiz’e döndü. “Televizyondaki genç sen miydin? Aferin, Türk genci senin gibi olur. Neydi ötekilerin kılık-kıyafetleri, sözleri, üslûpları?“ dedi. Böylece Dündar Beyin merakı giderilmişti. Hatta daha sonra sorulan bir soru üzerine ülkücü gençler için “Onlar vatanperver gençlerdir” diyerek Cumhurbaşkanı alenen takdirlerini ifade etmiştir.             Ertesi gün tayin edilen zamanda Harp Tarihi binasının önünden Köşk’e ait bir araç beni alıp Çankaya’ya getirdi ve bir odaya oturttu. Ben Huzur’a kabul edilmeyi beklerken içeri devrin İçişleri Bakanı Haldun Menteşoğlu girdi ve hemen bağırarak  “Sayın Cumhurbaşkanını yanıltmışsınız.” Diye ithama başladı, daha doğrusu makamına ve gövdesine uygun olarak azarlamaya başladı. Ben bağırmamasını, yüksek sesle konuşmakla haklı olunamayacağını ifade ederek, bir gün önce Sayın Cumhurbaşkanına anlattıklarımı tekrar ettim ve bunun neresinin yalan ve yanlış olduğunu sordum. “Ama dedi, merhumun cesedinin polis tarafından oradan kaldırıldığını söylememişsin.” Bende,”Onu taksi şoförü de yapardı, ben polislerin insan olmadığını söylemedim ki.” dedim. Görüşme benim anlattıklarımı onun da kabul etmesiyle sona erdi.         Ben Cumhurbaşkanının huzura kabul edeceğini düşünerek beklerken, Köşk’e getiren yaver geldi ve beni dışarı çıkardı, arabaya bindirdi ve aldıkları yere bıraktılar. Bu görüşmeden bir şey anlamadan doğru Dündar Bey’in yanına gittim ve şaşkınlığımı anlattım. Dedi ki; “Sizi yüzleştirdi ve kendisi gizli mikrofondan dinledi. Artık Demirel hapı yuttu. Cumhurbaşkanı artık ona inanmaz. Çünkü senin anlattıklarından sonra, daha evvel kendisine yalan söylendiğini gördü”. Gerçekten öyle oldu ve Demirel. Daha sonra Cüneyt Arcayürek’e o günleri anlatırken Cumhurbaşkanının telefonlarına dahi çıkmadığını söyledi ve 12 Mart l971 böyle gelindi.          AZİZ CUMHURBAŞKANIM;          Uzun zamandan beri büyük şehirlerimizde gençlik, iş çevrelerimizde işçi, köylerimizde köylü olayları veya haşhaş, fındık, tütün mitingleri ve toprak işgalleri olarak gösterilmeye çalışılan ve bir kamuflaj altında cereyan eden hâdiselerin vatanımızın bütünlüğünü bozucu, milletimizin istikbâline ve devletimizin bekâsına kastedici mâhiyette olduğu mâlum-u âlinizdir. Fakat esasında bu kadar tehlikeli maksatlara mâtuf kolan mezkûr hareketlerin bir takım basın ve bir takım aydınlarca ciddi olarak değerlendirilmediği ve basit sağ-sol fikir ihtilâfından doğan olaylar, işçi-patron anlaşmazlığından meydana gelen hâdiseler olarak gösterilmeye ısrarla çalışıldığı da dikkatinizden kaçmamıştır. Bir takım basının ve bir takım aydınların bu tavrı, muayyen bir hedefe varmak ve bâzı menfaatler sağlamak için anarşistlerle işbirliğini göstermektedir. Biz bu çevrelerin, yâni basın ve birtakım aydınların davranışlarını sorumsuzluklarına veriyoruz. Yalnız, memleketimizde asayişin sağlanmasıyla, devletimizin bekâsının, vatanımızın bütünlüğünün korunmasıyla görevli hükümet ve devlet yetkililerinin acz içinde bulunuşu, efkâr-ı umumiyede anarşinin iktidar tarafından teşvik ve himâye edildiği kanaatinin doğmasına sebep olmakta, bu durum ise devlet ve hükümet otoritesinin sarsılmasına, vatandaşta devlet gücünün zayıfladığı intibaının yerleşmesine yardım etmektedir. Anarşistlerin istediği de bu duygunun vatandaşa hâkim olmasıdır.          Sizin çeşitli vesilelerle yaptığınız uyarıcı beyanlarınızın, özellikle,  siyasî iktidar çevrelerinde hiçbir tesir meydana getirmemesi hazindir. Olayları dikkatle takibimiz neticesinde vardığımız sonuç şudur:          Komünistler ve Kürtçüler kendilerine dış çevrelerden, Moskova’dan, Pekin’den ve Barzani’den verilen emirleri harfiyen yerine getirmektedirler. Bu onların “vatana ihânet” görevlerinin icabıdır. Fakat mevcut iktidarın ciddî tedbirlere başvurmaması anarşistlerin işlerini kolaylaştırmaktadır. Hele milliyetçi gençlerle komünist-Kürtçüleri ayni şekilde zararlı sayan beyanların iktidar yetkililerince sık sık tekrarı da anarşistleri himâye mânâsı taşımaktadır. Böylece iktidar ile komünist-Kürtçülerin devletimizi yıkmak, vatanımızı parçalamak için elbirliği hâlinde olduğu gibi bir kanaat vatandaşlarımızda yerleşmeye başlamıştır ki bunun bazı menfî neticeleri olacağı tabiidir.          Aziz Cumhurbaşkanımız;          Vatandaşlarımızda ve genç arkadaşlarımızda beliren bu kanaatleri doğrulayan birçok sebep mevcuttur. Buna rağmen sadece son günlerde cereyan eden bir kaç olayı zikretmekle yetineceğiz:          1-Siyasal Bilgiler Cinayeti. Malûmunuz olduğu üzere Mayıs ayında Siyasal Bilgiler Fakültesi Basın Yayın Yüksek Okulunda bir öğrenci ölü bulunmuştu. Cinayet anarşist-komünistler tarafından milliyetçi gençler üzerine atılmıştı. Hattâ tahkikat için gelen Cumhuriyet Savcı Yardımcısının görevine mâni olunmuş, Emniyet 1. Şube Müdürü dövülmüştü. Bu cinayet üzerine Üniversitenin bazı öğretim üyeleri de olmak üzere bütün anarşist-komünist-Kürtçü çevreler Devlet otoritesini yıpratmak için her türlü gayreti göstermişler, iktidarın katil olduğunu iddia ederek hükümetin istifasını istemişlerdi. Öte yandan polis gerçek katili bir hafta içinde tespit ettiği halde, İçişleri Bakanının yakalanması için emir vermemesi üzerine katil rahatlıkla aramızda dolaşş, hattâ Ürdün’e giderek El-Fetih’te bilgi ve görgüsünü arttırmıştır. Katil hâlen ODTÜ’de saklanmaktadır. İçişleri Bakanı, bu tavrıyla hem milliyetçi gençlerin cinayet töhmeti altında tutulmasına, hem de devlet otoritesinin sarsılmasına sebep olmuştur. Aynı zamanda bir komünist katil himâye edilmiştir. Bunun sebebi tarafımızdan bir türlü izah edilememektedir.**          2. Erkek Teknik Yüksek Öğretmen Okulu Cinayeti. Birkaç gün önce Erkek Teknik Yüksek Öğretmen Okulunda “işkence tekniği”kitabından okunarak çeşitli işkence aletleriyle bir milliyetçi gence işkence yapılmış ve öldürüldükten sonra da üçüncü kat penceresinden beton zemine atılmıştır. Hiçbir kimsenin her ne surette olursa olsun bir okul arkadaşına bu şekilde işkence yapamayacağı tabiidir. Fakat komünist-Kürtçüler polisin gözü önünde bu cinayeti işleyebilmişlerdir.          Erkek Teknik Yüksek Öğretmen okulunda böyle bir cinayetin işlenebileceğini yetkililere defalarca arz ettik. Okulun anarşistlerin işgalinde bulunduğunu, hattâ bir çok öğretim üyelerinin de tehdit edildiğini, 19 öğretim üyesinin korkudan hiç okula gelemediğini, yönetim kurulunun istifa ettiğini, bu sebeple hiçbir tedbirin okul idaresince alınmasına imkân bulunmadığını belirttik. Okulda Anayasa’nın sağladığı hakların kullanılabilmesi için gerekli ortamın yaratılmasını istedik. Hiçbir yetkili bu isteğimize karşılık vermedi. Erkek Teknik Yüksek Öğretmen Okulu muhtar bir kuruluş olmadığından Emniyet Kuvvetlerinin rahatlıkla müdahalede bulunabileceği bir yerdi. Fakat polis hep dışarıda bekledi. Cinayetin işlendiği gün de polis dışarıda bekletildi. İçerde komünist-Kürtçüler milliyetçi gence işkence ederek öldürdüler.          İktidar ise katili hemen bulup çıkarması gerekirken yeni tertiple Türk Ocağı’nı basarak dikkatlerin komünistlerin üzerinden milliyetçilere çekilmesini sağlamaya çalıştı. Öldürülen arkadaşımızın cenazesine karşı Dahiliye Bakanının emriyle polisin takındığı tavır ibret vericidir. Cenaze çocuğun babasından dahi kaçırılmıştır. Polis âdeta, cenaze hırsızlığı yapmıştır. İktidarın bu işgüzarlığının mânasını izah etmek biraz güç olmaktadır. Ayrıca katiller de yakalanmamıştır. Gazi Eğitim Enstitüsünde saklanmaktadır.          3. Fen Fakültesi 5 Aralık 1969’dan bu yana komünistlerin işgali altındadır. Fakülteden İktisadi Ticari İlimler Akademisine hem Cumartesi günü, hem de Pazartesi günü ateş açılmıştır. Pazartesi günü dinamit atılmış, peşinden sten tabanca ile Akademinin alt katı taranmıştır. Bu arada, Akademi Reis Vekilinin odasının camları da kırılmıştır. Fen Fakültesine solcu olmayan kız öğrenciler dahi sokulmamaktadır. Fakülte Dekanı birkaç defa polisi telefonla çağırmıştır. Fakat polis, solcuların bulunduğu Fen Fakültesine girmek yerine Akademiyi basmıştır.          4. Solcuların işgali altında bulunan yurtlarda, meselâ Yıldırım Beyazıt Yurdunda öğrencilerden “savunma vergisi” adıyla ayda beş lira alınmaktadır. Bu paralarla alınan silahlar yine öğrencilere karşı kullanılmaktadır. Solcuların elinde bulunan yurtlar birer eşkıya ve katil barınağı haline gelmiştir. Yıldırım Beyazıt Yurdu Kürtçü-Komünistlerin elindedir. Bu noktaya hassaten dikkatinizi çekeriz.          Aziz Cumhurbaşkanımız;          Bizim, yani milliyetçi gençlerin, vatanımızın bütünlüğünün korunması, devletimizin bekâsının devamı ve milletimizin hür ve müstakil yaşaması yegane ülkümüzdür. Buna yönelen davranışları da en büyük tehlike olarak görmekteyiz. Kısaca biz, devlet ve hükümet yetkililerinin taşıması gereken sorumluluğu taşımaktayız. Komünist-Kürtçülerin bize düşmanlığı da buradan gelmektedir. İktidarın bu basit gerçeği idrak edememesi hazindir. Binaenaleyh, sizden başka hiçbir yetkilinin memleketimizin durumunu ve bizim endişemizi anlayamayacağını ve hele mevcut siyasî iktidarın bu zararlı fikir cereyanlarına karşı hiçbir tedbir alamayacağını, hattâ almayacağını bildiğimizden size devletimizin bekâsı, vatanımızın bütünlüğünün korunması için gerekli tedbirlerin alınmasına bizzat riyaset etmeniz için başvuruyor ve mevcut iktidarı şikayet ediyoruz.          Hürmetlerimizin kabulünü istirham ederiz. 9.11.1970   *Dr. Türk Ocakları İstanbul Şube Başkanı **Bu olay Hasan CEMAL’in “Kimse Kızmasın Kendimi Yazdım” kitabındaki itirafına kadar, ülkücü gençlerin itham edildiği faili meçhul olarak kaldı.                                                        

Türk Yurdu Şubat 2008
Türk Yurdu Şubat 2008
Şubat 2008 - Yıl 97 - Sayı 246

E-Dergi: Ücretsiz

Sayının Makaleleri İncele