AB’de Tarih Yazıyoruz

Temmuz 2014 - Yıl 103 - Sayı 323

        2014 Mayıs ayında gerçekleştirilen Avrupa Parlamentosu seçim sonuçları Türkiye ve Avrupa gündemine bomba gibi düştü. Öyle ki Müslüman-Türk düşmanlığı ve AB karşıtlığı yapan çevreler bu seçimlerde önemli bir başarı gösterdiler ve AP içinde ciddi bir pozisyon elde ettiler. Nitekim Dışişleri Bakanlığımız AP seçimlerinin hemen ardından yaptığı yazılı açıklamada Türkiye’nin duyduğu rahatsızlığı şu şekilde dile getirmiştir: “22-25 Mayıs 2014 tarihinde gerçekleştirilen Avrupa Parlamentosu (AP) seçimlerinde, yabancı düşmanı, göç karşıtı, AB projesini sorgulayan, aşırı söylemleri dile getiren partilerin sandalye sayılarını arttırmaları tarafımızdan endişeyle karşılanmıştır…”.

         

        Her ne kadar,katılım oranı %43.1 olan AP seçimlerinde oyların yüzde 70’ini merkez partiler alsa da AB karşıtları ve aşırı sağ ve sol grupların oylarını artırması AB’de paniğe yol açtı. Zira seçimlerdeSosyalistler, Liberaller ve Hıristiyan Demokratlar oy kaybederken, aşırı sol, muhafazakâr anti-federaller, sağcı AB karşıtları, aşırı sağ dâhil bağımsızlar oylarını artırmış ve 751 üyeli AP’de toplam 167 sandalye kazanmışlardır.

         

        Bu seçimlerde aşırı grupların 2009 seçimlerine nazaran başarı kazanması, Avrupa Birliği siyasetçilerini ziyadesiyle endişelendirdi. Mesela, Almanya Maliye Bakanı Wolfgang SchaubleFransa’daki Ulusal Cephe’nin zaferini bir “felaket” olarak nitelendirmiştir. Berlin’de düzenlenen bir etkinlikte konuşan Schauble, “Fransa’daki seçmenlerindörtte biri kesinlikle aşırı olan uçlardaki faşist bir partiye oy verdiysebiz nerede hata yaptık? Bu bir felaket.” demiştir.

         

        Bilindiği gibi, Ulusal Cephe’nin Lideri Marie Le Pen, son AP seçimlerinde Fransızların %25 oyunu alarak partisini birinci sıraya taşıdı. Aşırı ırkçı görüşleriyle Fransa’yı sallayan babası Jean Marie Le Pen’den 2011 yılında partiyi devralan Marie Le Pen’in çok kısa bir sürede yüksek başarı sağlaması, Avrupalıları endişeye sevketmiş gibi görünüyor. Son yıllarda Avrupa kamuoyunu meşgul eden göçmenler meselesineilave olarak, yine Avrupa’da yaşanan yüksek işsizlik problemi ve mali krizin sorumluluğunu da Brüksel’e yükleyenMarine Le Pen, durumdan vazife çıkarmayı başarmıştır. “Şeytan” diye anılan babası tarafından “Şeytan’ın kızı” olarak nitelendirilen Marine Le Pen’in hedefinin, AB’yi dağıtmak ve 2017 seçimlerinde Cumhurbaşkanlığı koltuğuna oturmak olduğu söylenmektedir.

         

        Öte yandan, Almanya'da, yabancı düşmanı olarak bilinenNPD’nin ilk kez AP’ye milletvekili göndermesi, AB’de bir diğer endişe kaynağı olmuştur.Ayrıca seçimlere ilk kez katılan,Eurozonekarşıtı AFD partisi, Alman seçmenlerin yüzde 7'sinin oyunu alarak 7 sandalye kazanmış bulunmaktadır.

         

        Sonuçları itibariyle şaşkınlık yaratan AP seçimleri, AB’nin bir diğer lokomotifi İngiltere’de de tedirginliğe yol açmış gibi görünüyor. Zira, seçimlerin hemen ardından TheGuardian’ın manşetinde yer alan bir araştırma dikkat çekmiştir. Araştırmaya göre, “İngiltere’de 2000 yılından sonra, ırkından dolayı kendilerine önyargılı bakıldığına inananların sayısının arttığına” işaret edilmektedir. Yani araştırmaya göre, aynı dönemde İngiltere’de ırkçılık ve İslamofobi önemli bir şekilde artış göstermiştir.

         

        Diğer taraftan, İngiltere’de, “Avrupa’yı AB’den kurtaracağım” diyen NigelFarage’nin Lideri olduğu UKIP Partisi’nin oyların yüzde 27.5’ini alarak İngiliz siyasetinde “3. Güç” olarak ortaya çıkması dikkat çekicidir. Seçim sonuçlarıyla ilgili olarak konuşan İngiltere Başbakanı David Cameron, “Seçmenin, AB konusunda hayal kırıklığı hissettiğini” belirtmesi ve “Sandıktan çıkan mesajı aldık." demesi, İngiliz siyasetinin önümüzdeki günlerde Brüksel ile ciddi problemler yaşayacağını işaret etmektedir. 

         

        AB siyasetçilerinin yaptığı bu özeleştiriye karşı, seçimlerde başarı gösteren aşırı grupların verdiği cevap ise manidardır. Avrupa’nın farklı ülkelerinde seçimlerde başarı gösteren aşırı gruplar yaptıkları ortak basın toplantısıyla adeta gövde gösterisi yapmışlar ve “AB’de tarih yazıyoruz” diyebilme cesaretini göstermişlerdir.

         

        AB’deki Aşırı grupların Avrupa Parlamentosu’da yaptığı basın toplantısına Fransa’dan Marine Le Pen,Hollanda’danGeertWilders,İtalya’danMatteoSalvini,Belçika’danGerolfAnnemansve Avusturya’danHaraldVilimsky katılmış ve AP’de bir grup kurma konusunda mutabakata varmışlardır. Toplantıda konuşan Marine Le Pen, “Teknokratik ve totaliter AB modeli geride kaldı” demiş ve kuracakları grupla halkların menfaatine karşı olan her girişimi bloke etmeyi hedeflediklerini,söylemiştir.

         

        Türkiye’nin Avrupalı olmadığı iddiasıyla AB’ye tam üyeliğine karşı olduğunu her fırsatta dile getiren Nicolas Sarkozy şoku daha atlatılamadan, Türkiye’nin AB üyeliğine karşı olduğunu ve Türkiye’yi veto edeceğini açıklayan bir Marine Le Pen’in Fransız siyasetinde önemli bir aktör haline gelmesi kuşkusuz, Türkiye’nin dikkate alması gereken ciddi bir problem olarak ortada durmaktadır.

         

        Öte yandan, AP seçimleri Kıbrıslı Türkler için de bir hayal kırıklığı yaratmıştır. Nitekim, AP’de Kıbrıslı Türkler için ayrılan ikisandalye, bir kere daha Rumlar tarafından işgal edilmiş bulunmaktadır. Ayrıca AP’nin yeni gözlemcilerinin, seçimlerin hemen ardından yaptıkları “Ada’da çözüm olana kadar, haklarını alma bağlamında,Kıbrıslı Türkler için AB defteri kapanmıştır.” şeklindeki açıklamaları, Kıbrıslı Türklere ve dolayısıyla AB süreci Kıbrıs nedeniyle ipotek altına alınan Türkiye’ye yönelik yeni bir şantaj olarak değerlendirilmelidir.

         

        Görüldüğü üzere, 2014 AP seçimleri özellikle Avrupa kamuoyunda ciddi bir yankı bulmuştur. Eğer Brüksel, Avrupa’da hızla artan yabancı düşmanlığı ve AB karşıtlığı ile mücadele etmezse, yakın zamanda Birlik’in temelleri sarsılacaktır. Zira Fransa, İngiltere, Avusturya, Macaristan ve Almanya’da hızla artan işsizlik oranı ve yabancı düşmanlığı, giderek AB düşmanlığına dönüşmektedir. Mesela Fransa’da seçmenlerin sadece %39′unun ülkelerinin Avrupa Birliği üyeliğini destekliyor olmaları, AB siyasetçilerinin üzerinde durması gereken ciddi bir problem olarak karşılarında durmaktadır.

         

        Türkiye açısından olaya baktığımızda, benzer bir tehlike ile karşı karşıya olduğumuzu görmekteyiz. Bu da Türkiye’nin AB katılım süreci uzadıkça, tam üyelik önündeki engellerin arttığı gerçeğidir. Öyle ki AB’de son yıllarda baş gösteren ekonomik sorunların ve artan suç olaylarının sorumluluğu göçmenlere yüklenmekte ve bu durum, hiç ilgisi olmadığı halde76 milyonluk Türkiye’nin üyeliği ile ilişkilendirilmeye çalışılmaktadır. Avrupa’da yaşayan yabancılar bir nevi günah keçisi haline getirilmek istenmektedir.Bu noktada, AB’li siyasetçilerin ve aydınların acil tedbirler üzerinde kafa yormaları elzemdir. AB’nin her köşesinde görülen ırkçı eğilimler ve oluşumlara karşı Brüksel’in kararlılıkla mücadele vermesi gerekmektedir. Kendi temel değerlerini yine kendi bünyesinde korumak anlamında acizlik gösteren bir AB’nin dağılması ise kaçınılmazdır.

         

        Kaldı ki Türk halkının AB’ye bakış açısının giderek olumsuza döndüğünü de Brüksel’in görmesi gerekmektedir. Türk vatandaşlarınınAB’ desteğinin %40’ın altına indiğini burada belirtmekte yarar bulunmaktadır.AB’deki olumsuz gelişmelerin ekonomik, siyasi ve toplumsal yapısına zarar vermesini engellemek için Türkiye’nin de birtakım girişimlerde bulunması faydalı olacaktır. AB Bakanı ve BaşmüzakereciMevlüt Çavuşoğlu’nun, “Çıkaracağımız yasaları, AB mevzuatlarıyla ne kadar uyumlu olup olmadığını da karşılaştırarak yapacağız. AB ile Gümrük Birliği anlaşmasını da gözden geçiriyoruz...” şeklindeki açıklaması, bu anlamda dikkate değer bulunmaktadır.

         

        Peki, Türkiye’nin AB sürecinin önünün açılması ve ikili ilişkilerde yeni bir sayfa açılabilmesi için neler yapılması gerekmektedir? Türkiye-AB arasında yaşanması muhtemel bir krizin engellenmesi içinyapılması gerekenleri kısaca şöyle sıralayabiliriz:

         

        1. Tam üyelik için artık Türkiye'ye bir tarih verilmelidir.

        2. Türk milletinin tarihi- kültürel dokusuna müdahale edilmemelidir.

        3. Türkiye'nin milli birlik ve beraberliğine, milli ve manevi değerlerine saygı gösterilmelidir.

        4. Aday ülke olarak Türkiye'ye karşı samimi davranılmalı ve çifte standartlı yaklaşımlardan vazgeçilmelidir.

        5. Brüksel, Türkiye'nin AB sürecini, taviz koparmak için bir fırsat olarak görmekten vazgeçmelidir.

        6. Kıbrıs, Ege gibi haksız dayatmalardan vazgeçilmelidir.

        7. Gümrük Birliği Anlaşması derhal revize edilmeldir.

         

        Netice itibariyle, Birlik çerçevesinde siyasi entegrasyona karşı çıkarak ulusal egemenliği savunan çevrelerle, yabancı düşmanlığı yapan ırkçı gruplar, AP seçimlerinde bir ittifak oluşturmak suretiyle gövde gösterisi yapmışlardır. Onları bir araya getiren en önemli faktör ise kuşkusuz AB’de yaşanan yüksek işsizlik ve artan suç oranlarıdır. Evet, birileri AB’de tarih yazmaktadır. Ne var ki bu birileri, AB’nin temel değerlerini görmezden gelen ırkçı, yabancı düşmanı ve AB karşıtı gruplardır. Eğer AB’li siyasetçiler ve aydınlar bu gidişata bir dur demezlerse, sadece Türkiye’nin AB üyelik süreci zarar görmeyecek bilakis Brüksel’in varlığı temelinden sarsılacaktır.

         

        Müzakere Çerçeve Belgesi’nde sivil insiyatiflerin geliştirilmesi ve Türk milleti ile AB vatandaşları arasında karşılıklı diyaloğun artırılması şartını getiren AB’nin, kendi vatandaşları arasında Müslüman-Türkdüşmanlığının hızla artması karşısında acizlik göstermesi, kabul edilmesi ve telafisi mümkün olmayan ciddi bir problem olarak karşımızda durmaktadır. Avrupa’da yaşanan bu süreç, AB’nin, çok kültürlü ve çok dinli bir yapı olup olmadığının belirlenmesi bakımından da Brüksel için ciddi bir sınav olacaktır. Velhasıl,Şeytan’ın Kızı’nın başını çektiği ırkçı ve yabancı düşmanı grupların AB’de tarih yazmalarına izin verenleri, tarih asla affetmeyecektir.

         

         


Türk Yurdu Temmuz 2014
Türk Yurdu Temmuz 2014
Temmuz 2014 - Yıl 103 - Sayı 323

E-Dergi: Ücretsiz

Sayının Makaleleri İncele