Azizler Azizi Hocam Prof. Dr. M. Orhan Okay

Şubat 2017 - Yıl 106 - Sayı 354


        Azizler azizi hocam Prof. Dr. M. Orhan Okay, 13 Ocak 2017 Cuma günü Hakk’a yürüdü. 

        Son yıllarda birçok kültür adamının vefatı münasebetiyle kaleme alınan yazılarda, yapılan konuşmalarda, “son…” sıfatının kullanıldığını gördük. Muhakkak ki aynı türden iç geçirmeler daha önce de olmuştur. Her devirde, daha önceyi temsil eden veya hatırlatan kimselerin kaybında benzeri şeyler söylenmiştir. Fakat aynı tanımlamalar yakından tanıma talihliliğine erdiğim Prof. Dr. M. Orhan Okay için yapılınca, ne kadar isabetli olduğuna şahadeti bir borç sayıyorum. Çünkü 42 yıl önce hocam olmuştu, o gün bu gündür talebesiyim.

        Onun gönlümüzdeki izlerine geçmeden önce, resmî özgeçmişini özün de özü biçimiyle hatırlamak yerinde olur.

        Hayatının Ana Çizgileri:

        Büyük dedesinin Tanzimat yıllarında Arapkir’den İstanbul’a yerleştiği biliniyor. Naciye Hanım ile polis memuru Salih Bey’in oğlu olarak 26 Ocak 1931’de Balat’ta doğdu. Mahallesindeki 17. İlkokulu -sonra Muallim Naci İlkokulu adını alacaktır- (1943), Edirnekapı Ortaokulu’nu (1947), Vefa Lisesini (1950), Çapa Yüksek Öğretmen Okulunu ve Abdülhak Hamid’in Eserlerinde Muhayyilenin Tezahürleri adlı teziyle İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümünü (1955) bitirdi. Önce Artvin Lisesine öğretmen olarak atandı (1955). Polatlı ve Merzifon’da (1956-1957) yedek subaylıktan sonra Diyarbakır Ziya Gökalp lisesinde (1957) öğretmenlik yaptı. Akademik hayata Erzurum Atatürk Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Türk Dili ve Edebiyatı asistanlığıyla başladı (1959). Hepsi Atatürk Üniversitesinde olan diğer akademik ünvanları ve bunlar için yaptığı çalışmalar şöyledir: 

        • Yeni Türk Edebiyatı doktoru (1962) -İlk Türk Pozitivist ve Natüralisti Beşir Fuat, 

        • Doçent (1975) -Batı Medeniyeti Karşısında Ahmet Midhat Efendi, 

        • Profesör (1988) -Necip Fazıl Kısakürek.

        36 yıl çalıştığı Atatürk Üniversitesinden, Sakarya Üniversitesine geçti (1994) ve buradan emekli oldu (1996). Akademik hayatının ilmî birikimini daha sonraki yıllarda İslam Araştırmaları Merkezi (İSAM)’ın çıkardığı İslam Ansiklopedisi’nde yansıttı.

        İlk baskılarına göre kitaplarının listesi şöyledir:

        1. Sanat ve Hayat (1956), 

        2. Beşir Fuad: İlk Türk Pozitivist ve Naturalisti (1969)

        3. Abdülhak Hamid’in Romantizmi (1971)

        4. Batı Medeniyeti Karşısında Ahmet Midhat Efendi (1975)

        5. Şeyh Galip - Hüsn ü Aşk (1975, haz., Hüseyin Ayan ile)

        6. Necip Fazıl Kısakürek (1987), 

        7. Safahat, Mehmet Âkif Ersoy (1990, haz., Mustafa İsen ile), 

        8. Sanat ve Edebiyat Yazıları (1991), 

        9. Edebiyat ve Kültür Dünyamızdan: -Makaleler, Denemeler, Sohbetler- (1991)

        10. Ders Geçme ve Kredili Sisteme Göre Türk Dili ve Edebiyatı (1993), 

        11. Konuşmalar -Mülakat, Sohbet, Anket, Açık Oturum (1998)

        12. Mehmet Âkif: Bir Karakter Heykelinin Anatomisi (1998), 

        13. Ahmet Hamdi Tanpınar (2000), 

        14. Kendi Sesinin Yankısı Necip Fazıl Kısakürek (2001)

        15. Silik Fotoğraflar -Portreler (2001)

        16. Bir Başka İstanbul (2002), 

        17. Mehmet Kaplan’dan Hatıralar, Mektuplar (2003),

        18. Poetika Dersleri (2004)

        19. Batılılaşma Devri Türk Edebiyatı: Fikirler, Türler, Topluluklar, Temalar (2005)

        20. Türk Edebiyatının Batılılaşması (Mülâkat: Neslihan Demirci), (2008)

        21. Balat (2009)

        22. Bir Hülya Adamının Romanı Ahmet Hamdi Tanpınar (2010)

        23. Edebiyat ve Edebî Eser Üzerine (2011)

        24. Kâğıt Medeniyeti -Denemeler (2013)

        25. Mehmet Akif - Kalabalıklarda Bir Yalnız Adam (2015)

        26. Anadolu’dan Hatıralarla Nurettin Topçu’nun Mektupları (2015)

        27. Bir Başka Paris (2016)

        Farklılığı

        Azizler azizi hocam, pek çok bakımdan farklı bir insandı. Onun kadar yüksek kültürlü bir aydın, onun gibi iyilik timsali bir insanın yetişebileceğine şüpheyle bakmakta haksız sayılmayız. Bütün öğrencileri onu hayranlıkla anar, benim emsalim olanlar ise 1970’li yılların karanlığında ondan ışık aldıklarını dile getirirler. 

        Gökte yıldız çokça, ay bir tânedir. 

        Yerde ses binlerce, ney bir tânedir. 

        Âlim insan, ârif insan az değil 

        Var fakat, Orhan Okay bir tânedir.

        Bir akademisyen olarak Tanzimat’la başlayan Yenileşme Devri Türk Edebiyatı bilim dalında çalışıyordu. Bu alandaki çalışmaları bütün alandaşları için ihmal edilemez niteliktedir. Aynı özelliği kabul edelim ki başkalarında da buldunuz. Ama Okay hocamızın yetkinliği sadece o dönemin edebî metinleri üzerinde değildir. Musikişinastır, makam bilir. Musiki eğitimi verilmeyen herhangi bir alandaki akademisyenlerden acaba kaç tanesi daha klasik Türk musikisinden bir şeyler anlar? Mesela bir icra yanlışını sezebilir mi? Onu bir tarafa bırakalım, Tanzimat’tan 1940’lı yıllara kadarki güftelerin ne kadarına hâkimdir? 

        Ekmek kapısı resim olmayan kaç aydınımız bir tablonun, objeyi taklit dışındaki bir yönü üzerine cümle kurabilir? Ama Okay hocamızdan Paris’teki bir sokak ressamının kâğıt kırparak yaptığı pofilden Türk halk hikâyelerindeki resimlere, kaya resimlerinden Picasso tablosuna kadar her tür resim hakkında ilginç yorumlar dinleyebilirdiniz.

        Güzel sanatların daha ne kadar dalı, yolu, kolu varsa azizler azizi hocamızın oraya ilgisi, orada birikimi, bilgisi vardı.

        Akademik çalışma alanı dışında, Türk edebiyatının diğer dönem ve zevk anlayışlarıyla da ilgilenen nadir bilim adamlarındandı. Klasik edebiyatımıza ilgisini ve yetkinliğini gösteren eserlerinden biri, Prof. Dr. Hüseyin Ayan’la birlikte hazırladıkları Hüsn ü Aşk (Şeyh Galip) adlı eserdir. Ama hocanın Divan edebiyatı zevkini daha yakından gösterecek asıl metinler, onun aruzla yazdığı şiirleridir. Divan edebiyatında ustalık ölçülerinden biri tarih düşürmedir. Yakınları, pek çok vesile ile tarih düşürmede üstatlığını ispatlayan tarihler düşürdüğünü bilirler. Bu vesilelerden biri de benim ve daha başka öğrencilerinin çocuklarının doğumu olmuştur. Prof. Dr. Mehmet Tekin, 1989’da Konya’da doğan oğluna hocamızın adını, hocamız ise ona çok kıymetli şu doğum hediyesini verir:

        Ad bırak âlemde, târîhin olur, hem cevherîn

        Kurb-i Mevlânâ diyüp dünyâyı dön Orhan Tekin 

         (1414-5=1409 / 1989) 

        Konuya yabancı olanlar için küçücük bir açıklama yapılmalıyız. “Cevherîn” veya “mücevher” tarih, beyitteki noktalı harflerin ebcet değeri toplanarak elde edilecektir. Ama “ad bırak” dendiğine göre “ad” kelimesinin ebcet değeri olan 5 sayısı, toplam sayıdan düşülecektir. Bu şiir söyleme geleneğine kolay diyebilecek birileri varsa bir benzerini yazmaya davet ederiz. Okay Hoca’mız tarih düşürmede, Divan edebiyatı kültürüyle yetişmiş bir şair kadar mahirdi.

        Söz konusu şiirlerinin onun ruh portresinden parıltılar taşıyan bir örneğini arz edeceğim ki ilk defa burada okunacaktır. Silik Fotoğraflar kitabının ilk baskısını lütfederlerken şu kıt’ayı yazmışlardı:

        Sevgili Nâzım İçin

        Tam otuz üç def’a Sübhânallahi

        Zikredip elhamdülillah, sonra hû

        Rabb’im ekberdir diyip itmam ile

        İşte bir yetmiş yılın tesbihi bu

         7 Mayıs 2001

         Levent – Mehmet Orhan

         (diye okunan imza)

        Övünmezdi ama “şems-i asr” idi

        Kemalpaşazade’nin, cihan hükümdarı Yavuz Sultan Selim için yazdığı, ilk defa azizler azizi hocamın müstesna durulukta sesinden dinleyip sevdiğim, edebiyat şaheseri bir mersiye vardır ki iki beyti ona da çok yakışır:

        Tac ü tahtıyla fahr eder beyler

        Anınla fahr ederdi tac ü serîr

        Bazı nüfuz sahipleri, taç ve tahtıyla (makam ve mevkileriyle) övünürler. Hâlbuki taç ve taht, onunla övünürdü.

        O, yapmacık tavırların soğukluğuyla değil, yaratılıştan gelen tevazuun sıcaklığıyla hiçbir unvan, makam ve mevkii hedef edinmek şöyle dursun vasıta olarak bile görmedi. Şerefü’l-mekân bi’l-mekin. Mekânın (makamın) şerefi, orada oturanın şerefidir. Kurumlar, Orhan Okay gibi şahsiyetler sayesinde kimlik kazanır, iyiye ve güzele yönelirler. Artvin ve Diyarbakır Ziya Gökalp Liselerinin bu şuurla, en iyi sergilenebilecek bir köşeye, “Prof. Dr. M. Orhan Okay’ın …. yıl burada öğretmenlik yapması, okulumuz için gurur kaynağıdır.” gibi bir levha asması, bu kurumları yüceltir. Atatürk Üniversitesi Edebiyat Fakültesi, onun aralıksız 35 yıllık mesaisiyle iftihar etme hakkına sahiptir. O yılların öğrencileri, iyi bir eğitim aldıklarını söylerken onun adını muhakkak apayrı bir saygıyla anarlar. İSAM’daki mesaisi, özellikle İslâm Ansiklopedisi’nin olgunlaşmasında büyük pay sahibidir. İSAM’ın da, az veya çok görev aldığı diğer kurumların da Prof. Dr. M. Orhan Okay adıyla övünme imtiyazı bir haktır.

        Kemalpaşazade’nin azizler azizi hocama da çok yakışan diğer bir beyti:

        Şems-i asr idi asırda şemsin 

        Zıllı memdûd olur zamanı kasîr

        Asrın güneşiydi (“asr” ikindi anlamına da gelir, ikindi güneşi gibiydi.) İkindi güneşinin ömrü az ama gölgesi uzun olur. 

        Gölge uzunluğu, tesir sahasının genişliği ve tesir döneminin uzunluğudur. Amel defterini hep açık tutacak şeylerin hepsinin onda mevcut olduğuna, onu tanıyanların tamamı şahitlik ederler. Özellikle eserleriyle çok uzun yıllar tesiri (gölgesi) bilim ve sanat âleminde devam edecektir. Bazı eserleri, bir tarzın öncüsü ve olgun örneğidir. İlk Türk Pozitivist ve Natüralisti Beşir Fuat ve Bir Hülya Adamının Romanı Ahmet Hamdi Tanpınar (2013) adlı eserleri, bilimsel biyografi türü için, Silik Fotoğraflar (2001) ise belgeleme çabasının arka planda atıldığı, tanıdığı kimselerden hatıralarda kalan ve daha çok ruh dünyasının aynası olan eserler için mükemmel örneklerdir. 

        Bu üç kitap, daha sonra ilk baskılarının dörder katına ulaşmakla da bir başka bakımdan temayüz etmiş eserler arasındadır. Görülüyor ki Okay Hoca, çalıştığı bir konuyu asla rafa kaldırmamış, gelişmişin de gelişmişi olabileceği kanaatiyle daima zihninde dolaştırmış ve olgunlaştırmıştır.

        Batı medeniyeti karşısında Batı Medeniyeti Karşısında Ahmet Mithat Efendi (1975) Türkiye’deki en iyi tematik çalışmalar arasındadır. 

        Kâğıt Medeniyeti’ni (2013) okuyup da hayran kalmayan Türkçe ve kültür dostu bulunamaz. 

        Son olarak -gelini Yeliz Hanım’dan öğrendiğimize göre- Balat kitabıyla Bir Başka İstanbul’u birleştirip pek çok fotoğrafla da zenginleştirerek Dergâh Yayınevine teslim etmişti.

        Türk dünyasına karşı hassasiyeti 

        Azizler azizi hocamın Türk dünyasına karşı hassasiyeti de son derece içtendi. 21 Mayıs 1992’de Bursa’da Türkiye Yazarlar Birliği tarafından düzenlenen Türkçenin Uluslararası Şiir Şöleni’ni açış konuşmasındaki hitap cümlelerinde, hatta cümlelerinin her kelimesinde onun bu hasbiliğini, samimiyetini hissedebilirsiniz: 

        Türk dünyasının dört bucağından, yedi ikliminden gelen şair dostlarımız!

        Dost bahçelerimizin, şiire gönül vermiş şeyda bülbülleri!

        Bizlere kadim devletlerimizden, hanlıklarımızdan, Hun, Göktürk, Uygur, Selçuklu, Osmanlı topraklarından, kaybedip yeniden bulduğumuz uzak-yakın coğrafyamızdan hatıralar, sesler, kokular taşıyan kardeşlerimiz, dünyada ve âhirette ebedî vatandaşlarımız!

        Ve şimdi

        Ve artık

        Yalnız eski vatanlarımız olan ülkelerde değil, Türk’ün Müslüman topraklarında da değil, tâ Avrupalarda, Amerikalarda, dünyanın gerçekten yedi ikliminde güzel Türkçemizi, güzel şiirleriyle daha da güzelleştirme, zenginleştirme gayretinde, idealinde olan aziz şairler!

        Asırlardır gönüllerde kalmış hasret duygularınızı biraz sonra birbirlerinize şiir diliyle anlatacaksınız (Türkçenin Uluslararası Şiir Şöleni -Türk Dünyası Şiir Güldestesi, Metinler, Bildiriler Seçmeler, TİKA Yay., Ankara 1993, s. 22).

        Örnek insandı

        Eserleriyle tanışanlar, onun bilim adamı, kalem erbabı tarafını görmüş olurlar. Ama azizler azizi hocamın bir de insanî ilişkilerdeki nezaketi, hoşgörüsü, sabrı vardı ki onu tanımamış olanlar, bu hasletlerin bir insanda kemâl mertebede bir araya geldiğini görmüş sayılamazlar. Her köşe başında; doğruluk, dürüstlük, hakseverlik vb. pek çok değeri yalnızca kendinde var sayıp kimseyle paylaşmayan ve bunları bir de dindarlık surlarıyla tahkim edenleri uzaktan seyretmişsinizdir.

        Onlar ki verir laf ile dünyaya nizamat 

        Bin türlü teseyyüp bulunur hanelerinde (Ziya Paşa)

        Ama azizler azizi hocam Orhan Okay, böylesi değerleri başkalarına vaaz etmek, nutuk atmak için kullanmamış, sadece yaşamıştır. Onu günlük hayatın içinde yakından tanıma talihliliğine erenler, asrımızda bir asr-ı saadet Müslüman’ı gibi yaşadığına şahadet ederler. Ben de bu şahadeti tekrarlayarak azizler azizi hocama rahmet ve mağfiret diliyorum.

        Taziye

        Azizler azizi hocamız için sağlığında çok güzel şeyler yazılmıştı. Bunlar arasında Dergâh Yayınlarının Orhan Okay’a Armağan (1997, 2. baskı Orhan Okay Kitabı adıyla 2011) ve Harward Üniversitesi dergilerinden Journal of Turkish Studies = Türklük Bilgisi’nin üç ciltlik 30. sayısının (2006) özel bir yeri var. Hocamızın vefatını takip eden dakikalardan itibaren de sosyal medyada pek çok kimse, rahmet dualarıyla andılar onu. Bundan sonra hakkında yine güzel şeyler yazılacağından, ailesine taziyeler verileceğinden eminim.

        Azizler azizi hocamın muhterem, muazzez ve ismiyle müsemma hayat arkadaşı Mübeccel Hanımefendi (Fransızca okutmanı), 1 Şubat 2014’te ebediyete göçmüşlerdi. Oğulları Prof. Dr. Fuad Okay Kocaeli Üniversitesinde, Prof. Dr. Cüneyd Okay ise İstanbul Teknik Üniversitesinde öğretim üyesidir. Fuad -Nihan Okay çiftinin Osman, Cüneyd-Yeliz Okay çiftinin ise Ediz adlı birer oğulları vardır. 

        Bütün aile efradına taziyeler sunuyoruz. 

        Sevenlerinin başı sağ olsun. 

        Aziziler azizi hocamızın ruhu şad olsun!

Türk Yurdu Şubat 2017
Türk Yurdu Şubat 2017
Şubat 2017 - Yıl 106 - Sayı 354

Basılı: 12 TL

E-Dergi: Ücretsiz

Sayının Makaleleri İncele