ABD VE KUZEY IRAK

Ocak 2008 - Yıl 97 - Sayı 245

Bugünkü Kuzey Irak Bugün Kuzey Irak olarak adlandırılan bölge 6 vilayetten oluşmaktadır. Bu şehirler nüfus yoğunluğuna göre Musul, Kerkük, Erbil, Süleymaniye, Selahattin ve Duhok’tur. Bölgenin toplam nüfusu 7 milyon civarında olup, Irak nüfusunun üçte birini teşkil eder. Bu 7 milyon, ağırlık sırasına göre Kürtlerden, Türklerden, Araplardan ve Keldo-Aşurilerden oluşur. Irak’ta üretilen petrolün %50’sinden fazlası bu bölgede üretilir. Tek başına Kerkük Irak petrollerinin %40’ını elde etmektedir. Ayrıca tahıl üretimi yönünden de Irak bu bölgeden beslenmektedir. Bunun yanında Dicle, tamamen bu bölgeden geçerken, Fırat da bölgenin güney batısından akmaktadır.   2003 yılından önce Musul’un içi birinci derecede Araplardan ikinci derece de Türklerden, sonra da diğer etnik gruplardan oluşurdu. Günümüzde ise şehrin doğusunun önemli bir kısmı Kürtlerle dolmuştur. Şehrin doğu tarafına düşen köy, kasaba ve ilçelerin önemli bir kısmı önceden de Kürtlerden müteşekkildi. Şehrin batı tarafına düşen köy kasabaların önemli bir kısmını Türk ve Araplar oluşturur. Ayrıca şehir civarında hatırı sayılır sayıda Yezidi, Keldani, Asuri mevcuttur. Duhok 1990’dan önce karışık bir şehir olmakla beraber, Keldo-Asurîler çoğunlukta idi. Şehrin 1991 yılında Güvenlik Bölgesi’ne dâhil olmasından sonra Kürt nüfusu artışa geçmiş ve bugün çoğunluğu teşkil etmektedir. Erbil’e gelince, 1970 öncelerine kadar Türkler birinci, Kürtler de ikinci sırayı almakta idi. Bugün Türkler şehrin sadece % 25’ini meydana getirmektedir. Bu köklü değişimin ana sebeplerinden birisi, 1990 yılından itibaren başlayan Güvenlik Bölgesi uygulaması olmuştur.   Selahattin Vilayeti, Saddam zamanında il olmuş, Arap ve Türklerden meydana gelir. Kerkük ise 1960 yılına kadar büyük ölçüde Türk’tür. 1980’lerde Türk, Kürt ve Arapların her biri şehrin üçte birini oluşturmaya başlamıştır. 2003’ten sonra başlayan kasıtlı iskân neticesinde bugün Kürtler çoğunlukta olmakla birlikte, şehirde ikinci sırayı Türkler, üçüncü sırayı Araplar ve son sırada da Keldo-Asuriler yer almaktadır.   Bugünkü Kuzey Irak’ta yaşayan halkın büyük bir kısmı Müslüman’dır. Arap ve Kürtlerin tamamı Sünni’dir. Türklerin çoğunluğu Sünni, bir kısmı da Şii mezhebine mensuptur. Bu bölgede Araplar Hanefi, Kürtler de Şafii’dir.   Görüldüğü gibi Kuzey Irak her yönden heterojen bir yapıya sahiptir. Bu heterojenlik 1990 yılından başlayarak günümüze kadar gelen süreç içerisinde Kürtler lehine dönmüş ve bugün Kuzey Irak’ta siyasî denge tamamen Kürtlerden yana bozulmuştur. Arap ve Türkmenler nüfuslarına oranla güçlerinin çok altında kalmaktadırlar. Bu dengesizlik, sadece siyasî açıdan değil, askerî ve özellikle de iktisadî açıdan da tecelli etmiştir. Söz konusu dengesizliğin üç temel sebebi vardır.  
  1. 1 Mart 2003 tarihli tezkerenin TBMM’den çıkmaması neticesinde Kuzey Irak, Türkiye’nin yerine Kürdistan Demokratik Parti (KDP) ve Kürdistan Yurtseverler Birliği (KYB)’ne teslim edilmiştir. Böylece bu iki parti İngiltere’nin yanında ABD’nin ikinci ortağı olarak muamele görmüştür. ABD’den doğrudan gördükleri silah yardımından başka, bu bölgede Saddam’dan kalan silahlara el koymuşlardır.
  2. Kuzey Irak’ta yaşayan Sünni Araplar, hem ABD tarafından Baasçı muamelesi görmüş, hem de uzun bir süre siyasî sürece katılmayarak işgal güçlerine karşı direnmeye çalışmışlardır. Bu durumda meydan yine KDP ve KYB’ye kalmıştır.
  3. Türkiye’nin Yerel Kürt Yönetimi’ne iktisadi destekte bulunması, Türk firmalarına Habur Sınır Kapısını açık tutması, İstanbul Havaalanını Erbil ve Süleymaniye’den kalkan uçaklara açması, özellikle KDP ve KYB’yi güçlendirmiş, itibarını arttırmış ve bölgede bunlara muhalif Kürt aşiretlerini, Sünni Arapları ve Türkmenleri zayıflatmıştır.
  Kuzey Irak’ta Türk Bölgesinin Önemi Kuzey Irak’ta Türklerin yaşadığı bölge önemli ve stratejiktir. Bu bölge Irak-Suriye-Türkiye sınır noktasından başlar ve bir şerit hâlinde Telafer’den, Musul’un batısından, Erbil’in bir kısmından, Altınköprü’den, Kerkük’ten, Tavuk’tan, Kifri’den, Tuzhurmatı’dan, Karatepe’den, Hanekin’den geçer ve Orta Irak’ın İran sınır noktasındaki Mendeli şehrinde biter. Bu şerit, bariz bir şekilde Kürt bölgesini Arap bölgesinden ayırır. Bir zamanlar sadece Türklerin oturduğu bu bölgede, bugün Araplar ve Kürtler de mevcuttur. Yani hiçbir Arap bölgesi Kürtleşmezken, ya da Kürt bölgesi Araplaşmazken, Türk bölgeleri bir zamanlar Araplaştırılmış şimdi de Kürtleştirilmektedir.   Bugün Kuzey Irak’a hâkim olan KDP ve KYB yukarıda sıraladığımız 3 avantajı kullanarak, tanımladığımız bu Türk bölgesini yutmak istemektedir. Nitekim yerel Parlamentolarında kabul ettikleri anayasada bütün bu Türk şehirlerini, bölgelerine katmaktadırlar. Yani Irak’ta müstakil bir Türk bölgesini kabul etmeyerek, Türklerin çoğunlukta yaşadıkları Türkmeneli bölgesini kendi bölgelerine katmak istemektedirler. Hatta bununla da yetinmeyip, sözü edilen anayasanın dibacesinde gerçek Kürdistan sınırlarının bugünkü sınırlar olmayıp, Sevr’de kabul edilen sınırlar olduğunu iddia etmektedirler.   Kürt siyasetçilerinin Telafer ve Kerkük’e ayrı bir önem verdikleri açıktır. Telafer, Türkiye’nin Türkmen ve Arap bölgelerine uzanabilmesi için, içinde Kürt nüfusunun yaşamadığı yegâne şehirdir. Kerkük ise tek başına Irak petrollerinin takriben yarısını üretmektedir. Bugün Arap siyasetçi ve yazarlarının ittifakla kabul ettikleri hususlardan birisi, Kürt Yerel Yönetimi’nin, Kerkük’ü kendi bölgelerine katmadıkça devletlerini ilan edemeyecekleridir. Onun için KDP ve KYB’nin Şiilerle olan hükümet pazarlıklarında öne çıkan en önemli konu Kerkük referandumunun zamanında yapılması gelmektedir.   KDP ve KYB, ABD’nin desteği ya da en azından hoş görüsü olmadan, bu kadar hak ve avantajı elde edemezdi. ABD’nin Saddam yıkmasından en kârlı çıkan kesim birinci derecede Kürtler ve ikinci derecede de Şiiler olmuştur. En mağdurları da sırasıyla Türkmenler, Sünni Araplar ve Keldo-Asuriler olmuştur.   ABD’nin Kuzey Irak Politikası ABD kuvvetleri, Irak’a girdiği günden itibaren, üç şehirde çok az sayıda askeri kuvvet bulundurmuştur: Erbil, Süleymaniye ve Duhok. Başka bir ifadeyle buraların yönetimini KDP ve KYB’ye bırakmıştır. Bunun yanında Musul şehrinin ilk başlarda Peşmergeler tarafından yağmalanmasına izin vermiş, sonraları ise şehrin hâkimiyetini eline almıştır. Ancak yine de şehrin doğu yakasına Kürtlerin yerleşmesine engel olmamıştır. Burada Kürt nüfusu o kadar artmıştır ki, 2004 yılında yapılan yerel seçimlerde 41 sandalyeden 36’sını Kürtler almıştır. Tabii ki Sünni Arapların Musul’da seçimleri boykot etmesinin de bu sonuçta rolü olmuştur. Günümüzde ise direnişçilerin ve El-Kaide’nin saldırılarına dayanamayan bazı Kürt aileleri şehri terk ederek kendi bölgelerine dönmeye başlamışlardır.     ABD, Kerkük şehrini de baştan itibaren Kürt yönetimine terk etmiştir. Bunu, ABD’nin Kürtlere verdiği bir ödül olarak görenler vardır. Nitekim 10 Nisan 2003 günü Peşmergeler, ABD askerlerinin gözleri önünde Kerkük şehrine girdi, devlet dairelerini yağmaladı, Tapu ve Nüfus Dairelerini ateşe verdi. Sonra da ABD’nin kurduğu şehir meclisinde Türk, Arap, Kürt ve Keldo-Asurilere verdiği altışar sandalyenin yanında, Kürtlere ilaveten 5 ve Keldo-Asuriler de bir sandalye vererek tarafgirliğini ortaya koymuştur. 2003 tarihinde 700 bin civarında olan şehir nüfusu, bugün bir milyonu aşmıştır. Bu planlı nüfus kaydırması yine ABD’lilerin gözleri önünde cereyan etmiştir. Geçen yıl da şehrin güvenliği, büyük ölçüde Valiliğin emrinde olan ve kahir çoğunluğu Kürtlerden oluşan Irak Özel Kuvvetlerine bırakılmıştır.   ABD, PKK ile mücadele konusunda da yakın tarihe kadar Türkiye’den çok Barzani ve Talabani’nin yanında yer almıştır. PKK’yı her zaman bir terör örgütü olarak gören ABD, onunla mücadelede Türkiye ile fiilî işbirliğine girmek istememiştir. Bunun da ana sebebi, Barzani ve Talabani olmuştur. ABD, Irak politikası çerçevesinde Barzani ve Talabani’nin gönlünü sürekli hoş tutmaktadır. Çünkü Sünniler ABD’nin Irak’taki varlığını baştan kabul etmemiş; Şiiler de ABD’ye karşı takiyye politikası gütmektedir. Kısacası Irak’ta ABD’nin tek güvendiği kesim Kürtler olmaktadır. Nitekim Bush, Talabani’yi iki defa, hiçbir resmî sıfatı olmadığı halde de Barzani’yi bir defa Beyaz Saray’da kabul etmiş ve ağırlamıştır. Rice, her Irak’a gelişinde mutlaka Barzani’yi Erbil’de ziyaret etmiştir. Ancak PKK konusunda Türkiye, sınır ötesi harekât konusunda kararlı görününce ABD, bir adım geri atarak Türkiye’nin yanında yer almıştır. Bunu yanında ABD, Türk Ordusunun Erbil’e kadar inmeyeceğinden emin görünmektedir. Böylece Türk Ordusu yerel Kürt Yönetimine karşı (şimdilik) bir tehlike teşkil etmemektedir.   ABD’nin, Kerkük sorununun Anayasa çerçevesinde çözülmesini istemesi de Kürtlerden yana olduğunu göstermektedir. Çünkü herkes iyi biliyor ki Kerkük’ün anayasaya girmesi Kürtlerin ısrarı ile olmuştur. Bilindiği gibi Irak Anayasası’nın 140. Maddesine göre önce normalleştirme yapılacak en geç de Aralık 2007 tarihinde bir referandumla Kerkük’ün kaderi belirlenecektir. Ancak, normalleştirme süreci henüz tamamlanamadığı ve bir süre daha alacağı için referandum ertelenmiştir.     Bu meyanda ABD dâhil, herkes çok iyi biliyor ki Kürtlerin Kerkük üzerinde bu kadar ısrar etmelerinin ana sebebi petroldür. Kerkük Kürt bölgesine katılırsa, Kürt devletinin ilan edilmesi an meselesi olacaktır. Bu da bölgede çok ciddi huzursuzlukları doğuracaktır. ABD, Kerkük petrollerinin Sünni Araplara geçeceğine, Kürtlere geçmesini elbette ki tercih eder. Ancak petrolün bütün Irak halkının malı olması konusunda ABD’nin diyecek bir sözü olmamaktadır.   Sonuç ABD, Kuzey Irak’la ilgili planında birinci derecede Kürtlere ve onların içinde de Barzani ve Talabani’ye fazla önem vermekte ve onları şımartmaktadır. Hatta ikisi arasında bir tercih yapması gerekse, Barzani’yi tercih edeceği tahmin edilebilir. Bu bölgede yaşayan Sünni Araplarla Türkmenleri ise görmezlikten gelmektedir. Eğer ABD orta ve uzun vadede Irak’tan çekilecekse, en son çekileceği, belki de hiç çekilmeyeceği bölge Kuzey Irak olacaktır. Bunu, bugünkü yerel Kürt yönetimi de istemektedir. Kürtlerin, ABD’yi bölgelerinde sürekli kalmalarını istemesinin ana sebebi de her halde Türkiye’ye ve komşu Arap yönetimlerine karşı Kürt yönetiminin duyduğu güvensizliktir.   Bu durumda PKK’nın minimize edilmesinden sonra ABD’nin Türkiye’den en çok isteyeceği konulardan birisi de Yerel Kürt Yönetimini muhatap almaktır. Türkiye bunu yaptığı an, Irak’ın bütünlüğüne dair tezi yara alacaktır.   ABD’nin Kürtlerden yana ısrarcı olacağı konulardan birisi de Irak Petrol Yasası olacaktır. Bu yasa daha çıkmadan Kürt yönetimi, içinde Türk firmalarının bulunduğu, yabancı petrol şirketleriyle anlaşmalar yapmıştır. Bu da Merkezi Hükümeti ve başta da Petrol Bakanı Şehristani’yi çok kızdırmaktadır. Petrol kanununun çıkması Kürt yönetimini büyük ölçüde rahatlatacaktır. O zaman Türkiye ile pazarlıklar daha da rahat olacaktır. Çünkü büyük sermayeli petrol şirketleri devreye girerek Türkiye’yi ikna etmeye çalışacaklardır. Onun için Türkiye Sünni ve Şii Araplara destek çıkararak, şu anda Irak Parlamentosunda tartışma halinde olan Petrol Kanunu konusunda diplomatik kulisler yapmalıdır.   Böyle bir durumda Türkiye’nin yapacakları önemlidir. Her şeyden önce Irak’ın toprak bütünlüğünü savunmaya devam edilmelidir. Irak’ın dağılmasının müdahaleye sebep olacağının altını çizmek gerekir. Irak’ın bölünmesi, savaşla da olsa önlenmelidir. Türkiye, bunları ne kadar erken telaffuz etmeye başlarsa, Irak’taki siyasî gelişmeler o kadar sağlıklı olur ve Irak’tan ayrılarak devlet kurmak isteyenler o denli dikkatli adımlar atacaklardır.   PKK sorunu bitirilinceye kadar mücadele devam etmeli ve gerekirse Irak topraklarında kalıcı birlikler konuşlandırılmalıdır. Kerkük’te referandumun ertelenmesi çözüm değildir. Referandum tamamen iptal edilmeli ve yerine özel statülü yönetim getirilmesi konularında ciddi kulisler yapılmalıdır. Bu yönetimde her üç etnik gruba eşit yetki verilmesi sağlanmalıdır. Irak Anayasası hükmünce Kerkük’te Arapça ve Kürtçenin yanında, Türkmencenin de resmî dil olması istenmelidir. Bu çözüme Arapların da sıcak baktıklarını, Irak Parlamentosunun Kerkük’le ilgili oturumundan anlamak mümkündür. Ayrıca Birleşmiş Milletler (BM)’in Kerkük’te bir ofis açması için, BM nezdinde teşebbüse geçilmelidir. Enteresandır, BM yıllar sonra Bağdat’ta kapattığı bürosunu açtıktan kısa bir süre sonra ikinci ofisini (hiçbir problemin olmadığı) Erbil’de açmıştır.   Türkmenler konusunda da Türkiye daha aktif olmalıdır. Irak Kürtleri ile Irak Türkleri, Türkiye halkının aynı anda akrabaları olduğu doğrudur. Ancak bir ağabey olarak Türkiye, kardeşler arasında mazlumu zâlime karşı korumalıdır. Bugün Kürt yönetimi gerçekten Türkmenlere zulmetmektedir. Bunu bertaraf edecek olan Irak Arapları değil Türkiye olmalıdır. Irak Araplarının en azından şimdilik Kürtlere uygulayabileceği bir müeyyidesi yoktur ama Türkiye’nin böyle bir müeyyide uygulaması zor değildir.   ABD’nin bölge ile ilgili bir planı olabilir. Bu plan Türkiye’nin millî çıkarlarına aykırı olursa, Türkiye kayıtsız kalmamalı ve gerekirse risk almaktan da çekinmemelidir. Türkiye’nin Irak konusundaki görüşünü Arap ülkeleri takdir etmektedir. Türkiye bu konudaki haklılığını diğer Türk ve Müslüman ülkelerle de paylaşmalıdır. Kısaca, Türkiye’nin Irak’la ilgili izlediği politika genel hatlarıyla doğru olmakla beraber, yeterli ve etkin değildir.   *Prof. Dr. Erciyes Üniversitesi İ.İ.B.F. Öğretim Üyesi mnakip@yahoo.com  

Türk Yurdu Ocak 2008
Türk Yurdu Ocak 2008
Ocak 2008 - Yıl 97 - Sayı 245

E-Dergi: Ücretsiz

Sayının Makaleleri İncele