Kadının Toplumsal Hayattaki Yeri Üzerine Tarihsel Bir Değerlendirme

Nisan 2017 - Yıl 106 - Sayı 356


        Türk kültür hayatında kadının önemli bir yeri vardır. Yaradılış Destanı’nda Tanrı’ya yaratma ilhamını veren Ak Ana, ışıktan bir kadın hayali olarak belirmiş, Tanrı’ya “Yarat!” diyerek sulara gömülmüştür. Oğuz Kağan Destanı’nda Oğuz’un ilk karısı ortalığı karanlık bastığı zaman, karanlığı yararak gökten inen mavi bir ışıktan, ikinci karısı ise kutsal bir kadından doğmuş kutsal kadınlardır. Dokuz Oğuz-On Uygur Destanı’na göre Böğü Han semavi bir ışıktan doğmuştur. Başkurtların ve Kazak-Kırgızların Kuzu-Körpeç ve Bayan destanlarında kadın bir melek olarak tasvir edilmiştir1. 

        İslamiyet’ten sonra Oğuz Destanı’ndan hikâyeleştirilen Dede Korkut Hikayeleri’ndeki kadın anlayışına göre Anadolu’da yaşanılan Türk hayatında kadının yeri değişmemiştir2. Divan edebiyatına bakıldığında Zeynep Hatun, Mihri, Hubbi, Nesibe, Şeref Hanım, Adile Sultan, İffet Hanım, Habibe Hanım gibi birçok kadın şair olduğu da görülür. Osmanlı imparatorluğun Amasya ve Kastamonu gibi bölgelerinde kadın şairler ve dönemin ilim hayatında söz söyleyecek kadınlar yetişmeye başlamıştır3. Tanzimat’la başlayan batılılaşma döneminde kadınlar için yeni kurumlar açılarak kadınların toplum ve aile hayatındaki yerlerinde değişimler olmuştur. Özellikle eğitimde yeni kurumların açılması kadının toplumdaki statüsünde önemli değişlikler meydana getirmiştir4. İkinci Meşrutiyet’in ilanı ile birlikte çalışma hayatındaki kadın sayısında artış olmuştur. Yine bu dönemde devam eden savaşlar sebebiyle giden erkeklerin boşalttığı bazı memurluklara kadınlar atanmış, erkek nüfusun azalması kadınlara çalışma ortamı hazırlamıştır. Hastane, posta idaresi, tekel idaresi, laboratuvar vb. işlerde kadın çalışan sayısı artmış; yol yapımı, maden işçiliği, atölyeler, sokak temizliği gibi işlerde de kadınların çalıştırıldığı görülmeye başlamıştır5. Batılılaşma sürecinde kadın ve kadın hakları ilgili asıl önemli gelişme II. Meşrutiyet’in ilanı ile oluşan hürriyet ortamında gerçekleştirilmiştir. II. Meşrutiyet döneminde İttihat ve Terakki yönetimi kadın konusuna ayrı bir önem vermiş, kadınların toplumsal hayata dahil edilmesi yolunda girişimlerde bulunmuştur. Jön Türkler, bu dönemde kadın konusunu memleketin ekonomik ve kültürel bir meselesi olarak kabul etmiş ve düşünürlerinin tartıştığı temel konulardan biri haline getirmişlerdir. II. Meşrutiyet döneminde yaşayan kadın konusu ile ilgili yazı yazmamış, fikir üretmemiş olan tek bir düşünür ve yazara rastlanmamaktadır6. Bu dönemde kadın haklarını savunan gazete ve dergiler mevcuttur7. Örneğin Tanzimat döneminde 13’e yakın gazete ve dergiden 2’si kadınlarla ilgili olarak çıkarılan yayındır. Daha sonraki yıllarda yayınlanan 22 gazete ve dergiden 4’ü kadınlar tarafından çıkarılmıştır. II. Meşrutiyet döneminde yayınlanan 27 gazete ve dergiden hemen hepsi kadın konusuna8 yer vermiştir9. Bu dergilerden biri de “Kadın10” dergisidir. 

        Bu çalışmada Kadın dergisinde yayınlanan ve yazar adı bulunmayan “Yine Ne Oluyoruz11” adlı yazı kapsamında kadının toplumsal hayattaki yeri ele alınmıştır. Söz konusu yazıda 1909 yılında Kastamonu’da meydana gelen bir olay üzerinden toplumsal hayatta kadının yeri diğer gazetelere yansıyan haberler üzerinden değerlendirilmiştir. 

        “Yine Ne Oluyoruz” başlıklı yazıda öncelikli olarak Kastamonu’da bir kadın öğretmenin camide kürsüye çıkarak bir konuşma yaptığı ve bunun sevindirici bir olay olduğu şu cümlelerle ifade edilmiştir: “Kadın mecmuasının geçen nüshalarının birinde Kastamonu’da bir hoca hanımın camide kürsüye çıkarak hüdaya-ı şitaiyye tedariği için ianat cem’i lüzumunu orada hazır bulunan hanımlara, deliller, isbatlarla olan telkinatı okumuş vecden sevinmiştik. Kastamonuda şeref zuhur eden şu hal bize pek büyük ümitler vermiş idi.” Bu durumla ilgili bilgiler Kadın mecmuasının 11. sayısına göre şu şekilde olmuştur. Kastamonu İnas Mektebi Rüşdiyyesi emekli öğretmenlerinden Hafız Zeliha Hanım12, Cuma günü Deveciler Cami-i Şerifinde duadan sonra kürsüye çıkmış Üçüncü Ordudaki Askerân-ı Osmaniyyeye kışlık malzeme için yardım edilmesi gerektiğini anlatmıştır13. Bu örnek, kadın bir rüştiye öğretmeninin ordunun ihtiyaçları için yardım toplanmasına öncülük etmesi açısından toplumsal hayat için önemli bir olaydır14. Yazıda kadın öğretmenin cami kürsüsünde konuşmasının kadının toplumsal hayattaki yeri için önemli bir gelişme olduğu belirtilirken yazının devamında Kastamonu’da kadına yönelik istenmeyen bir olayla ilgi “Şura-yı Ümmet15” gazetesinde yer verilen haberden bahsedilmektedir. Bu olay kadınların Kastamonu’da sokağa çıkmalarının yasaklandığı fakat bir kadının bunu dinlemeyerek alışveriş için çarşıya gittiği ve polisin bu duruma müdahale ettiği haberidir. Yazıda bu durum üzerine şu sorularla duruma tepki gösterilmektedir: “Acaba bu irtica bu tebeddül neden ileri geliyor? Burada hakikat bilinen şeyin diğer mahalde cinayet-i adi büyük bir filozofun feryad-ı hazini gibi tabii ise de tebeddülün aynı mahalde zuhuru pek ziyade bais-i melal bir ihtilaldir. Elimizde bizi rah-i hidayete sevk eden dini ulviyenin ahkâm-ı mübeccelesi kadınlara karşı icra edilecek her türlü ihtiramatta bize bir hattı hareket ictimai tayin eylemiş iken bizim bu hakaikden tegafülümüz şayan-ı hayret değil midir?” Yazarın sorduğu sorularda da görüldüğü üzere böyle bir uygulamaya gerek olup olmadığını sorgulanmıştır.

        Yazının devamında, İslam dininin kadına verdiği değerin ortada olduğu ve hiçbir yasak getirmediği belirtilerek bu tür olayların neden yaşandığının anlaşılmadığı şu cümlelerle ifade edilmiştir: “Şerait-i islamiyenin kadınlara verdiği paye meydandadır. Bu ahkâm-ı ulviyenin binlerce misalini bize tarih naklediyor. Arap medeniyeti, kadınların, nisvan-ı garbın tetkikatına, asarına cilvegah olmuştur. Ahkâm-ı diniyemiz; nisvanın, muamelat-ı umumiyede sai hidmetini, derece-i mükellefiyetini gösteriyor. Ya bu iddialar neden ileri geliyor? Buna örf ve adet, yahut cehalet denilecek ise mıntıka-i tevafuk etmeyen bu ananenin ne zaman kalkacağını sormak lazım gelmez mi? Dini mübini İslam, kadınlar için hiçbir şeyi diriğ etmemiştir.” Bu ifadelerde de görüldüğü gibi yazıda sorulan sorularla kadının toplumdaki yeri konusunun yanlış anlaşılıp yorumlandığına ve bu anlayışların düzelmesi gerektiğine dikkat çekilmiştir.

        İslam dininin kadına yasak getirmediğini bunun için de Müslüman kadınların Avrupa’da olduğu gibi feminizm16 hareketine katılmadığı yazının devamında ifade edilerek konuyla ilgili şunlar söylenmiştir: “Bunun içindir ki Avrupa’da olduğu gibi “feminizm” bayrağı altında istirdad-ı hukuk fikrini perverde etmeye lüzum bile görmezler. Fakat bu gibi irticalara karşı söz söylememekte izzet-i nefislerine mugayir bulurlar. Bugün İslam kadınları, vatanın uğradığı mesaibe çare bulmak için çalışmaya fende ilimde terakki etmeye muhtaçdır. Kadının bir milletin terakkisinde büyük ve meşru bir hissesi olduğunu inkâr kabili midir? Şimdiye kadar bu kadıyyeyi unutup yalnız başına medeniyetin şu ağır yükünü taşımak isteyen erkeklerin ne kadar bitap düştüğünü görmüyor muyuz?” 

        Bu soruların devamında İslam dininin kadına verdiği değer, önemli İslam düşünürlerinden örnekler verilerek şu cümlelerle açıklanmıştır: “Müktedai şeriat-ı kurramız İmam-ı Azam (r.a.) “hudut ve cevarih” den gayri hususatta nisvanın icrayı kazasına kail olmuş; Muhammet Bin Cerir17 gibi eimme-i din bu istisnayı da kabul etmeyerek kadının her hususta hükmünü kabul etmemiş mi? Tarih bize altıncı asrı hicri de “Fatımatül Fakihe”nin bir takım fetvalar verdiğini, “Zeyneb Binti Amr”ın pek çok rical-i ilme ders verdiğini, hatta meşahirden “Zehebî18” buhari-i şerif iptidasından kitabul nikâha kadar bu hatundan okuduğunu gösteriyor. Nisvana bahşolunan müsaadâtın ne kadar balapervazane olduğunu isbat hususunda tarih bize misali erâesinde imsak göstermemiştir.” Bu cümlelerde de görüldüğü üzere İslam düşünürlerinin de tarihsel süreçte kadının toplumdaki yeri konusunda olumlu görüşler ileri sürülmüştür. Kadın âlimlerin de bu konuda yaptığı faaliyetlerinden bahsedilerek İslam dininin kadının toplumsal hayatta yer almasını savunduğu anlatılmıştır. 

        Verilen örneklerle kadının toplumda olması gereken yerde olmadığını ve bu konuda yapılan yanlış uygulamalar için de şu ifadeler yer almıştır: “Hâl böyle iken iki “baldırı çıplak” meydana çıkıyor kadınlar sokağa çıkmasın diyor. Bu iddiasıyla da kalmıyor kadınların çarşafını yırtıyor.” Yazıda kadınların sokağa çıkmasına karşı çıkanlar için baldırı çıplak teriminin kullanıldığı dikkat çekmektedir. 

        Kadının sokağa çıkmasını ve toplumsal hayatta yer almasını eleştirenlere ise “Medariste ricali talim hususunda şeraitin bahşeylediği müsaade meydandayken artık yükselip gelen hiç şüphe yok mahdud bir daire içinde yuvarlanan bu itirazları “harhara” kabilinden addetmek lazım gelmez mi?” ifadeleriyle karşı çıkılmış, kadının sokağa çıkmasıyla ilgili görüşler “harhara19” olarak nitelendirilmiştir.

        Yazının sonunda ise kadının toplumsal hayatta yer alması için çözüm önerileri sunulmuştur. “Mamafih istikbali vatan hissiyle lebriz-i sürur olan her kalbin uhte-i hamiyetine düşen bir vazifede ahaliye “yalnız bir iş görülmeyeceğini kadının ev içinde ziynet değil bilakis rüknu esası olduğunu” akletmektir. Matbuat-ı ahkâm-ı ulviyemizin bu saye-i feyz hürriyetine sığınarak halka lazım gelen irşadatta bulundukça her yerde teşekkül eden cemiyyat-i nisvanda konferanslar tertip ederek kadınlara bu hakayıkı talim eylemelidir. Çünkü böyle iki taraftan işe başlanacak olursa az zamanda hakikatı idrak edenlere nisbet diğer tarafın bir şir zime-i kalile hükmünde kalacağı şüphesizdir.” Görüldüğü gibi yazının son cümlelerinde kadın anlayışının ilerlemesi için bu konuda herkese görevler düştüğü, kadının sadece ev içindeki bir ziynet olarak görülmemesi ve kadınların haklarının konferanslar yoluyla anlatılması gerektiği vurgulanmıştır. 

        Sonuç 

        Kadın konusu, dönemin aydınları, yazarları tarafından da çok tartışılan ve yazılan konu olmuştur. Kadın, II. Meşrutiyet düşünürleri arasında ilerlemenin ve toplumsal değişimin anahtar kavramı olarak görülmüş ve toplumsal ilerleme için kadının söz sahibi olmasının gerekliliği konusunda dönemin düşünce akımları ciddi bir şekilde ilgilenmiş, kadınların toplumsal hayata katılmalarının zaruri olduğu görüşünü savunmuşlardır. Bu dönemde kadın ile ilgili konular, dönemin İslamcı, Batıcı ve Türkçü akımlarında da farklı şekilde değerlendirilmiştir. İslamcı düşünürler, kadın hareketlerini ve kadın söylemlerini Avrupa taklidi olarak değerlendirirken, Batıdan alınabilecek bir şey olmadığını savunmuşlar, Batıcılar ise Türkçüler tarafından da kabul gören gelenek ve tarihin etkisiyle kadınların haklarının ellerinden alındığı görüşündedirler. Türkçüler ise kadınların her bakımdan hayata katılmalarının gerektiğini, çünkü toplumsal değişim için bunun şart olduğunu ve iktisadi açıdan ilerleme için kadınların toplum hayatına dahil olması gerektiğini savunmuşlardır20. 

        Dönemin Batıcı ve Türkçü kadın anlayışına uygun olan, Mart 1909 tarihinde yayınlanan Kadın dergisinin 21. sayısında yer alan “Yine Ne Oluyoruz?” adlı yazı, Kastamonu’da meydana gelen olayları kadının toplumsal hayattaki yeri açısından değerlendirmiştir. Bir rüştiye öğretmeni Zeliha Hanım’ın Deveciler Camii kürsüsünde Osmanlı ordusunun kışlık ihtiyaçlarının karşılanması için konuşma yapmasının çok anlamlı olduğu düşünülürken başka bir kadının pazara alışveriş için çıkmasından dolayı adli bir olaya sebep olmasından duyulan üzüntü dile getirilmiştir. Öğretmenin cami kürsüsünde konuşma yapması örneğiyle kadının toplumsal hayatta önemli bir yerde olduğu vurgulanırken sokağa çıkan kadına polis tarafından müdahale edilmesi kadının toplumsal hayatta yerinin olmaması gerektiği yönünde yaşanan bir olaydır. Kadının sokağa çıkmasının yasaklanmasının anlaşılamadığı ifade edilen yazıda, bunun İslam dininde yerinin olmadığı, önemli İslam düşünürlerinden örnekler verilerek açıklanmıştır. Kadının sokağa çıkması ve sosyal hayatta yer almasına karşı çıkanların “harhara” ve “baldırı çıplak” olarak nitelendirilmiş, bu tartışmayı yapanların kuru gürültü çıkardığı ve başıboş insanlar olduğu ifade edilmiştir. 

        Bu örnekte de görüldüğü gibi II. Meşrutiyet dönemi kadınları toplumdan gördükleri desteğin yanı sıra eleştirilere de maruz kalmıştır. Bu dönemin, kadınların şehir yaşamında daha fazla yer almaya başladığı, sosyal ve ekonomik hayatta boy gösterdiği, kadınların hukuki alanda hak elde etme mücadelesi verdikleri bir dönem olarak düşüldüğüne kadının toplumdaki yeri konusu daha iyi anlaşılabilir. 

Türk Yurdu Nisan 2017
Türk Yurdu Nisan 2017
Nisan 2017 - Yıl 106 - Sayı 356

Basılı: 12 TL

E-Dergi: Ücretsiz

Sayının Makaleleri İncele