Büyük Dava Adamı, Büyük Hoca ve Büyük İnsan-KAMİL TURAN’IN VEFATI VE ARKASINDAN YAZMAK

Ocak 2008 - Yıl 97 - Sayı 245

 Türk Dünyasının büyük dava ve fikir adamı hocam Prof. Dr. Kamil Turan’ı son yolculuğuna uğurladığımız defin töreni sonrasında üniversiteye dönerken cep telefonumdaki bir mesaj dikkatimi çekti. Hocam ile ilgili bir yazı yazmam isteniyordu. Beni heyecanlandıran ve yaşadığım derin üzüntüden bir an da olsa uzaklaşmamı sağlayan şey, eğer yaşıyor olsaydı Hocamı da heyecanlandıracak olan onun hakkında bir şeyler yazacak olmamdı. Eve gelip de bilgisayarın başına oturduğumda, iki saati aşan süre bir şey yazamadan geçirince bunun hiç de kolay olmadığını anladım. Yazacağım yazı, hayatımın en zor yazılarından birisi olacaktı...    1983 yılı sonbaharında Gazi Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsünde yüksek lisans öğrencisiydim. Bir akşam, o güne kadar kendisinin öğrencisi olmaktan şeref duyduğum Prof. Dr. Kamil Turan ders saatinin sonuna doğru bana ayrılmamamı ve kendisini beklememi söyledi. Büyük bir heyecan içinde bekliyordum. Acaba ne ile karşılaşacaktım? O büyük insan bana asistanı olmayı teklif ediyordu. Hayatımın akışını değiştiren o günden sonra benim mastır ve doktora tezlerimi yöneten, doçentlik jürimde olmamasına rağmen beni kendi arabası ile İstanbul’daki jüriye götüren ve benimle birlikte o heyecanı yaşayan Prof. Dr. Kamil Turan’ın arkasından yazmak hem de vefatından sonra yazmak çok zor...   Gazi Üniversitesindeki en büyük onurlardan biri Prof. Dr. Kamil Turan’ın asistanı olmaktır. Bu onuru yaşayanlardan sadece birisi benim. Halen Gazi Üniversitesinde görev yapan yedi profesör, üç doçent, yedi yardımcı doçent ve onlarca araştırma görevlisi ile Türkiye’ deki diğer üniversitelerde görev yapan ve Hoca’nın öğrencisi olma şansını yakalayan akademisyenler de hayatları boyunca bu onurla yaşayacaklar...   Prof. Dr. Kamil Turan sadece büyük bir hoca değil aynı zamanda büyük bir dava adamıydı. 1935 yılında Urfa-Siverek’te başladığı hayat yolculuğunda,  İstanbul’daki Avusturya Lisesi ve Fransa’daki Paris Üniversitesi yılları dışında kalan ömrünün hemen tamamına yakın kısmını yaşadığı Ankara, Hoca’nın uğruna ömrünü verdiği büyük Türk Milliyetçiliği davasını yaşadığı ve yaşattığı şehir olmuştur. Türk Milliyetçiliğinin büyük lideri merhum Alparslan Türkeş ile başlayan dostluk yılları, aynı zamanda Prof. Dr. Kamil Turan için çile yılları olmuştur. 1980 öncesi dönemin sıkıntılı yıllarında, onca tehlikeye rağmen inandığı ve gönül verdiği davası için öğrencilerini ve asistanlarını yetiştirme çabaları yanında Türk Milletini de aydınlatma çabalarından geri durmamıştır. Türk Milliyetçiliği hareketinin Türkeş’ten sonraki lideri Dr. Devlet Bahçeli’nin hocası ve yakın dostu olan Prof. Dr. Kamil Turan’ın yetiştirdiği öğrencilerinde ve asistanlarında aradığı temel özellik, akademik başarı yanında en az onun kadar önemli olan Türk Milliyetçiliği davasına inanmak ve onu yaşatmaktı. Gazi Üniversitesinde Rektör Yardımcılığı ve Hukuk Fakültesi Dekanlığı görevleri yanında Karadeniz Ülkeleri Türk Cumhuriyetleri ve Balkanlar Ekonomik ve Sosyal Araştırma ve Uygulama Merkezi Müdürlüğü görevini de yürüten Hocamızı, kader uğruna yıllarını verdiği partisinin dışında siyaset yapmak zorunda bırakmış ise de Türk Milliyetçiliği Davası onun vazgeçilmez ülküsü olmaya devam etmiştir. Mevlana’nın Şeb-i Arus’ unda ( 17 Aralık 2007)   yeni ve sonsuz olan ebedi hayata uğurladığımız Prof. Dr. Kamil Turan aynı zamanda büyük bir bilim adamı idi. Hocamızın yapmış olduğu yüzlerce çalışmasının yerine henüz yenileri konulamamıştır. Türk çalışma hayatı ve Sendikacılık hayatı için hep yol gösterici olmuştur. Hocamızın ünlü eseri olan ‘Milletlerarası Sendikal Hareketler’ kitabı, üzerinden otuz yıla yakın süre geçmiş olmasına rağmen, Türkiye ve Dünyadaki sendikal hareketlerin dünü ve bugününü anlatan en önemli eserdir. İş Hukukunun Genel Esasları, Kooperatifçiliğin Sosyo Politik Esasları gibi onlarca kitap ve yüzlerce makale yazan Hocamız, Türk çalışma hayatında çok önemli görevler üstlenmiştir. Öğrencilerini ve asistanlarını çalışma hayatında sürekli görev almaya teşvik etmiştir. Türk-Metal, Şeker-İş gibi sendikalar başta olmak üzere işçi sendikalarına ve Türk-İş’ e yıllarca danışmanlık yapmıştır. Aynı zamanda TİSK ve Kamu-İş gibi işveren sendikalarına da danışmanlık yapmıştır.   Yıllarca Yüksek Hakem Kurulu üyeliği görevini de yürüten Prof. Dr. Kamil Turan, bu yönü ile de Türk Çalışma hayatında uzlaştırma fikri ve uygulamasının da mimarı olmuştur.   Prof. Dr. Kamil Turan aynı zamanda mükemmel bir insandı. Asistanlarına şoförlük yapacak kadar mütevazı verdiği tavsiyeler ile bir yol gösterici idi. Hocamın asistanlık yıllarımda verdiği bir tavsiye, üzerinden yirmi beş yıl geçtikten sonra daha iyi anlaşılıyor. Hocam demişti ki “Eğer bir gün beni öğrencim olarak geçmiyor ya da geçemiyor isen bunda bir problem vardır. Doğaldır ki bir gün beni geçeceksin. O gün geldiğinde biraz açıktan geç ki omzuma çarpma ve geçildiğimi hissetmeyeyim. Belki incinebilirim.’’ Toplum olarak nezaketten uzaklaştığımız, konuşurken ağzımızdan çıkana dikkat etmediğimiz, her gün yüzlerce ve binlerce kalbin kırıldığı, her aklına geleni aklına geldiği gibi söyleme alışkanlığının yerleştiği ülkemizde sevgisizliğin ve hoşgörüsüzlüğün artmasının nedeni, tam da sevginin ve hoşgörünün timsali olan Mevlana’nın Şeb-i Arus’ una denk gelen günde aramızdan ayrılan Prof. Dr. Kamil Turan gibi insanların toplumda eksilmesi değil midir?   Aziz insan, değerli bilim adamı ve kıymetli Hocam, acımız büyük. Ailenize, öğrencilerinize, asistanlarınıza ve sevenlerinize sabır diliyorum.   Mekanınız Cennet olsun.   

Türk Yurdu Ocak 2008
Türk Yurdu Ocak 2008
Ocak 2008 - Yıl 97 - Sayı 245

E-Dergi: Ücretsiz

Sayının Makaleleri İncele