Türkiye’nin Yeni Güvenlik Mimarisi

Ocak 2017 - Yıl 106 - Sayı 353


        Ulusal güvenlik stratejilerinin temel maksadı, ülke halkına ve uluslararası kamuoyuna mesaj vermek ve hasım ülke ve çevrelere bir anlamda ön uyarıda bulunmaktır. Bu kapsamda ve UGS’ler ile güvenlik kavramı, tehdit ve risk algılamaları ile sürekli değişikliğe uğruyor. Terörizm ve kitle imha silâhları yaygınlaştıkça, tehdit ve risk algılamaları da değişmektedir. Bu çerçevede, “Düşük Yoğunluklu Savaş” ve “Asimetrik Tehdit”, “Hibrid Savaş”,” Ağ Merkezli Savaş” gibi kavramlar yeni güvenlik anlayışlarını da beraberinde getiriyor. Türkiye gibi pek çok ülke küresel terörizm ve kitle imha silâhlarının yaygınlaşmasıyla oluşan pek çok yeni güvenlik tehdidi ile karşı karşıya.

        Uluslararası terörizm kavramı, 1960’lardan bu yana artan şiddet eylemlerinin devletlerarası bir boyut kazanması sonucu, uluslararası ilişkiler disiplininde yer bulmuştur. Uluslararası terörizm, “içeriği ve tekrarı uluslararası sonuçlar doğuran terörist faaliyetler” olarak tanımlanmaktadır. Ancak terörün uluslararası niteliği bununla sınırlı kalmamaktadır. Bir yabancı devletin ya da bir uluslararası örgütün politikasını etkilemek üzere gerçekleştirilen şiddet eylemleri de uluslararası nitelik taşımaktadır. Bunun yanı sıra, bir ya da birden fazla devletin desteğini alarak terörist eylemlerde bulunulması durumu da aynı çerçevede değerlendirilmektedir. Yabancılara veya yabancılara ait hedeflere yönelen terörizm de uluslararası boyutludur. (Rengin, 2000: 56) 

        Global anlamda farklı bir formatta ortaya çıkan terör örgütleri ile ülkesel güvenlik yeni bir boyut kazanmıştır. Özellikle Orta Doğu ve bazı Afrika ülkelerinde yer alan El-Kaide Terör Örgütü ve bu örgütün yeni bir anlayışla yapılandırılan kolları, içine girdikleri ülkenin adeta şeklini almış ve geçmiş yıllarda görülmedik bir biçimde insan kaynağına, finans, istihbarat ve lojistik destek kanallarına ulaşarak bölgesel harekât kabiliyetine ulaşmışlardır. 

        Bu yeni oluşan terörist yapılara amorf ya da şekilsiz tanımlaması yapılmasının nedeni; ulaştıkları yeni yeteneklerle bu örgütlerin şubelerini oluşturdukları yapay merkezlerden tamamen farklı ve merkezden uzaklaştıkça güçlenen ve şekil değiştirerek oluşturdukları iç iletişim ağları ile içinde bulundukları siyasi ortama uyan bir yapıya kavuşmalarıdır. 

        Bazı zaman bir yardım kuruluşu gibi, bazen de bir devlet organizasyonu gibi hareket eden, uyguladıkları terör yöntemlerini içinde bulunulan uluslararası ve siyasi ortamın hassasiyetine uygun olarak “pazarlayan” bu yapılar, gerektiğinde gücü, malzemeyi ve insan kaynağını geniş alanlarda yer değiştirme yeteneğine de sahiptirler. 

        Bir başka deyişle bu yapıların, sürekli şekil değiştirerek, parçalanarak ve yayılarak yeni yapılar ve şebekeler oluşturduğu görülmektedir. Amorf yapıların aynı zamanda içinde bulundukları ülkeye yönelmesi muhtemel yabancı istihbarat servisleri ile irtibatta oldukları bilinmektedir. 

        Bu tehditler Türkiye’yi seçici bir angajmana yöneltirken, güvenlik stratejisinde önemli değişiklikleri öngörmektedir. Kısaca Ankara yeni bir güvenlik ve savunma yaklaşımına yönelmek zorundadır değerlendirmesi yapılabilir. Bu değerlendirme Türkiye’nin bölgesinde kademeli olarak bir güç artırımına gitmesini, kendi bölgesinde dönüşümcü bir aktör olmasını, hareket serbestisi sağlayacak şekilde güvenlik bağlamındaki özerkliğini sağlamlaştırmasını gerekli kılmaktadır. 

        Bundan da öte tehdit ortamı ve jeo-stratejik değişiklikler artık Türkiye’nin güvenliğini ana karasına bağlı bir coğrafi temelin daha da ötesinde inşa etmeye zorluyor. Buna Türkiye’nin yeni güvenlik mimarisi diyebiliriz.

        Bu mimarinin dört ayağı var: 

        -Birincisi, içerde ileri teknoloji tabanlı, yoğun, modern istihbarat yöntemleriyle desteklenen teröre yönelik mücadelede, proaktif mücadeleye geçişi içeren bir strateji geliştirilmesi; 

        -İkincisi, yakın coğrafi kuşaktaki örgütlere karşı önleyici müdahaleyi içeren sınırlar ötesi operasyonları gündeme getirmesi.

        -Üçüncüsü, söz konusu operasyonlarla fiili güvenlik bölgeleri oluşturulması, 

        -Bu güvenlik bölgelerinin sürdürülebilirliğinin sağlanması maksadıyla güvenlik paktları mimarisinin şekillendirilmesi.

        Özetle bu yeni güvenlik anlayışı, daha fazla müdahaleye hazır, caydırıcı ve önleyici bir gücün hazırlanmasını ve bölgesel diplomatik ataklarla şekillendirilmesini gerektiriyor.

        Günümüzde Avrupa güvenlik politikası dahi, “sınırların korunmasına dayalı savunma” anlayışını terk ederek “sınırların ötesindeki menfaatlerin korunması, olumsuz gelişmelere imkân vermeden yerinde çözümleme” ilkesine dayandırılmıştır.

        Salt terörle mücadeleye odaklanmış bir güvenlik konsepti, Türkiye’nin güvenlik sorunlarını gidermesine kâfi gelmeyecektir. Türkiye’nin güvenliğini geniş yelpazede tanımlanması gerekiyor.
Yazının devamını okumak için üye olun, abone üye için tıklayınız.
Türk Yurdu Ocak 2017
Türk Yurdu Ocak 2017
Ocak 2017 - Yıl 106 - Sayı 353

Basılı: 12 TL

E-Dergi: 10 TL

Sayının Makaleleri İncele