Millîvarlık ya da Millîlik Üzerine

Ocak 2017 - Yıl 106 - Sayı 353


        Evrende her şey dinamik bir hâldedir. Maddî, katı ve değişmez gibi algıladığımız pek çok şey de dâhil olmak üzere varlık, oluşa tâbidir yani oluşmaktadır. İster kendi tarihimize ister dünya tarihine bakılsın, tarihin dinamik motoru, milletlerin varlığı ve münasebetleridir. Tarihte özne ve aktör olabilmek için millî-varlığın güçlü, sürekli ve dinamik olması, vazgeçilmez bir zorunluluktur. Millîvarlıkta değişerek devam etmek, devam ederek değişmek esastır. Bu, değişenin içinde değişmeyen bir yön olduğu anlamını taşır.

        Millîvarlık, bilinç, irade, bilgi, değer ve aksiyon ile tahakkuk eder. Zira millîvarlık, bir tabiat nesnesi veya coğrafya parçası değildir. Millîvarlık, bir milletin varoluşsal bütünlüğüdür. Varoluş terimi genelde insan varoluşu bağlamında kullanılmaktaysa da millet varlığı veya millîvarlık için de söz konusu edilebilir. Çünkü insan ferdinin varoluşu ile bir milletin varoluşu arasında parça ile bütün ilişkisi vardır. İnsan teki, millîvarlık ve varoluştan pay alarak veya ona katılarak, millî bir varoluş gerçekleştirebilir. Bir insan ferdinin yetkinleşebilmesi ve bir şahsiyet inşa edebilmesi, bir oluş sürecine katılabilmesi ile olanaklıdır. O insan ferdini o milletin bir şahsiyeti yapan şey işte bu millîvarlıktır. 

        Millîvarlık, içine aldığı insanı o milletin bir şahsı hâline getirir. Burada fert ve şahıs arasında büyük bir fark olduğunu belirtmek gerekir. Fert insan türünün bir tekidir. Şahıs ise belirli bir toplumun, belirli bir tarih, coğrafya ve kültürün içinde var olan, adı olan, gerçek bir insandır. Böylece fert, insan türünün biyolojik olarak tekil varlığına işaret ederken, şahıs; yeri bir başkasıyla değiştirilemez, biricik olan, şahsiyeti olan, bir varoluş sahibini ima eder. 

        Aşırı liberalizm ve bireycilik giderek dünyayı, küreselleşme adı altında heryerleştirmekte ve insanı da herkesleştirmektedir. Dünyanın her yeri, her yerine benzemekte, insanları da dünyanın her yerinde olanlar gibi olmakta yani herkesleşmektedir. Herkesleşme, şahsiyetin tüketilmesi, deyim yerindeyse insanın metalaştırılarak, tüketim için varlık hâline getirilmesidir. Oysa insanın varoluşu, tüketim ile tüketilemez! İnsan özgürlüğü; bütün bağlardan (değerlerden) ve bağlamlardan azade olmak şeklinde betimlenemez. Aksine insan özgürlüğü bir değerdir ve ancak değerler ile varoluşsal bir ilişki kurmak suretiyle kazanılabilir ve yaşanılabilir. 

        Toparlamak gerekirse küreselleşme, vahşi kapitalizm ve emperyalizm, postmodernizm kılıfı altında dünyayı tektipleştirmekte ve insanı da herkesleştirmektedir. Bu gidiş insanlığa nihilizm veya hedonizmi alternatif olarak sunmaktadır. Oysa bunlar bir çıkış yolu değil, sorunla yüzleşmemek için, en ucuz ve kolay kaçış yollarıdır. Öyleyse ne yapmak gerekir? Derman derdin içindedir: Kozmopolitizm karşısında millîvarlık’ı ayağa kaldırmak! Millîvarlık, millî şahsiyetle kaimdir. Millî şahsiyet ise millî değerler ve ülkülerle kurulur ve yaşatılır. Millî şahsiyet geliştirmek ile insanî şahsiyet arasında sıkı bir bağ ve geçiş söz konusudur. Kozmopolitizm, insanî ve ahlâkî bir ideal değildir. Hatta insana karşı bir tutumdur. Çünkü insanın bütün mensubiyet ve aidiyet bağlarını çözmekte, kimliğini ve şahsiyetini ondan soyup çıkarmaktadır. 

        Bir insanın, insanlık âlemine katılması, kendisi olmasıyla mümkündür. İnsanı kendisi yapan şey öncelikle şuur ve irade ile değerler dünyasına katılmasıdır. Değerler insana hem kim ve ne olması gerektiğini hem de kim ve ne olamayacağını öğretir. Millîvarlık içinde şuur ve iradesiyle insan, millî ve insanî değerleri tanır, özümser ve şahsiyetinde temsil eder. Millîvarlık, varoluşumuzun maddî ve manevî imkân ve şartıdır. Millîvarlık’ı hor görmek veya örselemek, insanlığa katılımın ve gerçek anlamda insan severliğin de önündeki en büyük engeldir. Zira insanın, millîvarlık’la ilişki kurmadan, kendisini bilmesi, bulması ve olması mümkün değildir. Dil, millîvarlık’tan gelir, orada yaşar, orada yaşatılır. Dilin kaynağı millîvarlık olunca dinin, ahlâkın, törenin, normların da kaynağı olduğunu tahmin etmek zor olmayacaktır. Dolayısıyla millîvarlık, içerisinde kendimiz olduğumuz, kendimizi bulduğumuz, varoluşumuzu gerçekleştirdiğimiz, varlık imkânımız ve koşulumuzdur. Maddî olduğu kadar manevî ve kültüreldir. Bu varlığın zenginliği ve sıhhati hem bugünümüzün hem de geleceğimizin teminatıdır. Onu korumak ve yaşatmak da millî ve insanî bir ödevdir.
Yazının devamını okumak için üye olun, abone üye için tıklayınız.
Türk Yurdu Ocak 2017
Türk Yurdu Ocak 2017
Ocak 2017 - Yıl 106 - Sayı 353

Basılı: 12 TL

E-Dergi: 10 TL

Sayının Makaleleri İncele