Türklüğün Gönül Dağı: Ebulfez Elçibey

Mayıs 2017 - Yıl 106 - Sayı 357


        Bazı kitaplar vardır ki muhtevası kitabın hacminden daha ağırdır. Bilecik Şeyh Edebali Üniversitesi Tarih Bölümü öğretim üyesi Taner Bilgin’in kaleme aldığı “Bir Türk Beyi Ebulfez Elçibey” adlı eser de tam olarak bu mahiyette bir kitaptır. Eserde bir liderin nezdinde Azerbaycan halkının uyanış hareketinin serüveni anlatılmaktadır. Yazar anlatmanın ötesinde okurlarını da bu serüvenin bir neferi hâline getirmektedir. Kitabın öne çıkan önemli özelliğinden biri de tarihçilerin tarihî olayları anlatırken kullandıkları durağan ve insanı monotonlaştıran dilinin ötesinde okuyucusunu alıp sürükleyen ve olayların içine çeken sade bir üslup ve sürükleyici bir dile sahip olmasıdır. 

        Kitap genel hatları ile dört bölümden oluşmaktadır. Birinci bölümde, Ebulfez Elçibey’in bir portre denemesi yapılmıştır. İkinci bölümde, Azerbaycan halkının Sovyet yönetimine karşı millî uyanış süreci ve bunda Elçibey’in oynadığı rol anlatılmıştır. Üçüncü ve dördüncü bölümde ise millî uyanış hareketinin bir sonucu olarak Azerbaycan devletinin kuruluşu ve sonrasında gelişen olaylar ele alınmıştır. Dört bölüm halinde ana hatlarıyla genel bir kritiğini yapacağımız bu eserin ele aldığı meseleler sorulan sorular çerçevesinde ortaya konulmaya ve yine her bölüm içerisinde, Bilgin’in okuyucunun dikkatine sunduğu önemli noktalara temas edilmeye çalışılacaktır.

        Çalışmanın birinci bölümü, Elçibey’in çocukluğu, üniversite yılları ve iş yaşamına dair anekdotlar ve hayatına dair ipuçları taşımaktadır. Biyografik bir özellik de arz eden bu kısımda, Elçibey yakından tanıtılmış ve genel karakter özellikleri üzerine bir portre çizilmiştir. Bu bölümde, Elçibey’in çocukluk ve gençlik yıllarında yaşadığı olayların ve çevresinin düşünce dünyasının şekillenmesinde nasıl bir role ve etkiye sahip olduğunun cevabı ortaya konulmaya çalışılmıştır. Bölümün giriş kısmında, Elçibey’in çocukluğunun geçtiği Keleki köyü ve aile çevresi anlatılmıştır. Yine bu kısımda, içinde yaşadıkları toplumun kaderinde önemli roller oynamış şahsiyetlerin liderliğini meşrulaştırıcı (Tanrı tarafından seçilmiş insan) mistik bir anlatıya da yer verilmiştir. Elçibey yoksulluk içinde bir çocukluk geçirmesine rağmen kendi dertlerinden çok ülkenin içinde bulunduğu duruma kafa yormuş ve çözümler üretmeyi kendine dert edinmiştir1. 

        Üniversiteye aklında ve yüreğinde millî şuur taşıyan bir genç olarak başlayan Elçibey, arkadaşları ile birlikte Azerbaycan halkının içinde bulunduğu kötü duruma dur demek ve yaşanan sorunlara çözüm üretme çabası içine girmiştir. Bu yolda, Azerbaycan halkında millî bir kimliğin ve Türklük şuurunun oluşması için büyük bir mücadeleye atılmıştır. Elçibey büyük bir kutsiyet atfettiği bu ülküsü için her türlü baskıyı göze almıştır. Öyle ki başına bir şey gelmesinden korkan annesi bile oğlunu bu yoldan döndürememiş, durumu kanıksamış ve nihayetinde oğluna: “Artık sen halk adamısın, seni Allaha emanet ediyorum bir daha işlerine karışmayacağım.” diyerek, bu kutlu yürüyüşte evladına başarılar dilemiştir. Elçibey gösterdiği bu kararlılıkla Sovyet mezalimi altında yaşayan halkının özgürlüğünü elde etmesi için meşaleyi yakan ilk kişi olmuştur.2

        Kitabın ilk bölümünde yakılan meşale ikinci bölümde millî şuurun ilk kıvılcımı olarak okuyucunun karşısına çıkmaktadır. Yazar çalışmasının bu bölümünde Elçibey’in Azerbaycan’da millî şuuru uyandırmak için hangi çalışmaları yürüttüğünü, nasıl bir metot benimsediğini, bu çalışmaları yaparken ne gibi zorluklarla karşılaştığını, hangi yaptırımlara maruz kaldığını, “Azerbaycan Halk Cephesi”nin kuruluş sürecini ve amacını çeşitli başlıklar altında ortaya koymuştur. Romantik bir Türk milliyetçisi olarak üniversiteden mezun olan Elçibey, davasını daha yüksek yerlere ve geniş kitlere taşımak için kendisi gibi Türklük bilincine sahip arkadaşlarıyla örgütlenme yoluna gitmiştir. Üniversitede öğretim üyesi olarak çalışması da işlerini kolaylaştırmıştır, bir yandan ilmî faaliyetlerle uğraşırken diğer yandan öğrenciler arasındaki teşkilatlanmalarını güçlendirmeye gayret etmiştir. Bu yolda beraber yürüdüğü arkadaşları ile yaptıkları çalışmalarla mücadelesini verdikleri fikrin alt yapısını yavaş yavaş oluşturmaya başlamıştır. 

        Elçibey’in yürüttüğü bu faaliyetler gizli de olsa KGB’nin dikkatinden kaçmamıştır. KGB’nin tüm baskılarına rağmen düşüncelerinin ve hayallerinin doğruluğuna inanan Elçibey, tavizsiz bir şekilde faaliyetlerine devam etmiştir. Yapılan tüm ihtarlara rağmen Elçibey’in bunlara kulak asmaması tutuklanmasına neden olacaktır. Yazarın kendi ifadesiyle: “Azerbaycan halkını ilgilendiren tüm alanlarda Türkçülüğü bir gaye, bir fikir olarak yaydığı ve Milli bilincin uyanmasında canını bile hiçe saydığı için hapsedilen Elçibey, karakterinin gereği davasından vazgeçmemiş ve tam aksine faaliyetlerini daha da arttırmıştır. Bu azim ve kararlılık “Azerbaycan Halk Hareketi”nin kurulmasını sağlamıştır. “Türklerin kitabında şiddet yok, ne kurulursa adaletle kurulmalı” şiarından hareket eden Elçibey, halk hareketini hukukun üstünlüğüne dayanan, demokratik ve özel mülkiyet hakkını gözeten bir hareket olarak tanımlamıştır.”3

        Kitabın üçüncü bölümünde yazar, önceki bölümde kıvılcım halinde olan millî şuurun, nasıl kor bir ateşe dönüştüğünü ve Azerbaycan Türklüğünün bağımsızlık yolunda verdiği mücadeleyi anlatmaktadır. Yazar kitabın bu kısmında, Ermenistan’ın Karabağ bölgesini işgal girişiminin (20 Ocak 1990 Yanvar Katliamı) ve sonrasında yaşanan olayların Azerbaycan bağımsızlık hareketi üzerinde nasıl bir etki yarattığı, Çarlık Rusya’dan itibaren uygulanan ve Sovyetler döneminde de devam eden asimilasyona ve baskıya dayanan politikaların bağımsızlık sürecinde nasıl bir rol oynadığı, Karabağ sorununun Azerbaycan iç siyasetinde politik dengeler üzerindeki etkisi, Bağımsızlık sonrası iktisadi ve sosyal durum ve Türkiye ile olan ilişkiler üzerinde durmuştur.4

        Kitabın son bölümünde, Elçibey, artık Azerbaycan devletinin cumhurbaşkanı olarak tarih sahnesine çıkmaktadır. Elçibey’in Cumhurbaşkanı olarak yaptığı ilk iş Azerbaycan’ı “Bağımsız Devletler Topluluğu”ndan çıkartmak olmuştur. Rus tehdidine karşı Türkiye başta olmak üzere Batılı devletlerle sıkı ilişkiler tesis edilmek istenmiştir. Yazar bu bağlamda, Elçibey’in Batılı devletlerle nasıl bir ilişki modeli kurmaya çalıştığı, Rus tehdidinin bunda nasıl bir rol oynadığı ve Batılı devletlerin genç Azerbaycan devletine nasıl baktığı vb. gibi hususlara açıklık getirmeye çalışmıştır. Çalışmanın bu kısmında, Azerbaycan’ın Türkiye ile olan ilişkilerine geniş yer verilmiş, dönemin siyasi erklerinin Elçibey’e verdiği önem ve karşılıklı yürütülen yakın münasebet üzerinde durulmuştur. Yine kitabın bu bölümünde Elçibey’in ikinci rüyası olan Güney Azerbaycan davasına yer verilmiş ve İran tarafından tehdit olarak görülen bu durumun Elçibey’in düşürülmesinde nasıl bir rol oynadığı anlatılmıştır.

        Elçibey, yaşadığı tüm olumsuzluklara ve hayal kırıklıklarına rağmen basın özgürlüğü ve sendikal haklar alanında, millî ve ekonomik alanda birçok reform gerçekleştirmiştir. Azerbaycan halkı bu dönemde birçok yenilik yaşamıştır. İktidarda kaldığı çok kısa süre içerisinde hayallerini gerçekleştirme imkânı bulamayan ve kendini “ömrü boyunca dövülüp, sövülen” biri olarak gören Elçibey, 22 Ağustos 2000 yılında tedavi gördüğü Türkiye’de hayata gözlerini yummuştur5.

        Kendi halkının dertleriyle hemhâl olmuş bir gönül insanı Elçibey. O dertler ki bir ızdıraba, o ızdıraplar ki bir ateşe, o ateş ki vatanı aydınlatan bir ışığa, o ışık ki vatan aşkına dönüşmüş Elçibey’in ruhunda. Elçibey, vatan aşkını kendi ruhunda tattıktan sonra onu bütün Azerbaycan’a öğretmeyi başarmış, bütün ızdırabıyla son menzile, “Gönül Dağı”na varmayı başarmıştır. Kitabın müellifi Yrd. Doç. Dr. Taner Bilgin, tüm okurlarını ızdırabın vecd derecesine vardığı “Gönül Dağı”na uzanan bir yolculuğa davet etmektedir.

Türk Yurdu Mayıs 2017
Türk Yurdu Mayıs 2017
Mayıs 2017 - Yıl 106 - Sayı 357

Basılı: 12 TL

E-Dergi: Ücretsiz

Sayının Makaleleri İncele