Türk Dünyasının Büyük Şairi Şehriyar’ın Şiirlerinde Halk Edebiyatı Unsurları

Nisan 2017 - Yıl 106 - Sayı 356


        Öncelikle söylenilmesi gereken husus şudur ki Muhammet Hüseyin Şehriyar’ın bütün şiirlerini ele alıp incelediğimizde bu şiirlerin, bugünkü Türk toplum ve kültürleri arasındaki sınırları aşmış durumda olduğu fark edilmektedir. Şehriyar’ın Azerbaycan Türkçesindeki şiirleri Türklüğü, Türk dilini, Azerbaycan sevgisini ve ikiye bölünmüş Azerbaycan’ın birleşmesi ve bütünleşmesi arzusunu, hasret ve acısını bünyesinde bulunduran şiirlerdir. Bizzat söz konusu özelliklerin Şehriyar’ın şiirlerinde bulunması, bu şiirlerin Türk dünyasının da ortak edebi yapıtları gibi ele alınmasına neden olmaktadır.   

        Konumuz gereği Şehriyar’ın şiirlerindeki folklorik malzemeyi veya halk edebiyatı unsurlarını dört kategoride belirleyebilmekteyiz: 

        1. Şehriyar’ın şiirlerindeki halk edebiyatı unsurları doğal-şiirsel yapı niteliğindedir;

        2. Şehriyar’ın şiirlerindeki halk edebiyatı unsurları şairin fikirlerinin ve eserlerindeki muhtevanın kaynağı olarak görülmektedir; 

        3. Şehriyar’ın şiirlerinde bulunan halk edebiyatı unsurları gerçeği algılamada ve yansıtmada belirleyici faktördür;

        4. Şehriyar’ın şiirlerindeki halk edebiyatı unsurları halkın sözlü geleneğini ve millî kimliğini muhafaza eden olgudur. 

        Söz konusu kategorilere istinat ederek Şehriyar’ın şiirsel külliyatının kuzeyli-güneyli Azerbaycan edebi muhitinde ve genel olarak Türk dünyası şiir alanındaki yerini ve önemini tespit edebiliriz. Bu tespit etme ile üstat şairin mensup olduğu ortam veya bağlam belirginlik arz etmekte, aynı zamanda kalıplaşmış halk edebiyatı unsurlarından da doğal olarak faydalanmanın izlerine Şehriyar’ın şiirlerinde rast gelinmektedir. Şehriyar’ın şiirlerindeki bu gerçeklik (halk edebiyatı unsurlarından faydalanma) ise şiirlerin benzersiz niteliği ile tanımlanabilmektedir.  

        Sözlü formlardan yararlanma veya faydalanmalar ise bütün zaman dilimlerinde yazılı edebiyata has olan bir özellik gibi fark edilmektedir. Yazılı edebî örnekleri ele alıp incelediğimizde bu örneklerdeki mit, esatir, efsane, masal ve destan motiflerinin de kaydettiğimiz faydalanma faktörünün ve karşılıklı etkileşimin sonucu gibi oluştuğunu görmekteyiz. Yazılı edebi metinlerin temelinde sözlü geleneğe ait unsurların durmasıyla yanı sıra bu metinlerde müellifin (bireysel veya toplumsal) reel durumu duygusal olarak değerlendirmesi ve karakterlere dönüştürmesi gerçeği de vardır. Böylece, hem sözlü hem de yazılı edebî örnekler, bireysel insanın duygusallığına göre karakteristik niteliğe bürünmektedir ki burada ortak hususlar, çaprazlamalar ve kavuşmaların olması da tamamen doğal olaylardır. 

        Büyük şairin Azerbaycan Türkçesiyle yazdığı şiirlerinde bulunan halk edebiyatı unsurlarını öncelikle doğal-şiirsel yapı düzeyinde ele alabiliriz. Şöyle ki şair şiirlerinde halkın sözlü geleneğine ait olan edebi biçim ve türleri geniş bir şekilde kullanmaktadır. Bu şiirlerde şairin kullandığı dil de halkın sözlü iletişimini ve üslubunu tanımlar niteliktedir. Şiirsel gösterge niteliğinde sayılan halkın konuşma veya sözlü irtibat dili, genel olarak şiirin diğer ögelerine de etki sağlamaktadır. Bu açıdan denilebilir ki şiirin rengârenk, ritimli ve hoş bir seslenişte olması bizzat buradaki dilin özellikli oluşu ile ilgilidir. Örnek olarak Şehriyar’ın şiirlerinden bazı kıtalara bakabiliriz: 

        Elim getdi, olüm qaldı,

        Alovlandım, külüm qaldı.

        Uçardı bülbülüm bağdan

        Deyəydi bir gülüm qaldı 

        Üzüyüm qaşsız qaldı,

        Çəmənim quşsuz qaldı,

        Ay aman, İqbal getdi

        Təbrizim başsız qaldı 

        Yarı kaş görmiyəydim,

        Vəsli xoş görmiyəydim,

        Öləydim yardan qabaq

        Yerin boş görmiyəydim1 

        Sözlü geleneğin en yaygın biçimi olan mâni veya bayatı, bu tür örneklerde doğal-şiirsel yapısı, dil-üslup özellikleri ve konu-içeriyi ile geçmektedir. Ancak bu ögelerin başlangıç ve sonunu net olarak belirlemek de mümkünsüzdür. Çünkü konuyu içeren bütün ögeler birbirine karışmış durumdadır. Şehriyar’ın bireysel “ben”i de karışık olan söz konusu ögelerle doğal olarak birleştiği için onun kendisini bu bütünden ayırt etmek mümkün değildir. Yukarıdaki şiir örneklerinden de görüldüğü gibi, Şehriyar mâni biçimini, sadece doğal-şiirsel yapı gibi kullanmamış, bireysel heyecanlarını mâninin muhtevasında ihtiva ederek sözlü geleneğe uygun bir şekilde düşünmüş ve bu düşüncesini yazıya aktarmıştır. 

        Şehriyar’ın Azerbaycan Türkçesinde veya Türkçe yazmış olduğu şiirlerini inceledikten sonra bu şiirlerin etkili, cazip ve dillerde ezber söylenilmesinin nedenlerinden birinin de dil-üslup meselesi olduğu fark edilmektedir. Şehriyar edebi yapıtlarında okur kişiye kendi azizi gibi hitap etmekte, kendi iç dünyasını ve samimi duygularını çok sade ve anlaşılır bir şekilde belirtmektedir ki bu husus da onun şiirlerini okunaklı eden faktörlerdendir. Söz konusu husus ise Şehriyar’ın sözlü geleneğin bütün inceliklerini bilmesinden ve halk etimolojisini isabetli bir şekilde kullanmasından kaynaklanır. Bu açıdan, halk edebiyatı unsurları Şehriyar’ın Türkçe yazmış olduğu eserlerinin millî şiirsel yapısını oluşturmakla beraber aynı zamanda onun geleneksel ve biçimsel kalıplarını da belirlemektedir. 

        Şehriyar’ın öz Türkçesinde yazdığı şiirlerinin fikir-muhteva kaynağını da halk edebiyatı unsurları oluşturmaktadır. Doğal olarak bu şiirlerde klasik Doğu şiirinin izleri de vardır. Ancak millî şiirsel geleneğe sadık kalma, folklorik içerik, karakter ve motifleri olumlu bir biçimde kullanmak gibi hususlar, Şehriyar’ın Türkçe eserlerinin başlıca özelliklerindendir. 

        Şehiryar’ın eserlerini araştırmış olan H. Billuri yazmıştır ki Şehriyar “…Azerbaycan halk yaratıcılığından karakterler alıp onlara yeni biçim vermiştir. Azerbaycan dilinde yazdığı şiirlerinde Doğu halklarının sözlü edebiyatına sürekli müracaat etse de daha fazla Azerbaycan halk edebiyatı şairi faydalandırmış ve zenginleştirmiştir”.2 Araştırmacı bu hususla Şehriyar’ın Azerbaycan halk edebiyatı hazinesinden yaratıcı bir şekilde faydalana bilmesinden bahsetmekte, bu hazineden aldığı karakter, olay ve unsurlar aracılığıyla eserlerini daha da mükemmelleştirdiğini vurgulamaktadır.

        Bilindiği gibi, Hagani, Nizami ve Fuzuli gibi klasik şairlerin eserlerinde de Doğu edebiyatına özen gösterilmiş, Doğu halklarının halk edebiyatı hazinesine ait olan karakter, tema ve motiflerden yararlanılmış, olay ve olgular kapsamlı bir şekilde kullanılmıştır. Aynı zamanda Şehriyar’ın Türkçe şiirlerinin kaynağında klasik Azerbaycan ve Doğu şiirindeki geleneksel olay ve detaylar, Kur’an-ı Kerim’den aktarılan hikâye ve açıklamalara da rast gelinmektedir. 

        Halk edebiyatı unsurlarının Şehriyar’ın şiirlerine yansımasından bahseden E. Guliyev şöyle yazmaktadır: “Halk yaratıcılığının Şehriyar sanatına fikir-muhteva, felsefi-psikolojik ve doğal olarak iki türlü yansıması mevcuttur. Birincide biçimle ilgili olmayan muhteva-fikir, ikincide ise biçim-kalıp benzerliği kendini göstermektedir. Bütün sanatkârlar gibi, Şehriyar da halkın psikolojisini, hayata bakışlarını, arzu ve isteklerini, karakter ve millî düşünce tarzını ifade etmek için halk edebiyatından kapsamlı bir şekilde faydalanır ve örnekleri bilinçli olarak yerli yerinde kullanmayı başarır”.3 Araştırmacının kaydettiği fikir-muhteva, felsefi-psikolojik ve diğer doğal yönler, doğrudan Şehriyar şiirini halk edebiyatı kaynağına bağlayan yönlerdir. Bu bağlamda Şehriyar hem felsefi-psikolojik gerçekliğin taşıyıcısı ve yaratıcısı hem de onu bedii-şiirsel dilde yansıtan şahsiyettir. Gerçek olan şudur ki duygusal, felsefi ve psikolojik düşüncelerin doğal olarak ne tür kalıplarda ifade edilmesi meselesi, artık araştırmacının nesnel değerlendirmesiyle ilgili olabilir. Bu bağlamda ise birinci yönün, yani felsefi-psikolojik algılayışın etkisi görülmekte ve bazı durumlarda da kalıbın muhtevanın arz edilişinde rol üstlendiği dikkat çekmektedir. Bu açıdandır ki Şehriyar’ın Türkçe şiirleri felsefi-psikolojik niteliği itibariyle etnik-millî köklere dayandığı gibi, kalıp-kümeleniş bakımından da bu çerçeveler kapsamındadır. 

        Şehriyar’ın Türkçe yazdığı şiirleri dikkatlice inceleyerek bu şiirlerdeki folklorik karakter ve motifleri, millî gelenek ve merasimleri, oyunları, atasözü ve deyimleri, halk türkülerini ve halkın konuştuğu sade-cilalı dili rahatlıkla görmek mümkündür. Bütün bunlar ise halkın sözlü malzemesinden faydalanmanın, reel dünyadaki olaylara bu gerçeklik prizmasından bakmanın ve binyıllıklardan geçip gelen gelenek ve hafızaya bağlı olmanın bir sonucudur.

        Kaydedelim ki birey olan kişi mensup olduğu toplumun bütün karakteristik çizgilerinin, kabiliyet ve başarısının da öznesine çevrilebilmektedir. Büyük bir devirden veya uzun bir zaman mesafesinden sonra da bireyin aynı toplumun, aynı geleneğin taşıyıcısı ve yaşatıcısı konumunda yer alabilmesi mümkündür. Şöyle ki bireyi ilk hafızadan veya kaynaktan uzun bir zaman dilimi ayırsa da soyun veya toplumun bir halkası niteliğinde olması gerçeği onu yeniden ilk kaynağa döndürmektedir. Bu düşünceler ışığında üstat şair Şehriyar’ın da bir fert olarak mensup olduğu Azerbaycan-Türk toplumunun gelenek ve duyumunun doğrudan temsilcisi olduğunu katiyetle söyleyebilmekteyiz.

        Şunu da vurgulamaya gerek vardır ki Şehriyar gibi üstat şairin yaratıcılığında yoğun olarak geçen halk edebiyatı unsurları, bizzat dünyayı, onun gidişatını ve yaşanılan olayları değerlendirme ve anlamlandırma aracıdır. Çünkü Şehriyar “…eserlerinde halk geleneğine ait örnekleri ara sıra kullanmamıştır. Bu örnekleri aynı zamanda bir yaratıcı olarak ele almıştır. Yani üstat şairin yaratıcılığında halk edebiyatı malzemesi bir alıntı olarak geçmemektedir. Bu malzeme daha fazla millî tefekkür olayı ve faktörü gibi onun eserlerine yansımıştır”.4        

        Şehriyar’ın “Haydar Babaya Selam” manzum hikayesinde de halk edebiyatı unsurları karakter veya detaylar konumunda değil gerçek dünyanın algılanması ve etnik-millî hafızanın dildeki ifadesi gibi kullanılmıştır. Söz konusu manzum esere ilişkin Ahmet Caferoğlu, Türk Kültürü Araştırmaları adlı dergide şunları söylemektedir: “Onun bu şiirlerde ele aldığı motifler tamamıyla millî halk hayatından alınmış, folkloriktir. Köyün bütün toplum hayatını inceliği ile aydınlatmağa çalışmış, ona zarif bir eda ve tasvir gücü vermiştir. Yaşattığı köyünün tipleri ebedileştirilmiş, artık kaybolmaya yüz tutmuş hayat gereklerine Türk zevkini ve rengini vermiştir”.5 R. Kemal ise eserle ilgili fikirlerini şöyle aktarmaktadır: “Haydar Baba” mitolojik ecdat adıdır. “Haydar Babaya selam” ecdatlar ile ritüel irtibat prosedürüdür, dağ ruhu ile mistik temasa girmek imkânıdır…” Haydar Babaya Selam” aslında efsun-dualardan ibaret bütünlüktür: şiirler sihir-büyü tabiatlıdır”.6 Araştırmacının “Haydar Babaya Selam” eseriyle ilgili bu fikirleri dolayısıyla Şehriyar’ın üzerinde durduğumuz Türkçe şiirlerine de ait edilebilmektedir. Şöyle ki “Haydar Babaya Selam” doğrudan dağa (Haydar Baba Dağı’na) hitap üzerinde kurulan bir eser ise dağ karakteri veya motifi de şairin bütün edebi yaratıcılığında yoğun olarak geçmektedir. Büyük şairin şiirlerinde Haydar Baba, Savalan, Sehend, Tur, Gaf vs. dağ adları geçmekle beraber, Haydar Baba Dağı pek çok bağlam ve şiirde zikredilmektedir. Şairin “Haydar Babaya Selam”, “Sehendim”, “Ağa Mirsadığın heyratı”, “Memmed Rahim hazretlerine cevap”, “Kerec hatırası”, “Gam bastı galeyanımı”, “Dan yıldızı da battı”, “İnsansız inkılabımız” ve “Derya eledim” adlı şiirlerinin her birinde Haydar Babanın adı geçmekte, ona doğrudan ya da dolaylı olarak hitap edilmektedir. Bu faktörlere istinaden denilebilir ki Şehriyar’ın şiirlerindeki dağ, sanki mitolojik dünya görüşünde işaretlenmiş olan “dünyanın merkezi” anlamını ifade etmektedir. Şairin bütün düşüncelerinin bu “merkez” çevresinde oluştuğunu görmekteyiz. İ. Hebibbeyli bu hususa dair şöyle yazmaktadır: “Şehriyar Haydar baba dağını daha çok vatanın bir sembolü, aynı zamanda çocukluk hatıralarının şahidi gibi görmektedir. Bunun dışında şairin Haydar Baba Dağı’na hitabında “derdini dağa demek” yahut da “Mecnun dert elinden dağa çıktı” motifi de dikkat çekmektedir”7 Araştırmacının burada vurguladığı her iki deyim (derdini dağa demek ve Mecnun dert elinden dağa çıktı) doğrudan dağ kültü, dağa tapınma ve dağın mitolojik niteliğine işaret etmektedir. Şehriyar’ın da dağa müracaat etmesi, bizzat dağın mitolojik hafızada ifade ettiği anlamdan ileri gelmektedir. Aşağıdaki örneğe bakalım: 

        Heyder Baba, gün dalıvı dağlasın,

        Üzün gülsün, bulaqların ağlasın,

        Uşaqların bir deste gül bağlasın,

        Yel gelende, ver getirsin bu yana,

        Belke menim yatmış bextim oyana. 

        Heyder Baba, senin üzün ağ olsun,

        Dört bir yanın bulaq olsun, bağ olsun,

        Bizden sonra senin başın sağ olsun,

        Dünya qezev-qeder, ölüm-itimdi,

        Dünya boyu oğulsuzdu, yetimdi 8 

        Bu örneklerden de görülmektedir ki dağa hitap etme sadece şiirsel bir husus değildir. Şair için dağ dertleşebileceği, kalbinin en derin duygularını paylaşabileceği çok yakın ve aziz, aynı zamanda kutsal bir varlıktır. Bu tür samimi dertleşme, doğal olarak Türk dünyası halk edebiyatında sürekli rast geldiğimiz kahraman ve doğa kültlerini, özellikle Dede Korkut kitabındaki Kazan Hanın tabiatla yaptığı dertli mükâlemelerini hatırlamaktadır. Yukarıda örnek olarak verdiğimiz kıtalarda dünya hakkında ileri sürülen net fikrin veya şikayetin de halkın sözlü geleneğine istinaden aktarıldığı dikkat çekmektedir.

        Aşağıdaki örnek de şairin Sehend dağına hitap ederek yazdığı şiirdendir: 

        Şah dağım, çal papağım, el dayağım, şanlı Səhəndim!

        Başı tufanlı Səhəndim!

        Başda Heyderbaba tək qarla, qırovla qarışıbsan,

        Sən ipək telli buludlarla üfüqlə sarışıbsan,

        Savaşırkən barışıbsan.

        Göydən ilham alalı sirri səmavata deyərsən,

        Qoradan halva yeyərsən.

        Döşlərində sonalar sinəsitək şux məmələrdə

        Nə şirin çeşmələrin var.

        O yaşıl telləri yel hörmədə aynalı səhərdə,

        İşvəli eşmələrin var. 

        Qoy yağış yağsın, sel olub axsa da axsın,

        Yanlarında dərələr var.

        Qoy qələm qaşların uçsun fərələrlə, hamı baxsın,

        Başlarında hərələr var, sıldırımlar, sərələr var.

        O ətəklərdə nə qızlar yanağı lalələrin var,

        Quzular otlayaraq, neydə nə xoş nalələrin var,

        Ay kimi halələrin var. 9 

        Bu örneklerde de övme, alkış nidası bizzat sözlü tefekkürden gelmektedir. 

        Şehriyar’ın şiirleri üzerinde yapılan tahliller gösterir ki bu şiirlerdeki halk edebiyatı unsurları, aslında etnik-millî kimliğin belirleyicisi ve kan/gen hafızasının ifadecisi niteliğindedir. Şair dünyaya halkın gelenek/göreneğine dayanarak (halk hikmetine) bakmaktadır; bu da şairin ahlaki yaşam tarzının, estetik değer ve kategorilerinin “halkın gözü” ve “elin sözü” prensibine uygun olmasından ileri gelmektedir. Mert-namert, iyi-kötü, yiğit-korkak, haklı-haksız ve mazlum-zalim gibi karşıtlıkları şiirlerinde değerlendiren şair, doğal olarak birinci kısımları savunmasıyla dikkat çekmektedir. Şairin şiirlerinden fark edilmektedir ki o, her zaman halkın içindedir, ezilenden, haksızlığa maruz kalandan yanadır. Şairin lirik kahramanı da aslında halkın temsilcisi konumundadır. Bu kahraman tipi, dertli, azaplı, çalışkan ve iliğine kadar millî bir karakterdir. Bu açıdandır ki Şehriyar’ın şiirlerindeki bütün müspet karakterler gerçek hayattan alınmış, kök/soy bağlılığını yansıtan ve manevi değerleri yaşatan karakterlerdir. 

        Şehriyar’ın lirik şiirlerinin halkın yaşam tarzı ve değerlerini beyan eden eserler olduğunu H. Memmedzade şöyle açıklamıştır: “Şehriyar lirizminin gücü onun halka mahsus olmasındadır. Şairin bütün halkın sevgisini kazanmasının en umde sebebi ondadır ki o, sözün asıl anlamında halkı ile yaşamaktadır, onun gibi düşünür, onun gibi mahrumiyet çeker, onun gibi kederlenir, onun gibi kızar, onunla beraber savaşır, onunla birlikte sevinir, halkın dilinde olup dudağına getirebilmediği arzu ve elemlerini tam bir cesaretle ve gereken katiyet ve inamla terennüm etmektedir”.10

        Görüldüğü gibi, Şehriyar’ın Türkçe yazdığı şiirlerindeki sade ifade tarzını ve halk hafızasının önem ve etkisini yalnız halk edebiyatının kuram ve ölçütleri çerçevesinde ele alarak belirlemek mümkündür. Bu hususa dair N. Caferov şöyle yazmaktadır: “Şehriyar 50. yıllardan itibaren etnografik bakımdan zengin edebi-bedii dil örneği verdi; bu dilde folklor (halk edebiyatı) saflığı var idi ancak bu saflık ifade tarzının estetik özelliği gibi düşünülmüştür. Şehriyar halk dilinden sanat faktörü gibi kullanmanın prensip itibariyle yeni usulünü belirledi-onun sunumunda sözün iletişimsel fonksiyonu ile şiirsel fonksiyonu birbirine mâni olmamaktadır. Şehriyar klasik türlerde yazarken de folklor (halk edebiyatı) ifade tarzının etnografik teessüratını muhafaza etmektedir”.11 Araştırmacının vurguladığı hususlara ve okur kişilerle yapılan yüz yüze görüşmelere ilişkin şunları eklemek mümkündür: Okur kişiler Şehriyar’ın şiirlerini okurken sanki herhangi bir yakınlarıyla muhabbet etmekte veya şair gibi birileriyle dertleşmekte olduklarını söylemekte, aynı zamanda bu şiirlerin ahengini, ritim ve ses tonunu da bir nevi belirleyebilmektedirler. 

        Şehriyar’ın Türkçe yazmış olduğu şiirleri, halk edebiyatı ölçütleri ve etnik-millî düşünce görünüşü çerçevesinde inceledikten sonra şöyle bir sonuca varırız: Şair bütün durumlarda kendi millî kökenine, ulusal kimlik ve hafızasına folklor (halk edebiyatı) kodu ile bakmış, ruhsal/manevi dünyasındaki birikimi söze, sözü de yazıya aktarmış ve bu aktarma sürecinde halk edebiyatı unsurlarından başarılı bir şekilde faydalanabilmiştir.

        (Bu yazı, 31 Ocak 2017 tarihinde Türk Ocakları İstanbul Şubesinin, İstanbul Üniversitesi ve Kültür ve Turizm Bakanlığının ile gerçekleştirdiği DOĞUMUNUN 110. YILINDA ŞEHRİYAR adlı uluslararası sempozyumunda bildiri olarak sunulmuştur). 

Türk Yurdu Nisan 2017
Türk Yurdu Nisan 2017
Nisan 2017 - Yıl 106 - Sayı 356

Basılı: 12 TL

E-Dergi: Ücretsiz

Sayının Makaleleri İncele