IRKÇILIĞA DUR DE! YA MİLLİYETÇİLİĞE?

Şubat 2008 - Yıl 97 - Sayı 246

IRKÇILIĞA DURDE!* YA MİLLİYETÇİLİĞE?       Hakan POYRAZ Anti-milliyetçi DurDe hareketine göre, “Bütün milliyetçiliklerin kökeninde düşmanlık var.” Yılardır duyduğumuz, bozuk plak gibi başa saran bir iddia bu. Hareketin baskın ismi, M. Türköne tarafından şöyle takdim edilmiş: “Baskın Oran, 'milliyetçilik teorisi ve tarihi' konusunda Türkiye sınırları dışına çıkan ilk çalışmanın sahibidir. Doktora tezi olan, "Az Gelişmiş Ülke Milliyetçiliği/Kara Afrika Modeli" kitabında, azgelişmiş ülkelerdeki milliyetçiliği "Emperyalizmin gayri meşru çocuğu" olarak tanımlar” (M. Türköne/Zaman 11.01.2208). İşte bu tanımlama kabul edilemez. Burada “DurDe”mek gerekiyor: Hissiyatla değil, akılla! Napolyon Jena’dan girerken Hegel’in onu “Beyaz ata binmiş mutlak ruh” olarak selamladığı söylenir. Fransız burjuvazisi Napolyon sayesinde Avrupa içlerine yayılabildi. Tabi bu manada “çağın ruhu” idi. Ama Napolyon’u hümanizm adına alkışlayanlar, Fransız malı hümanizmin nasıl emperyalist bir işgal maskesi olduğunu fark ettiler sonunda. Filozof Fichte, köy köy, kasaba kasaba dolaşıp milliyetçilik vaazları verip milletini uyandırmaya çalıştı. Dememiz o ki emperyalist devletlerin işgali altındaki Anadolu topraklarında mücadelenin tarihi ile Türkiye dışındaki milliyetçiliğin tarihi, uzman kişinin görüşüyle uyuşmamakta; bilakis, anti-milliyetçilik emperyalizmin paravanı gibi görünmekte.  Milletlerin tarih içinde ürettiği değerler, sahip oldukları birikim ve yaşama tecrübelerinin farklılığı, farklı milliyet anlayışları oluşturur. Bu nedenle milliyetçiliğin tek bir biçimi yok. Milliyetçilikler var. Bazıları, evet, ırkçılık hastalığı ile medlul. Ama ırkçılık, Türk milliyetçiliğinin teorisinde var olmayan bir durum. Pratiğinde de… Milliyetçiliği nasyonalist-ulusçu tüm diğer ideolojilerden ayrılan en önemli özelliği bu: Irka değil, medeniyet çevresine gönderme yapması,  kültür milliyetçiliği olarak var oluşması, medeniyetçiliğe açık yapısıdır. Irkçılık, bu milliyetçiliğin evsafını bozar. Bunun için ırkçılığa hayır! Ama ya milliyetçiliğe? Bütün milliyetçiliklerin ortak yanı, tarihî tecrübeyi zemin almalarıdır.  Tarıma bağlı üretim ve toprak mülkiyeti üzerinde kan bağı (ırk) esasına dayalı milliyetçiliklerin oluşması normaldir. Alman milliyetçiliğinin ırkçı bir karakter arzetmesi; refahı temel alan İngiliz milliyetçiliğinin pragmatist biçimi; dil ve kültüre  göndermede bulunan Fransız milliyetçiliği ve onların delâlet ettiği anlam ile milletin değerlerini kendisine temel alan bir milliyetçiliğin anlamı aynı olmayacaktır. Türk milliyetçiliği bizatihi emperyalizme karşıdır. Onun doğuşu, tarihsel tecrübesi itibarıyla diğerlerinden farklı olarak, Batı emperyalizmine karşı var oluş mücadelesi içinde olmuştur; herhangi bir etnisiteye karşı kendini konumlandırarak değil. İmparatorluğumuz, Türk düşmanlığı üzerinden yürütülen etnik milliyetçilik ile parçalanırken, yok edilmek istenen bir milletin varlık mücadelesi içinde hayat bulmuştur bu milliyetçilik. Başka milletlerin ifnasına değil, kendi milletinin ihyasına; yok etmeye değil, var olmaya yönelik bir var oluştur onunki ve imparatorluklar kurmuş bir milletin tecrübesi içinde meydana getirdiği değerlerden hareket eden bir milliyetçilik, yani değerler milliyetçiliğidir. Bu nedenle Türk milliyetçiliği ne hayalî ve zihinde kurgulanmış, milleti oluşturan temel değerleri göz ardı eden ulusçuluğa, ne de tarihsel-kültürel tecrübeyi toprak ve taşa indirgeyen bir vatanseverliğe –ne idüğü belirsiz bir toprak veya (saksı) kardeşliğine- indirgenemez.     Bu sebeple milliyetçilerin yüreklerindeki Kosova, Bosna, Cezayir, Irak, Filistin, sadece eski toprakları değil, bu gün üzerinde yaşayan insanlar için kaygı duygu, derdiyle dertlenip tasalandığı, insanî vatanperverliğin coğrafyalarıdır. İşte bu nedenle milliyetçilik, medeniyetçilik ve evrenselliğe kapı açar; bağlandığı değerler ve onların kaynakları ile. Türk milliyetçiliğinin ikinci büyük mücadelesi; Marksist felsefeyi paravan olarak kullanan Sovyet emperyalizmine, üçüncüsü ise Global Emperyalizme karşıdır: Banka kartlarıyla cüzdanlarımıza, Medya üzerinden vicdanlarımıza tahakküm kurmaya çalışan... Sonuncusu; daha zorlu, daha güç, daha bilgi-birikim, deneyim gerektiren; duyguyu akla, aklı bilime dönüştürmeyi gerektirecek, daha yorucu ve meşakkatli bir farkındalık ve var oluş mücadelesi ve mücadele dönemidir. Milliyetçilik için söylenecek en son söz, “emperyalizmin gayrı meşru çocuğu”dur. Bizim milliyetçilik tecrübemiz en azından böyle değil. Tam tersine anti-milliyetçilik emperyalizmin amaçlarına daha bir hizmet eder. İmdi; Algıdan hareketle değil olgudan hareketle konuşmalıyız: Milliyetçilik zararlı bir ideoloji değildir. Kavramdan olguya gitmek (kavram realizmi) yerine olgudan kavrama gitmeliyiz: Tek bir milliyetçilik yoktur, milliyetçilikler vardır. Kavramlar, tarihsiz nesneler değiller: Türk Milliyetçiliği,  milletin değerlerinden hareket eder. Medya önünde, milliyetçiliğe karşı olduğu için sanki düşünce suçlusuymuş imasında bulunan Türkiye sınırlarını aşmış milliyetçilik uzmanın[1], dile getirdiği düşüncelerinden ötürü bir suç işlediğini de düşünmüyorum. Olsa olsa düşüncesizlik suçu işlemiştir. *Yeni bir sivil insayatif grubu(!)
        

         [1]. Sabah Gazetesinin 19 Ocak Cumartesi ekinden bir resim: Baskın Oran, “Wanted: Düşünce Suçlusu” yazan bir panonun önünde durmuş; elinde “Suçu Irkçılığa ve Milliyetçiliğe Dur Demek” yazılı levha ile objektiflere poz veriyor. 

Türk Yurdu Şubat 2008
Türk Yurdu Şubat 2008
Şubat 2008 - Yıl 97 - Sayı 246

E-Dergi: Ücretsiz

Sayının Makaleleri İncele