İlk Dönem Türk Yurdu’nda Dış Türkler ve Türkçülük (1911-1918) VIII. Bölüm

Ekim 2016 - Yıl 105 - Sayı 350


        Turan’dan Anadolu’ya Dönüş Yapanlar, Kültürel Anlamda “Türk Birliğini” Savunmaya Devam Edenler

        30 Ekim 1918 tarihinde Mondros Ateşkes Antlaşması ile Osmanlı Devleti savaşı kaybetmiş, başta Anadolu olmak üzere toprakları işgal edilmeye başlanmıştır. Bu durum karşısında Osmanlı Devleti yöneticileri ve aydınlarda hayalden gerçeğe, Turan’dan Anadolu’ya dönüş yolculuğu başlamıştır. Rusya Türkleri ise destek verdikleri Bolşevik ihtilalinden umduklarını bulamamışlardır. Bu arada Türkçülük, Turancılık tartışmaları, bazen suçlama, bazen savunma şeklinde devam etmiştir.

        Ömer Seyfettin, 20 Ekim 1918 tarihinde Akşam gazetesinde, “Türkçüler ve Muharebe” başlıklı yazısında; “bizi savaşa sokan, milliyet cereyanıdır” şeklindeki görüşlerin doğru olmadığını, o zamanlar imparatorluk siyasetinin egemen olduğunu, Türkçülerin hiç istemedikleri savaşın ilanını hayretle karşıladıklarını, hâsıl olan heyecandan yine milliyetperverlik nokta-i nazarına göre istifadeye kalktıklarını belirtmiştir. Ömer Seyfettin bu yazısında; “Türkçüler, eski imparatorluk gailelerinden kurtulup Türk Yurdunda rahat kalınca terakki edeceklerini, Türkiye’de gelişecek kültürün, irfanın nurlarıyla, dünya yüzündeki bütün Türklerin cehalet karanlığından kurtulacaklarını ümit ediyorlardı. Bütün faaliyetleri yalnız kültür, yalnız edebiyat, yalnız ilim sahasına münhasırdı. Millî hürriyet için büyük savaşlara lüzum yoktu. Bunu Türkçüler biliyordu. Toptan, tüfekten, ateşten evvel, darülfünun, mektep, muallim, edebiyat, sanat, ilim lazımdı. Bunlarsız ordu, bunlarsız savaş kesin bir felaketti. Muhakkak bir hezimetti. Fakat dertlerini kimseye anlatamadılar.” demiştir. (Ömer Seyfettin, a.g.e. Ankara, 2002, s. 119,121-123)

        İngiliz İstihbaratı tarafından Panturanizm hareketi yakından takip edilmiştir. Elde edilen istihbarat bilgilerinin bir kısmı Panturanist hareketin karakterinin ve amaçlarının anlaşılmasında enformasyon sağlanması için “A Manuel On The Turanians And Pan-Turanism” adıyla Kasım 1918’de kitap olarak yayımlanmıştır. Bu kitapta, Turan halkları ayrı ayrı başlıklar altında incelenerek; yaşadıkları coğrafi bölgeler, tarihleri, dilleri, dinleri, edebiyatları, gelenekleri, nüfusları, medeni seviyeleri, geçim kaynakları hakkında bilgi verilmiştir. Kitaptaki veriler, İngiliz istihbaratının Turancılığın önünü kesmek için çok ciddi bir çalışma yaptığını gösteriyor. Kitapta, Turan halkları arasındaki birlik ruhunun gelişmesini engellemek amacıyla her fırsatta Turanlıların medeniyet kurmaktan aciz, ilkel ve barbar oldukları fikri işlenmiştir. Söz konusu kitapta, Turancılığın İngiltere için yaratabileceği tehlikeler hakkında bazı tespitler de yapılmıştır. Bu tespitlerden birisi, Osmanlı Türklerinin Pantürkist hırsının, dünya barışı için tehlike kaynağı olmaya devam etmekte olduğudur. Farklı dil, din, medeniyet alanları ve coğrafik ayrılıklar sebebiyle Finler ve Macarlar, Samoyedler, Tunguzlar, Moğollar ve Sibirya Yakutlarının; Turanizm hareketinde birleşmeleri mümkün görülmemektedir. Osmanlılar, Kafkaslılar, Farslılar, Afganlılar, Volga ve Kırım Türkleri, Doğu ve Batı Türkistan ile Sibirya Türkleri arasında Panturanist hareketin başarılı olması mümkündür. İran Türklerinin Osmanlı Türkleriyle yakın ilişki içine girme riski vardır. İstanbul’da yürütülen Panturanist propaganda, çok uzakta olan Doğu Sibirya’daki Yakutlar arasında bile etkili olmuştur. Turan ırkının değişik kolları yeniden canlandırılmış bir Türkiye’nin liderliği altında bir araya gelir ve çok etkili organize olursa, böyle bir durumun özellikle Hindistan İmparatorluğu için tehlike olacağına dikkat çekilmiştir. Bunun için İngiliz İstihbaratı esas hedefi açıklamıştır: “Ne pahasına olursa olun Türkler Avrupa’dan atılmalıdır. Geçmişte olduğu gibi, bugünün düsturu da kahrolsun Türk’tür.” (İngiliz Gizli Servisi M15’e Göre Turanlılar ve Pan-Turanizm / çevirenler: Gonca Bayraktar – Şenol Durgun. İstanbul, 1999, s.15, 17, 36, 176, 309, 317.)

        Yusuf Akçura, 16 Eylül 1919 tarihinde İstanbul Türk Ocağı’nda verdiği bir konferansta, Türkçülüğü demokratik Türkçülük ve emperyalist Türkçülük diye ikiye ayırmıştır. Akçura, emperyalist Türkçülüğün Avrupa Nasyonalistlerine benzediğini ve saldırgan olduğunu, bu tür milliyetçiliğin er geç ortadan kalkacağını; Türklerin saldırgan emperyalist milliyetçiliğinin hatalı olduğunu, kendisinin ta başından itibaren demokratik Türkçülüğü savunduğunu ve alınan derslerden ibret alarak, bu esası daha çok savunacağını söylemiştir. (Yusuf Sarınay, a.g.e. 2005, s.215) 

        Kazım Nami (Duru), 20 Eylül 1335 (1919) tarihli Türk Dünyası gazetesinde yayımlanan “Türklük-Turancılık” başlıklı yazısında; Türkçülük ve Turancılık konusundaki düşüncelerini şöyle açıklamıştır: Elbette, biz ayrı bir mülkte, ayrı hasletler edinmiş, ayrı bir siyasetle idare olunan bir milletiz. Kardeşlerimizin esir olanları için de bizim gibi hür, bağımsız bir hayat isteriz. Fakat onları da siyasi bir birlik içine alarak, Akdeniz’den Büyük Okyanusa kadar uzanan bir devlet olmak sevdasını taşıyacak kadar ilimsiz, sersem değiliz. Onlarla olan ilgimiz tamamıyla kültüreldir. O kardeşlerimizi mesut, rahat, bağımsız görmek isteriz. Mesela, Azerbaycan’ın bağımsızlığını bütün yüreğimizle alkışlayışımız o temennimizin bir neticesiydi. Turancılık, bütün Türklüğü içine alan kültürel birliğin oluşmasına kuvvet vermeye çalışmak yoludur. Biz ne dersek diyelim, bütün Türkler arasında din ve dil yönünden bir birlik vardır. Bu bağı, bu birliği kuvvetlendirmek bizim, yani Batı’nın medeniyetinden en çok feyz alması gereken Osmanlı Türklerinin kutsal bir görevidir. Turancılığı siyasi bir sahaya nakletmek çılgınlık sayılacak kadar tuhaf bir zihniyet olacağı için bizden çok uzaktır. Biz ilmin gösterdiği yoldan ilerisine gitmek istemiyoruz. Bir suyun mecrasını genişletmekle mukadderatını artırmak nasıl mümkün değilse, bütün Türkleri bir siyasi birlik altına almak istemek de Türk’ü kuvvetlendirmek, Türk’e hizmet etmek değildir. Biz ancak zaten mevcut olan Türk kültürünü kuvvetlendirebiliriz.” (Nejdet Bilgi. “Milli Mücadele Döneminde Turancılık Kavramı Üzerine Küçük Bir Tartışma”, Türk Yurdu, sayı: 139-140-141, Mart-Nisan-Mayıs 1999, s. 301-302)

        Türkiye Türkleri en buhranlı günlerinde bile dış Türkleri unutmamışlardır. Başbakanlık Osmanlı Arşivinde bulunan 27 Mart 1919 tarihli Dr. N. Neşat imzalı bir mektupta, Türkçülerin, “Dış Türkleri temsil ve Türkiye menfaatlerini savunmak amacıyla Paris’te milliyetçilik esası üzerinde şekillenecek bir siyasi grup kurma niyetinde oldukları.” belirtilmiştir. (HR.SYS 2462-31) 

        Rusya Türklerinin küçük etno-kültürel alt birimlere dayanan ayrı özerk bölgeler kurmaları, 1920 yılında Sultan Galiyev’in önderliğinde Sovyetler Birliği’ndeki bütün Türkleri ve Müslümanları birleştirmeyi amaçlayan bağımsız bir Turan Cumhuriyeti’nin kurulması niyeti; Turar Riskulov tarafından Türkistan’ı Turan devletinin merkezine alan gizli Irk Partisi’nin kurulması ve benzeri girişimlerin başarılı olamaması Rusya’daki Türkçülük hareketini geriletti. (Jacob M. Landau. Pantürkizm, 1999, s. 31)

        İttihatçı Liderler Yurt Dışında

        8/9 Kasım 1918 gecesi Talat, Enver ve Cemal paşalar ile birlikte İttihat ve Terakki Partisi’nin ileri gelenleri, bir Alman denizaltısı ile İstanbul’dan ayrıldılar. Önce Kırım’a, oradan trenle Berlin’e gittiler. Yüreklerinde ailelerinden ayrılmanın burukluğu, bir savaş kaybetmenin ezikliği olsa da pes etmediler. Enver Paşa, ilk mola yerinde gruptan ayrıldı. O, Kafkaslara geçip yeni bir mücadele başlatmayı düşünmekte idi. Talat ve Cemal Paşalar da Türkiye’nin ve İslam dünyasının kurtuluşu için, kendilerince bir takım plan ve projeler geliştirmeye çalıştılar. Yurt dışındaki İttihatçı liderler, kimi zaman İngilizlerle, kimi zaman Sovyetlerle işbirliği yapmanın yararlı olacağını düşündüler. Kuracakları örgütlerle, halkı isyana teşvik edeceklerini, İngiltere’yi, Rusya’yı dize getireceklerini tasavvur ettiler. Savaşı kaybeden İttihat Terakki’nin önde gelen paşaları yurt dışına kaçmışlar, ancak hayallerinden bir türlü vazgeçmemişlerdir. Talat Paşa, 15 Mart 1921 tarihinde Berlin’de, Cemal Paşa 21 Temmuz 1922 günü Tiflis’te Ermeni komitecileri tarafından şehit edildiler. Enver Paşa, Tacikistan sınırları içinde bulunan Abıderya köyü civarındaki tepede 4 Ağustos 1922 sabahı Sovyet Kızılordu askerleri ile girdiği çatışmada şehit oldu. 9 Eylül 1922 tarihinde kazanılan Büyük Zaferden sonra Mustafa Kemal’in önderliğinde yeni Türkiye Cumhuriyeti Devleti kuruldu. Türkiye Cumhuriyeti’nin ilk yıllarındaki Türkçülük ve Dış Türkler konusunu başka bir yazımızda ele alacağız.  

        Sonuç

        Türk Yurdu dergisi ve Türk Ocakları Derneği eksenli “Türkçülük, Turancılık ve Dış Türkler” konulu yaptığımız bu araştırmadan, şu sonuçları çıkarmak mümkündür: 

        1- 1911 yılında “Türklere fayda dokundurmak” amacıyla yayın hayatına başlayan Türk Yurdu, (1911-1918) yıllarında Türkçülük fikrini başarıyla temsil etmiştir. 

        2- Bütün Türklük fikrini savunan Türk Yurdu, Osmanlı Türkleri ile dış Türkler arasında köprü olmayı başarmıştır. Türk Yurdu sayılarında Türk Dünyası ve Dış Türklerle ilgili çok miktarda yazı ve haber yayımlanmıştır.

        3- Balkan Savaşlarında yenilen Osmanlı Devleti, dünyanın gözünde son günlerini yaşamaktadır. Milliyetçilik akımları, Osmanlıyı perişan etmiş, Hristiyan ve Müslüman milletler, Osmanlı’dan birer birer koparılmıştır. Milleti ayağa kaldıracak yeni bir ruha, yeni bir ülküye ihtiyaç vardır. Devletin birliği için susan, geri planda kalan Türkler; Türk Derneği, Türk Yurdu Cemiyeti, Türk Yurdu dergisi ve Türk Ocağı Derneği çevresinde toplandılar ve “biz de varız” dediler. Türk milletini ayağa kaldıran yeni bir ülkü doğdu, Türkçülük. Türkler, birbirleriyle tanışacak, anlaşacak, bütün Türkler arasında kültürel anlamda “Türk Birliği” kurulacaktı. Türklük akımı, kısa bir sürede Türk gençliği ve aydınlar arasında yayıldı. Basın ve Osmanlı devletini yönetenler de bu sese kulak verdiler. 

        4- Avrupa’da gelişen Panslavizm, Pancermenizm ve Panturanizm hareketleri, Osmanlı Devleti’nde de tartışılmaya başlandı. Bazı Türkçüler, bütün Türklerin aynı bayrak altında birleşeceği, siyasal birliktelik düşlüyordu. Osmanlı Devleti’nin öncülüğünde büyük “Turan Devleti” kurulacak, başkent “İstanbul”, Osmanlı Padişahı da “ilhan” olacaktı. Türkçülerin büyük bir kısmı, siyasal Türkçülüğü gerçekçi bulmuyordu. Ancak, Osmanlı edip ve şairlerinin millî ülkü olarak sunduğu “Turan” fikri, kurtuluş ümidi olarak toplumun her kesiminde sempati ile karşılanıyordu.

        5- Türkçü aydınlar, Türklere uyguladığı asimilasyon politikası ve Osmanlı Devleti hakkındaki gizli emelleri sebebiyle Rusya’yı en büyük tehdit olarak görüyorlardı. Sınırları içinde çok sayıda Türk’ün yaşadığı Çin’e karşı da duyarlı idiler. Osmanlı Devleti sınırları dışındaki Türkler de bağımsızlıklarını kazanabilmek için Osmanlı’dan yardım ve destek bekliyorlardı. Bu arada I. Dünya Savaşı başladı. Almanya, Turancılık fikri sayesinde Rusya’yı, İslamcılık fikri ile İngiltere ve Fransa’yı çökertmek için; Osmanlı Devleti’nin kendi safında savaşa girmesini istiyordu. Osmanlı Devleti kaybettiği toprakları geri almak, Rusya egemenliğindeki Türkleri ve İslam dünyasını kurtarmak istiyordu. Böyle bir ortamda Turancılık tartışmaları alevlendi. 

        6- Bu dönemde Türk Yurdu dergisi Türk tarihi, Türk kültürü, milliyetçilik, Türk dünyası, Dış Türkler, Türk Birliği ve Turan fikrini işleyen yazı, haber ve şiirlere dolup taştı. Özellikle Ziya Gökalp ve bazı şairlerin Turan ülküsü ile ilgili şiirleri dikkat çekmekteydi. Türkçüler, Macaristan’dan Japonya’ya, oradan da İskandinavya’ya uzanan Ural-Altay kökenli kavimleri içine alan “Büyük Turan”a mesafeli durmuş, Türk halklarını esas alan Pantürkizm’i yani “Türk Birliğini” savunmuşlardır. Türkçülere göre; Turan, Türklerin vatanıdır. Türklerin yaşadığı her yer Turan’dır. Turan’ın karşılığı Türk dünyası ve bütün Türklerdir. Türkçüler, “Turan” derken; Macarları, Finleri, Samoyedleri, Moğolları ve Tunguzları; yani Türk olmayan Turani kavimleri, projelerinin dışında tutmuşlardır.

        7- Türkçüler, “Büyük Turan”a mesafeli durmalarına rağmen, Türk Yurdu dergisinde çıkan makale ve haberlerde; Macarlara sempati ile yaklaşıldığı görülmektedir. Dergide, Macarlardan sık sık “Macar kardeşler” olarak, Bulgarlardan da “ırktaş” olarak söz edilmiştir. Macarlar ve Bulgarlar ile bu yakınlaşmanın kökleri, “aynı Turanlı kavimden olmaya” bağlanmıştır. Macarlara gösterilen aşırı denilebilecek ilginin sebebi, I. Dünya Savaşı’ndaki yol arkadaşlığı ve savaş süresince Avusturya-Macaristan İmparatorluğu ile Osmanlı Devleti arasında geliştirilen sosyal ve ekonomik ilişkilere bağlanabilir. Çünkü Türkçüler, Turani kavimlere yakınlık hissetmişler, ancak onlarla birleşmeyi düşünmemişlerdir.

        8- Türkçülerin ve Türk Yurdu dergisinin savunduğu “Turan” ve “Türk Birliği” fikrini, siyasi anlamda değil, bütün Türkler arasında dil ve kültür birliğinin sağlanması şeklinde anlamak gerektiği kanaatindeyiz. Bu konuda, dergide yayımlanan bazı yazılarda açık ve kesin ifadeler bulunmaktadır. 

        9- Osmanlı Türkleri arasında, “siyasal birliği hedefleyen Büyük Turan” fikrinin, İttihat ve Terakki Partisi çevresinde geliştiğini ve savaş ortamında halka moral vermek amacıyla buradan pompalandığını söylemek mümkündür. Balkan savaşlarından sonra yükselişe geçen Türkçülük ve Turancılık fikri, I. Dünya Savaşı yıllarında gönüllerde coşmuş; şiir ve yazılarda dağları, tepeleri aşmış; Turan ülkesinde otağ kurmuştur. Bu dönemde savunulan, uğrunda savaşılan Turancılığın, masaldan hayale, gerçekten ülküye; her renge girdiğini, tutarlı bir Turan ideolojisinin maalesef ortaya konulamadığını belirtmek gerekir.

        10- I. Dünya Savaşı sırasında Osmanlı Devleti’nin başkentinde Turancılık hakkında yayımlanan kitap ve broşürlerin içeriğinden şöyle bir sonuç çıkarmak mümkündür. Bu dönemde, “Turan” fikrini tartışan Osmanlı aydınları, Turan coğrafyasını ve Turan halklarını bilimsel ölçütler içerisinde yorumlayarak, Osmanlı bürokrasisine ve devlet adamlarına rehberlik edebilecek ciddi bir eser ortaya koyamamışlardır. Türk gençleri arasında büyük ümitle karşılanan, yabancı ülkeler nezdinde endişe ile izlenen ve henüz doğmadan başı ezilmek istenen; Turan davası ile ilgili yeterli düşünce ve strateji geliştirilemediği görülmektedir.

        11- 1912 yılında kurulan İstanbul Türk Ocağı’nın, bu dönemde Türkçülük fikrinin merkezi olduğu bilimsel yayınlarda genel kabul görmüştür. Türk Ocağı’nın bu döneme ait savunduğu fikirler ve faaliyetleri hakkında çok sınırlı bilgiye sahibiz. Bu bilgiler, Türk Ocağı Başkanı Hamdullah Suphi Tanrıöver’in konuşmaları ve Ocağın kongrelerine sunulan faaliyet raporları, hatıralar ve basına yansıyan bilgilerle sınırlıdır. Eldeki mevcut bilgiler, Türk Ocağı’nın, dış Türklerle kurumsal veya kişisel olarak birtakım ilişkiler geliştirdiğini, bütün Türkler arasında kültürel yakınlaşmanın sağlanması için çalıştığını göstermektedir. Türkler arasında birliği savunan Türk Ocağı, “bütün Türkleri tek bir bayrak altında birleştirmenin, siyasi birlik kurmanın” erken olduğu düşüncesindedir. Türk Ocağı, Osmanlı veya dış Türkler ayırımı yapmadan bütün Türklerin eğitim, bilim, sosyal ve ekonomik seviyelerinin geliştirilmesi ve yükseltilmesini, Türkler arasında dil ve kültür birliğinin sağlanmasını, Türk ırk ve dilinin geliştirilmesini gaye edinmiş, bu yolda çalışmıştır. Bu dönemde savunulan milliyetçilik anlayışının temeli, millî kültür yaratma ve bu yolla aynı değerlere sahip bir millet oluşturma yönündedir. Milleti, kültürel bir varlık olarak gören Türkçülerde, coğrafi ve siyasi sınırların milletleri bölemeyeceği fikri egemendir. Bu dönemde, Türklüğü bir bütün olarak görme anlayışı, Türk Ocaklarının temel fikirlerinden birini teşkil etmiştir. 

        12- Turancılık ideolojisi, Türklerden daha çok yabancıların ilgisini çekmiştir. Almanya gibi ülkeler, bu ideoloji sayesinde Rusya’yı içten vurmaya çalışmıştır. Rusya, kendi içinde Turan paranoyası ile Türk aydınlarını korkutmuş, onları bu bahane ile ezmiştir. İngilizler, sömürge politikalarına aykırı gördükleri Turan fikrini, doğmadan boğmak istemişler veya yeri geldiğinde Almanlar gibi Ruslara karşı onu silah olarak kullanmışlardır. 

        13- Türkçülük ideolojisini, kendileri için tehlike olarak gören yabancı ülkeler ve bazı maksatlı yayınlar, Turancılığı suç olarak göstermeye; “Türkler arasında birlik ülküsünü”, “Panturanizm” adıyla “Turanlı kavimler arasında siyasi birlik kurma ideolojisi”, hayalperest, maceracı ve saldırgan bir hareket olarak takdim etmişlerdir. Böylece, Türkçülük fikrini gözden düşürmek için hedef saptırmışlardır.

        14- Osmanlı Devleti’nin I. Dünya Savaşı’ndan mağlup olarak çıkması sonunda, 30 Ekim 1918’de imzalanan Mondros Mütarekesi ile Türkçülük, Misak-ı Millî sınırlarına geri çekilmiştir. Mütareke döneminde gerçekle yüzleşen Türkçülerin bir kısmı, içinde bulundukları en olumsuz şartlarda bile dünyanın dört bir köşesine dağılmış soydaşlarını unutmamış ve Türkler arasında dil ve kültür birliğini amaçlayan Turan’dan vazgeçmemişlerdir.
Yazının devamını okumak için üye olun, abone üye için tıklayınız.
Türk Yurdu Ekim 2016
Türk Yurdu Ekim 2016
Ekim 2016 - Yıl 105 - Sayı 350

Basılı: 12 TL

E-Dergi: 5 TL

Sayının Makaleleri İncele